Çakırcalı Efe

8,8/10  (132 Oy) · 
390 okunma  · 
111 beğeni  · 
3.471 gösterim
Çakırcalı Memed Efe, on beş yıldan fazla bir zaman boyunca eşkıya olarak Osmanlıya baş kaldırmış, binden fazla insanı öldürmüş, öte yandan fakir fukaranın koruyucusu olmuştur. Yaşar Kemal, Çakırcalıyı öldüren müfrezenin kumandanı Albay Rüştü Kobaşın verdiği bilgiler ışığında eşkıyanın hayat hikayesini, tanıklarının yorumlarına da yer vererek anlatır.-Yaşar Kemal insanoğlunun çektiklerini hırs dolu bir beceriyle anlatan yürekli bir yazardır. O isyan ve öfkesini, insanlara karşı Batı yazarlarında az görülen bir güvenle desteklemesini bilmiştir
  • Baskı Tarihi:
    2012
  • Sayfa Sayısı:
    182
  • ISBN:
    9789750807244
  • Yayınevi:
    Yapı Kredi Yayınları
  • Kitabın Türü:
Hesna 
 05 Eyl 2017 · Kitabı okudu · 1 günde

Dayımı 8 yaşımı bitirdiğimde tanıdım ben. Onun öncesinde hep telefon ve mektup aracılığıyla tanıyabilmiştim kendisini. Daha ben doğmadan '80 darbesinin de etkisiyle mülteci olarak gitmiş İsveç'e. Aradan epey yıllar geçtikten sonra bir gün Türkiye'ye geleceğini duyduk. Ailecek hepimiz İzmir'de havaalanında hazır bulunmuştuk büyük bir heyecanla. Kendisini görünce sevinçle hüzün birbirine karışmıştı. Uçaktan iner inmez alıp götürmüşlerdi çünkü. Aradan üç gün geçti, dört gün geçti; dayım gelmedi. Çocuk aklımla anlamlandıramamıştım ama yıllar geçtikçe ancak idrak edebilmiştim niye götürüldüğünü.

Sonrasında elbette kavuştuk, çok güzel günler de geçirdik birlikte. Bir gün dedi ki bana, "Sen Ödemiş'in Çakırcalı Efe'sini bilir misin?" Nerden bileyim, çocuğum daha... Dedi ki; bir Ödemişli olarak tanıman lazım, bizim efemiz bu, sen de ben de efe torunuyuz, kanımızda var, tanımazsan ayıp olur. Sonrasında Yaşar Kemal' in Çakırcalı Efe kitabını alıp gelmiş bana. Ama nasıl sevindim. O zamana kadar Ayşegül serileri ve Karlar Kraliçesi'nden başka kitabım olmamıştı hiç. İlk defa bir romanım olmuştu. Benim için değerli birinden gelmişti ki kaç yıl geçti hala kütüphanemde durur. O çocuk kalbimde derin bir iz bırakmıştı Çakırcalı Mehmet Efe'nin gerçek ve hazin hikayesi. Yaşıtlarım He-man' e hayran olurken, ben Çakıcı'ya hayran olmuştum. Tabii ki bir de dayıma...

"Gitme oğul, Osmanlı'ya güven olmaz." demişti anası. Güven olmamıştı. Kendisi hiç eşkiya olmak istemediği halde babasının intikamını almasıyla adeta dağlara sürüklenmişti gencecik Çakırcalı. Kaç sefer düze inmek istemişti, herkes gibi ailesiyle sıradan bir köylü hayatı sürmek istemişti. Olmadı. Ne zaman düze inse, halka zulmedildi, köylülerin hakkı yendi. Dayanamadı Çakırcalı... Anasını, karısını, evladını kaç kez bırakmak zorunda kaldı. Köylülerin dermanı, fakirlerin yiyecek ekmeği, genç kızların çeyizi olmuştu Çakırcalı. Ege'nin Robin Hood'u, zengin ağaların baş düşmanı olmuştu. Öldürmek zorunda kaldığı efe gerçekten yiğitse, ardından ağlamış, duasını edip namazını kılmıştı. Öyle de yufka yürekli, hatır hak bilir bir efeydi.

Yaşar Kemal'i de ilk bu kitabıyla tanımış oldum tabii ki çocukken. Burda kendisinin araştırmacı yazar yönünü görüyoruz daha çok. İnce Memed'te olduğu gibi bol betimlemeler yok belki de ama gerçek yaşanmış bir destan var. O köylülerin sıcacık dayanışması var. Yiğitlikle, baş kaldırmışlıkla, adaletle, bir düzde bir dağda sıkışıp kalmakla geçip giden bir ömür var. Okunası, okunması gereken bir destan var. Yıllar sonra Sabahattin Ali'nin de efeden bahdesen bir hikayesinin olduğunu öğrenmiştim. Çakıcı'nın İlk Kurşunu diye geçer hatta kitabın adı. Okumak isteyen olursa içerisinde Sabahattin Ali'nin yarım kalmış ve öncesinde hiç yayınlanmamış hikayeleri, şiirleri hatta çizimleri var. Vurulduğu zaman çantasından çıkan, eşine ve kızına miras kalan yazılar... Öylece olduğu gibi yayınlanmış.

Laf buraya kadar geldi ama asıl bahsetmek istediğim dayım. Onun sayesinde hem Yaşar Kemal'i hem Çakırcalı'yı hem de Sabahattin Ali'yi tanımıştım. Az önce de kara haberini aldım. "Gurbet ellerde, öyle garip kuşlar gibi tek başına" dedi annem... Yüreğime oturdu. İnsan bir kitaba sarılıp ağlar mı? Sarılıyorum. Dindirir mi? Kitabı tekrar okusam, geçirir mi? Baktım olmuyor, yazayım dedim. Halbuki bir ay oldu elim kalem kağıt tutmuyor. O da hafifletir mi? Bilmiyorum.

Taa oralardan getirmek belki zor olacak ama dayım memletine dönecek. Toprağına, özüne, o çok sevdiği Çakıcı'nın diyarına gelecek. Üç gün geçecek, dört gün geçecek, hiç gitmeyecek. Hep bizle kalacak.

Hani İzmir'in Kavakları der ya türküde, aslında Ödemiş'in Kavakları'dır onlar... Hani o eğri eğri uzayan kavaklar...

Burdan Ödemiş Kayaköy'e de selam olsun, Çakıcı'ya... Dayımı bağrına bassın...

https://youtu.be/PDtlUB1tCWE

https://youtu.be/tr2PR_2KcPE

https://youtu.be/qa-aIvLYbZc