Parfüm yapan da sanatkâr. Doğanın kokularını birleştirip azıcık gülden, azıcık geyik taşağından yeni bir koku yaratıyor. Sorun sanatın tanımından biçilen değerden kaynaklanıyor. Değerliyse sanat. Kim karar veriyor? Kim ödül veriyor, birinci, ikinci, üçüncü yapıyor. Sanata hakaret değil mi? Sanatçı para kazanmak için şeytanla el sıkışmış, kitabım "Kaç satar? diye düşünüyor. Piyasaya göre müzik, resim, film. ABD'de bir yayınevi çoksatar kitap peşinde. Formül belli; azıcık seks, azıcık heyecan.
Değiştirmek bizim elimizde. Risk almalı. Kolay değil. Almanlar Nazi döneminde inandıklarından mı faşist partiye üye oldu yoksa rejime uyum sağlamak işlerine geldiklerinden mi? İşini korumak için ha rakıyı gizli iç, ha faşist partiye üye ol, aynı kapıya çıkıyor. Vicdanımızı dinlemeyince, ilkelerimiz sofrada laf ebeliğinden öteye gitmeyince, her kılıfa girip uyum sağlamakta ustayız. Türkiye gibi aydınlanmayı, yani sorgulamayı yaşamamış, korkuyla demlenmiş cemaat toplumlarında biata yatkınlığımız had safhada. Ayıp olacak diye inanmadığımız bir şeyi yapıyorsak, her şeyden önce kendimize ayıp. Kendimize saygısızlık.
"Asıl açıklanması gereken, neden aç insanın çaldığı ya da sömürülen adamın grev yaptığı değil, neden aç insanların çoğunun çalmadığı ve sömürülenlerin çoğunun greve gitmediğidir."
Wilhelm Reich
Düzeni deneyim değil menfaat şebekeleri koruyor. Meslek sahipleri arasında en cahiller kendilerini politikacı olarak tanıtanlar. Böyle meslek olabilir mi? Cahillerin yönetimindeki bir dünyadayız. Gençlerin yaşlılara hâlâ aptalca bir saygıları var. Temcit pilavı gibi tekrarladıkları anılarını dinlemeye bayılıyorlar.