Robert Louis Stevenson

Robert Louis Stevenson

Yazar
8.1/10
2.836 Kişi
·
8.465
Okunma
·
234
Beğeni
·
8130
Gösterim
Adı:
Robert Louis Stevenson
Unvan:
Roman Yazarı, Şair
Doğum:
Edinburgh, İskoçya,, 13 Kasım 1850
Ölüm:
Vailima, Samoa, 3 Aralık 1894
Çocukluğu
Robert Louis Stevenson, 13 Kasım 1850 günü Edinburgh'da Thomas ve Margaret Stevenson'ın tek çocuğu olarak dünyaya geldi. Çocukluğunda onu hayatı boyunca bırakmayacak olan bir hastalık geçirmiştir (tüberküloz olduğu düşünülmektedir.) Sağlık durumundan dolayı okula devam edememiş, evde özel öğretmenler tarafından eğitilmişti.
Öğrenim yılları
Babası Thomas'ın 17 yaşındaki oğlunu Edinburgh Üniversitesi'ne kaydettirdikten sonra ailesiyle arasında anlaşmazlıklar ortaya çıktı. Üniversite hayatına başlamasıyla Stevenson 1870lerden çok 1970lere yaraşan bohem bir hayat tarzı benimsedi. Ailesinin dini inançlarını reddetti, evli kadınlarla ve hayat kadınlarıyla ilişkiler kurdu. Stevenson üniversite de hastalıklı ve romantik bir genç olarak hocalarının dikkatini çekse de derslerine pek önem vermiyordu. Zamanını Edinburgh sosyetesinin içinde geçirdi, Montaigne, William Hazlitt ve Daniel Defoe'yu taklit etmeye çalıştı.
Babası oğlunun nesillerden beri Stevenson ailesinin mesleği olan mühendisliği sürdürmesini istiyordu, ancak Louis Stevenson hukuk okumayı tercih etti. 1875'de sınavını geçerek diplomasını alsa da mesleğini yapmadı. Diplomasını aldıktan sonra Avrupa'yı gezmeye karar verdi. Amacı, sağlığı için elverişli bir yer bulmaktı. Bu arada yazmaya devam etti...
İlk eserleri ve evliliği
Fransa'dayken Oise nehrinde yaptığı bir gezi ona "Bir İç Gezi" (An Inland Voyage) (1870) adlı eserini yazması için ilham vermişti. Aynı zamanda burada kendisinden on yaş büyük Fanny Van de Grift Osbourne adlı evli ve iki çocuk annesi Amerikalı bir kadınla aşk yaşar. Fanny Kaliforniya'ya döndüğünde arkasında depresyonda ve yıkılmış bir Stevenson bırakmıştı.
Stevenson, Fransa'nın dağlık ve kırsal kesiminde bir seyahate çıktı ve burada yaşadıklarını hikâyeleyerek "Bir Eşekle Seyahat" (Travels with a Donkey in the Cévennes) adlı kitabında anlattı (1878). Ailesi, onun bu yaptıklarını bir zaman kaybı olarak değerlendirse de aslında yazı stilini geliştirmek ve yaşam bilgisini arttırmak için uğraş vermekteydi.
1879 Ağustos'unda Kaliforniya'ya Fanny Osbourne'u görmeye gitti. New York'tan Kaliforniya'ya trenle seyahat etmesi onu çok yıpratmıştı, akciğerindeki bir enfeksiyon onu ölümün eşiğine getirdi, kendisine yardımcı olan çiftlik sahipleri tarafından iyileştirildi ve Fanny'nin yaşadığı San Fransisco şehrine devam etti. San Fransisco'da çok zor şartlar altında parasız günler geçirdikten sonra tekrar sağlığı bozulduğunda eşinden boşanmış olan Fanny onunla ilgilendi ve iyileştirdi. Çift 1880'de evlendi ve bilikte Edinburgh'a döndüler. Bundan sonraki dört yılda Stevenson'un sağlığı el verdiğince Güney Fransa ve İsviçre'de gezdi. Bu dönemde en bilinen eserlerini yazdı.
Define Adası
Stevenson üvey oğlu Llyod Osbourne ile yaptığı bir haritadan aldığı ilhamla ünlü eseri Define Adası (Treasure Island)'nı yazdı. Oğlunun "bir harita, bir define ve terkedilmi bir gemiyle ilgili olsun, içinde kadın olmasın" şeklinde kitabı kendisine ısmarladığı için kitapta kadınlara yer verilmediği söylenir. Eser 1881-1882 yıllarında bir çocuk dergisinde dizi olarak yayımlanmış, 1883 yılında kitap olarak basılmıştır. Tropikal adalarda "x" işaretli hazine haritalarıyla hazine arayan eli kancalı-omzu papağanlı olarak canlandırlan korsan kavramının yaygınlaşmasında bu kitabın çok rolü olmuştur.
Bournemouth
Güney Fransa'da gezerlerken Stevenson'ın tekrar hastalanması üzerine eşi ve üvey oğlu ile birlikte tekrar İngiltere'ye döndüler ve İngiltere'nin güneyinde Bournemouth'a yerleştiler (1884). Yaşadıkları yere, Skerryvore adını vermişlerdi. Skerryvıre, Stevonson'un amcası Alan Stevenson'un büyük güçlerle inşa ettiği İskoçya'nın en uzun deniz feneri olan yapının adıydı.
Stevenson dönemimin bir çok ünlü edebiyatçısıyla yakın arkadaştı. Leslie Stephen, W. E. Henley, Edmund Gosse ve Henry James gibi isimlerle Bournemouth'da oldukça fazla vakit geçirdiği bilinmektedir. Stevenson bu dönemde ünlü tarihi romanı "Kaçırılan Çocuk" (Kidnapped) ve "Dr Jekyll ve Mr Hyde" (The Strange Case of Dr Jekyll and Mr Hyde) adlı eserlerini (1886) yayınladı.
Seyahatler
1887 Mayıs'ında babasının ölümünden sonra doktorunun tamamen değişik bir iklime gitmesi tavsiyesi üzerine annesi, eşi ve üvey oğlunu alarak Amerika'ya gitti. New York'da ünlü bir yazar olarak karşılandı ancak yönünü Batı'ya çevirerek yolculuğuna devam etti. "Anılar ve Portreler" (Memories and Portraits) adlı eserini bu dönemde kaleme aldı.
1888'de Stevenson bir yat satın aldı ve San Fransisco'dan Güney Kıyılara doğru yola çıktı. Samoa'ya gelmeden önce Markiz Adaları, Tahiti, Honolulu, Gilbert Adaları duraklarından birkaçıdır.Aynı yılKara Ok isimli tarihi macera romanında Güller Savaşı'nı anlattı. Bu arada The Master of Ballantrae 1889'da yayımlandı. Aynı yıl Ekvator'da ikinci bir yolculuk yaptı ve üvey oğlu Lloyd da kendisine eşlik etti.
Samoa'da mücadele ve son yılları
Stevenson cüzzamlı hastaların karantina altında yaşadığı Molokai'de(Hawai Adaları'ndan birisi), Peder Damien'in misyonerlik ettiği bir koloniyi incelemek için ziyaret etti. Bir akciğer kanaması onu Samoa'da durmaya zorlayana kadar Doğu Pasifik'te dolandı. "Güney Kıyılarında" (In the South Seas) ve "Peder Damien" (Father Damien) adlı eserleri 1890'da yayımlandı. Seyahat edemez olunca Samoda'da bir arazi aldı ve yerleşti. Yerli dilme Masalcı anlamına gelen Tusitala ismini benimsedi ve yerel siyasete bulaştı.
1892'de güçlü Batı devletlerine karşı Samoa haklarını korumak için bir kampanya başlattı ve "A Footnote to History: Eight Years of Trouble in Samoa" adlı eserini yayımladı. 1893'te Samoalı bir kabile şefini destekleyince isyancı ilan edilmiş ve Samoa'dan atılmanın eşiğine gelmiştir.
Sağlığının bir daha İskoçya'ya dönmesine olanak vermeyeceğini bildiği için bu dönemde ülkesini oldukça özler. Aynı yıl, "Kaçırılmış Çocuk" (Kidnapped) adlı eserine bir devam kitabı olan "Catriona"yı yazar. 1894'te Samoa'ya barış gelir, Stevenson bir kahraman ilan edilir, "The Ebb-Tide" yayımlanır ve "Weir of Hermiston" adlı eseri üzerinde çalışırken 3 Aralık 1894 günü 44 yaşında beyin kanamasından hayatını kaybeder. Samoa'daki Vaea Tepesine gömülmüştür.
Sahip olduğum güç bana o kadar çekici geldi ki,
Sonunda onun kölesi oldum..

Eğer ben günahkarların en başında geleniysem, acı çekenlerin de en başında geleni olmalıydım..
"Soru sormakla kıyamet günü arasında pek çok benzerlik vardır. Soru sormak bir taşı harekete geçirmek gibidir. Bir dağın tepesinde öylece oturduğunu düşün; taş başlar yuvarlanmaya ve öteki taşları da harekete geçirir; çok geçmeden, taşlardan biri evinin arka bahçesinde oturan kendi halinde (hemde en son akla gelebilecek) bir adamcağızın tepesine iniverir, ailesi de dımdızlak ortada kalır. Yok, efendim, ben ilkemden şaşmam: Birinin canı burnuna gelmişse ona fazla soru sormayacaksın."
Tahminime göre, sonunda insanın birbirine benzemez, birbirini tutmaz, birbiriyle ilgisiz şeylerin bir bileşiminden başka bir şey olmadığı görülecek.
104 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
İyi kalpli bir insan aynı zamanda acımasız olabilir; yumuşak kalpli ve kibirli, merhametli ve bencil, sağduyulu ve kör, aşk besleyen ve nefret eden kişilikleri barınır benliğimizde. Jekyll’ın bastırdıklarından kaçmak için Hyde’ı yaratmasını buna bağlayabiliriz. Tabii şunun da ayırdına varmak gerekir, kişilik, ortalama çizginin dışına çıktığımız istisnalardan oluşmaz. Kalpte olan şey, insanın kaderi olduğu gibi yaptığımız şeyler de bizi ona dönüştürür. Öyleyse iyi ve kötü gelen şeyler maddeden değil, doğrudan bizimle bağlantılıdır. Rüyada en çok karşımıza çıkan nesnelerin bilinçaltının derinliklerine – zihni fazla kurcaladığından- sızması gibi, kendi normlarımızın tohumlarını attığımızda, karşımıza çıkacak olan şeyin dizginlerini bırakma belirtisi gösterdiğimizde, bu geri dönülmez bir hal alır ve meyil ettiklerimizin bedelini ödemek üzere yakalanmayı beklemeye koyuluruz…

(Spoiler)
“Yatağımdan fırladığım gibi aynanın karşısına koştum. Gördüğüm şey karşısında tüylerim diken diken oldu. Evet, yatağa Henry Jekyll olarak girmiş, Edward Hyde olarak uyanmıştım.”


Evet, fazla tanıdık. R. Louis Stevenson, bir sabah gördüğü rüyadan etkilenerek kendi bölünmüşlüğüne tanık oldu ve böylece iki ayrı karakter ortaya çıktı.


“Neden edebiyat?” sorusunun en değerli yanıtlarından biri saklıdır Dr. Jekyll ile Bay Hyde’da; insan bütünlüğümüz ve insanca kusurlarımız içinde, yaptığımız işler, düşlerimiz ve karabasanlarımızla, bir başımıza ve bizi başkalarına bağlayan bağlar içinde, toplumdaki imgemizde ve bilincimizin gizli kovuklarında ne olduğumuzu ve nasıl olduğumuzu öğreniriz bu kitapta.

Mario Vargas Llosa


80 sayfalık novellanın düğümleri son sayfalarda aniden çözülünce ufak bir şaşkınlık hissi doğuruyor. Son 25 sayfanın kitabın geri kalanından zıt bir ruh haliyle kaleme alınmasını buna bağlıyorum. Son kısımlarda olayı bağlama ve ritim öyle hızlı bir hal aldı ki, Freud ve Dostoyevski karışımı bir yazar buldum satırlarda. Bu sayıya boşlukları eklersek bu da kitabın yarısı demek. Yarı yarıya Stevenson. İki yarım küre, bütünü oluşturan iki parça, iki zıt kutup ve bu iki farklı ‘ben’, yazarın kendi ruh ikliminin esere yansımasıdır belki de. Kitabı ilham kaynağı yapan tam da bu; Bir novelladan ziyade çizgileri belirlenmiş bir ayna Dr. Jekyll ile Bay Hyde. Karakterlerin, yani Jekyll ile Hyde’ın yaptıkları şeylerin detay eksiği, kitabın farklı yorumlanmaya açık olmasının tamamen bir sonucu. Hyde’a dönüştükten sonraki Jekyll daha çok detaylandırabilirdi. Karakterlerin gelişim sürecinden yüzeysel bahsedilmesi hayal kırıklığı yaşatsa da, kendi hayal gücümüzle tamamlayabileceğimiz bir hikaye Dr. Jekyll ile Bay Hyde.

“Külahımı önüme koyup düşünebildiğim bir yaşa gelip de çevreme şöyle bir bakmaya, bu dünyada nereden nereye geldiğimi enine boyuna tartmaya başladığımda ise, çoktan iki yönlü bir hayatın pençesine düşmüş bulunuyordum.”

Jekyll bir bütün olmalı ve baskın durumda kalmalıdır. Kötülük ve sorumsuzluğun sembolü Hyde’ı yok saymamalıdır, çünkü tek başına Jekyll ne cesurluk sergileyebilir ne de gücü elinde bulundurabilir. Hyde ise dizginlerini çözdüğü an ellerini kana bulaştırır. Hyde kibirdir, kör olmaktır, tembellik ve kabalıktır, daha genel tabirle kendini toplumun üzerinde konuşlayıp kalanlardan soyutlanan benliktir. Vücuda bağışıklık kazandırmak için giren, küçük çapta yaşaması gereken bir mikroptur Hyde. Bütünlüğümüz için zaruridir. Onu yok saymak kendimizi bastıracağımızdan fanatikliğe dönüşme riskinin tehlikesi vardır. ‘Ben’ yaptıklarına tepeden bakar, kusur bulacak olursa çamuru başkalarında aramaya yeltenerek bunu hayata geçirir. Hayata siyah beyaz görenlere karşı Dr. Jekyll ile Bay Hyde müthiş bir görüntü sunuyor bizlere…

“Tanrısallık sadece imana, erdeme, onura, iyi geçinmeye, özgürlüğe, zafere, sofuluğa değil, aynı zamanda şehvete, hilekarlığa, ölüme, hasede, ihtiyarlığa, yoksulluğa, korkuya, tutkuya, kötü kadere, kırılgan ve hükümsüz yaşamımızın diğer can sıkıcı olgularına da veriliyor.” (Montaigne, Denemeler)

“İyilik ve kötülüğün insan doğasında bir arada var olmasından kaynaklanan çatışma.”

Kim kurtuldu ki bu çatışmadan?
Tyler Durden’ın en ince detayına kadar yaşadığı, bilinçaltı bombardımanına maruz kaldığı o ayrımsılığın ruhunu nasıl oyduğunu okuyanlar çok iyi bilirler… Varlığının diğer yarısıyla savaştığı ve yadsıdığı şeyleri öbür yarısıyla benimseyen Harry Haller, aynı hadiseleri benliğinin diğer yarısı Bozkırkurduyla beraber yaşamamış mıydı? Bilinmeyen bir hayatın parçası, bir aşkın hayata nüfuz ettiğinin bilincinde olmanın yeni bir kişilik doğuracağını ve geri kalan her şeyin birer detay olacağını da söylüyordu ya Proust. Çok haklıydı.



Bu arada… Güle Güle 2018. Ve sana da güle güle Bay Hyde!


https://www.youtube.com/watch?v=luM6oeCM7Yw
104 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
O kadar çok psikolojik gerilim okudum ancak Stevenson harikalar yaratmış. Dr. Jekyll ve Bay Hyde içimizdeki iyi ve kötüyü temsil ediyor. Kitapta heyecan hiç bitmiyor, hatta her an daha da yükseliyor. Olayların nasıl sonlanacağını merak ederek okuyup finalde ise çok şaşırdım.. 1886 yılında yazılan roman bugün hala birçok filme konu olmayı, listelerde hala üst sıralarda kalmayı hak ediyor. İyilik ve kötülüğün birbiri ile çatışmasını okurken hem çok meraklandım hem de yazara birçok cümlesinde hak verdim.. Zamanınız bolsa, kitabın bir günde okunması taraftarıyım. Konu bütünlüğünü kaybetmemek açısından bunun gerekli olduğunu düşünüyorum.
104 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Bir solukta okunabilecek bir kitap, insanın içindeki başka bir insandan bahsediyor. Kısa bir kitap olmasına rağmen anlattığı öykü hepimizin bir birey olarak sık sık düşündüğümüz bir konuya değiniyor. Ben neyim? Iyi mi kötü mü?

Zaman zaman kendimle konuşurum, acaba hayatımın hangi dönemindeki hatice beni daha mutlu etti ya da hangi dönemde yaşadığım hatice aslında bendi? Insanoğlu bir olay karşısında hiç o zamana kadar vermediği bir tepkiyi verdiğinde "kendimi tanıyamadım, nasıl böyle davranabildim " der zaman zaman ya da çoğu zaman, belki de aslında gerçekte o tepkiyi veren kişiyiz ve kendimiz bile bunu bilmiyoruz. Belki de bugüne kadarki söylediklerimizin ya da yaptıklarımızın tam tersini yapmaya meyilli bir insandık, biz kendimizi bu kalıba soktuk.

Karakterimizin gerçekte ne olduğundan asla emin olamayacağımizi, içimizdeki hangi yönün ya da hangi benin baskın olacağına asla karar veremedigimizi çarpıcı bir öyküyle anlatmış yazar, kısacık bir kitap ama üzerine saatlerce konuşulsa bitmeyecek sorular bırakan. Tavsiye ederim, keyifli okumalar diliyorum:)
104 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Biliyorsunuz ki 1K Kayseri Okuma Grubu olarak geçtiğimiz günlerde ilk toplantımızı gerçekleştirmiştik. ( #32584409 )
Oylarla belirlediğimiz iki kitaptan biri de buydu. 
1886 yılında yayımlanan Dr. Jekyll ile Bye Hyde, büyük ilgi görmüş, tiyatro ve sinemalara konu olmuştur. Hatta o kadar sevilmiş ki, ahlak ve ruh tutarsızlıkları gösteren kişilere "Jekyll ve Hyde" deyimi kullanılmaya başlanmış.

Bu kadar çok kişiyi etkisi altına alan kitap daha ilk sayfalarda beni de içine çekti ve gerilim, heyecan, merak dolu anlar geçirerek bir çırpıda bitirdim. Eski dostlar olan bir avukat ve iki doktorun bulunduğu, Dr Jekyll' nin diğer dostlarını da etkileyecek işlere bulaşmasıyla oluşan bir hikaye.

Bir insan içinde, hem akıl almaz derecede kötü, vahşi, çirkin hem de yüzünden bile iyilik akan, herkes tarafından sevilen sayılan, birbirine tamamen zıt iki farklı kişilik taşıyabilir mi ? Düşünün, sizde böyle bir duruma düştünüz ve tercih hakkınız var. Herkesle dost olan, saygın ve sevilen ama bir o kadar da kısıtlanmış, belirlenmiş yaşam şartları dışına çıkamayan biri mi olmayı mı seçerdiniz yoksa her istediğini yapmakta tamamen özgür olan,  hiçbir vicdan, ahlak, sorumluluk gibi kısıtlamaları içinde taşımayan, içinin kötülüğü dışına yansımış ve yaptığı kötülüklerin sorumluluklarını çekmeyecek kadar hür biri mi ?

Dr Jekyll de bunu sorguluyor kitap boyunca. Dr. Jekyll'nin kararı sizinkiyle uyuşuyor mu merak ettiyseniz bir an önce kitabı okumaya başlamalısınız. Her anı heyecan dolu dakikalara hazır olun, iyi okumalar dilerim.
102 syf.
·Beğendi·8/10
Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Bu kitap benim için gerçekten özel bir kitap. Her gün insanın içindeki potansiyel iyi ve kötüyü düşünüyorum. Bunlara neler sebep oluyor, çevresel faktörler mi tetikliyor, diye düşünüyorum. Yani insanlar nasıl iyi ya da kötü oluyor? Bu neye göre değişkenlik gösteriyor? Çok merak ettiğim ve üzerine sürekli olarak düşündüğüm bir durumdur bu. Öncelikle Türk Dil Kurumu’na göre iyinin ve kötünün tanımına bakalım.
İyi: İstenilen, beğenilen nitelikleri taşıyan, beğenilecek biçimde olan, kötü karşıtı.
Kötü: İstenilen, beğenilen nitelikte olmayan, hoşa gitmeyen, fena, iyi karşıtı.
Türk Dil Kurumu’na göre birbirlerinin karşıtlarını ifade ediyorlar. Peki, insanlar doğuştan iyi veya kötü olabiliyor ya da kalabiliyor mu? Doğuştan gelen durumları değişebiliyorsa neye göre değişebilir? Çevresel faktörler burada etkili mi? Etkiliyse ne kadar etkili? Kitapta Doktor Jekyll diye biri var. Bu adam insanların içerisindeki iyiyi, kötüyü yaratılışlarından farklı olarak tetiklemeyi hedefliyor. Kurguya göre bir iksir hazırlıyor. İksiri içtikten sonra fiziksel özellikleri ve düşünceleri değişiyor. Uyandığında Doktor Jekyll, Mr Hyde oluyor. Mr Hyde, Doktor Jekyll’e göre daha genç birine dönüşüyor. Mr Hyde, iksirin etkisiyle kötülüğe sempati duyan bir insan oluyor ve kötülük yapmaya başlıyor. İksirin etkisi geçene kadar Doktor, Mr Hyde olarak kalıyor. Etkisi geçince Mr Hyde uyuya kalıyor ve Doktor Jekyll olarak uyanıyor. Doktor Jekyll, iksirin etkisi geçtikten sonra uyandığı her seferinde bu Mr Hyde’ın yaptığı kötülükleri anımsıyor ama bu kötülükleri kendisinin değil, Mr Hyde’in işlediğini düşünüyor. Doktor iksiri içtikte dönüşüyor, kötülükler yapıyor, suçu kendisinde değil Mr Hyde’de buluyor. Bu zamanla doktorda bir haz duygusuna neden oluyor. Doktorun iksiri içtikten sonra dönüştüğü Mr Hyde’nın yaptığı kötülükler doktora garip bir mutluluk veriyor. Zaman ilerledikçe doktor bu durumdan dolayı kendini kötü hissediyor, ruhu adeta parçalanmaya başlıyor. Hatta durum o kadar vahim bir hal alıyor ki Doktor Jekyll, Mr Hyde için notlar yazmay başlıyor. Mr Hyde uyandığında Doktor’un notlarını okuyor ama dikkate almıyor. Doktor çektiği azaptan dolayı iksiri bırakmayı deniyor. Bir süre buna dayanıyor. Ancak, doktorun içindeki potansiyel kötülüğü doktor öyle bir beslemiş ki adeta uyuşturucu gibi iksiri içmeyi istiyor. Sonra içindeki kötülük yapma isteğine karşı gelemeyen doktor iksiri tekrar içiyor ve dönüşür. En sonunda buna dayamayacağını anlıyor ve intihar ediyor. Şimdi sormak istiyorum. Kötü olan hangisi? Doktor Jekyll mi? Mr Hyde mi? İksir bir sembol olarak görülebilir. Bu başka bir şekilde de açıklanabilirdi. Sonuç itibariyle iksirin doktorun içindeki potansiyel kötülüğü bir şekilde tetiklediğini görüyoruz.

Birkaç örnek daha vermek istiyorum. DC Comics, Amerikan çizgi roman firmalarından biridir. Dc Comics’de Arrow diye bir karakter vardır. Arrow’un çizgi romandaki karakterinin gerçek kimliğinin adı Oliver Queen’dir. Oliver Queen, çok zengin bir ailenin çocuğudur. Bir gün uluslararası sulara babasıyla beraber açılıyor ve babasıyla bindiği tekne batıyor. Tekneden son anda kurtulan aile bir sandal yardımıyla hayatta kalıyor. Sandaldayken Oliver’ın babası ona bir isim listesi veriyor ve listede yer alan insanların Star City’e yani Oliver’ın doğduğu, büyüdüğü şehre zarar verdiğini söylüyor. Sonrasında ise babası, Oliver yaşasın diye elindeki silahla intihar ediyor ve Oliver sandalda tek başına kalıyor. Oliver, sonra bir adaya savruluyor. Adada 5 yıl geçiriyor. Adada yaşayanlar ve gelişen olaylar yüzünden Oliver Queen bir potansiyel katile dönüşüyor. Adada ok atmayı öğreniyor. Eline aldığı yay ile ok atarak yüzlerce insanı öldürüyor. 5 yıl sonra Star City’e döndüğünde babasının listesindeki isimleri teker teker adaleti sağlıyorum diyerek öldürüyor. Bunları gizli kimliği olan Arrow’a dönüşürek yapıyor. Hayatını 2 farklı kimlik ile yaşıyor. Bir yandan zengin Oliver Queen oluyor. Bir yandan adaleti sağlayan, adaleti sağlarken insan öldüren Arrow oluyor. Listede geçen isimler bittiğinde Oliver Queen sonsuz bir karanlığa batıyor. Aslında Oliver Queen adaleti sağlamak istemiyordu, içindeki karanlığı beslemek istiyordu. Liste bir bahaneden farksızdı. Liste Oliver için amacına ulaşmasını sağlayan bir yoldu. Oliver Queen içindeki zaten orada olan potansiyel kötülüğü ortaya çıkarıyor ve onu besliyor Oliver kötü müydü? Kötüyse doğuştan mıydı bu?

İnsanı durduran ya da tetikleyen tam olarak nedir? Başka bir örnek daha vermek istiyorum. İlk insanlardan bu zamana kadar kötü ve iyi kavramları vardır. İlk insanlardan bu zamana kadar iyi ve kötü varsa bir ceza sistemi de vardır. Bu eski çağlarda giyotin ile ceza vererek olmuş, asarak olmuştur. Bunlara yüzlerce örnek verilebilir. İnsanların içindeki potansiyel kötülüğü bastırmak için uygulanan ceza sistemi pratikte işe yarasa da teoride bana hep ilginç gelmiştir. Potansiyel kötülüğü bastırmak için kullanılan ceza sisteminin verecek cezası kötülüğü bastırırken insanın içindeki iyiliğe mi hizmet etmiş oluyor ya da düzeni mi sağlamış oluyor? Beni korkutan ceza ise ve ben kimseye zarar vermiyorsam, toplum tarafından örnek bir vatandaş, iyi bir insan olarak görülüyorken içimdeki potansiyel kötülüğün bilincinde olan ben nasıl iyi biri olabilirim? Ben topluma zarar vermiyorken, düzeni bozmak istemezken beni caydıran ceza sistemi yüzünden böyle davranıyorum. Neden insanlar beni iyi olarak görüyorken, potansiyel iyi veya kötü olarak görmüyor? İyi kimdir? Henüz eline kötülük yapma fırsatı geçmemiş potansiyel kötü müdür? Şartlar değişse bile iyi olarak kalabilecek kişinin sadece iyi olarak anılması gerekmiyor mu?
Başka bir örnek vermek istiyorum. Birçok insan birçok farklı dine inanıyor. Örneğin semavi dinleri ele alalım. Hepsinde bir yaratıcı vardır. Hepsinde dini bir mesaj iletmek için gönderilen peygamber vardır. İlahi mesajı iletmek için gelen peygamberler insanlara, yaratıcının isteğini yerine getiren insanların cennete gideceğini, yaratıcının isteğini yerine getirmezlerse cehenneme gideceğini söyler. 3 semavi dinde de şeytan var. 3 semavi dinde de şeytan kıyamet gününe kadar insanları yoldan çıkarmayı hedefliyor. Şeytan, insanı yoldan çıkarmaya çalışırken, insanda bundan kaçmaya, cennete gitmeye çalışır. Cehennemin sonsuz, korkunç cezalarından bahsedilirken, cennetin sonsuz güzelliklerinden de bahsedilir. Buraya kadar her şey normal. Peki, ben cehennemden korkup, yaratıcının isteğini yerine getirirken nasıl iyi bir insan olabilirim? Ben belli ki cehenneme gitmekten korkuyorum. Beni caydıran o. Ceza sistemleri düzeni sağlamak için mi var? Eğer öyleyse ortalıkta iyiyim diye dolaşan insanlara sormak istiyorum. Kafanızı yastığa koyduğunuzda içinizdeki potansiyel kötüden korkmuyor musunuz? Sizi dizginleyen şey ceza sistemiyse bir gün o sistem bozulursa oluşabilecek kötü sizi korkutmuyor mu? Kurallar olmazsa sizi caydıran sistem olmazsa yine de iyi olabilir misiniz? Eğer sizi caydıran sistem ise siz kötü değil misiniz? İçinizdeki potansiyeli merak etmiyor musunuz?

Potansiyel iyiye, kötüye olan bakış açımı ifade etmeye çalıştım. Umarım faydalı olmuştur. İnsanların içindeki iyiliği, kötülüğü anlamaya çalışmak adına okunacağını düşündüğüm bu kitabı size de tavsiye diyorum. İyi okumalar dilerim.
104 syf.
Yolculuk esnasında okumak için yanıma aldığım kısacık ama derin bir içeriğe sahip güzel bir kitaptı. Bir kez kötülük hastalığına kapılırsak içimizdeki iyilik ne kadar büyük olursa olsun o minicik kötülük bizi esir eder ve iyiliği nasıl öldürür bu eserde ustaca anlatılmış.
104 syf.
·2 günde·Beğendi
İskoçlu yazar Robert Louis Stevenson tarafından 1878 yılında yazılmış bir kitap olan İntihar Kulübü, hayattan sıkılmışlara adanmıştır.

Viktorya dönemini (Sanayi devriminin yükselişi) İngiltere'sinde Filorizel, sıra dışı bir yolcluğa katılır. İsmini, amacını, işlevini bilmediği bir kulübe üye olur. Eski püskü ve yıkıntıların baş köşesi olan bir malikanede hayattan sıkılmış, bir beklentisi olmayan, bıkkın, toplumdan soyutlanan, yaşamın vermiş olduğu ağırlık altında, psikolojik baskı altında yaşayan kişiler kalmaktadır. Bu kişiler hayattan bıktığı ve intihar kulübünü kurdukları gibi hayatına son veremeyecek kadar korku duymaktadırlar.

Filorize, kulüp ile geçirdiği süre boyunca birçok korkunç şeyler görmüş, işitmiş ve yaşamıştır. Günler geçtikçe İntihar Kulübü'nün iç yüzünü berrak bir şekilde gözlemleyen Florize, işin korkunç boyutunu dehşetle izlemektedir.

Yine bir gün toplanan kulüb üyeleri, her akşam yapmış oldukları gibi bir kumar masası etrafında toplanıp, bir katil ve bir kurban seçerler. Yukarıda da belirttiğim gibi, İntihar Kulübü üyeleri hayatlarına son veremeyecek kadar 'cesaretten yoksun' kişilerdir. Bu süreç boyunca her geçen gün korkunun vermiş olduğu ürperti ile Florize, en sadık dostu olan Albay Geraldine ile konuşur. Albay Geraldine, çok zekice planlar hazırlayan ve bu ölümlere 'intihar' süsü veren kulüp başkanını cezalandırmak ister. Ama bunun için büyük bir kumar oynaması gerekmektedir...

Yazar Stevenson, İntihar Kulübü eserinde yapmış olduğu düşündürücü söylemleri güzeldi. Ne aşırıya kaçmış, ne de aşırılıktan uzak durmuştu. Bazı kitaplar vardır bilrisiniz, çok fazla aşırıya kaçar ve bu aşırılık ile okuyucuyu çekeceğini düşünür. Halbuki okuyucu bir süre sonra sıkılır, değişik bir şeyler tatmak ister, sürekli aynı şeyi yaşamaktan bıkkınlık duyar ve yazarın düşündüğü gibi gerçekleşmez ve bir hüsranla son bulur. İşte Stevenson bu eserinde bu yöntemi uygulamamış, doğal, yalın ve açık bir anlatım ile okuyucularını 'kandırmaktan' kaçınmıştır. Teşekkürümü iletmek istiyorum. Üstelik yer yer betimlemelere, yeni tanıştığınız kişilerin özelliklerine, sosyo ve psikolojik yapısına, toplum içinde etkinliği ve saygınlığı gibi...




Kitap ortalarına kadar çok iyi ilerliyor. Bir gizem sunuyor, sonra söyleyişler çıkıyor, söyleyişlerden bir şeyler çıkartmanıza olanak sağlıyor, sonra konu değişerek bir insanın psikolojik durumuna geçiyor. Kişilik bozukluğu olan birinin paranoyak davranışları ile yüzleştiriyor. Kitap sonlara doğru ilerledikçe bir kumar etrafında bulunuyorsunuz, karanlık, dar bir sokakta bir cinayet, zeki ve temkinli asker, habersiz bir şekilde üye olan saygın Filorize, hayattan sıkılmış ve hayatlarına son veremeyecek kadar bıkkın insanların ağıtları, farklı tiplerin sergiledikleri tuhaf hareketler, kumar masaasının etrafında dejavu yaşatan üyeler. Öğrenmek mi istiyorsun? O halde aramalısın...

Kitap ismi olağanüstü. Okurken şunu söyleyebilirsiniz,'' Bu kitabı ben yazmış olsaydım yani böyle bir isme, farklı söyleyişler ve benzetmeler, daha fazla kafa karıştırıcı birtakım eklemeler yapabilirdim.''


Fazla bir şey yazmak istemiyorum. Sadece alıp okuyun.

Yayınevi ile ilgili diyebileceğim bir şey varsa, o da İthaki Yayınları'nın çeviri konusunda, imla ve yazım hatalarında eşsiz olduğu. Eğer yayınevi ile ilgili bir sorun yaşıyorsanız, İthaki Yayınlarını hiç düşünmeden tercih edebilirsiniz.


Kitabı okurken dikkat çekici birkaç cümleyi paylaşmak istiyorum.


''Gençlik korkaklıktır.İnsan sorunları olduğundan daha kara görünür.''

Güzel tespit değil mi? :)



Hayatta kaderden başka hiçbir şey gerçek değildir ve sonuç ne olursa olsun, sonuna kadar size yardım edecek biri var.

Keyifli okumalar.

Yazarın biyografisi

Adı:
Robert Louis Stevenson
Unvan:
Roman Yazarı, Şair
Doğum:
Edinburgh, İskoçya,, 13 Kasım 1850
Ölüm:
Vailima, Samoa, 3 Aralık 1894
Çocukluğu
Robert Louis Stevenson, 13 Kasım 1850 günü Edinburgh'da Thomas ve Margaret Stevenson'ın tek çocuğu olarak dünyaya geldi. Çocukluğunda onu hayatı boyunca bırakmayacak olan bir hastalık geçirmiştir (tüberküloz olduğu düşünülmektedir.) Sağlık durumundan dolayı okula devam edememiş, evde özel öğretmenler tarafından eğitilmişti.
Öğrenim yılları
Babası Thomas'ın 17 yaşındaki oğlunu Edinburgh Üniversitesi'ne kaydettirdikten sonra ailesiyle arasında anlaşmazlıklar ortaya çıktı. Üniversite hayatına başlamasıyla Stevenson 1870lerden çok 1970lere yaraşan bohem bir hayat tarzı benimsedi. Ailesinin dini inançlarını reddetti, evli kadınlarla ve hayat kadınlarıyla ilişkiler kurdu. Stevenson üniversite de hastalıklı ve romantik bir genç olarak hocalarının dikkatini çekse de derslerine pek önem vermiyordu. Zamanını Edinburgh sosyetesinin içinde geçirdi, Montaigne, William Hazlitt ve Daniel Defoe'yu taklit etmeye çalıştı.
Babası oğlunun nesillerden beri Stevenson ailesinin mesleği olan mühendisliği sürdürmesini istiyordu, ancak Louis Stevenson hukuk okumayı tercih etti. 1875'de sınavını geçerek diplomasını alsa da mesleğini yapmadı. Diplomasını aldıktan sonra Avrupa'yı gezmeye karar verdi. Amacı, sağlığı için elverişli bir yer bulmaktı. Bu arada yazmaya devam etti...
İlk eserleri ve evliliği
Fransa'dayken Oise nehrinde yaptığı bir gezi ona "Bir İç Gezi" (An Inland Voyage) (1870) adlı eserini yazması için ilham vermişti. Aynı zamanda burada kendisinden on yaş büyük Fanny Van de Grift Osbourne adlı evli ve iki çocuk annesi Amerikalı bir kadınla aşk yaşar. Fanny Kaliforniya'ya döndüğünde arkasında depresyonda ve yıkılmış bir Stevenson bırakmıştı.
Stevenson, Fransa'nın dağlık ve kırsal kesiminde bir seyahate çıktı ve burada yaşadıklarını hikâyeleyerek "Bir Eşekle Seyahat" (Travels with a Donkey in the Cévennes) adlı kitabında anlattı (1878). Ailesi, onun bu yaptıklarını bir zaman kaybı olarak değerlendirse de aslında yazı stilini geliştirmek ve yaşam bilgisini arttırmak için uğraş vermekteydi.
1879 Ağustos'unda Kaliforniya'ya Fanny Osbourne'u görmeye gitti. New York'tan Kaliforniya'ya trenle seyahat etmesi onu çok yıpratmıştı, akciğerindeki bir enfeksiyon onu ölümün eşiğine getirdi, kendisine yardımcı olan çiftlik sahipleri tarafından iyileştirildi ve Fanny'nin yaşadığı San Fransisco şehrine devam etti. San Fransisco'da çok zor şartlar altında parasız günler geçirdikten sonra tekrar sağlığı bozulduğunda eşinden boşanmış olan Fanny onunla ilgilendi ve iyileştirdi. Çift 1880'de evlendi ve bilikte Edinburgh'a döndüler. Bundan sonraki dört yılda Stevenson'un sağlığı el verdiğince Güney Fransa ve İsviçre'de gezdi. Bu dönemde en bilinen eserlerini yazdı.
Define Adası
Stevenson üvey oğlu Llyod Osbourne ile yaptığı bir haritadan aldığı ilhamla ünlü eseri Define Adası (Treasure Island)'nı yazdı. Oğlunun "bir harita, bir define ve terkedilmi bir gemiyle ilgili olsun, içinde kadın olmasın" şeklinde kitabı kendisine ısmarladığı için kitapta kadınlara yer verilmediği söylenir. Eser 1881-1882 yıllarında bir çocuk dergisinde dizi olarak yayımlanmış, 1883 yılında kitap olarak basılmıştır. Tropikal adalarda "x" işaretli hazine haritalarıyla hazine arayan eli kancalı-omzu papağanlı olarak canlandırlan korsan kavramının yaygınlaşmasında bu kitabın çok rolü olmuştur.
Bournemouth
Güney Fransa'da gezerlerken Stevenson'ın tekrar hastalanması üzerine eşi ve üvey oğlu ile birlikte tekrar İngiltere'ye döndüler ve İngiltere'nin güneyinde Bournemouth'a yerleştiler (1884). Yaşadıkları yere, Skerryvore adını vermişlerdi. Skerryvıre, Stevonson'un amcası Alan Stevenson'un büyük güçlerle inşa ettiği İskoçya'nın en uzun deniz feneri olan yapının adıydı.
Stevenson dönemimin bir çok ünlü edebiyatçısıyla yakın arkadaştı. Leslie Stephen, W. E. Henley, Edmund Gosse ve Henry James gibi isimlerle Bournemouth'da oldukça fazla vakit geçirdiği bilinmektedir. Stevenson bu dönemde ünlü tarihi romanı "Kaçırılan Çocuk" (Kidnapped) ve "Dr Jekyll ve Mr Hyde" (The Strange Case of Dr Jekyll and Mr Hyde) adlı eserlerini (1886) yayınladı.
Seyahatler
1887 Mayıs'ında babasının ölümünden sonra doktorunun tamamen değişik bir iklime gitmesi tavsiyesi üzerine annesi, eşi ve üvey oğlunu alarak Amerika'ya gitti. New York'da ünlü bir yazar olarak karşılandı ancak yönünü Batı'ya çevirerek yolculuğuna devam etti. "Anılar ve Portreler" (Memories and Portraits) adlı eserini bu dönemde kaleme aldı.
1888'de Stevenson bir yat satın aldı ve San Fransisco'dan Güney Kıyılara doğru yola çıktı. Samoa'ya gelmeden önce Markiz Adaları, Tahiti, Honolulu, Gilbert Adaları duraklarından birkaçıdır.Aynı yılKara Ok isimli tarihi macera romanında Güller Savaşı'nı anlattı. Bu arada The Master of Ballantrae 1889'da yayımlandı. Aynı yıl Ekvator'da ikinci bir yolculuk yaptı ve üvey oğlu Lloyd da kendisine eşlik etti.
Samoa'da mücadele ve son yılları
Stevenson cüzzamlı hastaların karantina altında yaşadığı Molokai'de(Hawai Adaları'ndan birisi), Peder Damien'in misyonerlik ettiği bir koloniyi incelemek için ziyaret etti. Bir akciğer kanaması onu Samoa'da durmaya zorlayana kadar Doğu Pasifik'te dolandı. "Güney Kıyılarında" (In the South Seas) ve "Peder Damien" (Father Damien) adlı eserleri 1890'da yayımlandı. Seyahat edemez olunca Samoda'da bir arazi aldı ve yerleşti. Yerli dilme Masalcı anlamına gelen Tusitala ismini benimsedi ve yerel siyasete bulaştı.
1892'de güçlü Batı devletlerine karşı Samoa haklarını korumak için bir kampanya başlattı ve "A Footnote to History: Eight Years of Trouble in Samoa" adlı eserini yayımladı. 1893'te Samoalı bir kabile şefini destekleyince isyancı ilan edilmiş ve Samoa'dan atılmanın eşiğine gelmiştir.
Sağlığının bir daha İskoçya'ya dönmesine olanak vermeyeceğini bildiği için bu dönemde ülkesini oldukça özler. Aynı yıl, "Kaçırılmış Çocuk" (Kidnapped) adlı eserine bir devam kitabı olan "Catriona"yı yazar. 1894'te Samoa'ya barış gelir, Stevenson bir kahraman ilan edilir, "The Ebb-Tide" yayımlanır ve "Weir of Hermiston" adlı eseri üzerinde çalışırken 3 Aralık 1894 günü 44 yaşında beyin kanamasından hayatını kaybeder. Samoa'daki Vaea Tepesine gömülmüştür.

Yazar istatistikleri

  • 234 okur beğendi.
  • 8.465 okur okudu.
  • 111 okur okuyor.
  • 2.671 okur okuyacak.
  • 57 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları