Dünya Ağrısı… Ayfer Tunç’un edebiyatımızdaki o sarsıcı, derin ve insanı kendi içine döndüren kalemiyle bir kez daha büyülenmiş durumdayım. Kitabı kelimenin tam anlamıyla aşırı beğendim ve bittiğinde
“ Kızdığımız zaman bağıran, konuşan biz değil, hırsımızdır. Nasıl sis içinde her şey olduğundan daha büyük görünüyorsa hırs içinde de suçlar büyüdükçe buyur. “
Yüreğim dalından düştü düşecek,
Çıplak bir ağaçta sanki tek yaprak.
Derken sen geldin bir sis içinden;
Serildi dürülüm, dolaşığım çözüldü.
Bir mavilik yayıldı etrafa gözlerinden,
Yalnızlığım çaresiz bir köşeye büzüldü.
14 Ağustos gecesi adanın en
bilinen olayı Panagiria yortusu için şehir meydanında bir eğlence vardı, belediye bir tezgah kurmuş, meşrubat, su ve şiş kebap dağıtıyor, tezgahın arkasında adanın sempatik belediye başkanı Pavlos Panagiris şef garsonluk yapıyor. Meydanda horon çekiliyor, papaz ise bir köşede. Herkes orada; Italyan Prensesi Ascania, adadaki birliğin albayı, yarbayı ve eşleri, öbür adalardan gelenler hepsi o çemberin içinde; çeşitli katmanlar el ele dans ediyorsa ve bedava içecek buldum diye Taksim Meydanı`na gelenler gibi cıvıtmıyorlarsa, bazı noktalar da elli yıl ileride olduklarını düşünmek gerekir. İnsanlar sadece monoton bir müzikle el ele tutușup horon oynamakla kalmadılar; bizim harmandalına, çiftetelliye benzeyen danslarını adanın okumuşu da balıkçısı da ortaya çıkıp mükemmel biçimde icra etti. Komșular kadını erkeği ile folklorlarını çok iyi yaşatıyorlar. Bizde kaybolan Karagöz de yașıyor. Karagiozis tıpkı bizim 18. asrın Karagözü gibi toplumsal ve siyasal bir tenkit aracı olarak devam ediyor. Bunu bizim de sürdürmemiz gerekirdi.
Horon çekenlerin arasına bir ara ben de katıldım. Demokrasi kültürü için çok ciddi kurumlar ve gelişmeler lazım ama hep bir arada edepsizlik yapmadan horon çekmeyi bilmek de gerekli bir âdet, o akşam bunu gözledim. Komşudaki kriz burada yok ama orada olan çevreyi koruma, yaşamayı bilme gibi bazı özellikler de yok.