Adı:
Teneke
Baskı tarihi:
Eylül 2017
Sayfa sayısı:
158
ISBN:
9789750807190
Kitabın türü:
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Bir Anadolu kasabasında, çeltikçi ağaların yönetmenliklere karşı gelerek ektikleri çeltik sıtmaya neden olur. İdealist ve genç kaymakam tüm tecrübesizliğiyle, sıtmaya tutulan kasaba halkı adına ağalara mücadeleye girişir. Ancak kaymakam kasabadan, ardından teneke çalınarak sürülür. Teneke idealizm ile baskın güç arasındaki mücadelenin romanıdır.
Yaşar Kemal bu eserini yazarken karakterleri eserin yazıldığı dönemin iyi ve kötü insan profillerinden seçerek oluşturmuş gibi geldi bana. Bu profiller, zannediyorum ki dönemin Türkiye’sini, günümüzden anlayabilmek adına okur nezdinde büyük bir öneme sahip olsa gerek.

Usta kalemimizden söz bahsi açalım isterim; Yaşar Kemal okuyan okurun genel anlamda izleyeceği bir yol vardır; kitabı okumaya başlar, karakterleri tanır, benimser ve doğa tasvirleri ile kitabın gerçekçi dünyasında kaybolur.

Bu yolu izleyen bir okur olarak zihnimde uyanan düşünceleri paylaşmak isterim. Bana göre İnsan, en genel kapsamı ile ikiye ayrılır. İyi ve kötü. Bu iki soyut kavram arasında bulunan çizgi, tıpkı siyah ile beyaz arasındaki kadar nettir. İnsan kendi iç dünyasında iyi ve kötü kavramlarını barındırır. Bunlardan hangisinin baskın olacağına ise insanın kendisi karar verir. Yaşar Kemal bu muhteşem eserinde okuru bu ayırdımı yapması hususunda düşünceleri ile baş başa bırakır denebilir. Tabi ki anlatıcımız bu sorgulamayı bilhassa soru sorarak yapmaz, alttan altta karakterler üzerine düşündürürken bir anlamda okura bilincinin dışında yaptırır bunu. Sorarım size ustalık bunu gerektirmez mi zaten.

Tüm bunların dışında Teneke, konu itibariyle dönemin idealist insanlarının, yönetimin baskı rejimi ve bu rejimin doğurduğu çıkarcı insanlar arasında ki mücadeleyi anlatır. Çıkarcı insanlar neyi gözetir diye bir soru düşer okurun aklına. Kitaptaki çıkarcı insanlar, rejimin açıklıklarından faydalanarak haksız fazla kazanç sağlayan bireylerdir. Haksız fazla kazanç sağlamak bir nebze anlaşılabilir bir durumdur; her zaman var olmuş, oluyor ve olacak olan “İnsan Talihsizliği’dir.” Ancak bu noktada usta yazarın değindiği çok daha farklı bir olay vardır. Bir insan haksız kazanç sağlamak için insan hayatını önemsemiyor, saygı duymuyor ve onurunu hiçe sayıyorsa bu insan net bir şekilde kötüdür.

Teneke, Türkiye'de iyi insanların uğurlanmasının hikâyesidir. Yolcu eden insanların bu vurdumduymazlığı çağın en büyük talihsizliğidir. Geçmiş geleceğe her zaman ışık tutmaktadır. Biz okurlar, kimi zaman bu ışık karşısında aydınlığa kavuşabilirken kimi zamanda kör oluruz...

Aydınlığa erenlerden olma umudu ve dileğiyle keyifli okumalar dilerim.
Yine beni etkileyen bir Yaşar Kemal romanı okudum. Nasıl etkilemesin ki?

Eserlerindeki Anadolu’yu, doğa ve insanın paralel minvalinde yaşanan haksızlıkları, adalet arayışını, proleter kesimin hep diktatör para ağalarının zulmüne uğramalarını, Yaşar Kemal’den daha iyi kim anlatabilir?

“Hüyükteki Nar Ağacı”ndan sonra, Teneke’yi okumam beni Çukurova’da ekmek parası kovalayan, biçare köylü işçilerin yanındaymışım, onları seyredip bir şey yapamıyormuşum hissini verdi. Buradaki hikayede de Çukurova’da çeltik ağalarının daha çok kazanç uğruna yaptıkları kanunsuz işlerin (pirinç ekip tüm köyü sular altında bırakıp, insanların sıtmaya yakalanarak hayatlarını hiçe saymaları) anlatılıyor.

Resul efendi ile perde açılıyor. Adamcağız kaymakam vekilliği yapan, bu işten çeltik ağalarının zorbaca girişimlerinden yılmış, emekliliği için gün sayan resesif biri. Dört gözle yeni gelecek kaymakamı bekliyor. Gelsin ki kendisi biran evvel bu eziyetten kurtulsun. Ve bir gün beklenen haber geliyor. Genç, deneyimsiz ve idealist kaymakam Fikret Irmaklı bu göreve atanıyor. Kendisi gelmeden özgeçmişi tüm kasabanın ezberinde yer etmiştir bile. Herkes, bilhassa belalı çeltik ağaları, eşraf kaymakam için hemen plana koyuluyorlar.

Genç kaymakam geldiğinde hürmetle karşılanır, el pençe divan gösterileri, memnuniyet sözcükleri bol keseden harcanır. Bu durum kaymakamın çok hoşuna gider. Hatta babasının nasihatlarını unutmaktan ve kendisinin önyargılarını bile dile getirmekten çekinmez. Hiç böyle tahmin etmezdim, gelmeden evvel kasabanızı tahlil ettirdim, yobazlar, eşkıyalar, devlet tanımazlar olduğunu bilirdim der. Oysa gördükleriyle aklındakiler birbirini tutmamaktadır. Köy halkı kaymakamı için canını verecek kadar kadar candan görünmektedirler!

İlerleyen zamanlarda Fikret Irmaklı ve ağalar arasında savaş başlar. Hakkın hukukun sorgulandığı, silindiği, gücün aslında kimde baskınsa o tarafın sözünün geçtiğinin bir hayat gerçeği ve acımasızlığının içinde buluruz kendimizi. Sonunda kendimi kötü hissettim!

Murtaza ağa, Okçuoğlu, Osman ağa, Kürt Memed, Zeyno Kadın kitabın diğer önemli kahramanları. Bir çok konuşmada yöreye ait şiveye ve terimlere rastlıyorsunuz. Kitap, tiyatro oyunu olarak da ayrıca yazılmış. Tiyatroyu çok seven biri olarak bu oyuna gitmediğime çok hayıflandım.

Bu mücadelenin ve adaletin romanını mutlaka ve mutlaka okumanızı tavsiye ediyor, böyle muazzam kitaplarla kalmanızı diliyorum.

Ayrıca etkinliği oluşturan, teşekkürlerimi de bu güzel arkadaşlar için unutmayacağım;
Mazlum Kaplan , Roquentin , Li-3

Benzer kitaplar

Çukurova deyince akıla Yaşar Kemal, Yaşar Kemal deyince akıla Çukurova gelirmiş...

Tesadüfen okumak şevkine düştüğüm bu kitapla bugün Çukurova tarlalarını gezdim, Çeltik ağalarına kızdım, Memed Ali`e bazen darıldım, Zeyno ana ile gururlandım, kaymakama acıdım...

Bir kitap ve yine farklı farklı duygular..

Kitabın konusu,
Çukurova`da yine yoksul köylüye elinde kırbacı olan ağalar zulm eder, insanlar sıtmadan ve yoksuluktan kırılır. Bu demde ise köye yeni kaymakam gelir.. Yaşı genç, idealleri temiz birisi. Ağalara ters yönde duran Fikret kaymakam...
Kaymakam insanların haksız yere mağdur olmasına üzülür. Onlar için mücadele başlatır. Tabii kanun çerçevesinde. İyi ile kötü yine yan yanadır.. Kim kazanacaktır? Yaşar Kemal neden üzüyorsun bizi?..

Her ne kadar da kötü güçlerin sonunda dediklerini yapmış olduğunu görsek de yazar, bize iyi ile kötünü ayıracak kadar düşünme şansı verir ve gerisini bizim vicdanımıza bırakır..

Büyülü tasvir yeteneği, eski zaman insanları, ağalar, muhtarlar, mağdur köylü dönemi. Ne kadar uzak bir manzara değil mi? Uzak değil ama. Sadece kötülük isim değiştirmiş..

Yaşar Kemal okunmalı.. Okuyun.. Okutun..

Keyifli okumalar...
Yaşar Kemal ile tanışma kitabım “Teneke” oldu. Aynı zaman da YAŞAR KEMAL OKUMA ETKİNLİĞİ #29267027 gibi güzel bir etkinliğin bünyesinde yaşadım bu tanışmayı. Çok da güzel oldu çok da iyi oldu. :)

Neden Yaşar Kemal’i daha önce okumamışım ben be!

Çukurova…
Aynı bölgede hem yeşili , hem sarıyı gösteren Çukurova... Güneşin alnında yürümek zorunda kaldığın , asfalta yumurta kırsan pişecek , çekilmiş biberleri dama koysan salça edecek kadar sıcak Çukurova… Memleketim. Etnik köken bakımından çok farklı kültürden insanların bir arada olduğu , aynı sıcağa sövdüğü , aynı tarlada pamuk topladığı , aynı suyu içtiği , cam kırığına cıncık , çamaşır suyuna hipo , ıslanmaya cımcılık diyen insanların bulunduğu ve aynı insanların aynı sıtmadan öldüğü ,gözlerimi hayata açtığım , ilk nefesimi aldığım, memleketin incisi…

Roman bir grup köy ağasının pamuk tarlası olan alanları hatta köy içlerine çeltik tarlaları haline getirmeye çalışması ve bir grup insanın da bunlara engel olmaya çalışması üzerine kurulu.
Çukurova da yazın sinekten geçilmez. Klimalar çıkmadan önce de cibinliksiz uyunmazdı. Akşamları iki dakika balkonda çay içemez olurdunuz , sinekler etinizi rahat bırakmazdı çünkü. Şimdi ki zamanda bu halde Çukurova bir de geçmişte , klima yokken , evler derme çatma , hastaneler , doktorlar yetersiz , insanlar zaten yoksulken. Gelip bu bölgeyi sıtma hastalığının inine çeviren para babalarına karşı koymak herkesin harcı değildi.

Dillerinde memleket, her sevmediğine komünist damgası yapıştıran, daha komünizmin anlamını dahi bilmeyen , dili çatallı bu para babalarına karşı bir avuç insan… Kaymakam ,Resul , tam anlamıyla görmek istediğim bir kadın profili olan Zeyno Ana ve Kürt Memed Ali…

Bu bir avuç insan nasıl karşı çıkacaktı ki bu katillere? Bir çoğu çocuğunu toprağa vermişti bu hastalıktan. Susmak istemiyorlardı. Direniyorlardı. Ama devleti bile yoluna getirirdi bu para babaları çünkü doğru ve yanlışın savaşının geçtiği bu topraklarda doğru ve yanlış para ile satın alınabiliyordu.

Ama inanmak... Her şeyin çözümü olabilecek , büyük umutları , kaliteli direnişleri beraberinde getiren bir olguydu. İnanmak , başarmanın yarısıydı. İnanmak zorunluydu. Çünkü sarının hakim olduğu bu topraklarda inanmak belki de yapılabilecek , fitili ateşleyebilecek tek şeydi. Ve inanmaktan başka çare yoktu.
Bu kitabı okumama vesile olan YAŞAR KEMAL ETKINLIĞI'ne bu etkinliği başlatan Lİ 3 arkadaşıma ve kitabın yazarı YAŞAR KEMAL'E teşekkürlerimi sunarım

Doğruyu yanlışa tercih etmek her zaman kolay değildir. Sokakta top oynarken ip atlarken başlar bu savaş ; benim sıramdı , bendeydi top diye hakkımızı idda ederiz çocuk aklımızla ve haksızlığa düşmüşsek boğazımızda düğümlenir birşeyler

O yaşta bilemiyoruz tabi hayatta neler var , dünya biz çocuklardan ibaret sanki o yüzden anlamiyoruz büyüklerin umursamadan ' tamam büyütecek birşey yok ,ne farkeder , çocuk işte , bunun için ağlanır mı? , yarın unutursun , birşey olmaz....
Ne demek ya ,derdik değil mi , ne demek bunun için ağlanır mı? Şaşardık içten içe " ya ne için ağlanır ki"

Gülerlerdi, "çocuk aklı bir oyun için ağlıyor kavga ediyor , biz nelerle uğraşıyoruz onun derdi ne, ah ah! şimdi çocuk olmak vardı , dert yok kayt yok " Bu sözler bile içimizi yumuşatmaz ama bir yandan da şüphelenirdik acaba büyüyünce bundan kötü ne olabilir diye.. haksızlıktan daha kötü ne olabilir ki.. Oysa haksızlığın verdiği acı değişmiyormuş , haksızlığın türü değişiyormuş ve ona verdiğimiz tepki..

Ardından kulağımıza çalışan o kirli cümle
" Büyüyünce geçer"

Çeltik, pirincin yetişme alanı. Pirinç suyu sever bu yüzden yetiştiği yerde bataklık olur ve bataklıkta sinek ve sinekle sıtma ve sitma ile hastalık ve onunla ölüm. Böyle anlatınca anlamayacak birşey yok . Neymiş efendim böyle alanlar hastalıklı ve ölümlü imiş , eee ne yapmak gerekmiş böyle yerlerden uzak durmak gerekmiş, biz anladık , köylü anladı Çeltik de anladı.. anlamayan kimse yok fakat vazgeçmeyenler var . Yok canım daha neler insanları bile isteye öldürecek değiller ya , öldürüyorlar.

Bu çeltikler köyleri mahvediyor cocukları öldürüyor kanun da mi yok? Kanun var ama uygulayan yok? Bazen uygulayan da var ama uymayan kazanıyor.. Ne anlar diyorlar köylü için .' Ordu gıdasız , memleket parasız mı kalsın' En iyisi çocuklar ölsün diyorlar

Ve saf , tertemiz bir Kaymakam. Aklı bir karış havada geliyor köye , o ne karşılama , bu ne iltifat . Kaymakam ruhsat verecek Çeltik için bölgenin güçlü adamlarına ; ne iyidir o vakit

Sonra Zeyno çıkıyor köylünün karşısına yüzlerine tükürüyor, ' böyle oturacak mısınız' diyor . ' Varıp gidelim kaymakama üstümüz başımız zaten çamur , görsün ne haldeyiz '
Kürt Mehmet başından beri karşı çeltik işine, ama eşkıya imiş eskiden zor tutuyor kendini. İçi kan ağliyor ,Zeyno ana konuşunca utanıyor insanliğından. Yarı Kürtçe yarı Türkçe ' Dogri der zeyno ane ' der, ve giderler kaymakamın kapısına

Kaymakam gerçekleri anlıyor. Meğer bu Çeltikci kısmı bunu kandırmışlar , meğerse bunlar insan kamı emiyorlarmış..

Kaymakam savaşmaya başlıyor , tehtitlere rağmen ödün vermiyor, korkuyor da, ama izin vermiyor haksızlığa

" bak kaymakam gençsin yiğit ve namuslu ve de vatanseversin. Bunun için kendine güvenirsin..
kendine güvendiğin için yalancı değilsin. Yalan dolan bilmediğin için yalan karşısında yenileceksin"

" yalan bu kadar güçlü mü?"

"yalanın gücü doğrunun güçsüzlüğünden değildir.Yalan teşkilat kurmuş , doğru yalnızdır"

.....

çocukken bize yalan söylemişler , büyüyünce geçmiyor ; büyüdükçe çoğalıyor...
Anadolu'da bir kasaba... Toprak ağaları çeltik ekiyor. Çeltiğin ekilmesine dair yönetmelik var. Çünkü çeltik köylüye zarar veriyor, sıtma yapıyo, öldürüyor. Toprak ağaları kârları için yönetmelikleri hiçe sayıp köylüyü sıtmaya, ölüme terk ediyor. İşte böyle bir kasabaya genç bir kaymakam atanır ve bu ağalarla mücadele etmeye çalışır. Kaymakamın sonu insan canı yerine paranın gücünün sözünün geçtiğini net şekilde gösteriyor bizlere.

Yaşar Kemal Anadolu'da işleyen bu acımasız sistemi çok güzel anlatmış. Kesinlikle okunmalı. Okuyun, okutun.
Yaşar Kemal'in kaleminden çıkan hemen hemen her kitabı ayrı güzeldir. İşte bu eseri de yine Anadolu'yu anlatan halkın içinden geçen güzel bir öykü. Konusu oldukça hoş ve insanın açgözlülüğü yüzünden yaşanılmış acıları anlatan bir eser. Okunmasını tavsiye ederim.
Herkese iyi okumalar...
Çukurova’da çeltik ağalarının yasalara aykırı olarak çıkarları uğruna çeltik üretmeleri tüm köylünün sıtma olmasına, ölümlere yol açmaktadır. Köylüler çeltik ekimini istememektedirler, tek çare yeni atanan genç, idealist kaymakamdadır.

Yazar çeltik ağalarıyla, kaymakamın mücadelesini, köylülerin yaşadığı acıları, toplumumuzun gerçeğini sade, akıcı bir üslupla anlatmış.

Yüksek paralar karşılığında evlerini ağaya satarak mücadeleden vazgeçen günü kurtaran köylülerin de ortaya çıkan olumsuz tabloda payları olduğunu düşünüyorum.

Yanlış giden bir şey varsa yönetimler suçludur; paranın, gücün önünde eğilen, birlikte yola çıktıkları insanları yarı yolda bırakıp suçu meşrulaştıranlar daha çok suçludur. Günümüzde de durum pek farklı değil.

İçim burkularak okudum, keşke sonuç farklı olsaydı. Hiç olmazsa romanlarda.
Yaşar Kemal yine Yaşar Kemalliğini yapıyor. Çukurovanın havasını, toprağını, insanını gözümüzün önüne seriyor.
Kasaba çeltik ağalarının elindedir onun dışında köylü yoksulluktan sıtmadan geberir haldedir. Çeltik yani pirinç ekme zamanına yakın kasabaya genç bir kaymakam atanır. Genç kaymakam ilk başta neler döndüğünü anlamaz ama anlayınca da ağalara kök söktürmeye başlar.
Ama işin yürek burkan yanı köylünün halidir her ne olursa olsun.
Yaşar Kemal ne yazarsa yazsın insanın kalbinin ta derinine dokunuyor. Geçmiş zaman Türkiyesini koyuyor.
Ama bazen belki diyor insan. Belki hâlâ oralar aynıdır. Kim bilir?
Canınız Anadolu'ya mı gitmek istedi ? Yoksa doğu kültürünü bir ziyaret edeyim ya da Çukurova neresidir bir Adana halkı nasıldır diye düşündünüz mü ? Hiç düşünmeyin alın elinize bir Yaşar Kemal ve kendinizi bırakın kitabın eline. O sizi öyle güzel betimlemeler ile gezdirir, öylesine doğal dille ve şiveyle çeker ki sizi Anadolu'ya hah şöyle be biraz dinlendim dersiniz.

Teneke'ye gelirsek; bu kitap hem oyun hem de roman olarak aynı metini iki farklı türde kitaba yansıtılmasıdır. "Nasıl yani ?" dediğinizi duyar gibiyim. Ne yapmış Yapı Kredi Yayınları kitap aslında bir roman ve bu romanın tiyatro uyarlamasını da aynı kitaba koymuş. 2 farklı türde aynı kitabı okumak isterseniz bu kitabı alabilirsiniz.

Kitap ne anlatıyor ? Bu kitap tamamen iyiliği, iyi niyeti suistimal etmeyi, kötülüğü, şerefsizliği, köylüyü, hakkını savunmayı, devletçiliği, halkçılığı ve haksızlık karşısındaki mücadeleyi anlatıyor.

Çeltikçilerin hikayesi diyelim şuna biz. Çukurova'nın verimli topraklarına pamuk yerine pirinç eken ağababaların hikayesi. Kendini bir halt sanıp parayla insan satın alan ağaların köylüye edilen zulmünü iliklere kadar hissettirip; şerefsizliği ve kötülüğü anlatan ama bir yanda da dirayetle duran Mehmet Ali, köyün kadınları ve Kaymakam Bey var; bunlarla da iyiliği, hakkını savunmayı ve haksızlık karşısında mücadeleyi ; iyiliği bize gösteriyor.

Doğu şivesini direk okunuğu gibi koymuş yazar öylesine hoş ki... Yazarın ne kadar doğal olduğu, bizden olduğunu tartışılamaz olduğunu sunuyor. Anadolu insanının ve tüm insanlığın olumlu ve olumsuz yönlerini gösteriyor yazar bu kitapta. Yine köylünün önemini, devletin kendini geliştirip büyütebilmesi ve dışa bağımlılığın azalması için köylünün ve tarımın gücünü bu kitapta hissediyorsunuz. Bazı elit kısmın hala daha günümüzde de geçerli Anadolu'ya öcü gibi bakmasını ama bu güzel topraklara gelince köylünün misafirliğini, candanlığını, içten ve samimiyetini anlatıyor.

Saadete gelirsek. Zülme karşı baş eğmemeyi anlatıyor bu roman. Haksızlık karşısında durun diyor. Kaymakam'ın iyi niyetinden ve toyluğundan faydalanmak isteyen ağalara ders veriyor. Daha doğrusu devletin düzene bozanlara, aramıza çomak sokanlara en güçlü de olsa, parası da olsa, en büyük isimler de olsa bak ben halkımı ve devletimi korurum diyen Devlet'e geliyor bence en büyük anlam.
Teneke'nin anlamını ve sonunda olan olayları anlatmıyor ve romanı merak etmenizi de istiyorum bu yüzden tatkaçıran*(spoiler) vermek istemiyorum.

Yaşar Kemal'i bence sıkıldıkça, bir Anadolu turu yapmak istedikçe okumalısınız. Tavsiye edebileceğim, büyük romanların arasına serpiştirmelik; güzel bir eser olarak görüyorum. Sizlere de tavsiye ederim.

Haksızlığa karşı çıkalım. Paraya, pula kendimizi, devletimizi satmayalım. Biz değil insanlık kazansın.

"Yalnız ben kazanmak istemiyorum. Köylülerimiz de kazansınlar. İktisat memleketin temel taşıdır." Sayfa 30 YKY
Yaşar Kemal dönemin Anadolusunu, halkın ağalarla mücadelesini, arada ezilen ve dürüst kalmaya çalışan memurların dramını akıcı bir dille anlatıyor. Kitabın yarısı roman olarak yazılmış, diğer yarısında da hikayenin tiyatro için yazılmış hali var. Kitap buram buram Anadolu ve çaresizlik kokuyor. Yöresel dil fazlaca kullanılmış zaman zaman okumayı zorlaştırsa da o bölgede yaşayan insanların yaşantısına dil aracılığıyla ulaşmamıza imkan sağlıyor. Kitabı okuduktan sonra tiyatrosunu da izledim. İkisini de çok beğendim. Yaşar Kemal okuma isteğim daha da arttı.
Çukurova deyince akla Yaşar Kemal, Yaşar Kemal deyince akla Çukurova gelirmiş...
Bu kitapla Çukurova tarlalarını gezdim, çeltik ağalarına kızdım, Memed Ali'ye bazen darıldım, Zeyno ana ile gururlandım, kaymakama acıdım..
Bir kitap ve yine farklı farklı duygular..
Dillerinde memleket, her sevmediğine komünist damgası yapıştıran, daha komünizmin anlamını dahi bilmeyen, dili çatallı bu para babalarına karşı bir avuç insan.. Kaymakam, Resul tam anlamıyla görmek istediğim bir kadın profili olarak Zeyno Ana ve Kürt Memed Ali.
Bir avuç insan nasıl karşı çıkacaktı ki bu katillere? Birçoğu çocuğunu toprağa vermişti bu hastalıktan. Susmak istemiyorlardı. Direniyorlardı. Ama devleti bile yola getirirdi bu para babaları çünkü doğru ve yanlışın savaşının geçtiği bu topraklarda doğru ve yanlış para ile satın alınabiliyordu.
Ama inanmak... her şeyin çözümü olabilecek, büyük umutları, kaliteli direnişleri beraberinde getiren bir olguydu. İnanmak, başarmanın yarısıydı. İnanmak zorunluydu. Çünkü sarının hakim olduğu bu topraklarda inanmak belki de yapılabilecek, fitili ateşleyebilecek tek şeydi. Ve inanmaktan başka çare yoktu...
Birdenbire içinde bir şeyler duydu. Ta yüreğinde... Bir yerleri acıyordu. Neresi ama, hiçbir yeri... Ama acıyordu.
Yaşar Kemal
Sayfa 76 - YKY
Adam milletini yüz bine satar mı? Yüz bin lira batsın? Bir çocuğun kara gözlerine değer mi yüz bin? Bir milyon, on milyon?..
Yaşar Kemal
Sayfa 124 - Yapı Kredi Yayınları
"Kendine güvendiğin için yalancı değilsin. Yalan dolan bilmediğin için yalan karşısında yenileceksin. Yalanın gücü doğrunun güçsüzlüğünden değildir. Yalan teşkilat kurmuş, doğru yalnızdır. Yalanın geleneği var, senin doğrunun her gün yeniden yaratılması gerek. Her gün bir şafak çiçeği gibi yeniden açması gerek. Sen yenileceksin. Yenilmenin tadına varacaksın. Doğru yenilmeli. Yenilmeyen doğru yenmiş sayılmaz. Doğru yenile yenile öyle keskin bir hale gelmeli ki.. Yüz bin yıl su altında, yıkanmış, düzelmiş çakıltaşı gibi."
Dönüp dönüp aynı parçayı çalıyordu. Habire aynı parçayı... İçinden bir aydınlık su boşanmıştı. Sevinç, aydınlık aydınlık parlıyordu, akıyordu içinden. Kainatı aşkla, muhabbetle kucaklayası geliyordu. Taşı toprağı, dalları ışılayan zeytin ağacını, cıvıl cıvıl serçeyi... Cümle yaratığı.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Teneke
Baskı tarihi:
Eylül 2017
Sayfa sayısı:
158
ISBN:
9789750807190
Kitabın türü:
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Bir Anadolu kasabasında, çeltikçi ağaların yönetmenliklere karşı gelerek ektikleri çeltik sıtmaya neden olur. İdealist ve genç kaymakam tüm tecrübesizliğiyle, sıtmaya tutulan kasaba halkı adına ağalara mücadeleye girişir. Ancak kaymakam kasabadan, ardından teneke çalınarak sürülür. Teneke idealizm ile baskın güç arasındaki mücadelenin romanıdır.

Kitabı okuyanlar 783 okur

  • Sena Duman
  • Hatice Pekgöz
  • İlknur
  • godotu beklerken
  • Cihat
  • Afra Günay
  • salome
  • Caner Toptaş
  • Kitap Odası
  • Gözde Buş

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.8
14-17 Yaş
%5.1
18-24 Yaş
%18
25-34 Yaş
%34.8
35-44 Yaş
%26.1
45-54 Yaş
%7
55-64 Yaş
%2.5
65+ Yaş
%1.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%51.6
Erkek
%48.3

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%28.2 (72)
9
%29 (74)
8
%21.6 (55)
7
%13.7 (35)
6
%4.3 (11)
5
%1.2 (3)
4
%0.4 (1)
3
%0.8 (2)
2
%0.4 (1)
1
%0.4 (1)

Kitabın sıralamaları