Romanın merkezinde Pelageya Nilovna adlı bir anne vardır. Pelageya, hayatı boyunca baskı görmüş, korkuyla yaşamış, sessiz ve içine kapanık bir kadındır. Kocasının ölümünden sonra tüm ilgisini oğlu Pavel’e yöneltir.
Pavel büyüdükçe işçilerin yaşadığı adaletsizlikleri fark eder ve devrimci düşüncelere ilgi duymaya başlar. Evlerine gizlice gelen arkadaşlarıyla toplantılar yapar, kitaplar okur ve işçilerin hakları için mücadele etmeye çalışır. Başlangıçta Pelageya oğlunun bu faaliyetlerinden korkar; çünkü devletin baskısını ve bunun doğurabileceği tehlikeleri bilir.
Zamanla Pelageya, Pavel’in ve arkadaşlarının amaçlarını anlamaya başlar. Onların sadece kendileri için değil, daha adil bir dünya için mücadele ettiklerini görür. Oğluna duyduğu sevgi sayesinde bu düşüncelere yaklaşır ve yavaş yavaş mücadeleye katılır.
Roman ilerledikçe Pavel ve arkadaşları tutuklanır, yargılanır ve baskıya uğrarlar. Ancak bu durum onların düşüncelerini değiştirmez. Pelageya da artık eski, korkak kadın değildir. Oğlunun davasını sahiplenir, bildiriler taşır, insanlarla konuşur ve mücadeleyi sürdürür.
Kitabın sonunda Pelageya, oğlunun düşüncelerini insanlara ulaştırmaya çalışırken devlet güçleri tarafından engellenir. Fiziksel olarak yenilgiye uğrasa da düşünsel olarak güçlü kalır. Gorki burada bir kişinin susturulabileceğini ama fikirlerin kolay kolay yok edilemeyeceğini vurgular.