Tevfik Turan

Tevfik Turan

YazarÇevirmen
8.3/10
2.595 Kişi
·
8.104
Okunma
·
2
Beğeni
·
445
Gösterim
Adı:
Tevfik Turan
Unvan:
Çevirmen
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1954
1954’te İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi’nde Alman Dili ve Edebiyatı, Sanat Tarihi ve Pedagoji okudu. 1981’den bu yana Hamburg Üniversitesi Türkoloji kürsüsünde Türkçe okutmanlığı yapıyor. Patrick Süskind’in Koku, Güvercin, Herr Sommer’in Öyküsü ve Kontrbas adlı yapıtlarının yanı sıra Sten Nadolny’nin Yavaşlığın Keşfi, Walter Benjamin’in Tek Yol ve Berlin’de Çocukluk, Peter Handke’nin Kalecinin Penaltı Anındaki Endişesi ve Solak Kadın, Ernst Jandl’ın Daha İyisi Saksofon, Cees Noteboom’un İşte Şu Hikâye adlı kitaplarını dilimize kazandırdı.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
264 syf.
·Beğendi·9/10
"PRINGLES KUTUSUNA SPAGETTİ DOLDURAN BİR ANNE VE OĞLUNA YAŞATTIKLARININ BU KİTAP ÜZERİNE İZDÜŞÜMLERİ"

( Bu ne biçim başlık deme okumaya devam..kitabı kapağıyla incelemeyi başlığıyla yargılama =) )

Öncesinde kitaptan uyarlama olduğunu bilmeksizin izlemiştim filmini.. sonra sonra arkadaşımın dükkanında 2 kez üst-üste denk gelince alayım dedim .. hepimiz biliyoruz ki film ne kadar güzel olsa da ( ki gerçekten söz konusu filmin aurası yeter!) kitabın maximum %60 'ını veriyor bizlere .. kitabı okumadan önce hafif bir ar- ge yapınca sağda solda okuduğum kritiklerde kitabın içinde çok fazla "koku" kelimesi ve tanımı geçtiğini duyunca hafif işkillenmedim de değil açıkcası..ama sonuç benim açımdan bu kez ÇAVDAR TARLASINDA ÇOCUKLAR gibi olmadı.."hacı muratın" yüzü güldü =) ( "bu ne lan şimdi ?" diyenler ilgili kritiğime bakınız)



Spoiler yok annem... sen rahat oku !! =)

Öncelikle kitabın geçtiği dönemler hakkında kısa bir durum değerlendirmesiyle bu seferki girizgahımızı yapalım.. kıta avrupasının o dönemki (1700lerin ikinci yarısı civarı) Fransa'sında feodal yapıların bardaktan KAN portakallı yedigünü pipetle çeker gibi milletin kanını hüpürdettiği dönemler ..açlık , sefalet ve fakirlik Fransa genelinde turnedeler.. gene düşük yüzdeli zenginler - yüksek miktarda mal mülk sahipliği ve yüksek yüzdeyle sefaletten yokolan, başarısız olunca ciğeri akordeon körüğüne dönmesine rağmen blok flütü ısrarla BURNU ile çalmaya kalkıp telef olan, ciğeri sönmüş bir halkta karşı cenapta. bu sefaletin ve zor yaşam şartlarının arasında kahramanımız dünyaya geliyor ve "bir şekilde" de inanılmaz bir yeteneğe sahip oluyor doğar doğmaz: KOKU ALMAK! aklınıza gelebilecek her nesnenin kokusunu alabilen , hatta havadaki kokuları ayırt edip tanımlamasını yapacak kadar da bu yeteneğe vakıf oluyor ilerde .. durum böyle olunca , nasıl ki Japonya'yı "honda mazda suzuki - kızları öyle kuzu ki!" kıvamında bir sığlıkla anlatamıyorsak ( e bunun OSAKASI VAR MİYAGİSİ VAR! ), yazarımız da elemanı bize tanıtırken bol bol koku tanımlarını kullanıyor kitapta.. sonuçta insanları görmeden kilometrelerce uzaktan kokularını alıp cinsiyetine kadar seçebilen bir psikopat söz konusu.. ha bu iyi mi olmuş derseniz? bence şukela !! psikopat diyorum çünkü elemanın bağlı olduğu bir ahlak anlayısı KESİNLİKLE yok.. kahramanımızı çocukluğunda yanında çalıştıran işverenleri "acıyı bal eyledik" felsefesini kendisine jiletli lolipop ve siyanürlü bonibonla sunduklarından ,kimyası da iyiden iyiye değişiyor zor çalışma şartlarıyla..karşısına çıkan aç gözlü ve kötü niyetli şahıslarla da cumhuriyet altını gibi parıldayan bir kötülük güneşine dönüşüyor.. olaylar olayları kovalıyor ta ki kendisiyle ilgili "gerçeğin" farkına varana kadar.. zaten ondan sonrasında da bizimki kirişi kırıyor .. KARISIYLA BERABER OY ATMAYA GİTTİKLERİ SANDIKTAN KENDİSİNE SADECE BİR, SAYIYLA "1" OY ÇIKTIĞINI ÖĞRENEN BAĞIMSIZ MİLLETVEKİLİ KUDBETTİN BEY'İN YAŞADIĞI YIKIMI YAŞIYOR...aynen benim de biramı açıp daha öncesinde görüp gözüme kestirdiğim pringles kutusunun içinden spagetti çıktığını gördüğüm , beynimden vurulmuşa döndüğüm , süzme bal olup yerlere süzüldüğüm anki gibi..sonrasını anlatmıyorum söz verdim =) ama kitabın sonu da muhteşem .. onu da size "KuP-KuP Boy " mahlasıyla yazdığım güzel bir 4lükle sunuyorum .. Şair burda "çaresizlik" perdesini dahi aralayamıyor...taaa gerilerden uçurumlardan sesleniyor bizlere ..

Paris' ten çıkmadan bitiverdi ömrüm
Kezzaplı limonatayla doluverdi gönlüm
Bacardisi olmayan mojitoya döndüm
OLSAN İÇMEZ MİYDİN benim yerimde =(

- KuP-KuP BoY -


Bir başka "işsiz" yorumda daha görüşmek üzere...

Nedir lan bu spagetti tiribi diyenlere not :

https://i.kinja-img.com/...18ix63m56a7ztjpg.jpg

Fast-food ambalajlarını HUBUBATLA dolduranlara not : yapmayın etmeyin!! =(


Bunlar hep o şer odağı Derya Baykal'ın başının altından çıkıyor..
264 syf.
·Beğendi·9/10
Size kokunun beyinde Parietal lobun Area Gustatoriasında işlendiğinden yada Broddman'ın 43.alanında bulunduğundan bahsedersem hem anlamsız olur hem de buradan itibaren kimse okumaz.
O yüzden gelin de biraz, görmenin işitmenin ve de hissetmenin yanında yabana atılmış gibi duran ama aslında hakkıya hakkının verilmesi gereken bir duyudan - kokunun ta kendisinden- bir azıcık bahsedelim.

İlk aşkınızın kokusunu,taze biçilmiş çim kokusunu, kütüphane raflarında senelerce pişmiş sarı yapraklı kitap kokusunu, anneninizin siz daha fırının kapağının "cıs" olduğunu yeni anladığınız yaşlarda yaptığı kurabiyelerin o ağız sulandıran kokusunu, inekten yeni sağılmış daha az önce yukarıki komşudan cam kavanozda getirdiğiniz ve tencerede pişerken naifçe tüten dumanıyla kokular yayan sütün kokusunu yada altında saklambaç oynadığınız gece yanından geçmeye korktuğunuz heybetli incir ağacının kokusunu hala hatırlıyorsunuz değil mi? En azından ben hatırlıyorum. Çünkü duygularımızla, çocukluğumuzla ve bizi biz yapan şeylerle özdeşleştirdiğimiz yegane şey kokudur. Yıllar geçse de yüzleri, sesleri şekilleri unutsanız da bunları unutamamanızın sebebi de budur.

Huzurun, dinginliğin, rahatlığın kokusu da yabancılığın, kötülüğün kokusu da vardır içimizde. Ülkelerin, şehirlerin hatta ve hatta evlerin de birer kokusu vardır. Özellikle uzun vakit başka yerde kaldıktan sonra eve geldiğimizde 'kendi evimiz'e geldiğimizi hissettiren en gerçek bilgidir koku. Bu rayiha arasından tüm kokuları ayırt edebilen ana karakter üzerinden kokunun bizim için anlamına değinmesi açısından beynin en müthiş yeteneklerinden birine farklı bir bakış sağlıyor kitap.
İnsanın dünyayı zıtlarla algılaması prensibiyle ana karakterimiz de çok güzel bir koku duyuyor ve ne yapması gerektiğine ondan sonra karar veriyor. Peki zihninde yarattığı kokularla adeta cümle kurarak insanların gözünde Grenouille(Kurbağa) olmaktan kendini kurtarabilecek mi? Bunu öğrenmeyi size bırakıyorum.

Bazı kitaplar insanın dünyaya bakışını zenginleştirir, bu yolla da hayatını değiştirir derler, ben bu kitaptan sonra duyduğunuz kokulara bir daha aynı şekilde bakamayacağınıza eminim. İyi koklamalar, iyi de okumalar.
264 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
İNSAN, KOKU VE BÜTÜN MODERN HAYATIMIZ

Beş duyu. Görmek,Duymak,Konuşmak,Dokunmak ve Koklamak. Ne yani bilmiyor muyuz neyin tekrarı bu , evet biliyoruz her şeyi bildiğimiz gibi. Yeryüzünde söylenmedik söz kaldı mı ki hem?

Beyin öyle bir mekanizma ki, kokuyu sese, görüntüyü kokuya, sesi görüntüye, sözü kokuya, kokuyu görüntüye, dokunuşu kokuya, sesi kokuya, dokunuşu söze, işte böyle böyle çevirebiliyor hepsini birbirine.

Koku almada zorlanan biriyim, birkaç sene önce burun ameliyatı geçirdim ama pek faydası olmadı, hatta daha da zorlaştı bir bakıma koklamak. Bu nedenle bu kitap ismiyle çok ilgimi çekti. Koku hayatın anlamlarından biri. Kimileri az görüyor kimileri hiç. Kimileri az duyuyor kimileri hiç. Kimileri az konuşuyor kimileri hiç. Kimileri az kokluyor kimileri hiçe yakın. Neyse ki dokunmak hani ortak hepimizde, gerçi kimileri de az dokunuyor veya az hissediyor dokunduğunda.

Bu kitap , özelde koku meselesine odaklansa da aslında insanın varoluşuna ayna tutuyor. Hayatı, koklamak üzerine kurulu bir katilin, bir caninin hikayesi bu. Doğumundan itibaren farklı olan, ötelenmiş ve öteki olan, bahtsız bir adamın hikayesi bu.

Kimileri için koklamak hayata tutunmanın yolu, kimileri için görmek veya duymak. Kimileri için konuşmak. Ve hepimiz için de dokunmak..

Modern hayat, duyuları bizim için öncelik olmaktan çıkartıp insanı birer “birey” veya birer “hayvan” olmaya doğru sürüklüyor olabilir mi ?

Bütün kokuları alabilen müthiş bir burun sahibi olan katil, bir gün kendi kokusu olmadığını fark edince dünyası alt üst olur. Bizler de sürekli bir şeylerle temas ediyor ve duyu organlarımız yoluyla ilişki kuruyoruz hayatla. Peki biz yani kendimiz bu algılar dünyasının neresindeyiz? Kendi kokumuz var mı, ya da kendi şahsiyetimiz, ya da bunun ne önemi var ne kadar önemi var?

Kendi kokusu olmadığını anladığında bu adam, kendine bir koku edinmeye karar verir, çeşitli kokulardan adeta bir insan kokusu parfümü hazırlar ve sürünür. O andan itibaren artık öteki değildir, insanlar ona daha sıcak daha samimi davranmaya başlarlar. Bu kokuya sahip olma durumu aslında hepimizin toplumda bir yer edinme , bir var olma ve kabul görme meselesini anlatıyor olabilir mi?

Ve sonrasında kadınlarda bulur kokuların en güzelini kahramanımız. Onların kokusunu ele geçirmek ister , ama onları değil , sadece kokularını. Bunun için ise önce onları öldürmesi gerekmektedir. Sonra ise onların teninden yayılan kokuyu özel bir yöntemle elde ederek birkaç gramlık küçük şişelere sığdırmayı başarır. Ve yaşadığı şehrin en güzel genç kızlarından topladığı bu kokuları da birbirine karıştırarak bir “kokular kokusu” elde eder.

Artık bu kokuya karşı koyabilecek bir fani yoktur yeryüzünde. Katil ,bu kokuyu üzerine sürdüğünde artık katil değil bir melektir sanki , istemsiz bir şekilde bu olağanüstü kokuya doğru yönelir bütün insanlar.

Hikaye 300 yıl önceyi anlatıyor olsa da, yazarın günümüzde hayatta olduğu ve modern 20. Ve 21. yüzyıllarda yaşadığını göz önünde bulundurursak , nasıl bir modern çağ bağlantısını anlattığını daha iyi anlayabiliriz.

Bizler, yani kendi halinde yaşayan sıradan insanlar, modern hayatta popüler olanın peşinden sürüklenmiyor muyuz , en azından pek çoğumuz. Bir illüzyon mu bu? Televizyon, internet, sokak ve her şey bizi bu cazip kokuya doğru sürüklemiyor mu?

Çok kıymetli bir kitap bu, pek anlatamadım ve toparlayamadım sanırım. Okumanızı tavsiye ederim.
77 syf.
·Beğendi·9/10
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

İŞSİZ İNCELEMELER SERİSİ PART. 28!!!

Gün içerisinde Trevanian - Katya'nın Yazı' nı bitirdikten sonra boş kalmayayım diyerek yanıma aldığım incecik, kıl kadar bir kitaptı bu.. Öğlene doğru Trevanian ' ı bitirince ara vermeden başladım okumaya. Açıkcası Suskind' in Koku şaheserinden sonra yazara bağlı olarak büyük lakin hacme bakarak küçük beklentiler içerisindeydim. Öykü tarzı pek benlik değil aslına bakacak olursanız saolsun Sait Faik ve Bir Takım İnsanlar bu konuda pek yardımcı oldu bana vurduğu darbeyle.Sadece Aziz Nesin ' i takip edenlerdendim bu kulvarda.Hepte öyle olacak sanıyordum taki bu kitaba kadar..

Kitap kahramanımızın özgeçmişini bizlere anlatarak başlıyor ..Anlatım , hele hele çeviri muhteşem( Koku' yu da bu amca çevirmiş idi - bkz: Tevfik Turan ) .. Suskind ' in masalımsı cümle yapıları daha kitaba başlarken gülümsetmeyi başarıyor sizi.Koku 'daki o gerçek üstü tadları yer yer almak mümkün , yalnız çeşitli sebeplerle yalnızlastırılan bir adamdan ötürü arada sırada ağzınıza soba kurumu ve katranda gelmiyor değil. ..Kahramanımıza gelecek olursak.. 2. Dünya savaşı sırasında ailesi parcalanıp toplama kamplarına gönderilen , kardeşinin izini , göçe bağlı olarak askere gidip geldikten sonra kaybeden esasoğlanımız , amcasının telkinleriyle şanssız bir evlilik yapıp , yenge de başkasından hamile kalarak firarı verince ,şahıslarla arasına duvar örüp izole bir yaşam sürmeye başlıyor. Bu izolasyon o denli hastalıklı bir hal alıyor ki tek göz bir odada 25 30 sene hiç kimseyle temasa geçmeden monoton bir hayat yaşıyor. Bir nevi kaldığı odada yaşayan canlı formundan eşya formatına evriliyor .. Yıllar yılları kovaladıktan sonra bir sabah kapısının önünde gördüğü bir güvercinle bu hastalıklı kış uykusundan uyanıyor.. Romantizm ve arkadaşlık öyküsü bekleyen pembe dizi sever tayfa sanmasın ki burda bir arkadaşlık doğuyor (sevgiye geçit YOK!! hehehehehehe =) ) Kaldığı apartmanda sabahları ortak wc yi kullanırken dahi insanları görmeye dayanamayan Parisli fakat Jumasız Robinson Crusoe 'muz bu güvercini görür görmez ete kemiğe bürünmüş bir nefrete gark olarak, senelerdir bağlandığı ve satın almaya ramak kalmış, onun için paha biçilmez bir öneme ve değere sahip tek göz odasını terk edip otele yerleşmeye karar veriyor.. Suskind ' e bu noktada gercekten alkış tutmak yerinde olur çünkü bu durum bunalımını öyle güzel anlatmış ki bu trajediyi size dozunda anektodlarla güldüre güldüre yedirmeyi başarmış..Sonrasında olanlar ise bahsettiğim kış uykusundan uyanan elemanımızın 24 saatini kapsıyor ..Tüm bu anlattığım kısımlar kitabın ilk 10 - 15 sayfası ..Yani rahat olabilirsiniz spoiler curse ü yemediniz ;)
Sonrasında olanlara gelecek olursak , aslında farketmeksizin kendine karşı ördüğü duvarı yıkan Jonathan Noel ' in bir gün boyunca geçmişinden yola çıkarak geldiği noktayı ve durumu sorgulaması olarak nitelendirilebilir.. Bu bağlamda pskikolojik bir çözümleme diyecek olursak sanırım yanılmış sayılmayız.. Velhasıl kelam bitirirken diyeceğim şudur ki hacminin aksine , düşünmek isteyenler için Suskind satır aralarına pekçok güzel soru ve olgu sıralamış ..

Bu kısma bol ehemmiyet arz eyleyesiniz ...

Kendiyle barışık olmayan bünyeler ve misantroplar için ELZEM not : YAĞMURDAN KAÇAYIM DİYİP BİR SEVİNÇLE BİNDİĞİNİZ HALK OTOBÜSÜNDE ,VİCDANSIZIN TEKİNİN ÖĞLEN YEDİĞİ KURU FASULYEYİ OKSİTLEYEREK GÜVENLE İÇİNİZE CEKTİĞİNİZ ATMOSFERE KIŞALADIĞI GAZ FORMATINDAKİ O SİNSİ DÜŞMANI ,CEVİZLİ LOKUM VE SADE TÜRK KAHVESİYLE CİĞERİNİZİN BAŞ KÖŞESİNE BUYUR EDİP YEŞİL DEVE DÖNÜŞÜVERİRSİNİZ .. AMAN DİYİM !!

Offf ne iğrenç adamsın diyenler için extra not : barbie bebek evinde mi yaşıyorsun arkadaşım ? okula helikopter uçak ya da teleportation teknolojisi ile mi gidiyorsun? hepimiz maruz kaldık buna o yüzden İTİRAF ET !!! Buraya edemiyorsan da kendine itiraf et =)))

MOTTOMUZ : HALKIN İÇİNDEYİZ , HALKTAN BİR BİREYİZ !!!

Bir başka işsiz kritikte görüşünceye dek RAKINIZ SEK , SIRTINIZ PEK OLSUN KOKOMANJEROLAR!!!
204 syf.
·7 günde
" Bir insanı yargılamadan önce gökte üç ay eskiyinceye dek onun makosenleriyle yürü. " der, bir Kızıldereli atasözü.

Okuduğum bir eser de, Profesör öğrencilerine sınav sorusu olarak bir karıncanın çevresindeki hayvanları nasıl ayırabileceğini düşünmelerini ister. Öğrenciler karınca gibi düşünür ve hayvanlar alemini iki sınıfa indirger.
Sonuç:
1- Aslan, kaplan, yılan gibi karıncaya dokunmayan hayvanlar şefkatli ve iyi huylu.
2- Tavuk, ördek, kaz gibi karıncaya zarar veren hayvanlar kötü ve yırtıcı.

Bana göre de, karıncayı karıncanın açısından anlayabilmek; Kafka'yı Kafka açısından anlayabilmektir, empatik anlayış.
Franz Kafka'yı anlayabilmek adına, onun gibi düşünmek ve olayları onun bakış açısıyla irdelemek gerek! Genellikle okurlar Kafka'nın eserlerini karamsar ve boğucu olarak yaftalar. Peki, hiç sorduk mu! Neden, Kafka'nın eserleri karamsarlık içermekte! Etkin olduğu dönemde eserlerine yansıttığı gibi gerçekten karamsar bir ruh halinde miydi, yoksa bilinenin aksine farklı bir ruh halindeydi de, sadece eserlerinde mi, karamsar bir tavır sergiledi.

Tahayyül edin ki, yaşadığınız toplum tarafından kabul görmüyor ve dışlanmaktasınız. Bu soruna bir de ailevi sorunlar eklenince, ruhunuzda derin çatlaklar oluşmaz mı? Her ne kadar sarsılmaz derin bir inanca sahip olsanız da...

Kafka' yı ilk defa " Dönüşüm" adlı eserle tanımış ve yazım dilinden çok etkilenmiştim. Devamında " Baba'ya Mektup " adlı eserini okurken yazdıkları karşısında dehşete kapılmış olsam da, ben olsaydım nasıl davranırdım demekten de kendimi alamamıştım. " Milena'ya Mektuplar " adlı eserle, artık Kafka'nın müptelası olmuştum bile! O mektuplar ki, tek taraflı olsa da Kafka'yı yansıtmakta.

Ceza Kolonisinde, Alıntılar 1 isimli eserde tamamen farklı bir Kafka var, okurun karşısında. Kitaplarda yer alan anlatılar ve Kitaplarda yer almayan ayrı olarak yayımlanmış anlatılar adı altında kimisi kısa, kimisi de uzun hikâyeler yer almakta. O hikâyeler ki, bir insanın duygusal bağlamda yaşadığı bütün değişimleri kapsamakta. " Şosede çocuklar " adlı hikâyeyi okurken, Kafka ile birlikte kırlarda koşup, çimlere uzandım. " Ceza kolonisinde " adlı hikâyeyi okurken bir insan başka bir insana daha ne kadar sadistçe acı çektirmekten zevk alabilir derken, hayıflandım durdum. Hangi birini anlatayım. Bütün hikâyeler derin bir anlam ve mânâ taşımakta.

Soran, sorgulayan ve sorgulatan Kafka. Kurguladığı insanların dilinden varlığını sorgulayan ve sorguladığı hususları yine kendi öznel fikirleriyle açıklığa kavuşturan yani aforizmalarla ortaya seren Kafka. Bu eserle Kafka'ya olan bağlılığım daha da kuvvetlendi. Hissettiklerimi hissedebilmeniz adına, Kafka'nın eserlerini okumanızı tavsiye ederim.
264 syf.
·10 günde·Beğendi·7/10
SEVGİLİ 1K ŞEKERLERİ :))

Cool görünmeyle ilgili tüyolar gerek hepimize...
Çünkü insan doğası gereği beğenilmek,sevilmek ve kabul görmek istiyor. İlk adım...

Sabah uyanınca yapılacaklar listesi:

Elini yüzünü yıka, dişlerini fırçala, saçlarını köpükle, jölele, giyin, parfümünü sık -bilek içlerine, kulak arkalarına, havaya sıkıp altına geçerek tüm bedene-
Sonuç: Çok afili oldun. :))

Bu arada en çok tercih edilen koku listesi aşağıdaki gibidir:
1- Calvin Klein
2-Burberry Classic
3-Vakko
4-Lancome La Vie Est Belle
5- Joop
6-Tom Ford Black Orchid
7- Davidof Cool Water

Peki ne var bu şişelerde: amber, misk yağı, tefarik, sandal ağacı , bergamot, vetiver, alkol, opoponax.......

Hepimiz başka başka kokarız; kimimiz Hacı Şakir beyaz sabun kimi limon kolonyası kimi gülsuyu kimi bvlgari kimi ter...
Yanınızdan rüzgar gibi geçen biri içinizi bayacağı gibi cezbedip başınızı da döndürebilir, sizi sizden alabilir. Görmediğiniz birinin kokusunun gücüdür bu.

Kim ne derse desin Patrick diyor ki parfümün icadı Asurluların yazıyı bulması kadar Yunanlıların üzümü şaraba dönüştürmesi kadar dahiyane bir eylemdir...

Yazar kendi yarattığı kahramanı Jean Baptiste Grenouille ‘ye sırtını dönen ve açıkça düşmanlık besleyen ilk kişidir. Göz göre göre taraf tutar, onu lanetler neredeyse; bense romanın sonuna değin ondan umudunu hiç kesmeyen iyimser okuyucuyum. :)

17 . yüzyıl Fransa’sı; soylular ve onların sarayları hariç sefil bir ülke, açlık, yoksulluk, pislik .... ( Bu yüzyıl lanetli midir nedir?)

Ve Paris’te doğan esas oğlan...

Grenoulle’nin büyük bir sorunu var: kokmamak
Kokmadığı için yok sayılır hep.
O da “ hiç” olmadığını “her şey” olduğunu kanıtlamak üzere dünyanın en güzel kokan insanı olmak için dünyanın en güzel parfümünü icat etme işine adar varlığını... Bu uğurda yapması gereken ne varsa yapar, yapmaması gereken ne varsa onu da yapar.
Başarır mı?
Yeterince spoiler içerdi kanımca ,okuyacakları daha fazla kızdırmayayım.

Son söz: Benim parfümüm absolutely irresistible givenchy
Not edin bir kenara, ben kokumu hiç değiştirmem, o kadar iddialı yani :))
264 syf.
·6 günde
Bütün çıkarımlarımdan sonra KOKU'nun kişinin içindeki ruhsal enerji olduğu kanısına vardım ben.Özellikle de Grenoullie'nin,kendi kokusunu duyamayışı insanın kendi kusurlarına kör olması gibi bir şey.
200 küsür sayfanın ortasına kadar "koku" kelimesini yaklaşık olarak 1000 kere hatta daha fazla okudum diye düşünüyorum. Koku kelimesi dahil birçok başka kelime ve örneklerin arka arkaya tekrarı insanı zorluyor ve üstüne bir de devrik cümleler ile dolu çevirisi eklenince okumak daha da bir zorlaşıyor. Mesela karakter odaya giriyor ve odadaki nesneleri koklayacak ya neredeyse iğne kutusunun içindeki iğneleri bile tek tek yazmadığı kalmış yazarın; kalem, kağıt, bardak, çatal, bıçak, kaşık, tabak, koltuk, çekmece, dolap, yorgan, yastık, terlik, ayakkabı, askılık, askı, kapı, kapı kolu, kapı menteşesi, kapı pervazı gibi her nesneyi her seferinde ama her seferinde tek tek sayması ve üstüne parfüm yaparken gül kokusu, lavanta kokusu, karanfil kokusu, papatya kokusu, gül yağı, keten yağı, o yağı, bu yağı, şu yağı, o kokusu, bu kokusu, şu kokusu, şu kokusunun yanındaki nesnenin kokusu gibi her şeyi ama her şeyi defalarca tekrar etmesi beni benden aldı ve o karakterin artık burnunu kırma isteği doldurdu içimi. Eminim şu yaptığım örnekleri okurken sizler de zorlanıyorsunuzdur; sonuçta kitaptaki her kokuyu gül kokusunu, lavanta kokusunu, karanfil kokusunu, papatya kokusunu, yağ kokusunu, doğa kokusunu, deniz kokusunu, insan kokusunu, balık kokusunu, tuz kokusunu, koku kokusunu vs. saydıkça saydım.
264 syf.
·6 günde·Beğendi·8/10
Yazar Patrick Süskind' in alışılmışın dışındaki konusu (spoiler vermeden) ve tarzıyla yıllar sonra bile unutulmayacaktır bundan şüphem yok. Yarına kalmanın en önemli yollarından biri de özgünlüktür. Özgün bir yazar Süskind.

Baş karakter Jean-Baptiste G. bana bi yandan Kafka' nın toplumsal yalıtılmışlığın simgesi böceğini anımsatmadı değil. Topluma olan öfkesinin Koku' sunu aldım açıkçası. Bizler bireyselliğimizin yanısıra bir nev-i toplumumuzun da ürünü değil miyizdir?
Birbirine muhtaç olan insanların oluşturduğu toplumdan soyutlama yoluna giden bir bireyin bu davranışının açıklaması nedir???

Can Yayınları gibi bir yayınevinden ve Tevfik Turan gibi bir üstadın beni çileden çıkaran çevirisi zaman zaman kitaptan kopmama neden olsa da "iyi ki" dediğim kitaplar arasında kalacaktır. Bana göre yazar kadar olmasa da "çeviri" nin önemi hayatidir.

Final beklemediğim türdendi. Aklım hala final kısmını yapamayanlarda (:

Bence kendisini toplumdan soyutlayan insanların toplum için önemi çok büyüktür. En sevdiğimiz yazarların acılarını okurken alkışlan insanları düşünüyorum. Çoğumuz kalabalıklar içinde yalnızlıklar yaşayan o insanları tanıyoruz. İçimizdeler. İnsanlarımızın "Popilst kültür" ün "o insanlardan uzaklaş" fısıltısının kurbanı oluşu...

Neyse...

Yeni kitaplara yelken açmak üzere...

~kitapla kalın~

Yazarın biyografisi

Adı:
Tevfik Turan
Unvan:
Çevirmen
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1954
1954’te İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi’nde Alman Dili ve Edebiyatı, Sanat Tarihi ve Pedagoji okudu. 1981’den bu yana Hamburg Üniversitesi Türkoloji kürsüsünde Türkçe okutmanlığı yapıyor. Patrick Süskind’in Koku, Güvercin, Herr Sommer’in Öyküsü ve Kontrbas adlı yapıtlarının yanı sıra Sten Nadolny’nin Yavaşlığın Keşfi, Walter Benjamin’in Tek Yol ve Berlin’de Çocukluk, Peter Handke’nin Kalecinin Penaltı Anındaki Endişesi ve Solak Kadın, Ernst Jandl’ın Daha İyisi Saksofon, Cees Noteboom’un İşte Şu Hikâye adlı kitaplarını dilimize kazandırdı.

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 8.104 okur okudu.
  • 226 okur okuyor.
  • 4.345 okur okuyacak.
  • 178 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları