Adı:
Teneke
Baskı tarihi:
Eylül 2017
Sayfa sayısı:
158
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750807190
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Bir Anadolu kasabasında, çeltikçi ağaların yönetmenliklere karşı gelerek ektikleri çeltik sıtmaya neden olur. İdealist ve genç kaymakam tüm tecrübesizliğiyle, sıtmaya tutulan kasaba halkı adına ağalara mücadeleye girişir. Ancak kaymakam kasabadan, ardından teneke çalınarak sürülür. Teneke idealizm ile baskın güç arasındaki mücadelenin romanıdır.
Ah ah,keşke bu kitabı hiç okumasaydım!
İnceleme videosu: https://www.youtube.com/...mnFmcb8GaM8&t=8s

Cahil insan mutludur. Neden bilir misiniz?
O ülkesinin başına neler gelmiş bilmez, neler gelecek bilmez...
O mutluyum sanır her şey güzel gidiyor sanır...
O kendisini özgür sanır halbuki köledir...

Cahil insan mutludur.

Bi' kasaba var. Anadolu'nun Çukurova'nın bir kenarında.
"Bir Anadolu kasabası... Uçsuz bucaksız. Ağaçsız, otsuz, yangın yeri bozkırların ortasında bir kasaba... Çamur içinde..."

Yoksulluğun, adaletsizliğin, yoksulun hor görüldüğü, din,iman kalmayan, ahlaksızların ahlaklı olduğu bir kasaba!
İnsanlara değer verilmeyen, adi,şerefsiz insanların "aga" olduğu bir kasaba!

Eşraf takımı ya hani bunlar, "o eşraf ki memurları kul eder, köylüyü köle gibi kullanır."

O şerefsizler ki gelen kaymakama peşkeş çekerler, eğlendirmeye çalışırlar.

Dertleri başkadır. Çentik ekmek...

Devlet vardır değil mi hani nizam vardır kanun vardır...
Çentik ekmek istersen köyden şu kadar kilometre uzakta ekeceksin der.
Bunları bunları yapacaksın ki sinekler çoğalmasın.
Çoğalmasın ki sıtma insanları öldürmesin.
Öldürmesin ki devlet yaşasın...

Ama bunlar öyle şerefsizdir ki bunların hiçbirini yapmayıp kaymakama peşkeş çekerler.
Haysiyetsiz insanlardır onlar, solucan gibi yaşayan korkak ve pislik insanlar.

Tabi, ağızlarından da "Allah"ları eksik olmaz!
İnşallah derler, Süphanallah derler!
İnsan hakları, eşitlik, güzellik demezler ama!

Diyene ne derler peki? "Guminist"
Bunları devlete şikayet edene komünist derler.
Tabi komünist ne demek bilmezler onlara göre kötü ya!

Ben de komünistim lan!
Sizlerin ahlakınız buysa eşitliğiniz buysa ve sizler "aga"ysanız, ben de komünistim lan!

En başta dedim ya hani cahillik güzeldir, mutluluktur diye.
İşte cahillik bundan mutluluktur.
Ülkede neler oluyor bilmezsiniz. Kitap okumazsınızdır ondan eskilerde de neler olmuş bilmezsiniz.

"Hayat güzel gidiyor ya!" dersiniz...

Felsefe ne bilmezsiniz bu yüzden de "Hayat bu işte..." der geçersiniz.
Yorulmazsınız, çalışmazsınız ve de düşünmezsiniz!

Dogmalara inanır hayata iyi güzel yaşamaya devam edersiniz.
"Kader..." der geçersiniz. Her kötülüğü kadere bağlar da hiçbir şeyi üstlenmezsiniz.

Bu kasaba 35 yılda tam 43 kaymakamı kovmuş biliyor musunuz? 43...
Kitabın ismi de oradan gelir. Kuyruklarınıza teneke bağladık dermiş gibi kaymakamlar giderlerken arkalarından teneke çalarlar.

Kusura bakmayın sinirlendim ama;
Bu ülkede böyle insanlar hiçbir zaman tükenmiyecektir. Rüşvet yiyen köpeklerle onlara rüşvet verenler de köpektir.
Kendi dostlarını kayıranlar da, para kazanma hırsına yeşilliği yok edenler de
Hepsi ama hepsi...

Ben ise neyim?
Ben daima onların karşısına dikileceğim.
Cahillik mutluluktur ama ben durmadan okuyacağım!
Okuyacağım ki öğreneyim.
Öğrendiğim her şeyi de başkasına aktaracağım.
Durmadan konuşacağım durmadan anlatacağım.
Güzellikleri anlatacağım adaleti anlatacağım eşitliği, insan haklarını, mutluluğu anlatacağım.
Yıldızlara bakmayı anlatacağım.
Mutsuz oldukları zamanlarda Cemal Süreya'yı dinleyebileceklerini ve
Ve Tezer Özlü'ye sarılabileceklerini...

Onlar "aga"ysa ben de "guministim"!

Okumak isteyen herkese iyi okumalar dilerim.
Yaşar Kemal bu eserini yazarken karakterleri eserin yazıldığı dönemin iyi ve kötü insan profillerinden seçerek oluşturmuş gibi geldi bana. Bu profiller, zannediyorum ki dönemin Türkiye’sini, günümüzden anlayabilmek adına okur nezdinde büyük bir öneme sahip olsa gerek.

Usta kalemimizden söz bahsi açalım isterim; Yaşar Kemal okuyan okurun genel anlamda izleyeceği bir yol vardır; kitabı okumaya başlar, karakterleri tanır, benimser ve doğa tasvirleri ile kitabın gerçekçi dünyasında kaybolur.

Bu yolu izleyen bir okur olarak zihnimde uyanan düşünceleri paylaşmak isterim. Bana göre İnsan, en genel kapsamı ile ikiye ayrılır. İyi ve kötü. Bu iki soyut kavram arasında bulunan çizgi, tıpkı siyah ile beyaz arasındaki kadar nettir. İnsan kendi iç dünyasında iyi ve kötü kavramlarını barındırır. Bunlardan hangisinin baskın olacağına ise insanın kendisi karar verir. Yaşar Kemal bu muhteşem eserinde okuru bu ayırdımı yapması hususunda düşünceleri ile baş başa bırakır denebilir. Tabi ki anlatıcımız bu sorgulamayı bilhassa soru sorarak yapmaz, alttan altta karakterler üzerine düşündürürken bir anlamda okura bilincinin dışında yaptırır bunu. Sorarım size ustalık bunu gerektirmez mi zaten.

Tüm bunların dışında Teneke, konu itibariyle dönemin idealist insanlarının, yönetimin baskı rejimi ve bu rejimin doğurduğu çıkarcı insanlar arasında ki mücadeleyi anlatır. Çıkarcı insanlar neyi gözetir diye bir soru düşer okurun aklına. Kitaptaki çıkarcı insanlar, rejimin açıklıklarından faydalanarak haksız fazla kazanç sağlayan bireylerdir. Haksız fazla kazanç sağlamak bir nebze anlaşılabilir bir durumdur; her zaman var olmuş, oluyor ve olacak olan “İnsan Talihsizliği’dir.” Ancak bu noktada usta yazarın değindiği çok daha farklı bir olay vardır. Bir insan haksız kazanç sağlamak için insan hayatını önemsemiyor, saygı duymuyor ve onurunu hiçe sayıyorsa bu insan net bir şekilde kötüdür.

Teneke, Türkiye'de iyi insanların uğurlanmasının hikâyesidir. Yolcu eden insanların bu vurdumduymazlığı çağın en büyük talihsizliğidir. Geçmiş geleceğe her zaman ışık tutmaktadır. Biz okurlar, kimi zaman bu ışık karşısında aydınlığa kavuşabilirken kimi zamanda kör oluruz...

Aydınlığa erenlerden olma umudu ve dileğiyle keyifli okumalar dilerim.
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.065 Oy)17.450 beğeni39.400 okunma2.108 alıntı164.994 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (7.835 Oy)8.123 beğeni25.944 okunma618 alıntı126.373 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (8.447 Oy)8.395 beğeni22.772 okunma1.437 alıntı105.263 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.209 Oy)8.126 beğeni23.921 okunma1.887 alıntı102.158 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (9.989 Oy)12.449 beğeni31.677 okunma2.777 alıntı132.222 gösterim
  • Kuyucaklı Yusuf
    8.5/10 (4.586 Oy)4.935 beğeni15.700 okunma812 alıntı54.233 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.242 Oy)5.349 beğeni18.097 okunma686 alıntı92.054 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (6.807 Oy)7.345 beğeni20.539 okunma686 alıntı79.300 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (6.956 Oy)8.346 beğeni23.176 okunma1.126 alıntı112.582 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.045 Oy)7.311 beğeni19.790 okunma3.196 alıntı116.298 gösterim
Yaşar Kemal ile tanışma kitabım “Teneke” oldu. Aynı zaman da YAŞAR KEMAL OKUMA ETKİNLİĞİ #29267027 gibi güzel bir etkinliğin bünyesinde yaşadım bu tanışmayı. Çok da güzel oldu çok da iyi oldu. :)

Neden Yaşar Kemal’i daha önce okumamışım ben be!

Çukurova…
Aynı bölgede hem yeşili , hem sarıyı gösteren Çukurova... Güneşin alnında yürümek zorunda kaldığın , asfalta yumurta kırsan pişecek , çekilmiş biberleri dama koysan salça edecek kadar sıcak Çukurova… Memleketim. Etnik köken bakımından çok farklı kültürden insanların bir arada olduğu , aynı sıcağa sövdüğü , aynı tarlada pamuk topladığı , aynı suyu içtiği , cam kırığına cıncık , çamaşır suyuna hipo , ıslanmaya cımcılık diyen insanların bulunduğu ve aynı insanların aynı sıtmadan öldüğü ,gözlerimi hayata açtığım , ilk nefesimi aldığım, memleketin incisi…

Roman bir grup köy ağasının pamuk tarlası olan alanları hatta köy içlerine çeltik tarlaları haline getirmeye çalışması ve bir grup insanın da bunlara engel olmaya çalışması üzerine kurulu.
Çukurova da yazın sinekten geçilmez. Klimalar çıkmadan önce de cibinliksiz uyunmazdı. Akşamları iki dakika balkonda çay içemez olurdunuz , sinekler etinizi rahat bırakmazdı çünkü. Şimdi ki zamanda bu halde Çukurova bir de geçmişte , klima yokken , evler derme çatma , hastaneler , doktorlar yetersiz , insanlar zaten yoksulken. Gelip bu bölgeyi sıtma hastalığının inine çeviren para babalarına karşı koymak herkesin harcı değildi.

Dillerinde memleket, her sevmediğine komünist damgası yapıştıran, daha komünizmin anlamını dahi bilmeyen , dili çatallı bu para babalarına karşı bir avuç insan… Kaymakam ,Resul , tam anlamıyla görmek istediğim bir kadın profili olan Zeyno Ana ve Kürt Memed Ali…

Bu bir avuç insan nasıl karşı çıkacaktı ki bu katillere? Bir çoğu çocuğunu toprağa vermişti bu hastalıktan. Susmak istemiyorlardı. Direniyorlardı. Ama devleti bile yoluna getirirdi bu para babaları çünkü doğru ve yanlışın savaşının geçtiği bu topraklarda doğru ve yanlış para ile satın alınabiliyordu.

Ama inanmak... Her şeyin çözümü olabilecek , büyük umutları , kaliteli direnişleri beraberinde getiren bir olguydu. İnanmak , başarmanın yarısıydı. İnanmak zorunluydu. Çünkü sarının hakim olduğu bu topraklarda inanmak belki de yapılabilecek , fitili ateşleyebilecek tek şeydi. Ve inanmaktan başka çare yoktu.
Yine beni etkileyen bir Yaşar Kemal romanı okudum. Nasıl etkilemesin ki?

Eserlerindeki Anadolu’yu, doğa ve insanın paralel minvalinde yaşanan haksızlıkları, adalet arayışını, proleter kesimin hep diktatör para ağalarının zulmüne uğramalarını, Yaşar Kemal’den daha iyi kim anlatabilir?

“Hüyükteki Nar Ağacı”ndan sonra, Teneke’yi okumam beni Çukurova’da ekmek parası kovalayan, biçare köylü işçilerin yanındaymışım, onları seyredip bir şey yapamıyormuşum hissini verdi. Buradaki hikayede de Çukurova’da çeltik ağalarının daha çok kazanç uğruna yaptıkları kanunsuz işlerin (pirinç ekip tüm köyü sular altında bırakıp, insanların sıtmaya yakalanarak hayatlarını hiçe saymaları) anlatılıyor.

Resul efendi ile perde açılıyor. Adamcağız kaymakam vekilliği yapan, bu işten çeltik ağalarının zorbaca girişimlerinden yılmış, emekliliği için gün sayan resesif biri. Dört gözle yeni gelecek kaymakamı bekliyor. Gelsin ki kendisi biran evvel bu eziyetten kurtulsun. Ve bir gün beklenen haber geliyor. Genç, deneyimsiz ve idealist kaymakam Fikret Irmaklı bu göreve atanıyor. Kendisi gelmeden özgeçmişi tüm kasabanın ezberinde yer etmiştir bile. Herkes, bilhassa belalı çeltik ağaları, eşraf kaymakam için hemen plana koyuluyorlar.

Genç kaymakam geldiğinde hürmetle karşılanır, el pençe divan gösterileri, memnuniyet sözcükleri bol keseden harcanır. Bu durum kaymakamın çok hoşuna gider. Hatta babasının nasihatlarını unutmaktan ve kendisinin önyargılarını bile dile getirmekten çekinmez. Hiç böyle tahmin etmezdim, gelmeden evvel kasabanızı tahlil ettirdim, yobazlar, eşkıyalar, devlet tanımazlar olduğunu bilirdim der. Oysa gördükleriyle aklındakiler birbirini tutmamaktadır. Köy halkı kaymakamı için canını verecek kadar kadar candan görünmektedirler!

İlerleyen zamanlarda Fikret Irmaklı ve ağalar arasında savaş başlar. Hakkın hukukun sorgulandığı, silindiği, gücün aslında kimde baskınsa o tarafın sözünün geçtiğinin bir hayat gerçeği ve acımasızlığının içinde buluruz kendimizi. Sonunda kendimi kötü hissettim!

Murtaza ağa, Okçuoğlu, Osman ağa, Kürt Memed, Zeyno Kadın kitabın diğer önemli kahramanları. Bir çok konuşmada yöreye ait şiveye ve terimlere rastlıyorsunuz. Kitap, tiyatro oyunu olarak da ayrıca yazılmış. Tiyatroyu çok seven biri olarak bu oyuna gitmediğime çok hayıflandım.

Bu mücadelenin ve adaletin romanını mutlaka ve mutlaka okumanızı tavsiye ediyor, böyle muazzam kitaplarla kalmanızı diliyorum.

Ayrıca etkinliği oluşturan, teşekkürlerimi de bu güzel arkadaşlar için unutmayacağım;
Mazlum Kaplan , Roquentin , Li-3
Çukurova deyince akıla Yaşar Kemal, Yaşar Kemal deyince akıla Çukurova gelirmiş...

Tesadüfen okumak şevkine düştüğüm bu kitapla bugün Çukurova tarlalarını gezdim, Çeltik ağalarına kızdım, Memed Ali`e bazen darıldım, Zeyno ana ile gururlandım, kaymakama acıdım...

Bir kitap ve yine farklı farklı duygular..

Kitabın konusu,
Çukurova`da yine yoksul köylüye elinde kırbacı olan ağalar zulm eder, insanlar sıtmadan ve yoksuluktan kırılır. Bu demde ise köye yeni kaymakam gelir.. Yaşı genç, idealleri temiz birisi. Ağalara ters yönde duran Fikret kaymakam...
Kaymakam insanların haksız yere mağdur olmasına üzülür. Onlar için mücadele başlatır. Tabii kanun çerçevesinde. İyi ile kötü yine yan yanadır.. Kim kazanacaktır? Yaşar Kemal neden üzüyorsun bizi?..

Her ne kadar da kötü güçlerin sonunda dediklerini yapmış olduğunu görsek de yazar, bize iyi ile kötünü ayıracak kadar düşünme şansı verir ve gerisini bizim vicdanımıza bırakır..

Büyülü tasvir yeteneği, eski zaman insanları, ağalar, muhtarlar, mağdur köylü dönemi. Ne kadar uzak bir manzara değil mi? Uzak değil ama. Sadece kötülük isim değiştirmiş..

Yaşar Kemal okunmalı.. Okuyun.. Okutun..

Keyifli okumalar...
Teneke..

Yaşar Kemal'den yine buram buram toprak kokusu, buram buram Anadolu kokusu alabildiğimiz bir eser.

Haksızlığa nasıl karşı çıkılır? Haksızlıkla nasıl mücadele edilir? Bu karşı çıkışı, mücadeleyi Resul efendiden öğreniyoruz. İlçedeki kaymakamın gidişinden sonra Resul efendi vekil olarak ilçenin kaymakamı olarak tayin edilir. Bu süreçten sonra halk; köylerin su altında kalması, çoluk çocuğun ölmesi, evlerin telef olması uğruna Resul efendiye baskı yaparlar. Ne için? Çeltik ekmek için.
Gel zaman git zaman ilçeye 26 yaşında gencecik bir kaymakam atanır. Yeni kaymakam da halkın bu haksız davranışlarına direnince, köyün ağaları türlü oyunlarla yine kaymakamın üstüne yürür ve amaçlarına ulaşırlar. Çok geçmeden kaymakamı Teneke çalarak şutlarlar. Gelenekmiş: halk birini uğurlayacağı zaman teneke çalarak uğurlarmış.

Yaşar Kemal usta yine şasırtmadı beni. Nur içinde yatasın büyük usta. Yaşar Kemal'i her zaman tavsiye etmişimdir. Okuyunuz efendim.
Bu kitabı okumama vesile olan YAŞAR KEMAL ETKINLIĞI'ne bu etkinliği başlatan Lİ 3 arkadaşıma ve kitabın yazarı YAŞAR KEMAL'E teşekkürlerimi sunarım

Doğruyu yanlışa tercih etmek her zaman kolay değildir. Sokakta top oynarken ip atlarken başlar bu savaş ; benim sıramdı , bendeydi top diye hakkımızı idda ederiz çocuk aklımızla ve haksızlığa düşmüşsek boğazımızda düğümlenir birşeyler

O yaşta bilemiyoruz tabi hayatta neler var , dünya biz çocuklardan ibaret sanki o yüzden anlamiyoruz büyüklerin umursamadan ' tamam büyütecek birşey yok ,ne farkeder , çocuk işte , bunun için ağlanır mı? , yarın unutursun , birşey olmaz....
Ne demek ya ,derdik değil mi , ne demek bunun için ağlanır mı? Şaşardık içten içe " ya ne için ağlanır ki"

Gülerlerdi, "çocuk aklı bir oyun için ağlıyor kavga ediyor , biz nelerle uğraşıyoruz onun derdi ne, ah ah! şimdi çocuk olmak vardı , dert yok kayt yok " Bu sözler bile içimizi yumuşatmaz ama bir yandan da şüphelenirdik acaba büyüyünce bundan kötü ne olabilir diye.. haksızlıktan daha kötü ne olabilir ki.. Oysa haksızlığın verdiği acı değişmiyormuş , haksızlığın türü değişiyormuş ve ona verdiğimiz tepki..

Ardından kulağımıza çalışan o kirli cümle
" Büyüyünce geçer"

Çeltik, pirincin yetişme alanı. Pirinç suyu sever bu yüzden yetiştiği yerde bataklık olur ve bataklıkta sinek ve sinekle sıtma ve sitma ile hastalık ve onunla ölüm. Böyle anlatınca anlamayacak birşey yok . Neymiş efendim böyle alanlar hastalıklı ve ölümlü imiş , eee ne yapmak gerekmiş böyle yerlerden uzak durmak gerekmiş, biz anladık , köylü anladı Çeltik de anladı.. anlamayan kimse yok fakat vazgeçmeyenler var . Yok canım daha neler insanları bile isteye öldürecek değiller ya , öldürüyorlar.

Bu çeltikler köyleri mahvediyor cocukları öldürüyor kanun da mi yok? Kanun var ama uygulayan yok? Bazen uygulayan da var ama uymayan kazanıyor.. Ne anlar diyorlar köylü için .' Ordu gıdasız , memleket parasız mı kalsın' En iyisi çocuklar ölsün diyorlar

Ve saf , tertemiz bir Kaymakam. Aklı bir karış havada geliyor köye , o ne karşılama , bu ne iltifat . Kaymakam ruhsat verecek Çeltik için bölgenin güçlü adamlarına ; ne iyidir o vakit

Sonra Zeyno çıkıyor köylünün karşısına yüzlerine tükürüyor, ' böyle oturacak mısınız' diyor . ' Varıp gidelim kaymakama üstümüz başımız zaten çamur , görsün ne haldeyiz '
Kürt Mehmet başından beri karşı çeltik işine, ama eşkıya imiş eskiden zor tutuyor kendini. İçi kan ağliyor ,Zeyno ana konuşunca utanıyor insanliğından. Yarı Kürtçe yarı Türkçe ' Dogri der zeyno ane ' der, ve giderler kaymakamın kapısına

Kaymakam gerçekleri anlıyor. Meğer bu Çeltikci kısmı bunu kandırmışlar , meğerse bunlar insan kamı emiyorlarmış..

Kaymakam savaşmaya başlıyor , tehtitlere rağmen ödün vermiyor, korkuyor da, ama izin vermiyor haksızlığa

" bak kaymakam gençsin yiğit ve namuslu ve de vatanseversin. Bunun için kendine güvenirsin..
kendine güvendiğin için yalancı değilsin. Yalan dolan bilmediğin için yalan karşısında yenileceksin"

" yalan bu kadar güçlü mü?"

"yalanın gücü doğrunun güçsüzlüğünden değildir.Yalan teşkilat kurmuş , doğru yalnızdır"

.....

çocukken bize yalan söylemişler , büyüyünce geçmiyor ; büyüdükçe çoğalıyor...
Anadolu'da bir kasaba... Toprak ağaları çeltik ekiyor. Çeltiğin ekilmesine dair yönetmelik var. Çünkü çeltik köylüye zarar veriyor, sıtma yapıyo, öldürüyor. Toprak ağaları kârları için yönetmelikleri hiçe sayıp köylüyü sıtmaya, ölüme terk ediyor. İşte böyle bir kasabaya genç bir kaymakam atanır ve bu ağalarla mücadele etmeye çalışır. Kaymakamın sonu insan canı yerine paranın gücünün sözünün geçtiğini net şekilde gösteriyor bizlere.

Yaşar Kemal Anadolu'da işleyen bu acımasız sistemi çok güzel anlatmış. Kesinlikle okunmalı. Okuyun, okutun.
Yaşar Kemal'in kaleminden çıkan hemen hemen her kitabı ayrı güzeldir. İşte bu eseri de yine Anadolu'yu anlatan halkın içinden geçen güzel bir öykü. Konusu oldukça hoş ve insanın açgözlülüğü yüzünden yaşanılmış acıları anlatan bir eser. Okunmasını tavsiye ederim.
Herkese iyi okumalar...
Çukurova’da çeltik ağalarının yasalara aykırı olarak çıkarları uğruna çeltik üretmeleri tüm köylünün sıtma olmasına, ölümlere yol açmaktadır. Köylüler çeltik ekimini istememektedirler, tek çare yeni atanan genç, idealist kaymakamdadır.

Yazar çeltik ağalarıyla, kaymakamın mücadelesini, köylülerin yaşadığı acıları, toplumumuzun gerçeğini sade, akıcı bir üslupla anlatmış.

Yüksek paralar karşılığında evlerini ağaya satarak mücadeleden vazgeçen günü kurtaran köylülerin de ortaya çıkan olumsuz tabloda payları olduğunu düşünüyorum.

Yanlış giden bir şey varsa yönetimler suçludur; paranın, gücün önünde eğilen, birlikte yola çıktıkları insanları yarı yolda bırakıp suçu meşrulaştıranlar daha çok suçludur. Günümüzde de durum pek farklı değil.

İçim burkularak okudum, keşke sonuç farklı olsaydı. Hiç olmazsa romanlarda.
"Tevfik'in kahvesi önünden teneke sesini duyan Murtaza Ağa :

-'Gözümün çiçeğini yesin Gaymakamım. Bakın onu nasıl uğurladım! Tam yüz elli tenekeyle. Gök gibi gürlüyor ortalık bakın.'

Otomobil geçti gitti .
Teneke sesleri kesilmedi.
Müthiş bir gürültü Kaymakamın kulaklarında uğulduyordu.
Hamza Dayıya sordu:
-'Bu teneke sesleri de neydi?'

-'Seni uğurladılar. Senin gibi giden amirleri böyle uğurlamak adettir burada.' diye gülümsedi."

( Sayfası az ama öz bir kitap kısacası. Çarpıcı konusu ve olayın içindeymiş gibi hissettiren anlatımı etkileyici bir bütünlük oluşturmuş. Bence Yaşar Kemal iyi ki var.) :)
Yaşar Kemal yine Yaşar Kemalliğini yapıyor. Çukurovanın havasını, toprağını, insanını gözümüzün önüne seriyor.
Kasaba çeltik ağalarının elindedir onun dışında köylü yoksulluktan sıtmadan geberir haldedir. Çeltik yani pirinç ekme zamanına yakın kasabaya genç bir kaymakam atanır. Genç kaymakam ilk başta neler döndüğünü anlamaz ama anlayınca da ağalara kök söktürmeye başlar.
Ama işin yürek burkan yanı köylünün halidir her ne olursa olsun.
Yaşar Kemal ne yazarsa yazsın insanın kalbinin ta derinine dokunuyor. Geçmiş zaman Türkiyesini koyuyor.
Ama bazen belki diyor insan. Belki hâlâ oralar aynıdır. Kim bilir?
Birdenbire içinde bir şeyler duydu. Ta yüreğinde... Bir yerleri acıyordu. Neresi ama, hiçbir yeri... Ama acıyordu.
Yaşar Kemal
Sayfa 76 - YKY
Adam milletini yüz bine satar mı? Yüz bin lira batsın? Bir çocuğun kara gözlerine değer mi yüz bin? Bir milyon, on milyon?..
Yaşar Kemal
Sayfa 124 - Yapı Kredi Yayınları
"Kendine güvendiğin için yalancı değilsin. Yalan dolan bilmediğin için yalan karşısında yenileceksin. Yalanın gücü doğrunun güçsüzlüğünden değildir. Yalan teşkilat kurmuş, doğru yalnızdır. Yalanın geleneği var, senin doğrunun her gün yeniden yaratılması gerek. Her gün bir şafak çiçeği gibi yeniden açması gerek. Sen yenileceksin. Yenilmenin tadına varacaksın. Doğru yenilmeli. Yenilmeyen doğru yenmiş sayılmaz. Doğru yenile yenile öyle keskin bir hale gelmeli ki.. Yüz bin yıl su altında, yıkanmış, düzelmiş çakıltaşı gibi."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Teneke
Baskı tarihi:
Eylül 2017
Sayfa sayısı:
158
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750807190
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Bir Anadolu kasabasında, çeltikçi ağaların yönetmenliklere karşı gelerek ektikleri çeltik sıtmaya neden olur. İdealist ve genç kaymakam tüm tecrübesizliğiyle, sıtmaya tutulan kasaba halkı adına ağalara mücadeleye girişir. Ancak kaymakam kasabadan, ardından teneke çalınarak sürülür. Teneke idealizm ile baskın güç arasındaki mücadelenin romanıdır.

Kitabı okuyanlar 903 okur

  • Umut
  • meristif
  • Xwê Zan
  • Not Defteri
  • S.D. Şahin
  • Fatih SERTKAYA
  • Ayşe Deniz
  • Cansu
  • Sıla D
  • Orhan avcı

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.8
14-17 Yaş
%5.1
18-24 Yaş
%18
25-34 Yaş
%34.8
35-44 Yaş
%26.1
45-54 Yaş
%7
55-64 Yaş
%2.5
65+ Yaş
%1.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%51.6
Erkek
%48.3

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%30.8 (97)
9
%27.3 (86)
8
%22.2 (70)
7
%12.7 (40)
6
%4.1 (13)
5
%1.3 (4)
4
%0.3 (1)
3
%0.6 (2)
2
%0.3 (1)
1
%0.3 (1)

Kitabın sıralamaları