Adı:
Teneke
Baskı tarihi:
Eylül 2017
Sayfa sayısı:
158
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750807190
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Bir Anadolu kasabasında, çeltikçi ağaların yönetmenliklere karşı gelerek ektikleri çeltik sıtmaya neden olur. İdealist ve genç kaymakam tüm tecrübesizliğiyle, sıtmaya tutulan kasaba halkı adına ağalara mücadeleye girişir. Ancak kaymakam kasabadan, ardından teneke çalınarak sürülür. Teneke idealizm ile baskın güç arasındaki mücadelenin romanıdır.
Ah ah,keşke bu kitabı hiç okumasaydım!
İnceleme videosu: https://www.youtube.com/...mnFmcb8GaM8&t=8s

Cahil insan mutludur. Neden bilir misiniz?
O ülkesinin başına neler gelmiş bilmez, neler gelecek bilmez...
O mutluyum sanır her şey güzel gidiyor sanır...
O kendisini özgür sanır halbuki köledir...

Cahil insan mutludur.

Bi' kasaba var. Anadolu'nun Çukurova'nın bir kenarında.
"Bir Anadolu kasabası... Uçsuz bucaksız. Ağaçsız, otsuz, yangın yeri bozkırların ortasında bir kasaba... Çamur içinde..."

Yoksulluğun, adaletsizliğin, yoksulun hor görüldüğü, din,iman kalmayan, ahlaksızların ahlaklı olduğu bir kasaba!
İnsanlara değer verilmeyen, adi,şerefsiz insanların "aga" olduğu bir kasaba!

Eşraf takımı ya hani bunlar, "o eşraf ki memurları kul eder, köylüyü köle gibi kullanır."

O şerefsizler ki gelen kaymakama peşkeş çekerler, eğlendirmeye çalışırlar.

Dertleri başkadır. Çentik ekmek...

Devlet vardır değil mi hani nizam vardır kanun vardır...
Çentik ekmek istersen köyden şu kadar kilometre uzakta ekeceksin der.
Bunları bunları yapacaksın ki sinekler çoğalmasın.
Çoğalmasın ki sıtma insanları öldürmesin.
Öldürmesin ki devlet yaşasın...

Ama bunlar öyle şerefsizdir ki bunların hiçbirini yapmayıp kaymakama peşkeş çekerler.
Haysiyetsiz insanlardır onlar, solucan gibi yaşayan korkak ve pislik insanlar.

Tabi, ağızlarından da "Allah"ları eksik olmaz!
İnşallah derler, Süphanallah derler!
İnsan hakları, eşitlik, güzellik demezler ama!

Diyene ne derler peki? "Guminist"
Bunları devlete şikayet edene komünist derler.
Tabi komünist ne demek bilmezler onlara göre kötü ya!

Ben de komünistim lan!
Sizlerin ahlakınız buysa eşitliğiniz buysa ve sizler "aga"ysanız, ben de komünistim lan!

En başta dedim ya hani cahillik güzeldir, mutluluktur diye.
İşte cahillik bundan mutluluktur.
Ülkede neler oluyor bilmezsiniz. Kitap okumazsınızdır ondan eskilerde de neler olmuş bilmezsiniz.

"Hayat güzel gidiyor ya!" dersiniz...

Felsefe ne bilmezsiniz bu yüzden de "Hayat bu işte..." der geçersiniz.
Yorulmazsınız, çalışmazsınız ve de düşünmezsiniz!

Dogmalara inanır hayata iyi güzel yaşamaya devam edersiniz.
"Kader..." der geçersiniz. Her kötülüğü kadere bağlar da hiçbir şeyi üstlenmezsiniz.

Bu kasaba 35 yılda tam 43 kaymakamı kovmuş biliyor musunuz? 43...
Kitabın ismi de oradan gelir. Kuyruklarınıza teneke bağladık dermiş gibi kaymakamlar giderlerken arkalarından teneke çalarlar.

Kusura bakmayın sinirlendim ama;
Bu ülkede böyle insanlar hiçbir zaman tükenmiyecektir. Rüşvet yiyen köpeklerle onlara rüşvet verenler de köpektir.
Kendi dostlarını kayıranlar da, para kazanma hırsına yeşilliği yok edenler de
Hepsi ama hepsi...

Ben ise neyim?
Ben daima onların karşısına dikileceğim.
Cahillik mutluluktur ama ben durmadan okuyacağım!
Okuyacağım ki öğreneyim.
Öğrendiğim her şeyi de başkasına aktaracağım.
Durmadan konuşacağım durmadan anlatacağım.
Güzellikleri anlatacağım adaleti anlatacağım eşitliği, insan haklarını, mutluluğu anlatacağım.
Yıldızlara bakmayı anlatacağım.
Mutsuz oldukları zamanlarda Cemal Süreya'yı dinleyebileceklerini ve
Ve Tezer Özlü'ye sarılabileceklerini...

Onlar "aga"ysa ben de "guministim"!

Okumak isteyen herkese iyi okumalar dilerim.
Yaşar Kemal bu eserini yazarken karakterleri eserin yazıldığı dönemin iyi ve kötü insan profillerinden seçerek oluşturmuş gibi geldi bana. Bu profiller, zannediyorum ki dönemin Türkiye’sini, günümüzden anlayabilmek adına okur nezdinde büyük bir öneme sahip olsa gerek.

Usta kalemimizden söz bahsi açalım isterim; Yaşar Kemal okuyan okurun genel anlamda izleyeceği bir yol vardır; kitabı okumaya başlar, karakterleri tanır, benimser ve doğa tasvirleri ile kitabın gerçekçi dünyasında kaybolur.

Bu yolu izleyen bir okur olarak zihnimde uyanan düşünceleri paylaşmak isterim. Bana göre İnsan, en genel kapsamı ile ikiye ayrılır. İyi ve kötü. Bu iki soyut kavram arasında bulunan çizgi, tıpkı siyah ile beyaz arasındaki kadar nettir. İnsan kendi iç dünyasında iyi ve kötü kavramlarını barındırır. Bunlardan hangisinin baskın olacağına ise insanın kendisi karar verir. Yaşar Kemal bu muhteşem eserinde okuru bu ayırdımı yapması hususunda düşünceleri ile baş başa bırakır denebilir. Tabi ki anlatıcımız bu sorgulamayı bilhassa soru sorarak yapmaz, alttan altta karakterler üzerine düşündürürken bir anlamda okura bilincinin dışında yaptırır bunu. Sorarım size ustalık bunu gerektirmez mi zaten.

Tüm bunların dışında Teneke, konu itibariyle dönemin idealist insanlarının, yönetimin baskı rejimi ve bu rejimin doğurduğu çıkarcı insanlar arasında ki mücadeleyi anlatır. Çıkarcı insanlar neyi gözetir diye bir soru düşer okurun aklına. Kitaptaki çıkarcı insanlar, rejimin açıklıklarından faydalanarak haksız fazla kazanç sağlayan bireylerdir. Haksız fazla kazanç sağlamak bir nebze anlaşılabilir bir durumdur; her zaman var olmuş, oluyor ve olacak olan “İnsan Talihsizliği’dir.” Ancak bu noktada usta yazarın değindiği çok daha farklı bir olay vardır. Bir insan haksız kazanç sağlamak için insan hayatını önemsemiyor, saygı duymuyor ve onurunu hiçe sayıyorsa bu insan net bir şekilde kötüdür.

Teneke, Türkiye'de iyi insanların uğurlanmasının hikâyesidir. Yolcu eden insanların bu vurdumduymazlığı çağın en büyük talihsizliğidir. Geçmiş geleceğe her zaman ışık tutmaktadır. Biz okurlar, kimi zaman bu ışık karşısında aydınlığa kavuşabilirken kimi zamanda kör oluruz...

Aydınlığa erenlerden olma umudu ve dileğiyle keyifli okumalar dilerim.
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.277 Oy)19.035 beğeni43.286 okunma3.009 alıntı182.636 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.534 Oy)8.818 beğeni28.640 okunma840 alıntı139.405 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.261 Oy)9.229 beğeni25.555 okunma1.790 alıntı118.450 gösterim
  • Kuyucaklı Yusuf
    8.5/10 (4.987 Oy)5.395 beğeni17.292 okunma1.000 alıntı60.062 gösterim
  • Simyacı
    8.6/10 (7.879 Oy)8.835 beğeni26.283 okunma2.645 alıntı114.492 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.696 Oy)13.393 beğeni34.468 okunma3.379 alıntı145.800 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.438 Oy)8.016 beğeni22.737 okunma816 alıntı89.549 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.647 Oy)5.752 beğeni19.623 okunma830 alıntı100.960 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.560 Oy)9.062 beğeni25.304 okunma1.498 alıntı126.296 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.458 Oy)7.862 beğeni21.340 okunma3.977 alıntı129.082 gösterim
Yaşar Kemal ile tanışma kitabım “Teneke” oldu. Aynı zaman da YAŞAR KEMAL OKUMA ETKİNLİĞİ #29267027 gibi güzel bir etkinliğin bünyesinde yaşadım bu tanışmayı. Çok da güzel oldu çok da iyi oldu. :)

Neden Yaşar Kemal’i daha önce okumamışım ben be!

Çukurova…
Aynı bölgede hem yeşili , hem sarıyı gösteren Çukurova... Güneşin alnında yürümek zorunda kaldığın , asfalta yumurta kırsan pişecek , çekilmiş biberleri dama koysan salça edecek kadar sıcak Çukurova… Memleketim. Etnik köken bakımından çok farklı kültürden insanların bir arada olduğu , aynı sıcağa sövdüğü , aynı tarlada pamuk topladığı , aynı suyu içtiği , cam kırığına cıncık , çamaşır suyuna hipo , ıslanmaya cımcılık diyen insanların bulunduğu ve aynı insanların aynı sıtmadan öldüğü ,gözlerimi hayata açtığım , ilk nefesimi aldığım, memleketin incisi…

Roman bir grup köy ağasının pamuk tarlası olan alanları hatta köy içlerine çeltik tarlaları haline getirmeye çalışması ve bir grup insanın da bunlara engel olmaya çalışması üzerine kurulu.
Çukurova da yazın sinekten geçilmez. Klimalar çıkmadan önce de cibinliksiz uyunmazdı. Akşamları iki dakika balkonda çay içemez olurdunuz , sinekler etinizi rahat bırakmazdı çünkü. Şimdi ki zamanda bu halde Çukurova bir de geçmişte , klima yokken , evler derme çatma , hastaneler , doktorlar yetersiz , insanlar zaten yoksulken. Gelip bu bölgeyi sıtma hastalığının inine çeviren para babalarına karşı koymak herkesin harcı değildi.

Dillerinde memleket, her sevmediğine komünist damgası yapıştıran, daha komünizmin anlamını dahi bilmeyen , dili çatallı bu para babalarına karşı bir avuç insan… Kaymakam ,Resul , tam anlamıyla görmek istediğim bir kadın profili olan Zeyno Ana ve Kürt Memed Ali…

Bu bir avuç insan nasıl karşı çıkacaktı ki bu katillere? Bir çoğu çocuğunu toprağa vermişti bu hastalıktan. Susmak istemiyorlardı. Direniyorlardı. Ama devleti bile yoluna getirirdi bu para babaları çünkü doğru ve yanlışın savaşının geçtiği bu topraklarda doğru ve yanlış para ile satın alınabiliyordu.

Ama inanmak... Her şeyin çözümü olabilecek , büyük umutları , kaliteli direnişleri beraberinde getiren bir olguydu. İnanmak , başarmanın yarısıydı. İnanmak zorunluydu. Çünkü sarının hakim olduğu bu topraklarda inanmak belki de yapılabilecek , fitili ateşleyebilecek tek şeydi. Ve inanmaktan başka çare yoktu.
Yine beni etkileyen bir Yaşar Kemal romanı okudum. Nasıl etkilemesin ki?

Eserlerindeki Anadolu’yu, doğa ve insanın paralel minvalinde yaşanan haksızlıkları, adalet arayışını, proleter kesimin hep diktatör para ağalarının zulmüne uğramalarını, Yaşar Kemal’den daha iyi kim anlatabilir?

“Hüyükteki Nar Ağacı”ndan sonra, Teneke’yi okumam beni Çukurova’da ekmek parası kovalayan, biçare köylü işçilerin yanındaymışım, onları seyredip bir şey yapamıyormuşum hissini verdi. Buradaki hikayede de Çukurova’da çeltik ağalarının daha çok kazanç uğruna yaptıkları kanunsuz işlerin (pirinç ekip tüm köyü sular altında bırakıp, insanların sıtmaya yakalanarak hayatlarını hiçe saymaları) anlatılıyor.

Resul efendi ile perde açılıyor. Adamcağız kaymakam vekilliği yapan, bu işten çeltik ağalarının zorbaca girişimlerinden yılmış, emekliliği için gün sayan resesif biri. Dört gözle yeni gelecek kaymakamı bekliyor. Gelsin ki kendisi biran evvel bu eziyetten kurtulsun. Ve bir gün beklenen haber geliyor. Genç, deneyimsiz ve idealist kaymakam Fikret Irmaklı bu göreve atanıyor. Kendisi gelmeden özgeçmişi tüm kasabanın ezberinde yer etmiştir bile. Herkes, bilhassa belalı çeltik ağaları, eşraf kaymakam için hemen plana koyuluyorlar.

Genç kaymakam geldiğinde hürmetle karşılanır, el pençe divan gösterileri, memnuniyet sözcükleri bol keseden harcanır. Bu durum kaymakamın çok hoşuna gider. Hatta babasının nasihatlarını unutmaktan ve kendisinin önyargılarını bile dile getirmekten çekinmez. Hiç böyle tahmin etmezdim, gelmeden evvel kasabanızı tahlil ettirdim, yobazlar, eşkıyalar, devlet tanımazlar olduğunu bilirdim der. Oysa gördükleriyle aklındakiler birbirini tutmamaktadır. Köy halkı kaymakamı için canını verecek kadar kadar candan görünmektedirler!

İlerleyen zamanlarda Fikret Irmaklı ve ağalar arasında savaş başlar. Hakkın hukukun sorgulandığı, silindiği, gücün aslında kimde baskınsa o tarafın sözünün geçtiğinin bir hayat gerçeği ve acımasızlığının içinde buluruz kendimizi. Sonunda kendimi kötü hissettim!

Murtaza ağa, Okçuoğlu, Osman ağa, Kürt Memed, Zeyno Kadın kitabın diğer önemli kahramanları. Bir çok konuşmada yöreye ait şiveye ve terimlere rastlıyorsunuz. Kitap, tiyatro oyunu olarak da ayrıca yazılmış. Tiyatroyu çok seven biri olarak bu oyuna gitmediğime çok hayıflandım.

Bu mücadelenin ve adaletin romanını mutlaka ve mutlaka okumanızı tavsiye ediyor, böyle muazzam kitaplarla kalmanızı diliyorum.

Ayrıca etkinliği oluşturan, teşekkürlerimi de bu güzel arkadaşlar için unutmayacağım;
Mazlum Kaplan , Roquentin , https://1000kitap.com/rastafaryan_papaz
23 Eylül 2018
Yaşar Kemal'den nihayet bir kitap okuyabildim. İsmine sonuna kadar anlam veremesem de sonunda o teneke kulaklarımda çın çın ederken, mevzu bahis anlamına kavuştu.

Çukurova, pamuk diyarıdır. Ya cepleri daha çok para görecek ağalar? Ya hökümet adamları, ganunlar? Zaman zaman midenize kramplar girecek zaman zaman gülümseyeceksiniz. Fakat tam manasıyla gülümsemek ne kadar mümkün, bilmiyorum. Hayat bana hep şunu düşündürtüyor: Mutluluk YOK. Yani var da gölgesi işte. Mağarada yaşayan ve yıllarca gün ışığının vurduğu doğanın gölgesini gören adamlar aklıma geliyor. İçlerinden biri zincirlerinden kurtulduğunda arkadaşlarına doğayı anlatmış ve onlar adama gülmüş. Umarım göremediğim için kör olan benimdir. Umarım bu dünya iyilerin zincire vurulduğu, öbür dünyanın gölgesidir. Umarım ölüm geldiğinde gideceğimiz diyar gölgeler değil gerçekler diyarıdır. Umarım öbür dünya iyiliği bulacağımız yerdir. (Bu bahsettiğim olay bir felsefe konusu ve ilişkilendirdiğim konuyla hiç ilgisi yok, biliyorum.)

Burdaki çoğu insan mutsuz. Mutsuzluğumuzu aşmak için bataklıkta gibi çırpınıyoruz. Ne çare ki çırpınmasak da batıyoruz, çırpınsak da çamur deryası. Ellerim, kollarım, gözlerim, kalbim yorgun. Başımı kaldırıp bakacak mecalim yok gibi hissediyorum. Dünyamı ne kadar küçültsem de dünyadan kaçmak namümkün. Bir şekilde insana maruz kalıyoruz. Bütün insanlardan onulmaz şekilde hoşlanmıyorum. Gülümsemek istediğim her an, bir zaman sonra yerini kötülüğe bırakıyor.

Eskilere özeniyoruz. Bu tür kitapları okuduğumda, o köylülerden biri olduğumu düşünüyorum. Çaresizlik her yanımı çeltiğe gelmiş sivrisinekler gibi sarıyor. Her şey adi ağaların ellerinde. Onların tercihleriyle hayatlarımız şekilleniyor. Bugüne geliyorum. İsmi ağa değil hökümetin adamları olan başkaları bitiyor gözümün önünde. Onulmaz bir nefret var içimde. Ama şaha kalkamayacak kadar yorgunum. Kırbaç darbelerine tuz yemiş gibi değilim, her şeyin farkında, her acının hissinde hafif bir anesteziye maruz kalmış gibiyim. Hissediyor ama elimi kolumu oynatamıyorum. Herkesten tiksinmekten başka elimden bir şey gelmiyor. 9. senfoni içimizi bir nebze olsun mutlu eder mi Gaymagamum?

Yaşar Kemal'in Çukurova'dan bir kesit sunduğu ince bir uzun hikaye. E-kitap olarak okudum. Çok kolay akmadı benim için. Ama ilk defa okuyacak biri için sanırım kötü bir tercih değildi. Epey araştırdım. Yazanları yazılış sırası ile okuma prensibim var. 1955'te bunu yazmış. Aynı yıl İnce Memed romanı yayınlanmış. Yani biraz şüpheli bir şekilde elimdeki bu olduğu için bunu okudum. İnce Memed için daha uzun zaman var. Okuyacaklara keyifli okumalar dilerim.
Çukurova deyince akıla Yaşar Kemal, Yaşar Kemal deyince akıla Çukurova gelirmiş...

Tesadüfen okumak şevkine düştüğüm bu kitapla bugün Çukurova tarlalarını gezdim, Çeltik ağalarına kızdım, Memed Ali`e bazen darıldım, Zeyno ana ile gururlandım, kaymakama acıdım...

Bir kitap ve yine farklı farklı duygular..

Kitabın konusu,
Çukurova`da yine yoksul köylüye elinde kırbacı olan ağalar zulm eder, insanlar sıtmadan ve yoksuluktan kırılır. Bu demde ise köye yeni kaymakam gelir.. Yaşı genç, idealleri temiz birisi. Ağalara ters yönde duran Fikret kaymakam...
Kaymakam insanların haksız yere mağdur olmasına üzülür. Onlar için mücadele başlatır. Tabii kanun çerçevesinde. İyi ile kötü yine yan yanadır.. Kim kazanacaktır? Yaşar Kemal neden üzüyorsun bizi?..

Her ne kadar da kötü güçlerin sonunda dediklerini yapmış olduğunu görsek de yazar, bize iyi ile kötünü ayıracak kadar düşünme şansı verir ve gerisini bizim vicdanımıza bırakır..

Büyülü tasvir yeteneği, eski zaman insanları, ağalar, muhtarlar, mağdur köylü dönemi. Ne kadar uzak bir manzara değil mi? Uzak değil ama. Sadece kötülük isim değiştirmiş..

Yaşar Kemal okunmalı.. Okuyun.. Okutun..

Keyifli okumalar...
Kitabın konusu hem roman şeklinde hem de tiyatro metni şeklinde kaleme alınmış. Ikinci kısımda yani tiyatro metninde diyalogların artması, roman kısmındaki bir çok olaya, duruma daha ayrıntılı şekilde tanık olmanızı sağlıyor. Bu yüzden bence iki kısım da birbirlerini tamamlıyor, okuyana iki kısımdan birini es geçmemelerini, ikisini de okumalarını tavsiye ederim şimdiden.

Yıllardır oynadıkları oyunlarla yaptıkları hilelerle, köylünün sıtmadan ölmesi pahasına, kanuna uygun düzenlenmemiş çeltik tarlalarına bir şekilde ruhsat alabilen çıkarcı ağaların bu düzeni kasabaya yeni atanmış gözü pek, kararlı kaymakamın gelişiyle sekteye uğrar, bozulur. Ağalar o yıl çeltik tarlalarına ruhsat alabilmek için türlü dalavereye başvurur. Tüm imkanlarını bu uğurda seferber ederler ama yeni kaymakam, taş parçası gibi kaymakam bu düzeni bozmaya kararlıdır. Her şeye rağmen savaşır ağalarla. Vekili Resul bey'in bu yolda ona çok yararı dokunur, yeni gelişmeleri, dedikoduları anında ona rapor eder. Bu arada köylülerden biri olan Zeyno Ana köylüyü örgütlemekle, köydeki erkekleri ağalara karşı, zulme karşı gelmeleri için yüreklendirmekle uğraşır. Yaşar Kemal'in okuduğum kitaplarının neredeyse tümünde Zeyno Ana gibi bir karakter vardır. Bu karakter kilit karakterdir bana göre. Zulme karşı verilecek mücadeleye olan umudun sembolü ve kararlılığın göstergesi... Tam da her şeye razı olunacağı, boyun eğileceği bir anda bu karakter birden ortaya çıkar, köyü, ortalığı birbirine katar, zulme karşı insanların içinde sönmeye yüz tutmuş alevi harlandırır ve olayların seyri değişir. Tabi bir de eski eşkiya olan, Zeyno Ana'yı başından sonuna kadar yalnız bırakmayan Mehmed Ali var. Ağa bir değil ki vurayım kurtulalım, ağa yüz tane, bin tane, derken ister istemez hak veriyorsunuz ona ama bu düşüncelere rağmen mücadelesini sürdürür, pes etmez beklendiği gibi.

Sonra topyekün bir mücadeledir başlar. Zalim ile ezilenin mücadelesi... Imkanlar kısıtlı da olsa, bazen umutsuzluk had safhada da olsa, yüreklerde harlanan inanç sayesinde dört elle sarılırlar mücadeleye. Yaşar Kemal, bunu çok iyi bir şekilde aktarabiliyor okuyucuya. İster istemez o mücadelenin bir tarafında konumlandırırsınız kendinizi ve siz de mücadele edersiniz karakterlerle birlikte.

Romanın sonunda ağalar, hileleri sayesinde kaymakamın başka yere tayin edilmesini sağlarlar. Keyiflerine diyecek yoktur, öyle ki bu zaferlerini gönderilen her kaymakamın ardından dalga geçmek amacıyla çaldıkları tenekelerin sayısını o güne kadar hiç olmadığı kadar arttırarak kutlarlar. Kazanmışlardır(!), istedikleri olmuştur. O yıl ürünleri ziyan olmuştur, ama buna değmiştir. Unuttukları bir nokta vardır ama, her ne kadar içlerinde ağaların zulmüne boyun eğip evlerini satarak ağaların ekmeğine yağ süren-sürmek zorunda kalan köylüler olmuşsa da kaymakam giderken bütün köylüye kendinden bir miras bırakmıştır: haksızlığa boyun eğmemeyi, mücadeleden vazgeçmemeyi...
Teneke..

Yaşar Kemal'den yine buram buram toprak kokusu, buram buram Anadolu kokusu alabildiğimiz bir eser.

Haksızlığa nasıl karşı çıkılır? Haksızlıkla nasıl mücadele edilir? Bu karşı çıkışı, mücadeleyi Resul efendiden öğreniyoruz. İlçedeki kaymakamın gidişinden sonra Resul efendi vekil olarak ilçenin kaymakamı olarak tayin edilir. Bu süreçten sonra halk; köylerin su altında kalması, çoluk çocuğun ölmesi, evlerin telef olması uğruna Resul efendiye baskı yaparlar. Ne için? Çeltik ekmek için.
Gel zaman git zaman ilçeye 26 yaşında gencecik bir kaymakam atanır. Yeni kaymakam da halkın bu haksız davranışlarına direnince, köyün ağaları türlü oyunlarla yine kaymakamın üstüne yürür ve amaçlarına ulaşırlar. Çok geçmeden kaymakamı Teneke çalarak şutlarlar. Gelenekmiş: halk birini uğurlayacağı zaman teneke çalarak uğurlarmış.

Yaşar Kemal usta yine şasırtmadı beni. Nur içinde yatasın büyük usta. Yaşar Kemal'i her zaman tavsiye etmişimdir. Okuyunuz efendim.
Bu kitabı okumama vesile olan YAŞAR KEMAL ETKINLIĞI'ne bu etkinliği başlatan Lİ 3 arkadaşıma ve kitabın yazarı YAŞAR KEMAL'E teşekkürlerimi sunarım

Doğruyu yanlışa tercih etmek her zaman kolay değildir. Sokakta top oynarken ip atlarken başlar bu savaş ; benim sıramdı , bendeydi top diye hakkımızı idda ederiz çocuk aklımızla ve haksızlığa düşmüşsek boğazımızda düğümlenir birşeyler

O yaşta bilemiyoruz tabi hayatta neler var , dünya biz çocuklardan ibaret sanki o yüzden anlamiyoruz büyüklerin umursamadan ' tamam büyütecek birşey yok ,ne farkeder , çocuk işte , bunun için ağlanır mı? , yarın unutursun , birşey olmaz....
Ne demek ya ,derdik değil mi , ne demek bunun için ağlanır mı? Şaşardık içten içe " ya ne için ağlanır ki"

Gülerlerdi, "çocuk aklı bir oyun için ağlıyor kavga ediyor , biz nelerle uğraşıyoruz onun derdi ne, ah ah! şimdi çocuk olmak vardı , dert yok kayt yok " Bu sözler bile içimizi yumuşatmaz ama bir yandan da şüphelenirdik acaba büyüyünce bundan kötü ne olabilir diye.. haksızlıktan daha kötü ne olabilir ki.. Oysa haksızlığın verdiği acı değişmiyormuş , haksızlığın türü değişiyormuş ve ona verdiğimiz tepki..

Ardından kulağımıza çalışan o kirli cümle
" Büyüyünce geçer"

Çeltik, pirincin yetişme alanı. Pirinç suyu sever bu yüzden yetiştiği yerde bataklık olur ve bataklıkta sinek ve sinekle sıtma ve sitma ile hastalık ve onunla ölüm. Böyle anlatınca anlamayacak birşey yok . Neymiş efendim böyle alanlar hastalıklı ve ölümlü imiş , eee ne yapmak gerekmiş böyle yerlerden uzak durmak gerekmiş, biz anladık , köylü anladı Çeltik de anladı.. anlamayan kimse yok fakat vazgeçmeyenler var . Yok canım daha neler insanları bile isteye öldürecek değiller ya , öldürüyorlar.

Bu çeltikler köyleri mahvediyor cocukları öldürüyor kanun da mi yok? Kanun var ama uygulayan yok? Bazen uygulayan da var ama uymayan kazanıyor.. Ne anlar diyorlar köylü için .' Ordu gıdasız , memleket parasız mı kalsın' En iyisi çocuklar ölsün diyorlar

Ve saf , tertemiz bir Kaymakam. Aklı bir karış havada geliyor köye , o ne karşılama , bu ne iltifat . Kaymakam ruhsat verecek Çeltik için bölgenin güçlü adamlarına ; ne iyidir o vakit

Sonra Zeyno çıkıyor köylünün karşısına yüzlerine tükürüyor, ' böyle oturacak mısınız' diyor . ' Varıp gidelim kaymakama üstümüz başımız zaten çamur , görsün ne haldeyiz '
Kürt Mehmet başından beri karşı çeltik işine, ama eşkıya imiş eskiden zor tutuyor kendini. İçi kan ağliyor ,Zeyno ana konuşunca utanıyor insanliğından. Yarı Kürtçe yarı Türkçe ' Dogri der zeyno ane ' der, ve giderler kaymakamın kapısına

Kaymakam gerçekleri anlıyor. Meğer bu Çeltikci kısmı bunu kandırmışlar , meğerse bunlar insan kamı emiyorlarmış..

Kaymakam savaşmaya başlıyor , tehtitlere rağmen ödün vermiyor, korkuyor da, ama izin vermiyor haksızlığa

" bak kaymakam gençsin yiğit ve namuslu ve de vatanseversin. Bunun için kendine güvenirsin..
kendine güvendiğin için yalancı değilsin. Yalan dolan bilmediğin için yalan karşısında yenileceksin"

" yalan bu kadar güçlü mü?"

"yalanın gücü doğrunun güçsüzlüğünden değildir.Yalan teşkilat kurmuş , doğru yalnızdır"

.....

çocukken bize yalan söylemişler , büyüyünce geçmiyor ; büyüdükçe çoğalıyor...
Anadolu'da bir kasaba... Toprak ağaları çeltik ekiyor. Çeltiğin ekilmesine dair yönetmelik var. Çünkü çeltik köylüye zarar veriyor, sıtma yapıyo, öldürüyor. Toprak ağaları kârları için yönetmelikleri hiçe sayıp köylüyü sıtmaya, ölüme terk ediyor. İşte böyle bir kasabaya genç bir kaymakam atanır ve bu ağalarla mücadele etmeye çalışır. Kaymakamın sonu insan canı yerine paranın gücünün sözünün geçtiğini net şekilde gösteriyor bizlere.

Yaşar Kemal Anadolu'da işleyen bu acımasız sistemi çok güzel anlatmış. Kesinlikle okunmalı. Okuyun, okutun.
Yaşar Kemal’in birçok kitabı güncelliğini koruyor. Kitabı okuduğunuzda yazarın az çok düşüncelerini, duygularını ve karakterini anlıyorsunuz. Bu kitapta genç bir kaymakamın usülsüz şartlarda çeltik ekmeye çalışan ağalarla mücadelesi anlatılıyor. Çukurova köylülerinin çektiği sıkıntıları yaşadığı zorlukları anlatmıştır. Bu kitap gibi sayısız eser vardır ama belki bizim insanımızın bizim sıkıntılarımızı, dertlerimizi anlatması gerçekten çok güzel bir olaydır. Dünyada iki sınıf vardır; işçi sınıfı, patron sınıfı. Burada işçiler köylü, patron ise çeltik ağalarıdır. Devlet çoğu işlerde patronların, ağaların arkasında durmuştur. Devletin işbirliği hep olmuştur. Ağaların bol kazanç için hiçe saydığı hayatlara bile göz yumulmuştur.
-Yaşar Kemal bu sefer ağalık düzenini eleştiriyor. Yanına genç dirayetli ,azimli bir kaymakam olarak. Anadolu halkının ezilişi, çektiği sıkıntılar, usulsüz devlet işleri, hastalıklar, dalavereler, dolandırıcılıklar, insan karalama , rüşvetler, tehtitler ne ararsanız var hemen hemen kitapta. Tabi ki üstadın tatlı ve hoş anlatımı var. Okurken sıkılmadan sayfaları çeviriyorsunuz.
-Yaşar Kemal karakterlerine derin anlamlar yüklüyor. Okurken kapılıp gidiyorsunuz ve karakterleri seviyorsunuz. Kaymakam Fikret, Resul efendi özellikle Zeyno ana. Öyle güzel anlatmışki Çukurova ağızıyla sevmemek imkansız.
-Ağaların doymak bilmeyen istekleri daha nasıl anlatılır ki? Uygun çalışma ortamı kurmak varken ağalar daha bol kazanç için uygun olmayan çalışma ortamı kurmak istiyor. Bu yüzden de sıtma hastalığı oluyor ve siz hakkınızı savunursanız gominist olursunuz. Oysa gominist kelimesinin anlamını bile bilmiyorsunuz. Ama size kötü bir anlamı olduğu sezdirilmiştir.
-Bu ağalar köylüyü hep yalan söyleyerek kandırırlar. Kafalarını başka şeylerle doldururlar ki hakkını savunacak bir ortam olmasın. Kaymakamın rüşvet aldığını söylerler, geceleri alemlere akıyor derler.
Ayrıca tiyatroya uyarlanmıştır. Yasak getirilse de daha sonra ödül de almıştır. Okuduğum bu Yaşar Kemal kitabı, diğerlerinin hala tadı damağımda. Bu kitabı okuyun okutturun içinizdeki mücadeleci ruhu dürtün.
Son söz olarak Zeyno Ana karakterini gerçekten çok beğendim. Gorki’nin ana karakterini andırıyor.
Son kitap alıntım da bu olsun:
“Mücadele efendim. Yılmamak gerek. Mücadele... Sonuna kadar.”
"Tevfik'in kahvesi önünden teneke sesini duyan Murtaza Ağa :

-'Gözümün çiçeğini yesin Gaymakamım. Bakın onu nasıl uğurladım! Tam yüz elli tenekeyle. Gök gibi gürlüyor ortalık bakın.'

Otomobil geçti gitti .
Teneke sesleri kesilmedi.
Müthiş bir gürültü Kaymakamın kulaklarında uğulduyordu.
Hamza Dayıya sordu:
-'Bu teneke sesleri de neydi?'

-'Seni uğurladılar. Senin gibi giden amirleri böyle uğurlamak adettir burada.' diye gülümsedi."

( Sayfası az ama öz bir kitap kısacası. Çarpıcı konusu ve olayın içindeymiş gibi hissettiren anlatımı etkileyici bir bütünlük oluşturmuş. Bence Yaşar Kemal iyi ki var.) :)
Birdenbire içinde bir şeyler duydu. Ta yüreğinde... Bir yerleri acıyordu. Neresi ama, hiçbir yeri... Ama acıyordu.
Yaşar Kemal
Sayfa 76 - YKY
Adam milletini yüz bine satar mı? Yüz bin lira batsın? Bir çocuğun kara gözlerine değer mi yüz bin? Bir milyon, on milyon?..
Yaşar Kemal
Sayfa 124 - Yapı Kredi Yayınları
"Kendine güvendiğin için yalancı değilsin. Yalan dolan bilmediğin için yalan karşısında yenileceksin. Yalanın gücü doğrunun güçsüzlüğünden değildir. Yalan teşkilat kurmuş, doğru yalnızdır. Yalanın geleneği var, senin doğrunun her gün yeniden yaratılması gerek. Her gün bir şafak çiçeği gibi yeniden açması gerek. Sen yenileceksin. Yenilmenin tadına varacaksın. Doğru yenilmeli. Yenilmeyen doğru yenmiş sayılmaz. Doğru yenile yenile öyle keskin bir hale gelmeli ki.. Yüz bin yıl su altında, yıkanmış, düzelmiş çakıltaşı gibi."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Teneke
Baskı tarihi:
Eylül 2017
Sayfa sayısı:
158
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750807190
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Bir Anadolu kasabasında, çeltikçi ağaların yönetmenliklere karşı gelerek ektikleri çeltik sıtmaya neden olur. İdealist ve genç kaymakam tüm tecrübesizliğiyle, sıtmaya tutulan kasaba halkı adına ağalara mücadeleye girişir. Ancak kaymakam kasabadan, ardından teneke çalınarak sürülür. Teneke idealizm ile baskın güç arasındaki mücadelenin romanıdır.

Kitabı okuyanlar 1.012 okur

  • Cansel Uranbey
  • Güngör Mert
  • Kenan Bilen
  • Kadir muzac
  • Işıl
  • mehmet
  • BercesteAy~
  • TİRAJE
  • Mert Mustafa
  • Burcu YÜRÜR

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.8
14-17 Yaş
%5.1
18-24 Yaş
%18
25-34 Yaş
%34.8
35-44 Yaş
%26.1
45-54 Yaş
%7
55-64 Yaş
%2.5
65+ Yaş
%1.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%51.6
Erkek
%48.3

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%31 (110)
9
%26.5 (94)
8
%23.1 (82)
7
%12.7 (45)
6
%3.9 (14)
5
%1.1 (4)
4
%0.3 (1)
3
%0.8 (3)
2
%0.3 (1)
1
%0.3 (1)

Kitabın sıralamaları