Kitabın kapağını kapattım ve bu haz bu kadar taze iken yorumunu sizinle paylaşmak istedim.
İçerisinde 17 öykü yer alan kitabın her öyküsünü çok beğendim.
Öykülerin konuları ve vurucu sonları gerçekten çok etkileyiciydi.
Yazarın kalemi ise bana aşırı ustaca geldi. İlk kitabı olduğunu bilmesem asla ilk kitap diyemezdim. Çünkü öyle ahenkli bir dili, öyle güzel bir melodisi var ki kelimelerinin, şiir okur gibi okudum. Duygularını okura olduğu gibi geçirebilmeyi başaran yazarlardan.
Çok çok sevdiğim bu kitabı mutlaka okumanızı tavsiye ederim
Yazarımızın da kalemine sağlık, heyecanla yeni kitaplarını bekliyor olacağım
Öykülerin anlatımına geçmeden önce yazar hakkında biraz bilgi vermek isterim.Herseyden önce öyküleri bol ödüllü bir yazar olduğunu belirtmeliyim.Kitapta yer alan Geride Kalan oykusu2.Berlin Gökkuşağı yayınevi yarışmasında 2.lik, Bitmeyen Senfoni isimli öyküsü Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Çağdaş Kalemler Öykü Yarışmasında 2.lik, Köse öyküsüyle 2020 yılın yazarı Fakir Baykurt Öykü Yarışmasında 1. Mansiyon ödülü.
Kitapta yer alan İjala ' nin Şarkısı, Emanet, Köse,7Nokta1, Dilsiz Uşak,Onuncu Ay öykülerinden çok etkilendim.
Emanet;Herkesin başı bağlı,Zehra ' nin ayağı.
Ahhh... Köse ahhh...ne yaptın sen olacak şey mi söylediklerin olmayacağını sen de biliyorsun da gururuna yediremedin de oracıkta nasıl da uyduruverdin o sözleri...
Ya Dilsiz Uşak!Sahip olduğum hayatın başrolünü hiç oynamadigimi uzaktan bakınca daha iyi anlıyorum
Öğretmenimiz mesleğinin hakkını güzel öyküleriyle fazlasıyla vermiş.Okumanizi öneririm.
Ayla Burçin Kahraman, İthaki Yayınlarından çıkan ilk kitabı Onuncu Ay’da okura on yedi öykü ile sesleniyor. Bu öykülerde edebiyatın büyüsü, belki çok uzak belki de çok yakınımızda olan ama göremediğimiz olaylar ekseninde, canlı bir gerçeklikle önümüze seriliyor.
Thomass Mann “Son ve başlangıç; ikisi birbirine karıştırılabilir, o kadar benzeşiyorlar. İnsan çiğdemin görüntüsüne bakıp sonbahara geri gittiğini düşünebilir ve veda çiçeğini görüp ilkbahar geldi sanabilir.” diyor Aldatan Kadın’da. Onuncu Ay da her sonun yeni bir başlangıca kapı açtığı bu iç içe geçmişliği hissettiren öyküler sunuyor okura. Yazar, kelime oyunları yapmadan, okuru gereksiz ayrıntılara boğmadan kuruyor sahnelerini ve bu sahnelerde mutlaka tanıdık bir karakter, nesne, koku, ses veya his çıkıyor karşımıza. Yazar bu aşinalığı okuru rahatsız etmeden, ne çok dışarıda bırakarak ne de çok içeride tutarak, okura bildiği bir yeri yeniden keşfetmenin vereceği heyecanı hissettirerek sunuyor.
“Ne yapsa olmuyordu. Sabah akşam harladığı sobaya rağmen buz tutmuş ruhu ısınmıyordu.” (s. 11)
"Gaip" isimli öyküde ana karakterin kurduğu bu cümle, ateşi arttıkça insanı buz kestiren bir gizemi barındırıyor içinde. İnsanın bitmek bilmeyen çabası karşında yüz yüze geldiği çaresizliği Hurinur aracılığıyla bir kez daha karşımıza çıkarıyor. Sobaya atılan odunlar ne kadar çok, ateş ne kadar harlı olursa olsun ruhumuzun kuytularında üstünü örtmek istediklerimiz üşütüyor bizi en çok.
Öykünün beklenmedik finalinde ise görülenin, bilinenin, duyulanın gerçekliğini sorgularken buluyoruz kendimizi.
On yedi öykünün merkezinde yer alan gördüğümüz ve gerçekte olan arasındaki farklılık bazen bir karar anı bazen de geçmişe dair bir fotoğraf karesiyle karşımıza çıkıyor. Yaşamın
Bol ödüllü bir kitap Onuncu Ay.
17 öyküden oluşmaktadır.119 sayfa.
İthaki yayinlarından çıkmış kitabın yazarı öğretmen.
Çeşitli me ralarda da eserlerinden tanıdığımız Ayla Burçin Kahraman'ın öyküleri hem oluşumu,hem de izleksel zenginliği açısından yer ve mekana önem verilmiş. Öykülerinde besleyeci kaynak olarak hayatı gorüyorum. Tanıdık yüzleri.
Okuma yordamına tat getirmiş hikâyeler.
Bu da okuyucunun ufkunu açıpimgelemini katmanlaştırmıştır.
Kitabın tanıtım kapağından aldığım notlar:
Istaka sesleri, çeperi yosunlu kuyular,gül kokusuyla günahları dökülen mevtalar, senfonisini kafasında taşıyanlar, hasret ile çalınan klarnetler, yük haline gelen emanetler, bitmeyen öyküler,beklenmedik sonlar... İlk öykü kitabı Onuncu ay ile okura merhaba diyen Ayla Burçin Kahraman, insanı anlamayı en az anlatmak kadar ciddiye alıyor perdeleri aralayan gizleri dedikleyen hakikatlere uzanan öykülerini titiz bir dille okura sunuyor...
Satırların altını çizdim:)
Sinek kadar eri olanın dünya kadar feri olur. (s.13)
... duyacağı her sözcüğe Umut yüklemeye hazır (s.17 )
...senaryosu kulağına daha önce fısıldamış bir filmin son sahnesini izlemiş olmanın rahatlığı vardı üzerinde. Kendi yarattığı hayal dünyasından gerçek dünyaya dönmenin hafifliği (s.32)
Mükemmel bir roman olmayan hayatımın sebepsizliği içimi sonuçsuzluğu göğsümü daraltıyor (s.91) Ayla Burçin Kahraman
Geldi yaz ayları, gevşedi okuma yayları halet-i ruhiyem sebebiyle, yavaş fakat çok severek okuduğum çiçek gibi, missler gibi bir öykü kitabının sonuna geldim. Onuncu Ay yine yakın zamanda tanışma fırsatı bulduğum bir yazarın, Sevgili Ayla Burçin Kahraman ın ilk öykü kitabı. Birinin güzelliğini anlatırken, ötekinin boynunu bükerim diyeceğim 17 kısa öyküden oluşuyor. Kendinin de söylemiyle öyküleri yazarken toplumsal değerleri eleştirmek, iğnelemek, çözüm sunmak, fikir beyan etmek gibi bir yöntem kullanmadan sadece yazmış, evet evet öylece yazmış :) Öykülerin bir çoğu “vaay be” li sonlarla bitirilmiş, itiraf etmeliyim ki okuduğum çoğu öykü de daha giriş kısmında sonucun nereye bağlanacağını iyi kötü tahmin ederim, Onuncu Ay alışık olduğumun aksine ters köşeli sonlarla süslü. Özellikle Annemin babası ve Tuhaf bir hikaye başlıklı öyküler bu anlamda çok çok başarılı, yazar öyle bir anda kalem oynatıyor ki, okuyucu kafasında alternatif sonlar peşindeyken, akıla hiç gelmeyecek karakterler, akıl ermeyecek işler yapıyorlar :) Onuncu Ay “çok sevilenler” listesine eklendi. Şiddetle tavsiye ettiğimizi de ilan edip, keyifli ve verimli okumaklar dileriz efenim :)
Eşi tarafından aldatılan bir kadının ayrılık sürecinde hamile olduğunu öğrenmesiyle başlıyor öykü. Kadın olarak mücadele edilen başlıklara bir yenisini ekliyor Kahraman bu hikâyeyle. Kimi ayrılıklarda eşi görmeye bile tahammül kalmamışken, bazı noktalarda yaşamına dâhil etmek zorunda bırakılmanın acısını deşiyor zihnimizde.
Onuncu Ay birbirinden kıymetli 17 öyküden oluşuyor. Yazarımızın ilk öykü kitabı olmasına rağmen kurgular, olay örgüsü, akıcılık o kadar iyi ki bir çırpıda okutabiliyor kendini.
Yazarımız insanları anlamayı anlatmak kadar ciddiye alıyor diyor arka kapakta. Kitabın içerisinde ye alan öyküleri okudukça ne demek istediklerini çok iyi anladım. Hakikaten anlamak çok kıymetli. Anlaşılamamaktan kırılıyor insanlar. O yüzden anlamak, insanı anlamak çok kıymetli.
Eserin içerisindeki öyküleri okuyunca birinin hayatını ağzından dinliyor gibi bir hisse kapılıyorsunuz. Hayatın içinden öyküler sizi alıp yaşanmışlıklarınıza doğru sürüklüyor. Yazarımız öykülerinde okurunu şaşıran sonlar hazırlamış. Sonunu tahmin ettiğinizi sanırken hiç ummadığınız bir son bekliyor sizi. Haya gibi birazda. Görünenin ötesinde görünmeyen sonlar. Hiçbir şeyin bakıldığında anlaşılamayacağını okuyorsunuz aslında.
Öykülerin hepsi çok kıymetli ama eni derinden etkileyen birkaç tane öykünün adını bırakayım; “İjala’nın Paşası”, “Gül Açımında”, “Bitmeyen Senfoni”, “Dilsiz Uşak”, “Ruj Lekesi”, “Annemin Babası”
Bu öyküleri dönüp yeniden okudum. Sonra gördüğümüz şeyler bazen çok derin yaraların kabukları olabiliyormuş onu anladım. Farkına varmadan kanayan o yaralar zaman geçse de unutulmuyor.
Keyif alarak okuyacağınız, akıcı bir o kadar düşündüren öyküler, kendinizden izler bulabileceğiniz hayalar sizleri bekliyor. Ayrıca unutmadan eserin içerisinde çeşitli yerlerden ödüller almış öyküler de mevcut.
*söylemek istediklerimi sustuklarımın içine saklıyorum. (79)
*insan denen varlığın, koca bir ömrü ertelemelerle nasıl ziyan ettiğini düşünüyorum. (82)
*son günlerinin kısır döngüsüydü bu. Kaçmak için uyumak, uyumak için kaçmak. (85)
*kiminin hayatı, izleyenleri tatmin eden bir sonuca bağlanmıştı mükemmel bir roman gibi.
İnsanı etkileyen "ah be" , "vay be" dedirten kitaplar okumalıyız. Okuduğumuz kitaplar bizi derinden sarsıp uyandırmıyorsa neye yarar ki okumak ....
.
Harika bir yazarın ilk kitabı. Heyecan ile beklediğim (iki gözümün çiçeği) kitabım sonunda ellerimde . Şuan nasıl bir mutluluk içerisindeyim anlatamam . İçine birazcık bakma fırsatım oldu. Çok çok etkileyici öyküler var.
Minik minik öykülerden oluşan keyifli zaman geçirmelik, kafa boşaltabileceğiniz harika bir ara kitabı, tavsiye ederim. Yazarın dili, öykülerin akıcılığı harikaydı
Kitabın ilk öyküsü "Gaip"i beğendim. Onun dışında kurgusu aklımda yer eden, etkilendiğim herhangi bir hikayesi yok. Kurduğu dil kendini tekrar ediyor sürekli. Hikaye kitaplarında değişken bir üslup olması gerektiğine inanırım. Ancak yazarda bunu göremedim. Birinci tekil anlatıcı, şimdiki zamanla çekimlenmiş fiiller... Neredeyse her hikayede aynı. Roman olsa sabit, oturmuş bir üslup rahatsız etmeyebilir ancak hikayelerde beni rahatsız eden bir durum bu. Dili sade, yormuyor. Cümleleri anlaşılır. Kötü bir kitap değil, ancak iyi, başarılı da diyemem...
1979 Hatay/Antakya doğumlu. Ankara’da yaşıyor. Türkçe öğretmenliği yapıyor. Öyküleri; Varlık, Notos, Öykü Gazetesi, HeceÖykü, Lacivert, KafkaOkur, KE, Sinedebiyat, Ecinniler gibi dergilerde yayımlandı. Geride Kalan isimli öyküsü 2.Berlin Gökkuşağı Yayınevi Öykü Yarışması’nda 2.’lik, Bitmeyen Senfoni isimli öyküsü Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Çağdaş Kalemler Öykü Yarışması’nda 2.’lik, Köse isimli öyküsü 2020 Yılın Yazarı Fakir Baykurt Öykü Yarışması’nda 1. mansiyon ödülüne lâyık görüldü. Onuncu Ay isimli öyküsüyle 2019 Yılın Yazarı Nezihe Meriç Öykü Yarışması, Kayıp adlı öyküsüyle Edremit Kent Konseyi Kadın Meclisi Öykü Yarışması, Yedi Nokta Bir adlı öyküsüyle Çukurova Öykü Yarışması, Gül Açımında adlı öyküsüyle Çarşamba Belediyesi Öykü Yarışması seçkilerinde yer aldı.