Emperyalizmin ne kadar aşağılık olduğunu ve bir sömürge ülkesinin vatandaşı olmanın nasıl da insanlık dışı, iğrenç bir şey olduğunu yüzümüze çarpan ama bunu İngiliz karakterlerin incelikli(?) hâlleri ile, elegan bir şekilde yapan başarılı bir ilk roman. Flory karakteri, İngiliz ruhunun bir yansıması adeta. Bazı Burmalı karakterler de çok tanıdık geliyor nedense.
Öncelikle kitap, gerçekten her anlamda birçok şey içeriyor. Hindistan'ın baharat kokusun duyar gibi oldum okurken. Yörenin kendine has özellikleri, insanları, yaşayış tarzları, inançları, kendilerini kabul ettirme çabaları ve boşvermişlikleri çok güzel anlatılmış. Yer ve mekân tasvirlerinin yanı sıra, karakterlerin fiziksel ve kişisel özellikleri o denli güzel anlatılmış ki, rahatlıkla gözlerimde canlandırabildim. Ana karakterlerimiz Burma'da yaşayan ingilizlerden biri olan ve sonradan aralarına katılan Elizabeth ile düşünsel ve ruhsal hayatı tamamen değişen John Flory, aynı zamanda cezaevi müdürü de olan Burma'lı doktor Veroswami ve türlü dolandırıcılık ve hilelerle bulunduğu konuma gelmiş olan hakim U Po Kyin. Burma'da yaşayan ve hepsi birer Burmalı düşmanı olan İngilizler'e rağmen Flory ile Dr. Veroswami'nin dostluğu zaman zaman gözleri yaşartıyor diyebilirim. Bence mutlaka okunması gereken kitaplardan biri.
Şu ana kadar okuduklarım içinde George Orwell'ın 1984 ile birlikte en iyi romanıdır ve ölmeden önce okunması gereken kitaplardan biridir kanımca, mutlaka okuyunuz...
Yine beğenerek okuduğum bir kitap oldu Burma Günleri. Kitap sömürgeciliğin ve ırkçılığın acı gerçeklerini anlatıyor. George Orwell, yaşadığı dönemin gerçeklerini hatta başından geçenleri bize bu kitapla anlatmış. Burma'ın İngilizler tarafından sömürülmesi, beyazların yerli halkı hep küçümsemeleri hatta onlardan nefret etmeleri bence kitapta okuyuculara güzel bir şekilde aktarılmış. Kitabın baş karakteri de bir İngilizdi ama diğerleri gibi yerlilerden nefret etmiyordu. Sömürgeciliğin yanı sıra kitapta baş karakter Flory'nin aşkını da okuyoruz. Bu da kitabı benim için daha çok okunabilir kılmıştı.Gerge Orwell kitaplar her zaman okunmaya değer bence.
George Orwell'ın ilk kitabı. Sıradan olaylar sade bi dille yazılmasına rağmen gayet sürükleyici. İngiliz sömürgesiden bahseden kitap insanı sarıp içine alıyor. En azından beni kaptı valla. Keyifli okumalar.
Burma Günleri George Orwell'ın doğup büyüdüğü ve bir dönem de polis memuru olarak görev yaptığ toprakları anlatan ilk romanıdır.Orwell'ın dili her zaman ki gibi açık,duru ve bir o kadar da etkileyici.Karakteler çok gerçekçi, kölelik ve efendi sistemi keskin bir şekilde ortaya konmuş ,beyaz adamın kibrini iliklerinize kadar hissedebilceğjniz harika bir eser.Biraz da size kitabın karakterlerin ve olay örgüsünden bahsetmek istiyorum.
Bu çöl geçilemez
Melankoli dallarının gölgesinde,
Nasıl hoşunuza giderse,( W.S)
Burma ahhh o yakıcı sıcak ve sivrisinekler ayrılmaz parçası olmuş koloni.Birisi bana Burma'yı bana tek bir cümle anlat dese kuracağım cümle sanırım toz,toprak,katlanılmaz sıcak, sivrisinekler ve pis ter kokuları olur.Gelelim kitabın baş kahramanlarından birine.Babadan gelme öğütle tırnakları ile kazıyarak tabiri caizse ilmek ilmek örerek insanların son meteliğine kadar sömürerek az çok bir devlet memuru olmayı başarabilmiş düzenbaz,sahtekar,rüşvetçi,haysiyetsiz ,insanı çok rahat bir şekilde hiç utanmadan sırtından vurup zevkle kuyusunu kazıyabilecek Kyaukta Böle Hakimi U Po Kyin.Resmen Burma'da ne kadar dalkavukluk,beyaz adama yağcılık varsa hepsi de kendinden sorulur.Ama öyle kimse de bu adamın yüzüne aleni bir şekilde ne tür bir insan olduğunu haykırmamıştır.
Hindistan uzun yıllar boyunca İngiliz sömürgesi olduğundan Burma bölgesi de doğal olarak beyaz adamların yönetimindedir.Burma erkekleri İngilizlerin ya kahyası ya işçisi kadınları ise ya hizmetçisi ya da beyaz adamların yataklarını ısıtacak metresidir.Burmalı zavallılar için başka seçenek yoktur.Aslında var olan durumdan müzdarip olup ses çıkarmaya çalışan olursa ya kırbaç ya hapishane ya da ölüm.Bu seçeneklerden birini seçebilirler.Bu yüzden herkes halinden memnun mitlu
Çok iyi yazılmış, sürükleyici fakat sonu kötü biten romanların etkisinden pek kurtulamıyorum. George Orwell'in ilk romanı olmasına rağmen uslup ve anlatımdaki başarısı, 1984 ve Hayvan Çiftliğinin bu elden çıkmasına pek şaşırmadım doğrusu.
Yazarın memur olarak bir dönem kaldığı İngiliz sömürgesi olan Burmada, şimdiki adıyla Myanmar, İngilizlerin ve burmalıların yaşamlarında kesitler sunuyor. Roman birçok tema üzerinde kurulu.
Özellikle sömürgeci milletlerin, sömürülen halklarla olan ilişkisi günümüze de bakıldığında değişmediğini görürüz. Yazar yarattığı Kahramanı, insancıl bir yapıda sunmuş okura, diğerlerini de gayriinsani.
Sömürülenlerin içinde kendilerine efendilerinin yanında yer açmak için giriştiği alçaklıklar bu yüzyılın hiç yabancısı olmadığı bir olay.
Birçok kitabını okuduğum ve özellikle 1984 kitabının başarısı üzerine çok şeyin söylendiği bu dönemde, bence bu roman yazarın başyapıtıdır.
Kitap kaliteli bir içeriğe sahip olsa da olayların akışı bana çok yavaş geldi. Buna rağmen bitirmekte güçlük çekmedim ancak bu, kitabı okumayı düşünen insanlara bir fikir oluşturabilir diye yazmak istedim.
Kitap, genel olarak Burma'daki insan hakları ihlallerini anlatmakta. Buradaki yerli halkı umursamayan Avrupalılar, bu toprakları sadece gelir olarak görmekte ve Burmalıları da hizmetkârları saymaktadır. Öyle ki Burma'da bulunan "beyaz" kulüplerine yerliler de girmeye başlayınca hikayede de önemli yer tutan bir kulüp, bunu şiddetle reddetmiş ve bu durumun söz konusu bile olamayacağını hiddetle bildirmiştir. Sadece Bay Flory, bu konuda diğer Avrupalılardan çok daha ılımlı düşünmekte ve yerlileri kalkındırmak için burada olsalar sorunların her iki grup için de çözüleceğini düşünmektedir.
Hikayenin belirgin kötüsü U Po Kyin adındaki bir Burmalı. Kendisi, yerlilerin arasındaki Avrupalı sevdalısı ve kendi milletini küçük görmekten; Avrupalılara hizmet etmekten mutluluk duyacağını belirten birisi. Bu kişi, Quentin Tarantino'nun Django Unchained filminde Samuel L. Jackson'ın canlandırdığı, siyahi olduğu halde siyahilerin beyazlara hizmet; hatta kölelik etmesinde bir sakınca görmeyen Stephen karakterine benzemekte. Filmde Stephen diğer siyahi karakterlerden bir nebze de olsa üstündü, kitapta da U Po Kyin kendi tertiplediği ve daha sonra bastırmış göründüğü bir isyanla "efendilerinin" gözüne girip beyazlar kulübüne kabul ediliyor.
Hikaye, Bay Flory'nin annesinin ölümünden sonra Burma'ya amcasının yanına gelen Elizabeth'e aşık olmasıyla beraber bir başka yola daha giriyor. Bu andan sonra artık hikaye hem aşk romanı hem de hikayenin girişinde belirtildiği gibi "Burma Günleri"ni anlatıyor.
Elizabeth'e aşık olan Flory, onun da yerli düşmanı olduğunu anlamıyor. Bu şekilde devam
Hakikat Devrimcidir!
Zihin deryamıza 1984 ve Hayvan Çiftliği ile fikirler yağdıran “Eric Arthur Blair” edebiyat dünyasında bilinen ismiyle Hindistan doğumlu George Orwell (1903-1950) nevi şahsına münhasır üslubuyla yaşadığı ortamın netliğini kurgusal zekasıyla yansıtmasına hayranlık duyduğum eleştirel yaklaşımıyla, güçlü anlatımıyla politik duruşunu ve toplum eşitsizliği kavramlarını mana çivisiyle insanların zihinlerine adeta çakmayı dert ediniyor.
Bütün eserlerini okuma yolunda ilerken bu sefer durağım yazarın ilk kez 1934 yılında yayımladığı Burma Günleri , otobiyografik türde bir roman, George Orwell’ın Burma ‘da (bugünkü adıyla Myanmar) sömürü polisliği yaparken gözlemlediği sömürge düzenini ve sosyal hayatın izlerini okuyucusuna sunarken, İngiliz sömürgesinin toplumları nasıl yozlaştırdığını ve içeride işbirlikçilerinin ne kadar sömürge düzenine yaranmaya çalışarak “kendi” toplumlarının yozlaşmasının önünü nasıl açtıklarını sivri ve net kelimelerle eleştiriyor.
Batının, Doğu ve gelişmemiş ülkeler üzerinde kurduğu emperyal etkiden Burma üzerinden etkileyici diliyle çıkarım yaptırıyor. Toplumların Sadece toprak zenginliğini elinden almayan Kahrolasıcı emperyalizm, Masum insanların üstünde kurduğu baskı düzeninden taviz vermeden yolundan hiç dönmeden maalesef devam ediyor. Yazar Yaşadığı toplumun eleştirisini yaparak emperyalist İngilizlerin(Batının) sömürgelerle dolu yüzsüz tarihine yüzleri varmış gibi çizik atıyor.
“Ağır ırkçılık içerir” Ön bilgilendirmesi ile sunulması gereken sosyal hayattaki ırkçılık hastalığının ağır halini sunuyor.
“Evime geldiğinizi her gördüklerinde cıva yarım derece yükseliyor.” Bu cümleyi kurmayı bir insanın dilinden duyması bile insanlığa hakaret olduğunu düşünüyorum. Yazar da böyle bir düşünce dünyasında olduğunu “Bütün İngilizler öldüklerinde
Mahsun olma Burma, sevin!
Medeniyet getireceğiz sana,
Ölmez veya kör olmazsan göreceksin!
Medeniyet dediysek sizi medenileştireceğiz demedik. Medeni insanları göreceksin, onlara hizmet ederken…
Kulüpte biz briç oynarken hizmet için sizi içeri çağırırsak o zaman göreceksin. Gramafon sesi gelecek kulağınıza, medeniyetle tanışacaksın. Ya da midillilerimizin üzerinde polo oynarken bizi, göreceksin...
Işık sizi kör etmezse eğer! Göreceksin, ağladıkça…
youtu.be/kbXaIvz6s0o
Sekiz bin mil yol kat edeceğiz sizin için. Kıtaları, okyanusları aşacağız. Bu kadar büyük lütfun bedeli olmuşsa çok mu? Madenlerinizin, ormanlarınızın talan olması bizim gibi medeni insanların sıcakla ve sivrisinekle yaptığımız mücadelenin yanında ne ki! Kulüpte içilen viskilerin buzları bile Burma’nın sıcağına dayanamıyor. Sizin için ödediğimiz bedelin farkında mısınız? Siz demişsem dil alışkanlığı. Medeni insanların nasıl konuştuğunu görmeniz için. Yoksa beyaz olmayan insan olur mu? Melez bile araftayken. Ne Avrupalı, ne Hintli. Yazarın kendisi gibi. Öyle ortada, öyle arafta.
Arafta bir yazar George Orwell. İlk Hayvan Çiftliği’nde tanıdım onu. İspanya savaşında faşistlere karşı savaşmış bir sosyalist. Ama ideoloji ne olursa olsun güç ve iktidar insanın eline geçince kaynakları nasıl kendi rahatı için kullandığını ironik bir dille o kadar güzel anlatıyor ki. Nereden gelirse gelsin zorbalığa karşı bir özeleştiri okuyoruz. Kitabı hakkındaki yorumlarında bu durumu kendi lehine edebi anlamda kullandığına dair yapmış olduğu özeleştiriyi de buraya not düşerek devam edelim.
Edebi ününü önemli ölçüde Hayvan Çiftliği ve 1984 eserlerine borçlu olan yazar, Burma Günleri kitabında da Burma’da polis olarak görev yaptığı döneme dair izlenimlerini aynı edebi dille ve İngiliz özeleştirisi olarak aktarıyor
1903'te Hindistan'ın Bengal eyaletinin Montihari kentinde doğdu. Ailesiyle birlikte İngiltere'ye döndükten sonra, öğrenimini Eton College'de tamamladı. Gerçek adı Eric Arthur olan Orwell, 1922-27 yılları arasında Hindistan İmparatorluk Polisi olarak görev yaptı. Ancak, İmparatorluk yönetiminin içyüzünü görünce istifa etti. 1950'de yayımladığı Bir Fili Vurmak adlı kitabı, sömürge memurlarının davranışlarını eleştiren makalelerin derlemesidir. İkinci Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru yazdığı Hayvan Çiftliği, Stalin rejimine karşı sert bir taşlamadır. Orwell'in en çok tanınan yapıtlarından Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, bilim-kurgu türünün klasik örneklerinden biri olmanın yanı sıra, modern dünyayı protesto eden bir romandır. Burma Günleri ise, Orwell'in Burma'daki (bugünkü Myanmar) İngiliz sömürgeciliğini dile getirdiği ilk kitabıdır. Orwell, 1950'de Londra'da öldü.