Sisteme farklı bakış açısı getirmiş desem doğru olur mu bilmiyorum. Aslında hepimizin bildiği az çok tahmin ettigi gidişatı verdiği alt metinlerde çok açık okuyabiliyorsunuz. İrdeleme kabiliyetinin gelişmesi açısından çağı insana bireyler katabildigine inandığım bir kitap.
George Orwell’in kült kitabın Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, yazarın geleceğe ilişkin bir kabus senaryosudur. Bireyselliğin yok edildiği, zihnin kontrol altına alındığı, insanların makineleşmiş kitlelere dönüştürüldüğü totaliter bir dünya düzeni, romanda inanılmaz bir hayal gücüyle, en ince ayrıntısına kadar kurgulanmıştır. Geçmişte ve günümüzde dünya sahnesinde tezgahlanan oyunlar düşünüldüğünde, ütopik olduğu kadar gerçekçi bir romandır Bin Dokuz Yüz Seksen Dört. Güncelliğini hiçbir zaman yitirmeyen bir başyapıttır; yalnızca yarına değil, bugüne de ilişkin bir uyarı çığlığıdır.
İnsanın kafasına soruların en kötüsünü, "neden olmasın?" ı mıhlayan kitap. Neden bizim yaptığımız doğru olsun, olması gerekenin bu olduğunu, böyle olduğunu kim söylemiş, kim kanıtlayabilir? Tarihin gerçekten böyle olduğunu ya da daha kötüsü gerçekte de değiştirilmediğini nereden bilebiliriz? ve büyük birader'in gözlerinin ensemizden çekilmesini nasıl sağlayabiliriz bu kitabı okuduktan sonra?
Zeka düzeyi yeterli insanın baskıya (zaten değillerse) tam karşı olmasına, her türlü ideolojiye biraz soğuk bakmasına, "parti" sözcüğünü duydukça tüylerinin dikenleşip apolitik bir tutum geliştirmesini sağlayan, zeka düzeyi gereğinden fazla yüksek insanın ise, kitaptaki dünyayı gerçeğe taşıma güçleri olduğu/düşleri olabileceği için eline almasına izin verilmemesi gereken bir kitaptır bu.
Yine hocamın tavsiyesi üzerine okuduğum bir kitap, başta sıkıcı gelmişti ama sonu iyi bitiyor ve bana hayvan çiftliği mi 1984 mü deseniz hayvan çifliği derim ama bu kitabı da muhakkak okuyunuz
Öncelikle söylemek isterim ki bu kitap kesinlikle tek solukta okunacak, çıtır çerez kitaplardan değil. Tam anlamıyla yavaş yavaş, sindire sindire okunacak bir kitap. İnsanların 7/24 izlendiği, dinlendiği, kendi çocuğunun bile seni şikayet ettiği, aile kavramının kesinlikle olmadığı, ekonomik eşitsizliğin tavanlarda olduğu, düşünmenin bile yasak olduğu bir dünya. Kim böyle bir dünyada yaşamak ister ki... Winston'da bu duruma baş kaldıran bir karakter. Ama bu durum onun için pek de kolay olmayacak. Kitabın kendisi, dili, işlenen konu ağır o yüzden pek sürükleyici bir dili yok ama ben çok sevdim ve zevkle okudum. Bence okumayı erteleyen herkes başlamalı, ve bilinçlenmeli. Hayvan Çiftliği ile birlikte George Orwel'den okuduğum ikinci kitap oldu ikisi de çok güzeldi kesinlikle tavsiye ediyorum.
lise hocamın tavsiye ettiği kitabı yıllar sonra okurken neden bu kadar beklemişim diye düşündüğüm kitap . rejim nasıl olursa olsun iktidar hırsının iktidar kitleyi nasıl ele geçirdiğine kitaplarında değinen george orwell 1948 de tahmin edilesi zor bir karşı ütopya yaratmış . hatta biz buna kehanet diyebiliriz . iyi bir toplumu düşleyenler için kabus dolu bir bilim-kurgu kitabı denilebilir
Diktatörlüğü iliklerde hissetmek.. Çalıştığım yer de bunu dinlemem iş yerini sabote etmeye itiyordu az kalsın. Onun dışında sonunda beklemediğim şeyler oldu dikta bozulacak sanmıştım veya öyle istiyordum):
Okurken zaman zaman içinde bulunduğumuz dönemden benzerlikler bulduğum bu kitapta; Okyanusya’da yaşayan insanları ölüme götüren en büyük suçun düşünce-suçu olduğundan bahsedilir. Dayatılan sisteme
körü körüne bağlılık göstermeyen, bağnazca davranmayan, beynini çalıştırıp düşünen, sorgulayan herkes bir gün ortadan kaybolur.
Geldiğimiz noktada özgürce düşünmeye bile hakkımız olmayan bizler de birer düşünce-suçlusuyuz. Bir umut varsa proleterlerde değil, Türk gençliğinde..
“Bir gün karanlığın olmadığı bir yerde buluşacağız.”
Yıl 1984, birbirleriyle sürekli savaş halinde olan üç devletten biri olan Okyanusya, tek bir kişi ve partinin otoritesi altındadır. Ülkedeki tüm yayın organları, sadece devlete bağlıdır. Kitaplar, içeriği değiştirilerek yeniden basılmıştır. Gitgide düşünce ufkunu daraltan, eleştirel kelimelerden arındırılmış yeni bir dil yaratılmaktadır. Yakında eski dil tarih olacak hatta eski bir dilin var olduğunu belki de kimse kanıtlayamayacak çünkü tarih yani geçmiş, iktidarın çıkarları için sürekli güncellenmektedir.
Çalışmaktan başka her şey yasak. Sevgi, güven, aşk gibi insani duygular artık yok. Günlük tutmak gibi eylemler sakıncalı. Evliliklerdeki tek amaç, devlete hizmet edecek çocuklar yetiştirmek. Çocuklar ise ailelerinin düşmanı olan birer casus...
Her yerde tele-ekranların olduğu, 7/24 izlendiğiniz ve dinlendiğiniz, mahremiyetin olmadığı bu hayatta; düşüncelerinize, duygularınıza, mimiklerinize hatta uykunuzda söylediklerinize bile sahip çıkmak zorundasınız.
Zamanında insanların zevkle tükettiği çay, kahve, tütün, alkol, çikolata gibi tüm ürünler devlet kontrolünde. Hiyerarşik bir toplum düzeni oluşturulmuş ve partinin en üstündekiler her şeyin en kalitelisine sahip.
Karşılaştırma yapabilecekleri ideal bir toplum örneği olmadığı için insanlar, bu durumdan şikâyetçi olamıyor. Çoğunluğun bu sisteme uyduğu Okyanusya'da elbette ki sisteme karşı gelen kişiler olacaktır. Bunlardan biri de parti üyesi olan kahramanımız Winston'dur. İşte biz bu hikâyede; tüm bu yalanların farkında olan ve bildiği tek doğru; iki artı ikinin dört olduğu inancıyla her şeye karşı gelmeye başlayan kahramanımızın başkaldırışı ve eylemleri sonucu başına gelenleri okuyoruz.
Her ne kadar hayali bir 1984 yılını okuyor olsak da toplumdaki adaletsizlik, kitle manipülasyonu, insanların
Sosyalist hükümetleri başarısızlığa uğratan oligarşik yapılaşmayı eleştiren harika bir distopya. Yazarın kalemine zaten diyecek bir şey yok okurken içinizi -iyi anlamda- baya baya daraltıyor.
1903'te Hindistan'ın Bengal eyaletinin Montihari kentinde doğdu. Ailesiyle birlikte İngiltere'ye döndükten sonra, öğrenimini Eton College'de tamamladı. Gerçek adı Eric Arthur olan Orwell, 1922-27 yılları arasında Hindistan İmparatorluk Polisi olarak görev yaptı. Ancak, İmparatorluk yönetiminin içyüzünü görünce istifa etti. 1950'de yayımladığı Bir Fili Vurmak adlı kitabı, sömürge memurlarının davranışlarını eleştiren makalelerin derlemesidir. İkinci Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru yazdığı Hayvan Çiftliği, Stalin rejimine karşı sert bir taşlamadır. Orwell'in en çok tanınan yapıtlarından Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, bilim-kurgu türünün klasik örneklerinden biri olmanın yanı sıra, modern dünyayı protesto eden bir romandır. Burma Günleri ise, Orwell'in Burma'daki (bugünkü Myanmar) İngiliz sömürgeciliğini dile getirdiği ilk kitabıdır. Orwell, 1950'de Londra'da öldü.