Giriş Yap

Robert Louis Stevenson

Yazar
7.9
7,6bin Kişi
Unvan
Roman Yazarı, Şair
Doğum
Edinburgh, İskoçya,, 13 Kasım 1850
Ölüm
Vailima, Samoa, 3 Aralık 1894
Yaşamı
Çocukluğu Robert Louis Stevenson, 13 Kasım 1850 günü Edinburgh'da Thomas ve Margaret Stevenson'ın tek çocuğu olarak dünyaya geldi. Çocukluğunda onu hayatı boyunca bırakmayacak olan bir hastalık geçirmiştir (tüberküloz olduğu düşünülmektedir.) Sağlık durumundan dolayı okula devam edememiş, evde özel öğretmenler tarafından eğitilmişti. Öğrenim yılları Babası Thomas'ın 17 yaşındaki oğlunu Edinburgh Üniversitesi'ne kaydettirdikten sonra ailesiyle arasında anlaşmazlıklar ortaya çıktı. Üniversite hayatına başlamasıyla Stevenson 1870lerden çok 1970lere yaraşan bohem bir hayat tarzı benimsedi. Ailesinin dini inançlarını reddetti, evli kadınlarla ve hayat kadınlarıyla ilişkiler kurdu. Stevenson üniversite de hastalıklı ve romantik bir genç olarak hocalarının dikkatini çekse de derslerine pek önem vermiyordu. Zamanını Edinburgh sosyetesinin içinde geçirdi, Montaigne, William Hazlitt ve Daniel Defoe'yu taklit etmeye çalıştı. Babası oğlunun nesillerden beri Stevenson ailesinin mesleği olan mühendisliği sürdürmesini istiyordu, ancak Louis Stevenson hukuk okumayı tercih etti. 1875'de sınavını geçerek diplomasını alsa da mesleğini yapmadı. Diplomasını aldıktan sonra Avrupa'yı gezmeye karar verdi. Amacı, sağlığı için elverişli bir yer bulmaktı. Bu arada yazmaya devam etti... İlk eserleri ve evliliği Fransa'dayken Oise nehrinde yaptığı bir gezi ona "Bir İç Gezi" (An Inland Voyage) (1870) adlı eserini yazması için ilham vermişti. Aynı zamanda burada kendisinden on yaş büyük Fanny Van de Grift Osbourne adlı evli ve iki çocuk annesi Amerikalı bir kadınla aşk yaşar. Fanny Kaliforniya'ya döndüğünde arkasında depresyonda ve yıkılmış bir Stevenson bırakmıştı. Stevenson, Fransa'nın dağlık ve kırsal kesiminde bir seyahate çıktı ve burada yaşadıklarını hikâyeleyerek "Bir Eşekle Seyahat" (Travels with a Donkey in the Cévennes) adlı kitabında anlattı (1878). Ailesi, onun bu yaptıklarını bir zaman kaybı olarak değerlendirse de aslında yazı stilini geliştirmek ve yaşam bilgisini arttırmak için uğraş vermekteydi. 1879 Ağustos'unda Kaliforniya'ya Fanny Osbourne'u görmeye gitti. New York'tan Kaliforniya'ya trenle seyahat etmesi onu çok yıpratmıştı, akciğerindeki bir enfeksiyon onu ölümün eşiğine getirdi, kendisine yardımcı olan çiftlik sahipleri tarafından iyileştirildi ve Fanny'nin yaşadığı San Fransisco şehrine devam etti. San Fransisco'da çok zor şartlar altında parasız günler geçirdikten sonra tekrar sağlığı bozulduğunda eşinden boşanmış olan Fanny onunla ilgilendi ve iyileştirdi. Çift 1880'de evlendi ve bilikte Edinburgh'a döndüler. Bundan sonraki dört yılda Stevenson'un sağlığı el verdiğince Güney Fransa ve İsviçre'de gezdi. Bu dönemde en bilinen eserlerini yazdı. Define Adası Stevenson üvey oğlu Llyod Osbourne ile yaptığı bir haritadan aldığı ilhamla ünlü eseri Define Adası (Treasure Island)'nı yazdı. Oğlunun "bir harita, bir define ve terkedilmi bir gemiyle ilgili olsun, içinde kadın olmasın" şeklinde kitabı kendisine ısmarladığı için kitapta kadınlara yer verilmediği söylenir. Eser 1881-1882 yıllarında bir çocuk dergisinde dizi olarak yayımlanmış, 1883 yılında kitap olarak basılmıştır. Tropikal adalarda "x" işaretli hazine haritalarıyla hazine arayan eli kancalı-omzu papağanlı olarak canlandırlan korsan kavramının yaygınlaşmasında bu kitabın çok rolü olmuştur. Bournemouth Güney Fransa'da gezerlerken Stevenson'ın tekrar hastalanması üzerine eşi ve üvey oğlu ile birlikte tekrar İngiltere'ye döndüler ve İngiltere'nin güneyinde Bournemouth'a yerleştiler (1884). Yaşadıkları yere, Skerryvore adını vermişlerdi. Skerryvıre, Stevonson'un amcası Alan Stevenson'un büyük güçlerle inşa ettiği İskoçya'nın en uzun deniz feneri olan yapının adıydı. Stevenson dönemimin bir çok ünlü edebiyatçısıyla yakın arkadaştı. Leslie Stephen, W. E. Henley, Edmund Gosse ve Henry James gibi isimlerle Bournemouth'da oldukça fazla vakit geçirdiği bilinmektedir. Stevenson bu dönemde ünlü tarihi romanı "Kaçırılan Çocuk" (Kidnapped) ve "Dr Jekyll ve Mr Hyde" (The Strange Case of Dr Jekyll and Mr Hyde) adlı eserlerini (1886) yayınladı. Seyahatler 1887 Mayıs'ında babasının ölümünden sonra doktorunun tamamen değişik bir iklime gitmesi tavsiyesi üzerine annesi, eşi ve üvey oğlunu alarak Amerika'ya gitti. New York'da ünlü bir yazar olarak karşılandı ancak yönünü Batı'ya çevirerek yolculuğuna devam etti. "Anılar ve Portreler" (Memories and Portraits) adlı eserini bu dönemde kaleme aldı. 1888'de Stevenson bir yat satın aldı ve San Fransisco'dan Güney Kıyılara doğru yola çıktı. Samoa'ya gelmeden önce Markiz Adaları, Tahiti, Honolulu, Gilbert Adaları duraklarından birkaçıdır.Aynı yılKara Ok isimli tarihi macera romanında Güller Savaşı'nı anlattı. Bu arada The Master of Ballantrae 1889'da yayımlandı. Aynı yıl Ekvator'da ikinci bir yolculuk yaptı ve üvey oğlu Lloyd da kendisine eşlik etti. Samoa'da mücadele ve son yılları Stevenson cüzzamlı hastaların karantina altında yaşadığı Molokai'de(Hawai Adaları'ndan birisi), Peder Damien'in misyonerlik ettiği bir koloniyi incelemek için ziyaret etti. Bir akciğer kanaması onu Samoa'da durmaya zorlayana kadar Doğu Pasifik'te dolandı. "Güney Kıyılarında" (In the South Seas) ve "Peder Damien" (Father Damien) adlı eserleri 1890'da yayımlandı. Seyahat edemez olunca Samoda'da bir arazi aldı ve yerleşti. Yerli dilme Masalcı anlamına gelen Tusitala ismini benimsedi ve yerel siyasete bulaştı. 1892'de güçlü Batı devletlerine karşı Samoa haklarını korumak için bir kampanya başlattı ve "A Footnote to History: Eight Years of Trouble in Samoa" adlı eserini yayımladı. 1893'te Samoalı bir kabile şefini destekleyince isyancı ilan edilmiş ve Samoa'dan atılmanın eşiğine gelmiştir. Sağlığının bir daha İskoçya'ya dönmesine olanak vermeyeceğini bildiği için bu dönemde ülkesini oldukça özler. Aynı yıl, "Kaçırılmış Çocuk" (Kidnapped) adlı eserine bir devam kitabı olan "Catriona"yı yazar. 1894'te Samoa'ya barış gelir, Stevenson bir kahraman ilan edilir, "The Ebb-Tide" yayımlanır ve "Weir of Hermiston" adlı eseri üzerinde çalışırken 3 Aralık 1894 günü 44 yaşında beyin kanamasından hayatını kaybeder. Samoa'daki Vaea Tepesine gömülmüştür.

İncelemeler

Tümünü Gör
104 syf.
Kötü müsünüz? Soru biraz sert oldu..
İyi rolünün hakkını verir misiniz? :) Sorunun düzeltilmiş hali bu.. Kötülük probleminden bahsedeceğim biraz, evet evet tüm çağların en baş problemi olan kötülükten bahsediyorum.. Hani şu insanların üzerine kocaman bir 'değer dünyası' inşa ettikleri kötülükten.. Ne dünya ama! :) İnsan sormadan edemiyor, yarattığımız değer yargısı mıdır 'kötü' olan yoksa hakikaten şöyle dışarı baktığımızda öylece karşımızda durur mu kötülük? Peki ya 'iyi' nedir? Hani şu herkesin öve öve bitiremediği, üzerine methiyeler düzdüğü; tevazulu, merhametli, anlayışlı, kıymet bilir, dürüst, cesur, akıllı, 'hatta güzel' sıfatlarını yüklediği iyiden bahsediyorum. Bu sıfatlar olmadığı zaman bir insanda, burun çevirdiğimiz iyi'den bahsediyorum. Hepimiz yer yer bu 'iyi' maskelerini takmaz mıyız? Kısmen bir diyalektik aslında ve biz tüm bu değer yargılarını, tüm sınıflandırmaları iki sözcük üzerinden karakterimize yüklüyoruz, iki sözcükle yaşam kuruyoruz. Bu bizi ikiye bölmüyor mu? Kendinizi hiç bölünmüş hissetmiyor musunuz? Ya da çoğu zaman toplumun onaylamadığı bir davranışı, 'kötü'yü içinizde yaşatmıyor musunuz? Hadi ama kaçamak cevapların vakti değil, hangimiz birini ölesiye dövmek istemedi? Ya da hangimiz istediğinde ulaşamadığı bir şeyler için 'koşullar olsaydı da ulaşsaydım' diyerek koşullara lanet okumadı? Bir dakika, bu soruya hayır diyecekleri kınıyorum ama :D hangimiz sınav sorularını rüyasında görüp de tam not almak istemedi? Ah tamam ben de biliyorum herkes rüyasında görse rekabetin, kazanmanın bir anlamı kalmayacak ama herkesten 'bana ne..' Tam da bu noktada işte 'kötü' kavramı girdi hayatımıza. 'Bana ne' :) güzel bir cevaptır, ekseriyetle güzel bir öğüttür bu iki kelime. Egoizmin hoş bir yansıtılışıdır. Lakin bazen hoş olmuyor, hatta ölümlere sebebiyet veriyor. Başkasının ölümü bizi etkiler mi? Ben etkiler diyenlerdenim, evet dehşet pragmatist (faydacı :D) bir insanım (kim değil ki?) fakat yine de başkasının ölümü, kavgası, sıkıntısı, üzüntüsü beni de etkiliyor. Bunlardan harika bir insan olduğum için etkilenmiyorum elbette, bunlarla ilgilenmediğim zaman kendimi kötü hissediyorum. Aslında eylemim yine bana dönük, fakat ben buna 'iyilik maskesi' takıyorum o kadar. Ha bir de duyarsız olanlar var ki, onlar iyilik maskesini bile çift taraflı kullanıyor, onlar ne iyi olmayı ne de kötü olmayı becerebilenler.. “Tanrı'nın dahi kurtaramayacağı ruhlar vardır; dizlerinin üzerine de çökse, onlar için dua da etse.” Der Cioran, ben ne iyi ne kötü olmayı becerebilenleri böyle görüyorum nedense.. Pekala size tüm bu değer yargılarıyla ilgili kötü bir haberim var? Beslediğiniz kedi, büyüttüğünüz çiçek, böbreğinizi verdiğiniz teyzeniz, hayatınızı feda ettiğiniz eşiniz, o okusun diye çalıştığınız kızınız, sizler için yalnızca bir tatmin nesnesi. Ciddi bir iddia farkındayım, hemen kılıçlar çekilmeden önce belirteyim, insanda istekler durmadan yarışır der Schopenhauer, yani varsayalım kavgalı olduğunuz birini öldürmekle onunla görüşmeme isteği durmadan bir yarış halinde, Schopenhauer der ki; ''Baskın olan isteğin hangisiyse şekerim (kurtlar vadisi etkisi :D) onun etkisiyle hareket edersin, çünkü baskın olan isteğin etkisinin avantajı daha fazladır.'' Örnekleyelim: Öldürdüğünüz zaman, hapis cezası, isim lekelenmesi, özgürlüğe kısıtlılık getirisi vardır. Görüşmediğiniz zaman ise, bu dezavantajların hiçbirisi size uğramaz. Siz dolayısıyla iyi biri olduğunuz için değil size getirisi fazla olduğu için öldürmezsiniz karşı tarafı. Ya da beslediğiniz evcil hayvan, size iyi hissettirir. Şimdi birisi çıkıp şey diyebilir; ''Ben o hayvan için çok fedakarlık yaptım (eski sevgilinin dedikodusu gibi bir cümle ama :D), onun için uykusuz kaldım, ulan kendim yemedim ona yedirdim, ona bir şey oldu benim canım koptu vs.'' Peki neden o 'iyi' olsun diye kendinden bu kadar verdin? Çünkü bu kadar verdiğin fedakarlık sana tatmin duygusu olarak dönecekti. Ayrıca tüm bu verme süreci olmadığında evcil hayvanının gireceği her türlü sıkıntı seni rahatsız edecekti. İşte yine istekler savaştı ve senin baskın isteğin fedakarlıktı. Tatmin olmaktan rahatsızlık duymak ya da bunu salt iyilik olarak görmek saçma.. Sen bunu zaten bilinçli yapmıyorsun ki, klasik doğa kuramı, veriyorsun ve alıyorsun ama enteresan ki doğada bir tek insan buna 'iyilik' ya da 'kötülük' diyor. Aklımız sağ olsun, her şeyi kılıfına uyduruyoruz. Oysa bu dünyada ne salt iyilik ne salt kötülük var, ortaya gelmiş çoban salata gibiyiz hepimiz.. :D Friends dizisinde Joey'nin güzel bir repliği var; ''Bencilce olmayan iyilik yoktur, üzgünüm.'' En az kötülük kadar iyilik de bencilcedir, sadece karşı tarafa zarar vermeden bize haz verir. Bu nedenle kötü görmeyiz. Pekala aslında bu konu çok uzun bir konu, üzerine insanlar tezler yazıyor, kitaplar yazıp sistemler parçalıyor falan ama, işin aslı basit aslında, yarattığımız simülasyonun esirleriyiz. Peki kitap ne anlatıyor? :D Evet bu bir kitap incelemesiydi :) Kitap tüm bu değindiğim konuları içeriyor aslında, bir insanın ruhunda barındırdığı iyiliği ve kötülüğü bedensel olarak da ikiye bölüşünü anlatıyor. Dr. Jekyll doğduğu andan beri içindeki kötülüğü (arzuları-istekleri) sürekli olarak bastırmış olan bir insan, hep dışarıya 'iyi' (arzu ve isteklerini bastırmış bir fedakar insan rolünde) görünmüş fakat bir noktadan sonra doktor oluşunu, yaşamını şekillendirmek için kullanmaya karar vermiş birisi.. Ruhunda nasıl iki vahşi istek varsa, (iyi biri olma ve kötü biri olma) bu isteklerini bedensel olarak da bölmeye karar veriyor.. Geceleri kötülük, gündüzleri ise iyilik maskesini takınacak iki beden inşa ediyor. Böylelikle toplumla çatışmayacak ama arzularına hayır demeyecek.. Toplum insanları arzu ve istekleriyle birbirlerine zarar vermesinler diye o kadar bastırıyor ki, ortaya şizofrenikleşmiş insanlar çıkıyor. Duyguları parçalanmış, kimlikleri çoklaşıp kimisi kaybolmuş insanlar antidepresanlarla, yüzlerinde sahte gülümsemelerle, sahte yaşamlarla hayat sürdürüyorlar. Kitap açıkçası ilk başlarda çok tek düze gidiyor, sanırım son kısımları özellikle benim ilgimi çekti. Yazar bir insanın içindeki değer yargılarıyla dışındaki değer yargıları arasındaki çatışmasını çok net yansıtmıştı. Özellikle ''İyi ve kötü nedir?'' soruları baskındı.. Bu sorular çok derin fakat emin olduğum bir şey var ki insan, bu ikisi arasındaki bir mengenede kapalı kalmış özgürlük yanılgasındaki akıllı hayvandır. ''İnsan gerçekte bir değil, iki kişidir.'' Diyor Dr. Jekyll mektubunda, tam da bu mengeneden bahsederken.. Siz kaç kişisiniz? Öğretilmişlikleriniz, kodlanmışlıklarınız dışında sahip olduğunuz kişilikleriniz nerede saklanıyor? Ortaya çıkarmaktan korktuğunuz bazı yanlarınız ya sizi siz yapan şeylerse? İnsan hakikaten nedir? Çoban salata olmak dışında? İnsanın ne olduğuna dair pek çok görüş var, hatta birkaç satır üstte ben bile birkaç tanım yaptım.. Ama Nietzsche sonuca dayalı bir çıkarımda bulunur insanla ilgili.. ''İnsan, bir an önce kargaşasını, kendine anlam veren bir düzene çevirmezse, yıldız doğurtmazsa, karanlığında yok olacaktır.'' Yıldızlar karanlıkta doğar, içgüdülerinizden korkmamanız, içinizdeki benliklerinizi keşfetmeniz dileğiyle.. Keyifli okumalar.. :)
·
39 yorumun tümünü gör
Reklam
104 syf.
·
1 günde
Peki sen hangisini seçeceksin?...
~ "Beni ben yapan, kusurlarımın azalması değil tutkularımın dayatıcılığı oldu; bu da, insanın iki yönlü doğasını bölen ve birleştiren iyilik ve kötülük dünyalarının bende insanların çoğununkinden de derin bir uçurum açmasına neden oldu." Evet yıllar evvel okuduğum bu eşsiz romanı bir de şu anki bakış açımla ve bu ilgi çekici kapaklı baskısıyla yeniden okumak istedim ve okuduğum için bahtiyarım sevgili okurlar, bir çırpıda biten çok derin ve de sürükleyici bu 'tuhaf vakayı' severek okudum bir kez daha... "Güç insanı yozlaştırır mı?" sorusu ve Stanford hapishane deneyi geldi aklıma bu kez okurken, ellerine güç verilen "iyi" insanların sadece 6 günde mahkumlara nasıl işkenceler ve kötülükler yaptıklarına dair çarpıcı bir örnek olarak kitapla çok bağlantı kurdum ve bir kez daha hatırladım insanlık tarihinin o karanlık olayını. Bu deneyi sizin de araştırmanızı ve iyi görünen insanların tüm sosyal statülerinden, sosyal normlarından sıyrıldıklarında ve tamamen "özgür" olduklarında nasıl birer caniye dönüşebildiklerini görmenizi, okumanızı öneririm. İyilik ve kötülük içimizde hep vardı ve hep de var olacak insanoğlu var olduğu müddetçe; bana göre mühim olan bizim özgür irademizle yani hiçbir menfaat ve baskı olmaksızın hangisini seçtiğimiz, hangisini beslediğimizdir. İyiliklerimizi hiç bir karşılık beklemeden yapabilmemizdir ki burda bile bir karşılık vardır zira iyilik yapan insan kendini iyi hisseder, kalbi sevinçle dolar. Neyin iyi ve faydalı, neyin kötü ve zararlı olduğunu belirlerken de en doğru kaynağımız yine kendi vicdanımız olacaktır. Zira "en mükemmel adalet vicdandır." Söz uzar gider bu birçok filme de uyarlanan ve yazarın hayatından da izler taşıyan eşsiz kitabı tavsiye ediyorum henüz okumayanlara ve okuyanlara da tekrar okumalarını, bu kez farklı bir kitap okumuş gibi hissedeceklerdir zira. Kitaptan bir alıntıyla sonlandırıyorum incelememi ve herkese içindeki iyilik kadar iyi bir hayat diliyorum bu klasikleşen deyişiyle çok sevdiğim yazar Sabahattin Ali'nin, iyilikler ve güzelliklerle kalınız güzel insanlar... "Her şey bambaşka olabilir, o ölüm ve doğum acılarından bir iblis değil de bir melek olarak çıkabilirdim. İlacın ayrım gözeten bir etkisi yoktu; ne şeytaniydi ne de ilahi; tek etkisi, yaradılışımın kapatıldığı zindanın kapılarını sarsmak oldu ve içimde ne varsa Filipi’deki mahpuslar gibi dışarıya kaçıştı..." ~
·
1 yorumun tümünü gör
96 syf.
·
3 günde
·
Beğendi
·
Puan vermedi
Aslında Dr. Jekyll ve Bay Hyde ‘ın Tuhaf Hikâyesi kitabının konusundan kisaca bahsedersek, ana konu Dr. Jekyll adında bir adamın içinde yaşayan Hyde adında bir kötülüğün ortaya çıkmasını konu alıyor. Jekyll ne kadar iyiyse, Hyde’a o kadar kötü niyetli birisi. İlk başta bunun nereden geldiğini bilmiyor olsalar da sonradan Jekyll, aslında Hyde’ın da tam olarak kendisi olduğunu öğreniyor. Hyde olduğunda tamamen bir dönüşüme uğruyor. Ruhundaki kötülüğü ve insanlara zarar verme arzusunu hiçbir zaman yok edemiyor. Kitap boyunca Dr. Henry Jekyll hayatını, Hyde yüzünden yaşadığı değişimi görüyoruz. Öyle ki bu değişimi kendisi bile fark etmekte zorlanıyor. Dr. Jekyll, kendisinde değişiklikler olduğunu fark ettiğinde, avukatı Bay Utterson ile konuşuyor ve kendisine beklenmedik bir şey olduğunda her şeyi Hyde bıraktığını belirtiyor. Bu durum avukatı Utterson'ı şüphelendiriyor. Ne de olsa Bay Hyde kimse bilmiyordur ve ünlü bir doktor olan Dr. Jekyll'ın bir anda tüm mal varlığını bilinmeyen bir adama bırakmasına anlam veremiyordur. Bir süre sonra beklenmedik bir cinayet yaşandığında ise Dr. Jekyll'ın ruhundaki Bay Hyde'ın ortaya çıkması kaçınılmaz oluyor. Dr. Jekyll ve Bay Hyde'ın Tuhaf Hikâyesi kitabı hakkında daha fazla bilgi vermek istemediğim için yazımı burada sonlandırmak istiyorum. Hikayenin nasıl doğduğuna kısaca değinecek olursam eğer, hikaye yazarının bir gece yarısı gördüğü rüyadan korkuyla uyanmasıyla doğmuş, . Gerek kurgusu gerekse yazım tarzı açısından oldukça akıcı ve etkileyici bir yapıt. Kısa bir kitap olduğu için rahatlıkla okuyabileceğiz bir eser.
Dr. Jekyll ve Mr. Hyde
8.3/10 · 13,7bin okunma
Reklam
2
4
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.42