Tek Kanatlı Bir KuşYaşar Kemal

·
Okunma
·
Beğeni
·
4.501
Gösterim
Adı:
Tek Kanatlı Bir Kuş
Baskı tarihi:
Eylül 2013
Sayfa sayısı:
76
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750826184
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Edebiyatımızın çınarı, büyük usta Yaşar Kemal'in Tek Kanatlı Bir Kuş kitabı, toplumda bulaşıcı bir hastalık gibi yayılan korkunun destansı bir romanı. 

Halkının neden terk ettiği bilinmeyen, gizemli karanlık bir kasaba, bu kasabaya atandığı halde gidemeyen bir posta müdürü, yalnızlığın timsali bir istasyon şefi, "Alamancı" bir genç kadın...Ve bütün fantastikliğine karşın son derece gerçekçi gelen bir dünya... Metafor mu? Alegori mi yoksa?

Şaşırtıcı ve çok katmanlı olay akışı, kişilerinin zenginliği ve derinliği, zaman zaman bir röportaj keskinliği kazanan masalsı diliyle tam bir Yaşar Kemal romanı.

Tek Kanatlı Bir Kuş'da toplumda bulaşıcı bir hastalık gibi yayılan korkuyu anlatan Yaşar Kemal, kitabın ana teması korku ile ilgili "Ben hep korkudan korktum. Korkudan çok korktum. Roman yazdığım zaman içimde bir korku istemezdim. O yüzden bu kitapta da korkuyu anlattım. Kayseri'de askerlik yaptığım kasabanın üzerinde büyük bir taş vardı ve bütün kasaba bu taşın üzerlerine düşeceğinden korkuyor, taşı üzerilerine düşmesin diye demir zincirlerle bağlıyorlardı. Madem korkuyorsunuz o zaman çekin gidin derdim. Seneler senesi bu korkuyu yazmak istedim" diyor.

Romanının başkahramanları olan Posta Müdürü Remzi Bey ve karısı Melek Hanım'ın çileli yolculuğundan ve o dönem için şartları çok daha ağır olan postacılık mesleğinden bahseden Yaşar Kemal, "O dönemde Anadolu'da postacıdan daha önemli bir kişi yoktu. Özellikle benim için postacı çok önemliydi. O zaman bana mektuplar geliyordu. Bu mektupları benden önce jandarmalar okuyordu. Bazen makale yazar gazeteye göndermek isterdim. Bu makaleler bazen gider, bazen de gitmezdi" diye ekliyor. 

Yaşar Kemal'in 1960'ların sonunda yazdığı ve şimdi yayımlamaya karar verdiği Tek Kanatlı Bir Kuş romanı, okuru 1960'lı yılların Anadolusu'na götüren tarihi bir belge olmanın yanı sıra büyük ustanın edebiyatında önemli bir dönemi de gözler önüne seriyor.
Etkinlik için teşekkürler Yaşar amca ile tanıştık
(#29267027)


Heeeyy millet gelin hele gelin bakın ne diyeceğim size :))

Ben bu gün tontiş mi tontiş bir amca ile tanıştım adı YAŞAR KEMALdi ay bi sevdim bi sevdim kendisini çok samimi açık sözlü ve babacan bir adamdı şey dedi bana kalk dedi bir çay yapta sana senin gibi bir kadından bahse edeyim ...:)

Evet evet Melek hanım kendimi melek hanıma pek bir benzettim doğrusu şu tayin işleri ve yol muhabbeti benim de canımı sıkan şeyler ama ne yaparsın herifin işi bu:)

Remzi bey deseniz garibim kendisine verilen görev yerini görme derdinde Yokuşlu denen kasaba, çevresindeki herkesin korkusu olmuş ama o illa da görecem dermiş :)

Şimdi gelelim bu kitabı neden okumalıyıza; benim okuduğum ilk kitabı o nedenle samimiyeti ve tamamen bizden olan tebessüm ettiren diyalogları çok keyifliydi kendimi bir tiyatro izler gibi hissettim kısa bir kitap ama okumaya değer başlangıç için fena değil:)
Elinize bir bardak kahve alın.Geçin pencerenin önüne oturun.Bu minicik kısacık kitabı zevkle okuyun.Kahveniz bitince kitapta bitecek.Ve Yaşar Kemal'i bir kez daha seveceksiniz.
Bir insanın güzelliğini anlatmak için türlü cümleler kurabilirsiniz. "Güneş altında söylenmedik söz yokmuş" zaten, milyonlarca cümleler dizilmiş bir başkasının güzelliğini anlatmak için. Kim bilir ne kadar başarılı da olmuşlardır; eminim. Fakat yine de bana sorarsanız Yaşar Kemal'in kurduğu sade mi sade cümleler ile yarışamaz hiçbiri. Öyle tertemiz anlatıyor ki insanın güzelliğini; hayran olmamak elde değil. Kendi yüreği bu kadar güzel olmasa anlatabilir miydi bu kadar? Hiç sanmıyorum.

Sadece güzelliğini mi anlatıyor insan olmanın? Elbette hayır. Yalnızlığı da ne güzel anlatıyor, korkuyu da, derdi de, umursamazlığı da, idealizmi de, kendini beğenmişliği de. Üstelik bütün bunları kısacık bir romana sığdırıyor; çok az karakter ile. Ama o karakterler sayı olarak azlar. Yoksa bütün insanlığı da insana ait ne varsa onları da taşıyor hepsi, dolu dolu.

Bir ceviz ağacının altında, bir cevizin budağına gizlenmiş nice hikâyeler vardır. Nice insanlar gelir geçer de yanımızdan yöremizden, hangi birine yüreğini görmek isteyerek bakarız? Kaç tanesinin içini görebiliriz sahiden? Kaç tanesine dikkatlice bakar da hikayelerini merak ederiz? Bir tanesini çevirip sorsak ya hikâyesini; eminim ki anlattığı hikâye tüm insanlığın hikâyesi olacaktır. Tıpkı bu miniminnacık romanın birçok destandan daha çok şey anlatması gibi.
Okuduğum ilk Yaşar Kemal eseri oldu. İnce bir kitap olmasına rağmen merak uyandıran kurgusu okuru içine çekebiliyor. Yaşar Kemal sıradan bir konudan sıradışı ve etkileyici mesajlar veriyor bu kitapta.

Bir Trende başlıyor olaylar. Anadolu’nun yokuşlu kasabasına tayini çıkan posta müdürü Remzi Bey ve Melek Hanım çileli tren yolculuklarında gidecekleri yerin yakınlarında bir yerde inerler. Lakin karşılarına çıkan herkesin suratı beş karıştır. Vakit varken geri dönmelerini söyler hepsi. Halkı Yokuşlu’yu çoktan terk etmiştir. Evler, binalar, çarşılar artık bomboştur. Bu kasaba tekinsiz, uğursuz bir yer olmuştur onlara göre. Sebebi? Belli değil.

Posta müdürüyle karısı yiyeceklerini alıp kasabanın altındaki bir ceviz ağacına yerleştirilir. Bir istasyon şefiyle tanışırlar önce, bir genç kadın çıkar karşılarına sonra. Daha sonra başkaları, mesela insan yiyen kuşlar, kanat çırpan yaratıklar…
Bu kasabada neyin gerçek neyin hayal olduğunu anlamak da gitgide güçleşecektir. Nedir peki bütün bu olanlar? Sorular veya alegoriler…

Korkmanın kendisinde korku. Kendimizi korkuya bu kadar teslim etmesek ve birbirimize bu kadar hızlı bulaştırmasak belki biz de kanatlanıp uçacağız… Satırlara göz gezdirirken Anadolu’da bir kırda dolaşırken kendimi hayal ediyorum. Temiz havayı, kuşların sesini, arıların vızıltısını duyuyorum. Gölgelik bir ağaçta dinlenip kitap okurken görüyorum kendimi.

Yaşar Kemal güzel atmosferlere çekiyor okuru. Uçmaktan bahsettim. Korkuya teslim oluyoruz ya hani bazen. Bazı şeyleri yapmaktan çekiniyoruz veya teslim oluyoruz veya akışına bırakıp yapıcı bir adım atmaktan beri duruyoruz. İşte hepsi bu duygunun birer çeşitlemesi… Böyle olunca kitaptaki karakterler gibi “Tek kanatlı Kuş” oluyoruz.
-Martı Jonathan kitabına benzettim. Konu bakımıyla değil tabii ki, verilen mesajlar birbirine çok benzer, okuyanlar bu benzerliği görecektir.
“Uçamayan, kaçamayan, öyle olunca da yaşayamayan.” (Sayfa 42) Tek kelimeyle kitabın özeti diyebiliriz. Başımız dik olarak engelleri korkmadan aşmak ve sonunda kanatlanıp uçmak dileğiyle.
Anadolu'ya tayini çıkan posta müdürü Remzi Bey ve eşi Melek Hanımın zorlu bir yolculuktan sonra gidecekleri yer olan Yokuşlu kasabasına yaptıkları yolculuk, tren istasyonunda inmeleri ile son bulur. Ve asıl hikaye de tam bu nokta da başlar...

Hiç kimse onları Yokuşlu kasabasına götürmek istemez. Sebebi ise korkudur. Kimse kasabada tam olarak ne olduğunu bilmese de oraya gitmemeleri gerektiğini söyleyip dururlar....

Melek Hanım Ve Remzi Bey kendilerince bir çare üretip beklemeye başlarlar. Bu arada onların arasına katılan misafirleri de olur...

Eser hakkında ki yorumlar değişkenlik gösterse de ben kitabı çok beğenerek okudum. Bir bilinmezlik hakkında bu kadar güzel bir hikaye yazmak sanırım Yaşar Kemal'e has bir özellik. Anadolu kadınının becerikliliği, nerede olursa olsun durum ile baş etme yeteneği, eşine olan hürmeti ve zor şartlarda da olsa misafirperverliğini nakış gibi işlemiş...

Bana göre bu romanın iki ana teması var. Birincisi Anadolu insanı, ikincisi ise korku. Sadece kulaktan dolma söylemler ile bir kasabanın akıbetinin anlatıldığı
ve gerçekte ne olduğu bilinmeyen eser de Anadolu insanın bakış açısı ve saf duygularının diyaloglarda kendini göstermesi bile eserin kıymetini özetliyor...

Tek olumsuz yönü ise çok çabuk bitmesi... Eserin masalsı tadının biraz daha devam etmesini isterdim...
Hepimizin bu hayatta korkuları vardır. Kimimiz bunları içinde besleyip büyüttü. Kimimiz bunlarla savaşmayı bilip yok etti.
Yaşar Kemal de bu kısa ama bir o kadar da etkili ve kendi hayatından esinlenerek yazdığı romanda bunu anlatmaya çalışmış.

Askerlik yaptığı sırada bulunduğu kasabadaki insanların, kasabanın üstündeki bir taştan korkmaları ve bu taşı demir zincirlerle bağlamaları, Yaşar Kemal'in bu romanı yazmasına neden olmuş.

Romanda, Posta Müdürü Remzi Bey'in tayininin çıkması üzerine eşi Melek Hanımla birlikte yokuşlu kasabasına gitmesi, daha doğrusu neyden olduğu belli olmayan bir korku yüzünden kasabaya girememeleri anlatılıyor.

Korkunun toplumsal boyuttaki yıkıcılığını, nedensiz bir korkunun bile insanları ne derece etkilediğini, çaresizliği ve her şeyden önemlisi o haldeyken bile insanların bir ceviz ağacının altına oturup bir kuru ekmeklerini paylaşacak kadar iyi yürekte olduklarını anlatıyor.

Sayfaları çevirirken Yaşar Kemal'in o müthiş akıcı anlatımıyla karşı karşıya kalıyor, bir ormanda dolaşıyormuş gibi bir hisse kapılıyorsunuz. Durmayın o temiz havayı alabildiğince içinize çekin, kuşların sesini, arıların vızıltılarını duymaya çalışın. Korkunun sizi de ele geçirmesine izin vermeyin. Eğer izin verirseniz kitaptaki karakterler gibi tek kanatlı bir kuş olursunuz.

Bu güzel kitabı teşekkürle bitirmeden olmaz tabi. Beni bu güzel insanla tanıştıran Roquentin ablaya, (kendisi Yaşar Kemal'in manevi kızı olur.) sesimi duyup etkinlik başlatan Li-3'e teşekkür ediyor; başka bir kitabın kim bilir kaçıncı sayfasında korkusuzca buluşuncaya kadar kendinize ve güzel yüreğinize iyi bakın.
Yolunuz her daim Yaşar Kemal'in kitaplarının güzelliğinden geçsin.
Arkadaşım Hera sayesinde okumaya başladığım bir yazar olan Yaşar Kemal'in bu kitabı yine merak ettiğim kitaplarındandı. Kütüphane de görür görmez aldım. Oldukça kısa ama yoğun bir kitap. Yaşar Kemal anadolu insanının doğallığını, samimiyetini yine fazlasıyla yansıtıyor okuyucuya. Posta müdürü olan Recep Bey bir kasabaya atanır. Eşi Melek Hanım ile birlikte yola çıkarlar ve olaylar başlar. Kısa bir zamanda okunabilecek güzel bir Yaşar Kemal eseri. Tavsiye ederim iyi okumalar. :)
Bu kitap Yaşar Kemal ile ilk tanışmam. Toplumun (belki de kendi kendine) yarattığı korkuyu ve Anadolu insanının samimiyetini çok güzel biçimde almış. Kahramanlar sanki bizim köydendiler :) Kitabın kısa olması güzeldi, ele ilk alışta bitiveriyor ancak beklediğim etkiyi bulduğumu söyleyemeyeceğim.
Üç gün süren bir tren yolculuğu ile başlayıp, anadolunun ücra bir beldesine atanan emeklisi gelmiş Postane müdürü Remzi Bey ve eşi Melek Hanım'ın gidecekleri yeri söyledikleri istasyon şefinin oraya gitmeyin telkinlerine uymayarak gitmeleri ve başından geçen garip olaylar şeklinde ilerliyor.

Otobüslerin, arabaların girmediği sebebi belli olmayan bir kasaba ve şiddetli bir şekilde buraya girmekten korkan halk. Okurken son yıllarda yerli sinema filmlerine konu olan terkedilmiş cinlerin musallat olduğu köyler geldi aklıma. Anadolu insanının bilmediği şeylere bir korku kültürü oluşturarak daha sonra kendi anlattığı konuya kendisinin de korkması şeklinde anlatılmış. Güzel ve kısa bir kitap. Sonu soru işaretleri ile biten bir eser. Herkese iyi okumalar.
Yaşar Kemal... Adana... Korku... Ve her zamanki Anadolu insanları...

Bu kitabında sayfalarca betimleme yok.Puntosu büyük,sayfa sayısı az.Öykü değil,"Roman."

Kitabın belli bir kişisi yok.Herkes,kitabın anlatıcısı.


HAT'ın Gölgesizler'indeki gibi bir bilinmezlik içimizi ve kasabayı kaplayıveriyor.Bilinmezlikten doğan korkuyu buram buram hissedebiliyorsunuz.

Korku.Yaşar Kemal korkudan korkuyor.
Öyle samimi bir dili var ki,hissettirmeye çalıştığı korkuyu bile seviyorsunuz.

Anadolu insanı,posta "müdürü",Melek Hanım-hanıma dikkat!-Alamancı,yalnız,bedbaht istasyon müdürü...Ha tabi Hüseyin de var unutmuşum.

Karşınızda Tek Kanatlı Bir Kuş.

İnsanlar kuşa mı dönüştü?Yoksa kasaba mı?Hayır,hepsi insanların dedikodusu,inanışları...hurafe...Belki de gerçek...

Kim bilir,Yaşar Kemal mi?Dağ altında kalmış kasaba mı?Yoksa Yaşar Kemal'in müptelası olmuş okurlar mı?..

Daha sormayacağım,üç nokta da koymayacağım,incelemem bu kadardı.Yaşar Kemal okumayan kalmasın.:)
Senenin 24. Kitabını da gece sonlandırdım. Kitap 72 sayfa aslında birkaç saatlik ömrü vardı ama bilenler bilir ben bir kitabı 3 günden aşağı okumam. 3 günden aşağı okursam tadına varamam. Misal bazen en heyecanlı yerinde bıraktığım dahi olur, gününü doldursun diye. Bu da zaman zaman öyle oldu diyebiliriz. Daha önce bu kitabı okuyanların genelde beğendiğini görmüştüm. Ince fakat nitelikli diyorlardı. Başkalarının fikirleri beni etkilemez. Herkesin çok beğendiği kitapları garip bir şekilde beğenemiyorum. Her neyse. Ince bir kitap olmasına rağmen, diğer okurların düşündüğünü ben de şu an düşünüyorum. Ince ve nitelikli. Daha önce çok roman okudum fakat bu kadar ince ve güzelini okumamıştım. Tadı damağımda kaldı diyebilirim. Korku psikolojisi üzerine kaleme almış rahmetli yazar. Birçok yerde tanıtım yazısını okuyabilirsiniz, o zaman ne demek istedigimi daha iyi anlamış olursunuz diye düşünüyorum. Öyle bir haldeyim ki, hala o cevizin etrafında, uzaktan bir yerden Melek Hanım, Remzi Bey ve Yanıkoğlu Hüseyin'i izliyor ve dinliyor gibi hissediyorum kendimi. Ne varsa eskilerde var dedirtiyor böyle kitaplar insana... Bazen bir kitabın kurgusuna girmek kolay olmuyor. Bazen böyle o kurgunun içinde hissediyorsunuz kendinizi. Kitaba dair çok bir şey yazmak istemiyorum, çünkü ne yazsam sanki kitap hakkında bilgi verecekmişim gibi geliyor. Ama okurken şunu düşündüm ve sürekli içimden şu sözler geçti: " Haydi, kalkın hep birlikte gidin şu kasabaya! Niye bekliyorsunuz, kalkın gidin..." Aslında burdan ne kadar tezcanlı olduğum anlaşılabilir Ikilemde kalmak veya belirsizlik gibi durumları hiç sevemiyorum. Şu kitabı okurken "haydi gidin ya huuu!" diye diye okudum Velhasıl gittiler mi, onu okuyup da kendiniz görün, değil mi bu kadar yorum yeter.
Kısa bir kitap ama tadı damağımda kaldı. Bir kasaba düşünün, müdür olarak atanmış olsanız da giremiyorsunuz, kimse yok içinde, in cin top oynuyor cinsten. Üstelik kasabaya girmeye de korkuyosunuz. Neden olduğu belli değil, ne olacağı belli değil. Garip geldi, sonunu merak ettim, havada kaldı sonu, üzüldüm buna. Sanırım yazar, okurun hayal gücüne bırakmış kasabaya ne olduğunu. Sayfalarca daha fazla okumak isterdim, dili çok güzel yazarımızın. Doyamayacaksınız ama keyifle okumalar. :)
Edit: Bu arada Adanalı Melek teyzemizin sürekli "mersi" demesi de çok hoştu, her seferinde sanki duyuyormuşum gibi oluyor ve gülümsemeden edemiyordum. :)
Azık çıkınında üç dürüm yufka ekmeği, altı baş soğan, dört yumurta, bir topak da çökelek vardı. Çökeleğin içinden taze yeşil otlar yeni filizlenmiş gibiydiler...
Yaşar Kemal
Sayfa 38 - Yapı Kredi Yayınları 4.Basım Kasım 2013

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tek Kanatlı Bir Kuş
Baskı tarihi:
Eylül 2013
Sayfa sayısı:
76
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750826184
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Edebiyatımızın çınarı, büyük usta Yaşar Kemal'in Tek Kanatlı Bir Kuş kitabı, toplumda bulaşıcı bir hastalık gibi yayılan korkunun destansı bir romanı. 

Halkının neden terk ettiği bilinmeyen, gizemli karanlık bir kasaba, bu kasabaya atandığı halde gidemeyen bir posta müdürü, yalnızlığın timsali bir istasyon şefi, "Alamancı" bir genç kadın...Ve bütün fantastikliğine karşın son derece gerçekçi gelen bir dünya... Metafor mu? Alegori mi yoksa?

Şaşırtıcı ve çok katmanlı olay akışı, kişilerinin zenginliği ve derinliği, zaman zaman bir röportaj keskinliği kazanan masalsı diliyle tam bir Yaşar Kemal romanı.

Tek Kanatlı Bir Kuş'da toplumda bulaşıcı bir hastalık gibi yayılan korkuyu anlatan Yaşar Kemal, kitabın ana teması korku ile ilgili "Ben hep korkudan korktum. Korkudan çok korktum. Roman yazdığım zaman içimde bir korku istemezdim. O yüzden bu kitapta da korkuyu anlattım. Kayseri'de askerlik yaptığım kasabanın üzerinde büyük bir taş vardı ve bütün kasaba bu taşın üzerlerine düşeceğinden korkuyor, taşı üzerilerine düşmesin diye demir zincirlerle bağlıyorlardı. Madem korkuyorsunuz o zaman çekin gidin derdim. Seneler senesi bu korkuyu yazmak istedim" diyor.

Romanının başkahramanları olan Posta Müdürü Remzi Bey ve karısı Melek Hanım'ın çileli yolculuğundan ve o dönem için şartları çok daha ağır olan postacılık mesleğinden bahseden Yaşar Kemal, "O dönemde Anadolu'da postacıdan daha önemli bir kişi yoktu. Özellikle benim için postacı çok önemliydi. O zaman bana mektuplar geliyordu. Bu mektupları benden önce jandarmalar okuyordu. Bazen makale yazar gazeteye göndermek isterdim. Bu makaleler bazen gider, bazen de gitmezdi" diye ekliyor. 

Yaşar Kemal'in 1960'ların sonunda yazdığı ve şimdi yayımlamaya karar verdiği Tek Kanatlı Bir Kuş romanı, okuru 1960'lı yılların Anadolusu'na götüren tarihi bir belge olmanın yanı sıra büyük ustanın edebiyatında önemli bir dönemi de gözler önüne seriyor.

Kitabı okuyanlar 754 okur

  • Nil Yalçın
  • B. Bulut Sağlam
  • Kerem Derviş
  • Raskolnikov
  • Petek Serin
  • ali
  • Duygufayga
  • Uğur Kaçan
  • Emre Özdemir
  • Engin ksk

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3
14-17 Yaş
%6.9
18-24 Yaş
%20.5
25-34 Yaş
%38.9
35-44 Yaş
%19.9
45-54 Yaş
%6.3
55-64 Yaş
%2.1
65+ Yaş
%2.4

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%60.6
Erkek
%39.2

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%24.4 (67)
9
%13.5 (37)
8
%26.5 (73)
7
%18.5 (51)
6
%6.9 (19)
5
%6.5 (18)
4
%2.2 (6)
3
%0.4 (1)
2
%1.1 (3)
1
%0

Kitabın sıralamaları