Roman, hayatın bütün alanlarını kuşatmış totaliter bir iktidarın, iktidarını devam ettirmek için insanların ruhlarını ve bireyselliklerini nasıl yok ettiğini bir aşk hikâyesi etrafında çarpıcı bir şekilde vurgular. Romanın en etkili yanlarından birisi, devletin vatandaşlarının hayatlarının bütün boyutlarını gözetleyebilme gücünü etkili bir şekilde yansıtmasıdır. Romanda yer alan "büyük birader sizi izliyor" sözü zamanla bütün dünyada gözetimin gücünü anlatan temel sloganlardan biri haline gelmiştir. Romanda otoriter bir yönetimde, çocukların güçlü bir rejim ajanı olarak yetiştirilmesi vurgusu önemlidir. Dramatik olan boyut ise, rüyasında sayıklayan bir babayı, çocuğunun vatan haini olarak devlete ihbar etmesi ve bunun baba tarafından da meşrulaştırılmasıdır. Son söz: Devlet her yerdedir, çocuklar bile rejimin katı bekçileri olarak yetiştirilir...
George Orwell'ın okuduğum ikinci kitabı, daha önce sadece hayvan çiftliğini okumuştum ve sevmeme rağmen aşırı mest olduğum bir kitap değildi. 1984'ü okuduktan sonra Orwell'ın kalemini kolay kolay bırakamayacağımı anlamış oldum. Orwell, öyle mükemmel ve kapsamlı bir karşı ütopya sunuyor ki bizlere, aslında kitapta sadece totaliter bi devletin son raddedeki baskısını değil, bununla beraber bir toplumun nasıl, ne derece çökebildiğini ve bir iktidarın nasıl sonsuz güç kaynağı olabildiğini okuyoruz. Bu açıdan politik ve sosyal bilim kitaplarına ilgisi olanlar için efsane bir başlangıç kitabı olduğunu düşünüyorum. Aynı zamanda kitapta bize verilmiş olan tezler anti tezleriyle inanılmaz bir bütünlük içinde verilmiş, anlayacağınız okurlara zevkli bir düşünce etkinliği sunulmuş. Karşı ütopya olmasına rağmen gerçeklikle harmanlanmış olması da bambaşka güzel bir durumdu. Öyle ki, kitapta enginizasyon mahkemelerinden, Nazi Almanyasından, Rusya Komünist Partisinden vs örneklerle ve sıkça bahsedilmişti. Bütün bu açılardan 1984 benim için sıfır eleştiriyle kitaplığımda zirveye oturmuş bir kitap oldu. İkinci, üçüncü okuyuşlarda da farklı farkındalıklar, düşünceler kazandıracağına eminim. Uzatmamaya çalıştım ancak bu kadar becerebildim, keyifli okumalar dilerim.
1984George Orwell · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2021199,9bin okunma
“Bilinçlenene kadar asla başkaldırmayacaklar, başkaldırmadıkça asla bilinçlenemeyecekler”
Ne kadar anlamlı ve derin bir cümle adeta geleceği yaşamışcasına…
Heycanla okumayı beklediğim bir kitaptı 1984. İlk sayfalarda aa bu muymuş demedim değil. İlerledikçe etkilenmeye başladım. Düşünün Okyanusya'da yaşıyorsunuz. Ama düşünürken lütfen abartın. Nasıl mı? Düşünmenin yasak olduğu hatta düşünce kelimesinin olmadığını düşünün. Tele ekranlardan ve ses kayıt cihazları tarafından her anınızın takip edildiğini, rüyalarınızın uykudaki bilinç altınızdaki hareketlerinizin bile takip edildiğini düşünün. Duygusallığın yasak olduğu gibi eşinizle bile olsa erotizm yasak olduğunu, biri sevilecekse bu Büyük Birader'den başkası olmadığını düşünün. Her şeye o ve Parti karar verir. Yemenize, icmenize, çalışma saatlerine, giymenize uyumanıza hatta ne konuşup konuşmayacağınıza; çünkü sözlükteki belirli kelimeleri kullanmanız gerekir.Onlar ne istiyorsa onu bilmelisiniz, tarihi, gündeme onlar karar verir. Çocuklarımız bile size karşı ajan evde hal ve hareketlerinize çok dikkat edilmeli tipki dışardaki gibi herkes düşünce polisi yada ajan olabilir. Aksi halde mi? Kitabı okumalısınız çünkü o daha da garip. Düşünün işte düşünce özgürlüğünüz varken; düşünmemeyi düşünün.
İnsanın kim olduğu, devletin gözünde nasıl göründüğüne göre değişiyor. Eğer boyun eğersen, onlar için iyisin ama en ufak sorgulamaya, düşünmeye başlarsan senin anlamın da değişiyor.
Özgürlüğün, ince bir ipe bağlı olması ne kadar korkutucu.
Sevmeyi öğrenememiş bir insanla karşı karşıyasınız. Gerçek sevgi olunca karşındaki insanın ya da başka sevgi duyduğun birinin acı çekmesini istemezsiniz değil mi? Ne kadar acı çeksende benim yerime o acı çeksin demek sevgi değildir. Yaşadığın hayatı o üstlensin diye düşünmezsin.
Romanda sevgi de özgürlük gibi kontrol altına alınmış. Bu da insanların duygularını bile yönetmeye çalışan bir sistemin olduğunu gösteriyor.
Sonlarına doğru içim sıkıldı.
Yaşanılanlar, yaşatılanlar...
Ne yazık ki bunlar, daha acılarını yaşamış hayatların var olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
1984George Orwell · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2021199,9bin okunma
George Orwell“Bağlılık, düşünmemek demektir, düşünmeye gerek duymamak demektir. Bağlılık, bilinçsizliktir.”
1984, George Orwell’in distopya türünün kült romanlarından biri sayılan son kitabıdır. Kitap, 1949 yılında tıpkı çoğu distopya eseri gibi İkinci Dünya savaşının etkisiyle yazılmıştır. O dönemde siyasi alanda boy gösteren Sovyet Rusya’nın ve Nazi Almanya’sının (Özellikle Josef Stalin hükümetinin) bir emsalinin yaratıldığı kitapta sosyalizm, komünizm ve faşizm gibi dönemin yaygın yönelişlerine ironik bir yaklaşım yaratılmıştır.
Kitabın geçtiği ülke olan Okyanusya -Dünya Okyanusya, Avrasya ve Doğuasya olmak üzere üç süper devletin elindeydi- despotizmin hakim olduğu, diğer iki devletle çeşitli kombinasyonlar biçiminde sürekli bir savaş halinin devam ettiği totaliter bir rejimle yönetilmektedir. Büyük Birader denilen ve gerçekten var olduğunun bile kesin olmadığı tanrısallaştırılmış bir liderin manipülatif yönetimini anlatan kitapta insanlar yaşamlarının her anında “telekran” denilen cihazlarla izlenmekte, bu yetmezmiş gibi düşünceleri dahi kontrol altında tutulmakta ve alışılmışın dışındaki bir eylem, bir mimik dahi sizi “Düşünce Polisi”nin eline sürüklemektedir. Peki ama insanlar neden hala bu yönetime körü körüne bağlılar? İşte bu soru bizi Hitler’in sadık destekçisi Joseph Goebbels’ın propaganda tekniklerine götürür. Goebbels’a göre propagandayı tek bir kaynaktan yapmalısınız, başarısız olsanız dahi yalan söylemeyi bırakmamalısınız illaki birileri inanacaktır ve hedef kitleniz aydın kesimden ziyade geniş halk yığınları olmalıdır, tembel zihin propagandayı daha iyi sindirir, işleri normale döndürmeyip olayları hep sıcak tutmalısınız ki insanların sürekli odak noktası bu olsun, ortadaki sorunları ise tek bir sebebe bağlamalısınız. Gizli yeraltı örgütlenmesine
"Duygularını değiştirmezlerdi, gerçi istesen dahi sen de değiştiremezdin duygularını."
~
Geçmişin, belleğin, düşünmenin, dilin, başkaldırının, aşk ve erotizmin, bireyselliğin ve insan haklarının yok edildiği, zihnin kontrol altına alındığı, sorgulamanın, düşünmenin, aşık olmanın ve arkadaşlık kurmanın... Sistemin istemediği ve sisteme zarar verebilecek her türlü duygu ve düşünce yasak. Diktatörlüğün ve iktidarın kendi çıkarları için yapabileceklerini en ince ayrıntısına kadar göstermiştir. Yalnızca geleceğe ilişkin değil, günümüze ilişkin de bir uyarıdır. İçinde yaşadığımız gerçek dünyanın önyargıları, memnuniyetsizlikleri, baskı ve zorbalıkları, kayıtsızlıkları da çıkar karşımıza. Geleceğe ilişkin bir kabus senaryosudur. Gelecek şimdi olduğunda artık çok geç olacağına dair. Bu dünyada Winston Smith'in isyanını ve aşkını okuyoruz.
~
Kitap ilk başlarda çok güzel gidiyordu ve konusunu çok beğenmiştim. Ama ortalarına doğru sıkılmaya başladım ve devamında beni sarmadı. Bazı yerlerini hiç anlayamadan hızlı hızlı okudum. Kitap çok yorucu ve ağır, herkese hitap etmiyor. Gerçekten anlayarak okuyan ve ayrıntıları yakalayabilen insanlara farklı bir bakış açısı kazandırabilir. Yazara hayranım. Her şeyi doğrusuyla ve yanlışıyla okuyucuya aktarmış. Yaşadığı döneme göre bunları kaleme almak ve kitaplaştırmak çok cesaret gerektiren bir davranıştır. Verilmek istenen uyarı ise maalesef doğru.
Kitaptan önce önsözü okumam büyük bir fark yarattı. Sizin de öyle yapmanızı tavsiye ediyorum. Kendim için doğru bir zamanda okumadım o yüzden etkilenmedim ama yıllar sonra tekrar okumayı düşünüyorum.
1984'ü okurken koyun sürüsünü düşünmeden edemedim. Bir an dünyadaki tüm insanlar koyunlara dönüşmüş ve çobanının yönlendirmesine kalmış gibiydi. Ayrıca Orwell distopik bir dünya yaratmış olsa da altında ne kadar da tanıdık bir düzen olduğunu görüyorsunuz. Evet, dünya tarihimiz Orwell'in yazdığı bu distopik eserin bizzat temelini oluşturuyor. Ve bir çoban, koyunlara nasıl hükmeder onu gösteriyor. Günümüz yapay zekası kadar bile akıl yürütemeyen bir topluma dönüştürülen aynı zamanda bu insanların üst düzey zekaya sahip olduklarını görmek şaşırtıcıydı. Bir şeyin var olduğunu görüp onu reddetmek ve aynı zamanda onu reddettiğini de reddetmek. Büyük bir körlüğe merhaba!
Akıcı bir anlatıma ve aynı zamanda sürükleyiciliğe sahip bu kitabı okumanızı kesinlikle tavsiye ediyorum. Olayların ritmine kendinizi kaptırıyorsunuz. Winston'un ve tüm diğer insanların zindana dönüşmüş Okyanusya'da yaşadığı hapis hayatına ve aynı zamanda Winston'un Julia ile yaptığı kaçamak aşk hayatının özgürlüğüne kapılıyorsunuz. Evet, özgürlük ve yoközgürlük... (yok özgürlük ne mi demek? Kitabın sonuna geldiğinizde ne demek istediğimi anlayacaksınız.) Güzel okumalar dilerim.
Winston Smith Okyanusya ülkesinde yaşamaktadır hatırladığı bölük pörçük anılar dışında Okyanusya hep birileri ile savaş halindedir ve hep kıtlık vardır. Okyanusya iktidarının sloganı ' SAVAŞ BARIŞTIR , ÖZGÜRLÜK KÖLELİKTİR, CAHİLLİK GÜÇTÜR.' Her yerde telekranlar ve Büyük Birader'in boy boy resimleri ile doludur. Okyanusya da insanların düşünme ve düşündüklerini söyleme özgürlükleri ellerinden alınmıştır. Yıllar içinde aslında insanları tek tip bir robot haline getirmişlerdir ' düşünmeyen , söylemeyen, hakkını aramayan ' sadece devamlı çalışan ve sefalet içinde yaşayan bir robot. 1984 bende çok büyük ve güzel bir etki bıraktı hep bir sayfa daha okuyayım derken hep bir sayfa daha okuyayım diye diye birkaç günde bitirdim kitabı . Kitabımızın ana karakteri giriş cümlesinde de bahsettiğim gibi Winston Smith. Biz kitabı Winston' un gözünden okuyoruz. Winston yaşadığı ülkede bir şeylerin ters gittiğini düşünüyor ben bunun çalıştığı yerden kaynaklandığını düşünüyorum . Winston, Doğruluk Bakanlığında çalışıyor ve görevi de geçmişi değiştirmek. Bunu şöyle hayal edebilirsiniz : Büyük Birader üç sene önce dedi ki 'bundan üç sene sonra ne kıtlık ne de savaş kalacak yoldaşlar çok mutlu bir ülkede yaşıyor olacağız ' üç sene sonra geliyor sayılı zaman tabi çabuk geçiyor hoop bir bakıyoruz Okyanusya da hiçbir şey değişmemiş savaş hala devam ediyor ve kıtlık da artmış n'olucak şimdi ? Büyük Birader asla yalan söylemez hep doğruyu söyler bütün gazeteler , kaynaklar toplanıyor ve söylemleri değiştiriliyor üç beş yapılıyor beş sene sonra tekrar toplanıyor bir kısır döngü etrafında yıllarca devam ediyor ve Büyük Birader hep doğruyu söylüyor diye de halka empoze ediliyor. Winston bence bu yüzden ne iktidara ne de ülkeye kendini bağlı hissedemiyor ama herkes bu kadar bağlıyken ve düşünce
1903'te Hindistan'ın Bengal eyaletinin Montihari kentinde doğdu. Ailesiyle birlikte İngiltere'ye döndükten sonra, öğrenimini Eton College'de tamamladı. Gerçek adı Eric Arthur olan Orwell, 1922-27 yılları arasında Hindistan İmparatorluk Polisi olarak görev yaptı. Ancak, İmparatorluk yönetiminin içyüzünü görünce istifa etti. 1950'de yayımladığı Bir Fili Vurmak adlı kitabı, sömürge memurlarının davranışlarını eleştiren makalelerin derlemesidir. İkinci Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru yazdığı Hayvan Çiftliği, Stalin rejimine karşı sert bir taşlamadır. Orwell'in en çok tanınan yapıtlarından Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, bilim-kurgu türünün klasik örneklerinden biri olmanın yanı sıra, modern dünyayı protesto eden bir romandır. Burma Günleri ise, Orwell'in Burma'daki (bugünkü Myanmar) İngiliz sömürgeciliğini dile getirdiği ilk kitabıdır. Orwell, 1950'de Londra'da öldü.