·
Okunma
·
Beğeni
·
7969
Gösterim
Adı:
Burma Günleri
Baskı tarihi:
Temmuz 2004
Sayfa sayısı:
344
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750704659
Orijinal adı:
Burmese Days
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Burma Günleri
Burma Günleri
Birmanya Günleri
Burmese Days, Keep the Aspidistra Flying, Coming Up for Air
"Bu ülkede bulunmamızın, hırsızlıktan başka bir nedeni olduğunu söyleyebilir misiniz? Bu öylesine kolay ki. İngiltere'nin memuru, Burmalı'nın kollarını tutar, tüccar da adamın ceplerini boşaltır. Britanya İmparatorluğu, İngilizlerin, daha doğrusu Yahudi ve İskoç çetelerinin ticaret tekelleri kurmalarını sağlayan bir aracıdan başka bir şey değildir."

Bu sözler, George Orwell'in Burma'daki İngiliz sömürgeciliğine bakış açısını yansıtıyor. Kendisi de Burma'da görev yapmış olan Orwell, en başarılı yapıtı olarak tanımlanan Burma Günleri'nde, İngilizlerin bu sömürgedeki yaşamını ve yaptıklarını, yerli işbirlikçileri ve fırsatçıları, yerli halka insanca yaklaşarak İmparatorluğun tutumuna karşı çıkanları, aşk, nefret, tutku çemberinde destansı bir anlatımla ele alıyor. Burma Günleri, ilk kez 1934 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde yayınlandı. Kitap ve yazarı hakkında herhangi bir dava açılmayınca, ertesi yıl İngiltere'de de basıldı. Ama sömürgecilik dönemi sona erinceye kadar kitabın Hindistan ve Burma'da satılması yasaklandı ve okuyanlar hakkında yasal işlem yapıldı. Burma Günleri, İngiltere'nin, üzerinde güneş batmayan bir imparatorluk olduğu dönemdeki politik ve sosyal yaklaşımını göz önüne sererken, romandaki karakterlerin işlenmesindeki ayrıntılı ustalıkla da Orwell'in başarısını pekiştirdi.
(Arka Kapak)
344 syf.
·Beğendi·8/10
"s"ELAMLAR (30. ya deneyince var bir hayır diyip capslock tuşuyla inatlaşmamaya karar verdim! Sen BÜYÜKSÜN! TAMAM MAYK! ) ola hepinize çokomeller ! Yine önceden okuyup sonrasında inceleme yapmaya karar verdiğim bir inceleme ile sizlerle beraberiz .. Bugün pikniğe gidecektim esasen ama Odin ve Thor yeryüzüne inmeye karar verip , "YARDIR MEVLAM GORE!" moduna geçince , elinde oyası , ayasında kınası , başında yazması ile 40 'ına merdiven dayayan evde kalmış kızlar misali kırdık kıçımızı , büktük dizimizi , oturalım dedik evimizde .. Oturalım dedik demeye de ,gelirken biralarla beraber aldığımız sigarayı kaybettik evin içinde .. Kafa beyin döndü .. Dün de tuzlu fıstık sırra kadem bastı odanın içinde ! Delirmemek elde değil !! ( AMAN ALKOLDEN UZAK DURUN 18 YAŞ ALTI SEVGİLİ KARDEŞLERİM !! AMAN !! ) Neyse efenim .. Yavaştan incelemeye giriş yapalım .. Kuru fasulye tamam .. Pilavlar geldi .. Soğanı kırıp startı veriyorum !! VAN ,TU , TIRİ , FORROOOO !!! Hemen bir DAVARO OST !! OHHH !! Dünya varmış !!! =))

Pek saygıdeğer cevizkabukları , biliyorsunuz ki incelemelerimde spoiler falan vermiyorum .. Yine vermeyeceğim .. Benim derdim kitabı okumak isteyenlerde , zihinlerinde soru işareti olan bireylerde bir kıvılcım çakmak .. Döneme ait bilgileri verip, "bilinmezlik" olgusuna dayanarak ve esrar"c"engizlik yaparaktan merakları cezbeylemek ..İzleyeceğimiz yol budur !! Bundan önceki incelemelerimde , benim tabirimle , "TAKIM ELBİSE GİYİP MEDENİYET KAVALI ÖTTÜREN ÇOBAN AROMALI TERORİSTLER " dediğim bu tayfayı defalarca anlattım .. Yılmam ! Yine anlatırım !! Bu kitaptaki haliyle anlatacaklarım ingilizler sevgili diyarbakır karpuzları.. Güneş batmayan imparatorluk ! Oraya buraya medeniyet götürenler ! Sevgili şekerpare, bana inan ama cidden inan ki bunların medeniyet diye oraya buraya götürdüğü herşey ama herşey sömürüden ibaretti .. 1 veriyorlarsa 11111 alıyorlardı !! Kolonyalizm dedikleri sistemi icat edip , işgal ettikleri halkların değer yargılarını , dinlerini , mezheplerini hiçe sayarak , kültürlerini yok ederek mankurtlaştırdılar insanları .. Burada kısaca bahsedeceğim kısım Hindistan örneği ve komşusu Myanmar .. Hindistan , bakir toprakları, sınırsız işgücü ve ingilizlerin ekmeğine yağ süren KAST SİSTEMİ ile uzun müddet İngilitere'nin sağmal ineği oldu .. Bu kast sistemi dediğimiz ve kişinin elinde olmaksızın içine doğduğu dünyanın sınırları içindeki hiyerarşik yapıya dayanan sistem , ingilizlerin arayıp da bulamadığı şey idi .. Bu yapıyı ve insanlar arası ayrımcılığı sonuna kadar körüklediler .. Ne ola ki bu kast sistemi dersen şöyle açıklayayım sana bunu ben .. Misal baban ZURNACI ! Bu ailenin içinde doğdugun anda diyemiyorsun ki ben TORNACI olacağım ! Yerin ,yurdun ,herşeyin , kim olduğun öncesinde belli .. İşte bu sakat dini sistemi kullanarak ve yanlarına aldıkları dış sermayenin yurt içindeki yerli işbirlikçileri ile , yani kompradorlar ile yeraltı ve yerüstü kaynaklara pipet dayayıp hüpletmek suretiyle uzunca bir müddet bal kaymak sofraların Halil İbrahim'i oldular ingilizler.. Oraya konuk olanlardan biri de siyasi polis olarak görev alan George Orwell idi .. Şimdilerde 1984 incelemelerinde güzellemelerine doyulamayan , Hayvan Çiftliği'ni yazdığı için yerlere göklere sığdırılamayan ama bu kitaplar için CIA 'den fonlanmış , MAMALANMIŞ George Orwell !! Senin anlayacağın sevgili Yıldız Tilbe et beni, timsah gözyaşları idi o kitaplar .. Bu , Orwell 'ın ilk romanı .. Kalemini satılığa çıkarmazdan önce yazdığı ilk eserlerden biri .. "YE KÜRKÜM YE" moduna geçmezden evvel hakkaniyet ile aktarmış bize olanları .. Ben neşe kaçırmamak adına kitaptan örnek vermeyeceğim .. Sanırım üç aşağı beş yukarı zaten olanların kabataslak bir krokisini çizdim sizlere .. Şimdi incelemenin başlığı ve bu kitabın konusuna dair sizlere ipuçları verecek başka örnekler vereceğim ..

Bir dönem pespembe rengi ile çocukluk günlerimizin rüyalarını süsleyen sevgili PEMBOlar , bunlar öyle aşağılık insanlardır ki ortadan kaldırıp , soyunu kuruttukları kızılderililerin dahi maruz kaldıkları olguların içini boşaltmışlardır ARSIZCA !!! Ciplerine soykırıma uğrattıkları Cherokeelerin , boğazda seyreden Abd başkonsolosunun teknesine Iroquiasları tek bir devlette birleştiren Hiawatha'nın , Irak işgali öncesinde Mezopotamya'yı yerle bir eden füzelerine Tomahawk'ın , aynı amaçla tasarlanmış helikopterlerine Apachee 'nin ismini verebilmişlerdir ! Şimdi bir kısım çıkıp derse ki yauw gavurlar gavuru iblis Tuco !! Bunların İngiltere ile ne alakası var ? HE GÜLÜM HEEEE !! AMERİKA' yı da NÖRi KANTAR KURDU !!

Tarih bir bilim .. En azından biz öyle biliyoruz .. Ve biz biliyoruz ki bilimin siyaseti , ırkı ,dini, mezhebi OLMAMALIDIR .. Peki sömürge tarihçileri ne yapmıştır tüm bu insanlık suçlarının öncesinde ve sonrasında ?

NE Mİ YAPMIŞTIR ?

Sömürge tarihçileri , beyaz adamın uygarlaştırma misyonu olarak , vahşi addettikleri siyahileri HIRİSTİYANLAŞTIRMALARINI "doğal" karşılarlar.Ama bu bahse konu Tanrı' nın "KARA DERİLİ" olarak adlandırdıkları siyahileri niçin vahşi ve ilkel (?!?!?) yarattığına gerekçe bulmakta zorlanırlar !! Ta ki kurtuluşu Eski Ahit' te ,Adem ve Havva'nın oğulları Habil ve Kabil ' de bulana kadar ! Okul kitaplarına , beyaz ırkın Habil'den , Afrikalıların ise kardeş katili Kabil'den türediğini , tanrının kardeş katili Kabil'in soyunu cezalandırmak için Afrikalıları bu halde bıraktığını yazarlar .. Nasıl ? GÜZEL Mİ?

Güçlü olduklarını siyahların gözlerinin içine soka soka belletmek için her fırsatı kollayan bu aşağılık insanımsı mahluklardır yine Afrika demiryolu döşendikten sonra , 19 yüzyılın başında sanayi devriminin en ama EN GÜÇLÜ SİMGESİ olan lokomotifleri BEYAZA boyayanlar ! Ve demiryolunda KÖMÜR TOZLARI ARASINDA ÇALIŞAN SİYAHİLERE TEKRAR TEKRAR BU LOKOMOTİFLERİ BEYAZA BOYATANLAR!!

ADALET ?!?!?

Gel ben anlatam sana adaleti annesinin bi' tanesi !! Gel ! GEL DE ADALET NEYMİŞ GÖR !!

2. Dünya Savaşı sonrasında Naziler , sanıldığının aksine Nürnberg Mahkemelerinde SOYKIRIM VE İNSANLIĞA KASIT SUÇLARINDAN YARGILANMADILAR !! 2. Dünya Savaşı'nda ABD ve İngiltere'nin hava bombardımanlarıyla katlettikleri "SİVİLLERİN" sayısı , Almanlarınkinden çoktu.. Kendilerinin de işlediği CÜRÜMLERDEN düşmanlarını yargılayamayan "GALİPLERİN" bundan kelli Nürnberg Mahkemelerinde Almanları suçladıkları tek şey , başkalarının topraklarına zorbalıkla el koymak üzere saldırıp savaş başlatmış olmalarıydı .Galipler , yenilenlerle AYNI SAVAŞ SUÇLARINI İŞLEDİKLERİ İÇİN , Nürnberg'de Almanları , Japon mahkemelerinde ise Japonları ancak saldırganlık nedeniyle yargılayabildiler ..

Sayın Churchill!!! HUUUUUUU?!?!!!!! Sayın Winston Churchilll !!! AÇ KAPIYI BEN GELDİM !!

Ses YOK !!

Sanırım evde yok ... Neyse ona da iki kelam edelim gıyabında..
Hangi Churchill bu ? Beş , sayıyla "5" ingiliz askerinin ölümüne karşılık çoğu silahsız 7000 Sudanlı' nın katledildiği 1898 Omdurman Savaşı' nda , ingilizlerin "OLMAYAN" kahramanlığını efsaneleştirdiği ilk kitabı "NEHİR SAVAŞI" (The River War ) 'dan öldüğü güne dek her fırsatta savaş kollayan , savaş çıkarmak , savaşlara katılmak isteyen Winston Churchill !!
KAYITLARA geçen odur ki , Akdeniz'de yatla gezerlerken karısı Lady Asquith manzaranın karşısında dayanamayıp "Mükemmel" deyince şunları diyen Churchill :

"Evet , atış menzili ve görüş mükemmel ,yatta silahımız olsa şimdi ne güzel BOMBALITTIRIRDIM...."

Neyse ki , SARIŞIN KURT , Çanakkale ' de soktu gırtlağına kadar o bombaları ... "ÇOCUĞU KOYDU" !!

AHHHH!!! Bir de , " Olmasaydın da olurduk" , "keşke yunan ( ki onları ingilizler giydirdi!) kazansaydı" diyen tayfa vardı di mi? =))

https://media1.tenor.co/...C1KioKH2VRKowlTX6MTI

Bu kitap , O olmasaydı nasıl var olurdunuz , onu anlatıyor ..

Kıssadan hisse .. Yarın 19 MAYIS !! Unutturamazsınız !! Unut"MAYIS"!

Kahpe emperyalizmi şamarlayan ATAM ...

Olmasaydın , O L M A Z D I K ! ! !

HAİNLERE İNAT ... YÜRÜYELİM ARKADAŞLAR !!!!
https://www.youtube.com/watch?v=lpc4HOQfAcE
344 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Burma şehri: Anlatılan dönemde; Myanmar, "Birmanya" adı altında Hindistan'ın bir eyaleti olan bir İngiliz sömürgesi. Patikalar, petunyalar, Afrika kadife çiçekleri,frenk üzümünü andıran kokular, hindistan cevizi yağı, sandal ağacı, tarçın ve kimyon kokuları... Doğal güzelliği her zaman olduğu gibi kirleten insanlar...
U Po Kyin: Romanda bahsedilen ilk isim. Romanımız U Po Kyin ile başlıyor. Gerek görüntüsüyle, gerekse kişiliğiyle rahatsız edici, iğrenç bir karakter. Yazar, o kadar güçlü tasvir ediyor ki, anında bu adamdan nefret etmemizi başarıyor.
Flory : Roman, “U Po Kyin” isimli anti karakteri anlatacak sanırım derken, yüzündeki doğum iziyle hoş olmayan bir görüntüye sahip Flory çıkıyor okurun karşısına. Onun da kötü bir karakter olduğunu düşünürken, duygularının neden köreldiğini, nasıl bir yalnızlık buhranı içinde olduğunu yavaş yavaş anlıyoruz. Hem yaşadığı duygular, hem de içinde bulunduğu bozuk sistem; buna etken…
Elizabeth: Diğer iki karakter aksine olumlu özellikleriyle Flory’nin hayatına giren "rüyalar kızı(!)"
George Orwell’in 1984 ve Hayvan Çiftliği gibi güzide eserlerinin arkasında kalmış; ama bence yine oldukça başarılı bir eser. İnsanların gerçek yüzü, hayatın acımasızlığı, yalnızlığımız ve kendi kurduğumuz bozuk düzen… Kısaca hayatın iç yüzünü bulabileceğiniz bir George Orwell romanı…
344 syf.
·10 günde
Hayır, Burma Günleri'ni Orwell'ın diğer romanlarıyla kıyaslama hatasına tabiki düşmeyeceğim. Tek kelimeyle harikaydı. Bir yazarın ilk romanı bu kadar mı güzel olur, evet ancak bu kadar güzel ve ustaca olabilirmiş, ardından gelen diğer kitapların ilk basamağını oluşturan Burma Günleri, tek başına incelenmeyi hak eden, diğer romanları mihenk taşı yerine koyup, bu kitabın diğer romanlara vurulmasını hak eden bir kitap asla değil, öncelikle bunu belirtmek isterim. Çok keyifle okunan, kelimeleri çok ustaca yazılmış bir roman Burma Günleri. Tabiki Goerge Orwell yine yönetime dair şikayetlerini ve serzenişlerini çok hoş bir dille, değişik bir dünya oluşturarak dile getirmiş. Ama bu sözlerimden bu kitabın bir distopya kitabı olduğunu çıkarmayınız, çünkü bu kitap bir distopya değil onu da bilmenizi isterim. Sevgili Flory, sana çok üzüldüm.. Lanet Elizabeth! Sana ne desem boş, senin gibi öyle çok insan var ki etrafımızda resmen kitap bize tokat atıyor! Ve tabii U Po Kyin... Bu 1900'lerde de böyleydi, hala böyle, ve korkarım böyle de devam edecek... Eğer nüfuzlu bir insansan yaptığın haksızlıklar, yaptığın dalavereler, kimsenin gözünde olmaz... Nüfuzlu sınıf her zaman haklıdır!
344 syf.
·4 günde·7/10
Burma Günleri,


Yazarın ilk kitabı olması sebebiyle itiraf etmeliyim ki bazı yerlerini okurken sıkıldığım oldu. Ama sonra bunun ilk deneyim olduğu aklıma gelince yazara haksızlık ettiğimi fark ettim.
Kitabın ilk bölümlerinden itibaren eski adıyla Burma günümüzdeki adıyla Myanmar'da İngiliz Sömürgesi altındayken yaşanan ırkçılığı, aşağılamayı, İngilizler gibi sömürgeci devletlerin işgal ettiği yerleri ne hale getirdiklerinin izleriyle karşılaşıyorsunuz. Adam kayırmanın da rolü olduğunu unutmamak gerek. Bu durumun izlerini İngiliz Sömürgesini ( diğer bir deyişle BEYAZ ADAM'ı ) kabullenen yerli halkta da görebiliyoruz. Yerli halktan zengin bir ismin diğer birini, ondan biraz daha Beyaz Adam tarafından adı duyulan birini alaşağı etme girişimleri bolca görülüyor. Bir nevi prestij kazanma çabaları...
İnsan yaşamının bir yerden sonra ne kadar ucuz olabileceğini, değersizleşebileceğini bu kitap gözler önüne seriyor adeta. Nitekim yerli halktan birinin Beyaz Adam'ın girebildiği bir yere girebilmek için kendi halkından birini gözünü kırpmadan öldürebildiğini görüyoruz. Tabi bu Beyaz Adam'ın yaptıklarının yanında deve kulak misali kalıyor ama. Zira Beyaz Adam en ufak bir kaş göz seğirmesi ya da sırf bir bakış yüzünden kendinden aşağı tabakada gördüğü yerli halktan birinin vücut bütünlüğüne zarar vermekten çekinmiyor.
Bu kitap hakkında değinmem gereken bir durum da aşkla ilgili. Kitapta, orta yaşlarda bir İngiliz'in yine bir İngiliz olan 22 yaşındaki İngiliz hanımına duyduğu aşkı da anlatıyor. Aşkın bir insanı nasıl ' salak ' bir hâle düşürdüğünü ve aynı zamanda gülünç duruma düşürdüğünü kitapta yazarın güzel kalemi ve çevirmenin eşsiz çevirisi ile görebiliyoruz.
Umarım kitabı sırf okumuş olmak için okumazsınız. Çünkü unutmamak gerek; her kitap, içinde barındırdığı gizemlerle birer hazinedir.
344 syf.
·Puan vermedi
Geoge Orwell'in en beğendiğim kitabı son derece akıcı bir dille yazılmış, karakterlerin fiziki ve kişilik özellikleri çok güzel tasvir edilmiş. Konusuna gelince; Hindistan'ın bir eyaleti olan Burma'nın, dünyanın en büyük emperyalist gücü olan İngiltere'nin sömürgesi olduğu dönemi anlatıyor. Yıllar önce okudum, kitaptaki bir bölümde, Burma'da yaşayan İngilizlerden oluşan bir lokalin kapısında ''Köpekler ve Hintliler giremez ''. Yazısı hala hatırımda. Çok güzel bir kitap.
604 syf.
·Beğendi·9/10
Goerge Orwell in Hindistan’da görev yaptığı zamanki hayatından izler taşıyan bir kitap Bi Hayvan çiftliği ya da 1984 olmasa da İngiliz sömürüsünü beyazların Hintlileri aşağılayıp kendilerini çok değerli görmelerini yer yer tiksinerek anlatmış İçinde bir aşk hikayesi de yer alıyor Gayet akıcı bir günde bitirdim
İyi okumalar
Varolun
344 syf.
·16 günde·Beğendi·7/10
Bir kitabı okumaya başlamadan önce yaptığınız incelemeler neticesinde ister istemez ne okuyacağınıza dair tahminler yapıyor, olası senaryoları kafanızda canlandırıyor ve hatta kitap hakkında kesin yargılara ulaşıyorsunuz. Bunun yanlış bir davranış biçimi olduğunu bu kitabı okurken tecrübe ettim. Orwell hepimizin nazarında siyasi eleştirileriyle ön plana çıkmış bir yazardır, yayıncı kuruluşlar da bunun farkında olacak ki kitabın arka kapağına kitabın genel tutumunu yansıtmayan bir paragraf almışlar.
Örnek vermek gerekirse kitabı okumaya başlamadan önce Orwell'ın kendi gözünden anlatım yaptığını ve tamamen İngiliz Hükümetini taşladığını düşünmüştüm. Lakin kitap Orwell'ın yarattığı bir karakterin sosyal hayatına endeksli ve o karakterin siyasi düşüncelerini de ifade ediyor olmasına rağmen büyük çoğunluğu kişisel problemleri üzerine kurulu.
Size söylemek istediğim kitabı okurken ne okuyacağınıza dair tahminler üretmeden okumaya başlamanız. Kitap gayet güzeldi, okumaya yargılar üretmeden başlayın ve keyfini çıkarın. Orwell'ı okumak her zaman, her haliyle güzel.
344 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Burma gunleri, Hindistan'ın İngiliz sömürgesi altında olduğu dönemlerde beyazlar ile hintliler arasındaki sınıf ayrımını, Ellis ve Flory üzerinden anlatmaya çalışıyor. Ellis katı bir Hintli dusmaniyken Flory İngiliz bir beyaz olmasına rağmen Hintli geleneklerinden keyif alan, daha iyi niyetli bir karakter. Hintlilere olan yakınlığından dolayı dostlarıyla sürekli tartismalarinin yanında Flory nin en büyük problemi olan yüzündeki ben ve çevresinde güçsüz biri olması onun hayatını daha da çekilmez hale getirecek.

Kitabın başında anlatılan kötü karakter U Po Kin, illegal yollarla zenginleşmiş ve birçok ödüle sahip olacak, asillerin kabul edildiği beyazlar kulübüne üye olabilmek için o civarda yerini alabilecek herkesi ve her şeyi ortadan kaldırmaya çalışıyor. Tabi bir de Burma ya yeni gelen bir kızımız var, Elizabeth. Elizabeth, amcası ve yengesinin yanında yaşamaya gelmiş gelenek ve görenekleri ne bağlı bir karakter. Başlarda Flory nin hintlilere olan yakınlığından küplere binse de Elizabeth ilk zamanlarda kendini Flory ye çok yakın hissediyor. Bunun yanı sıra ilerleyen zamanlarda U Po Kin in planları yüzünden Flory yi terkedecek ve izdivaç arayışını başka bir kulüp üyesiyle sonlandıracak.
344 syf.
·5 günde·9/10
Yer: Hindistan-Burma
Tarihsel dönem: Britanya Rajı (Sömürge Hindistanı) 1858-1947
Konu: Yerli halkı sömüren bir avuç beyaz adamın hikayesi


Gerçek adı Erich Arthur Blair olan George Orwell Hindistanın Bengal eyaletinde doğmuş bir İngiliz. Hindistan ‘da bir dönem Hindistan İmparatorluk Polisliği yapmış ancak yönetimin iç yüzünü görüp istifa etmiş. 47 yıllık yaşamında iki dünya savaşını da görmüş ve bunların izlerini eserlerine taşımış. Yazarı daha çok Hayvan Çiftliği ve 1984 kitaplarından tanıyıp, bir çok okur gibi sarsıldığınızı tahmin edebiliyorum. Ancak bilmelisiniz ki bu cesur adam daha ilk kitabı ile (Burma Günleri) düzene baş kaldırmış, haksızlığa karşı durmuş, güce karşı muhalif olmuş, sömürge memurlarının gözüne( umarım fiziksel olarak da ) yazdıklarıyla parmağını sokmuş olabilir. Yazmak, o dönem için ya da genel anlamda her dönem pasif bir direniş gibi gözükebilir. Ama bir düşünün bugün bile düşüncelerinizi özgürce söyleyemediğiniz zamanlardan çok daha despot bir çağda yazıyorsunuz ve yayınlatıyorsunuz. Artık geri dönüşü olmayan, inkar edemeyeceğiniz bir tarafa geçip o yolda ilerliyorsunuz üstelik gücün tarafında bir beyazken.

Burma Günleri, Orwell ‘in ilk kitabı. En genel anlamda kaba tabirle bir avuç beyaz adamın, yerlilere (siyah adamlar) İngiliz sömürüsünü yaşattığı malesef gerçek olması muhtemel hikayesi. Baş karakter U Po Kyin isimli tipik zengin, bencil, her türlü rüşvet, gasp, ırza geçme ( yazmakla bitmez) gibi özelliklere sahip şişman Hintli bir yargıç . Roman bu adamın, doktor Veraswami (Hintli) ‘ye karşı husumeti ve komplo adımları ile başlıyor. Ana mekan İngilizlerin kurduğu hemen hemen her zaman takıldıkları kulüp. Ancak bu kulübe adil olduklarını kanıtlamak için en azından bir tane yerli üye seçmeleri gerekli. Roman bu konu ve seçim üzerine şekillenirken Dr. Veraswami ‘nin yakın arkadaşı İngiliz Flory ve onun romanla paralel ilerleyen yalnızlığı; aynı zamanda haksızlığa uğrayan adamın yanında olma sancıları size eşlik ediyor.(Orwell 19 yaşında Burma ‘da bir dönem yaşamış. Yazarın Flory karakterine yakın izler taşıdığını düşünmemek elde değil.)

Kulüpte geçen olaylar, konuşmalar romanın ana omurgasını oluştururken, benim de tekrar tekrar okuduğum Orwell ‘in cesaretine, ifade tarzına hayran kaldığım bu konuşmalar oldu.

*Birlik içinde davranmalı ve onlara şöyle demeliyiz: ‘Biz Efendiyiz, siz ise dilencilersiniz…’ Ellis başparmağını bir böceği ezer gibi masaya bastırmıştı. ‘’Dilenciler, kendi yerinizi iyi bilin! ‘’

*’’Benim sevgili Doktorum, ‘’ dedi Flory, ‘’bizim bu ülkede bulunmamızın hırsızlık yapmaktan başka bir amacının olmadığını nasıl anlayabilirsiniz?

*Ama kimseyi uygarlaştırdığımız yok, yalnızca kendi pisliğimizi başkasına sıvıyoruz.

*…eğer biz uygarlaştırıcı bir etkiysek bunun tek nedeni daha büyük parçalar koparmak istememiz. Eğer buna değmediğini görürsek her şeyi bir anda çöpe atabiliriz.

*’Hayır elinizde şans vardı, kullanmadınız. Biz de sizi bırakıyoruz, artık kendinizi kendiniz yönetin bakalım! ‘Diyeceğiz. İşte o zaman ne biçim bir ders almış olacaklar!
( Bknz: O kadar iyiler ki tarih boyunca bu kalkanın arkasında biz size medeniyeti, demokrasiyi, teknolojiyi, ilerici yaşamı vadediyoruz diyerek köleleştirdiler, sömürdüler, geri bıraktılar, çaldırlar, öldürdüler daha bir çok kötülüğü yaptılar bunun yanında yaptıkları iyiliklerin esamesi okunmaz)

Bu alıntılardan sonra Flory ‘nin ‘’Git bakalım Mattu, bunlarla kendine içki al. Yozlaşabildiğin kadar yozlaş. Bunların hepsi ütopyayı erteleyen şeyler’’ demesi romanın aslında sadece yapılanları gözler önüne sermek değil bir şeyler yapılması gerekliliğinin; içinde bulunulan kötü rüyadan uyanmaları gerektiğinin de ince ince aşılanmak istendiğini düşünüyorum. Kitap boyunca Flory ‘nin içinde bulunduğu buhranı Orwell ‘in daha karakteri oluştururken fiziksel özelliklerine kadar (doğum izi metaforu) nasıl bir ustalıkla öne çıkardığına şaşırmamak elde değil.

*Yüzünde çevresindekilerin onu sevdiklerinden hiçbir zaman tam olarak emin olamayanlara özgü yarım gülümseme vardı

*Şimdi düşüncelerinin odağında duran ve hepsinin zehirleyen şey içinde yaşadığı emperyalizmin havasının her gün daha da acılaşan nefretiydi.

Aslında demek istediğim romanın ana teması emperyalizmin
çirkin yüzü olsa da bir diğer pencere ise Flory ‘nin dünyasına açılmış. Flory haksız çoğunluğun doğuştan üyesi olsa da haklı azınlıkta yer almayı seçen bir adam ve doğal olarak yalnız. Bu yalnızlıkta sadece arkadaş çevresi açısından değil sevgi konusunda da doğru limanı arayan bir gemi gibi. Sığınmak istediği tüm bu yabancılıklar arasında ruhunda anlam ifade edebilmiş bir kadın, bir ışık.

*Burada sürdürdüğümüz yaşamın neye benzediği konusunda biraz fikrin oldu mu? Yabancılık, yalnızlık, hüzün! Yabancı ağaçlar, yabancı çiçekler, yabancı manzaralar, yabancı yüzler. Bütün bunlar sanki başka bir gezegendeymişçesine yabancı.

*Bir türlü adını koyamadığı bir acı çekmek en kötüsüydü. Yalnızca sınıflandırılabilir hastalıklara yakalananlar ne kadar şanslıydı! Yoksullar, hastalar, aşk acısı çekenler ne kadar şanslıydı.

Romanın sefa süren beyazlar ve acı çeken yerliler denecek kadar tek düze olmadığını daha nasıl içtenlikle, yeteri kadar anlatabileceğimi bilmiyorum. Ne size romanı özetlemek ne de alıntılarla canınızı sıkmak gibi bir niyetim vardı. Ama hiçbir kelime düzeninin meydana getirdiği cümlelerin romanın siz de uyandıracağı düşünce bulutuna, duygu karmaşasına denk düşebileceğini düşünmüyorum. Bu yüzden Orwell ‘in ilk adımlarını merak ederseniz, istikrarlı çizgisinin başlangıcına tanıklık etmek isterseniz bu roman okunmayı bekliyor. Çünkü bence neye inanıyorsak (umarım herkes için iyi düşüncelerdir) inandığımız düşüncelerin hiç kolay bir noktadan eyleme dönüşmediğini bilmenin, pes etmemeye yardımcı olacağına inanıyorum. Siz belki de ‘’iyi insan olmak’’ kelime grubunun gerçek anlamına vakıf olmayı en tepeye koyup amaç edinmiş olabilirsiniz. Ve böyle yazarları okumak yalnız olmadığınızın bilincinde daha dik yürümenize yardımcı olabilir.
344 syf.
·43 günde·Puan vermedi
Öncelikle tam bir Orwell fanatiği olarak bu kitap hakkında ki sıkıcı olduğu yönünde okuduğum bazı yorumlar beni çok şaşırttı. 1984 ve Hayvan çiftliğinden hiç de geri kalır bir yanı yoktu... eski adı Burma simdiki ismi Myanmar olan ve orwell'in sömürge polisliği yaptığı yıllarda orada yazdığı ilk romanı. Kitap burma ve Hindistan da uzun bir süre yasaklanmıştır sadece satılması değil aynı zaman da okuyanlara da hapis cezaları verilmekteydi.


Ingiliz sömürgeciliğine sağlam bir eleştiri olmasının yanı sıra derin karakter analizleri, sömürgecilerin yerel halka bakiş açısı, betimlemeleri o kadar efsaneydi ki okurken siz de kendinizi burmanin o yakıcı güneşi altında sadece buzun tukenmemesi için endişelenirken yada krotonlar arasında gezinirken veya bir yerlinin bedeninden yayılan sarmısak kokusunu duyumsarken buluyorsunuz. Pek Spoiler vermek istemiyorum lakin U Po Kyin'in o pagodaları yaptırmadan geberip gitmesi Floriy'nin acısını az da olsa hafifletmiyor değil. Ayrıca en nefret ettigim karakter doktor Veraswami oldu her ne kadar kitaptaki az sayıda ki iyi karakterlerden birisi olsa da sömürgecilere aşık bir yerli maleaef kendisini hiçmi hiç sevemedim onun yerine daha eylenceli olan U Po Kyin'in karısı Kin Kin'i tercih ettim, okumuş bir yaltakçının iyliği yerine cahil bir kötü bence çok daha onurludur.

Orwell'in diğer kitaplarında olduğu gibi malesef geleceğe dair pek fazla umut kırıntısı yok! kitabın sonunda herkesin HAK ETTIĞINİ buluyor olması güzel. Okunmalı...

Keşke daha çok yaşayıp daha çok yazabilseydin sevgili Orwell Iyiki yazdın iyiki Geçtin bu kervandan.
344 syf.
·6 günde·9/10
Burma Günleri romanında Orwell; gençlik yıllarında o zamanlar İngiliz sömürgesi olan Burma’da (Myanmar ya da Birmanya olarak da bilinir) polis teşkilatında görevliyken yaşadıklarını ve deneyimlerini kaleme almış.
Roman başlarda emperyalizm karşıtı düşünceler ve emperyalizme çanak tutan yerli halkı anlatsa da bir süre sonra trajik bir aşk romanı halini aldı.
1920’li yılların Burma’sının sosyal, kültürel ve ekonomik hayatını ve sömürgenin ne boyutlara gelebileceğini çok iyi anlıyorsunuz.
George Orwell‘ın 1984 ve Hayvan Çiftliği dışındaki kitapları çoğu okuyucu için beklentinin altında kalıyor fakat “Burma Günleri” bana göre bu beklentiyi en çok karşılayan kitaplarından biri. 1984 ve Hayvan Çiftliği okuduktan sonra George Orwell okumaya devam etmek istiyorsanız ilk önereceğim kitabı bu kitap olacaktır.
Bence okumak çok harika bir şey. Kitaplar olmasaydı yaşam neye benzerdi. Bu öyle...öyle... "Bu öyle kişisel bir cennet ki..."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Burma Günleri
Baskı tarihi:
Temmuz 2004
Sayfa sayısı:
344
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750704659
Orijinal adı:
Burmese Days
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Burma Günleri
Burma Günleri
Birmanya Günleri
Burmese Days, Keep the Aspidistra Flying, Coming Up for Air
"Bu ülkede bulunmamızın, hırsızlıktan başka bir nedeni olduğunu söyleyebilir misiniz? Bu öylesine kolay ki. İngiltere'nin memuru, Burmalı'nın kollarını tutar, tüccar da adamın ceplerini boşaltır. Britanya İmparatorluğu, İngilizlerin, daha doğrusu Yahudi ve İskoç çetelerinin ticaret tekelleri kurmalarını sağlayan bir aracıdan başka bir şey değildir."

Bu sözler, George Orwell'in Burma'daki İngiliz sömürgeciliğine bakış açısını yansıtıyor. Kendisi de Burma'da görev yapmış olan Orwell, en başarılı yapıtı olarak tanımlanan Burma Günleri'nde, İngilizlerin bu sömürgedeki yaşamını ve yaptıklarını, yerli işbirlikçileri ve fırsatçıları, yerli halka insanca yaklaşarak İmparatorluğun tutumuna karşı çıkanları, aşk, nefret, tutku çemberinde destansı bir anlatımla ele alıyor. Burma Günleri, ilk kez 1934 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde yayınlandı. Kitap ve yazarı hakkında herhangi bir dava açılmayınca, ertesi yıl İngiltere'de de basıldı. Ama sömürgecilik dönemi sona erinceye kadar kitabın Hindistan ve Burma'da satılması yasaklandı ve okuyanlar hakkında yasal işlem yapıldı. Burma Günleri, İngiltere'nin, üzerinde güneş batmayan bir imparatorluk olduğu dönemdeki politik ve sosyal yaklaşımını göz önüne sererken, romandaki karakterlerin işlenmesindeki ayrıntılı ustalıkla da Orwell'in başarısını pekiştirdi.
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 856 okur

  • Ali Murat
  • Berfin Polat
  • Selda Nur Doruyol
  • Mukaddes Yıldırım
  • Ş.
  • SUAT ÇAĞRI YİVEN
  • Kml ak
  • Buğra hepsert
  • Şᴜ̈ᴋʀᴜ̈ Kᴇsᴋiɴ
  • Göksu

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4
14-17 Yaş
%5
18-24 Yaş
%19.8
25-34 Yaş
%39.6
35-44 Yaş
%21.8
45-54 Yaş
%7.9
55-64 Yaş
%2
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%42.1
Erkek
%57.4

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%14.6 (42)
9
%18.1 (52)
8
%35.8 (103)
7
%18.8 (54)
6
%7.3 (21)
5
%2.1 (6)
4
%0.7 (2)
3
%1 (3)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları