10/10
·647 syf.··
2024 13. kitabı
güller ve dikenler sarayı serisinin 2. kitabıdır sis ve öfke sarayı. adından da anlayabileceğimiz gibi evrenin başka bir kapısını aralıyor bize. ilk kitapta okuduğumuz insan ve bahar diyarlarından sonra 3. bir yer olan gece sarayına ve diğer sarayların da neye benzediklerini az çok anlayabileceğimiz bir kitap. ana konu gelen bir savaş olduğu ve buna karşı cephenin oluşturularak güçlendirilmesi çabası. ama kim tarafından? beklentilerimizi ters köşe yaparak evreni çok güzel bir şekilde genişletmişler. yeni bir çok karakter ve yer giriyor hikayeye ve hiç biri de sadece yan karakter olarak kalmayacak kadar önemli kendi hikayeleri olan karakterler. bence bunu yazarken yazar, belirli bir hikaye ve tek ana karakter güçlü diğerleri önemsiz gibi göstererek ilerlemektense yan karakterlerin de hikayelerini güçlendirerek her şeyi tek başına başaran ana karakterden çıkarıp bir ekip işine çevirmiş ki bu kitabı sevmemdeki en önemli etken. amren, mor, cassian ve azrielin hikayeleri -özellikle mor- oldukça etkiledi beni. feyre-tamlin ve rhysand arasında üçlü bir aşk girdabına dönmesinden çok çekinmiştim kitabın ilk başlarında okurken ama rhys ile feyre'nin dinamiği gerçekten tamlin - feyre arasındaki dinamiğin üzerine geçti. ilk kitaptaki aşk vari duygular bu kitapta bana stockholm sendromu olduğu gibi bir izlenime kapılmama sebep oldu. çünkü tamlin her açıdan feyre'yi yanlız bırakıp sadece bir yan karakter olmaya zorladı ilk bölümde ki bu durumdan oldukça nefret ettim. rhys ile olan ilişkileri ise, daha güçlü daha denk ve saygılı gibi geldi. (bunu tabi yazarın büyük başarısı olarak görüyorum orası ayrı bir konu. ilk kitaptan başka bir noktaya evirtmek ve bunu bu kadar başarılı yapmak kesinlikle güçlü bir kalemin başarısı.) diğer yandan, siyasi oyunları oldukça güzel bir şekilde
Sis ve Öfke SarayıSarah J. Maas · Dex Yayınları · 20204,669 okunma
9/10
·392 syf.··
Beğendi
·
2026 34. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 16:35
“Kurallar kaldırıldığında,parametreler ortadan kalktığında,insanların neler yapabileceğine şaşarsın” Bugün size ‘vay canına arkadaş!’dedirtecek bir kitapla geldim. “Biri beni izliyordu. Beni dinliyordu. Beni gözetliyordu. Beni takip ediyordu.” Sydney Denik..Biyoloji bölümünde yüksek lisans öğrencisi.Üniversitede yaşadığı bir takım talihsiz olay sonucunda bursunu kaybetmesinin ardından şaşırtıcı bir kabul alır ünlü Madrona Vakfı’ndan.Son derece gizli bir kuruluş olan Madrona’da Alzheimer üzerinde çalışma süren ekibe katılmak için burs kazandığını öğrenir.Kabul edilmesi zor;hatta imkansız görünse de başarmıştı,bunu kaybetmeyi göze almayacaktı;çünkü gidecek başka bir yeri yoktu! Kendisi gibi başka öğrencilerle birlikte 16 hafta kalacağı Vancouver Adası’na gider.Adaya ayak bastığı andan itibaren gariplikler ortaya çıkar.Bazı öğrencilerin ‘sözde’ geri gönderilmeleri,hayvanlardaki tuhaf hal ve görünümler,mantarlar,gaipten gelen sesler,etrafta dolaşan ‘hayaletler’,ormanın sakladığı sırlar..Bunların hepsi gerçekten oluyor mu?Ya da orası tekinsiz bir yer mi?Belki de zaten DEHB’li olan Sydney’in aklı ona oyun oynuyordur ne dersiniz? Wes Kincaid..Dark romanlardan fırlayıp gelen tesisin yakışıklı beyin cerrahı ve stajyerlerin ‘zorunlu’psikoloğu.Daha ilk karşılaşmalarından itibaren Sydney ile aralarındaki çekim başta hoşuma gitse de,bu kadar kısa sürede gelişen büyük takıntı soru işaretlerine neden oldu(ki eklenen smut sahnelerden rahatsız olmasam da gerekli de bulmadım,hikayeye ne kattı ki?)diyordum ki sonları,tesis ve onlar hakkındaki tüm gerçekleri okuyana kadar.Sonunda soru işaretlerinden eser kalmadı,vay canına’lık kısmı işte tam da o noktada. Sydney’in doğru ve yanlışlarıyla verilmesi ve hatta sonunda ‘hangi kişi olmak istediğini seçmesi’ güzeldi.Betimlemeleri öyle
Ölümcül KonularKarina Halle · Nox Yayınları · 202555 okunma
Reklam
Puan vermedi·389 syf.··
2023 5. kitabı
Mihail Şolohov’un o devasa destanı Durgun Akardı Don’u 2021’de okumuştum,dört ciltten oluşan bu eseri elime aldığımda, sadece bir savaş ya da tarih romanı okuyacağımı sanmıştım. Ama sayfaları çevirdikçe kendimi öyle bir atmosferin içinde buldum ki, roman bitse de ben o topraklardan hala çıkamadım. Şolohov okumak, sadece satırları takip etmek değil; Don Irmağı’nın serin kokusunu içine çekmek, o küçük Kazak köyünün tozlu yollarında yürümek demekmiş meğer. Kitapta beni en çok büyüleyen şey, Şolohov’un o muhteşem, adeta canlıymış gibi hissettiren betimlemeleri oldu. Don Irmağı romanın sadece geçtiği yer değil, kendi başına yaşayan, bazen hırçınlaşan bazen de adeta bir insan gibi suskunlaşan bir karakter. Yazar o köy hayatını, bozkırın rüzgarını, nehrin üzerindeki sis bulutlarını öyle bir anlatıyor ki, gözlerinizi kapattığınızda kendinizi o coğrafyanın tam ortasında buluveriyorsunuz. Ve tabii ki Aksinya... Romanın her satırında kalbimi ayrı sızlatan, edebiyat dünyasının en güçlü ve en hırpalanmış kadınlarından biri. Şolohov, Aksinya’yı anlatırken kelimelerle adeta bir tablo çiziyor. Onun o asi, dalgalı siyah saçlarını, insanın içine işleyen kara gözlerini ve endamını okurken, sadece fiziksel bir güzellik görmüyorsunuz; o güzelliğin arkasındaki vahşi ama bir o kadar da kırılgan ruhu hissediyorsunuz. Attığı her adımda toprakta iz bırakan o dolgun bacakları, güneşte parlayan teni, aslında onun doğaya ve hayata ne kadar sıkı sıkıya bağlı olduğunun birer resmi gibi. Aksinya, o durgun akan nehrin altındaki gizli girdaplar gibi; ne kadar baskılanırsa baskılansın, içindeki o tutkulu nehir hep gürül gürül akmaya devam ediyor. Büyük olaylara, savaşın o yıkıcı rüzgarlarına girmeden, sadece insanı ve doğayı bu kadar içeriden hissettirebilen çok az eser vardır herhalde. Durgun Don, bana
Ve Durgun Akardı Don - 1. CiltMihail Şolohov · Evrensel Basım Yayın · 20151,633 okunma
Puan vermedi·200 syf.··
2026 25. kitabı
Antarktika, Claire Keegan’ın o tanıdık sessizliğiyle ilerleyen ama her öyküsü aynı ölçüde iz bırakmayan bir kitap oldu benim için. On beş öykünün içinde beni gerçekten içine çekenler de vardı, okuduktan kısa süre sonra zihnimden silinip gidenler de. Keegan yine çok sade, çok yalın yazıyor birkaç cümleyle bile büyük bir boşluk hissi yaratabiliyor. Öykülerin çoğunda romantik ilişkiler, birbirine ulaşamayan insanlar, yarım kalmış bağlar, yas ve yalnızlık hissi var. Özellikle kitaba adını veren “Antarktika” öyküsü bence kitabın en güçlü metniydi. Bazı öyküler çok sinematografik ve güçlü imgelerle örülü olsa da birkaç tanesi birbirinin yankısı gibi hissettirdi bana. Aynı duygusal ton tekrar ettikçe metinler kafamda ayrışmamaya başladı. Belki de bu yüzden novellaları kadar derin işlemedi içime. Yine de Claire Keegan’ın yazarlığında çok özel bir taraf var çünkü büyük olaylar anlatmıyor, insanın içinde sessizce büyüyen boşlukları anlatıyor. Ve bunu öyle sakin yapıyor ki kitabı bitirdiğinde büyük bir çarpılma yaşamıyorsun ama geriye tuhaf bir soğukluk kalıyor. Bazı öyküler uzun süre seninle kalıyor, bazılarıysa bir sis gibi dağılıp gidiyor. Belki de kitabın ruhu tam olarak bu zaten...
AntartikaClaire Keegan · Jaguar Kitap · 202679 okunma
Kan ma sakın
9/10
·496 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 22:26
Neye kanmayalım? Van helsing ve arkadaşlarının iyi olduğuna kanmamalısın okurken. Onların kötülük dediği şey tamamen farklı ve bambaşka bir yaşam formunun doğası gereğiydi. Drakula hayatta kalmak için insan kanı ile beslenmek zorundaydı. İnsanlardan saklanıyordu evet çünkü kendisini açık ettiği zaman insanların onu yok edeceğini biliyordu empati yapan her insan drakula gibi davranıp hareket edeceğini gayet iyi bilir. Doğası gereği bir aslanı kötü saymıyorsan drakulayı da kötü bir karakter olarak sayamayız. Aksine insanlar bu hayatta kalma mücadelesi veren varlığı diğer bütün varlıklar gibi yok etme eğilimindedir. Çünkü homo sapiens istilacı bir türdür. Günümüzde olduğu gibi dünyadaki bütün yaşam formlarını hızla yok etmekteyiz. Kitabın hemen başlarında Drakula Alman bir şairin şiirinden alıntı yapar "Denn die totden reiten schnell" bu ölüler hızlı sürer anlamına geliyor, ölümün kaçınılmazlığını ve yaşamın zamana kaçınılmaz olarak yenik düştüğünü simgeliyor. Kitabın sonunda da drakulanın hızlı bir şekilde uzun soluklu kaçması ve sonunda ölmesi kitabın başı ve sonu hakkında harika bir köprü kuruyor bu söz ile birlikte. Kitabın başından beri ve genelinde vurgulanan batıl inançlara ön yargı geliyor. Günümüzde bulunan merdiven altından geçme falan gibi şeyler yani. Burada yazar Bram Stoker insanların ön yargısını sunuyor ve kitabın bir kısmında da anlatmak istediği batıl inanç olmasa bile insanlar kafalarındaki eski inandıkları bilgiyi daha sağlam ve güvenilir bir bilgi olmasına rağmen ona her zaman şüpheyle yaklaşmasıdır. Zamanında Albert Einstein Isaac Newton'un dünyada kabul görmüş zaman mutlaktır ilkesini yıkıp zaman görecelidir dediği zaman dönemin aydın bilim insanları bile buna şüpheyle yaklaşmış. Aynı bizlerin de günümüzdeki batıl inançlara ya da batıl inancı olanların modern
Edebiyat
DrakulaBram Stoker · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20236,3bin okunma
rhysand yanı ne dıyebılırım ki...senı okudugum gunlerı özledım:(
10/10
·552 syf.··
2021 8. kitabı
oncelıkle bu kıtap bu cok kişinin oldugu gibi benimde serıdekı favorı kitabım. bu kıtapla beraber aslında esas erkegı, asıl olayları ogrenıp konu ve karakterler daha da derınlesıyor cok ama cok keyıfle okumustum. feyre ve rhysand best couple sizi ayrı dusunemıyorum ama rhysand benım yanımada cok yakısırdı :D <3
Sis ve Öfke SarayıSarah J. Maas · Dex Yayınları · 20204,669 okunma
Reklam
Reklam