1000Kitap Logosu
Hermann Hesse

Hermann Hesse

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
8.2
13,8bin Kişi
42,8bin
Okunma
3.028
Beğeni
75,4bin
Gösterim
Tam adı
Hermann Karl Hesse
Unvan
Nobel Ödüllü Yazar
Doğum
Calw, Almanya, 2 Temmuz 1877
Ölüm
Montagnola, İsviçre, 9 Ağustos 1962
Yaşamı
1877'de Almanya'nın Calw Kasabası'nda doğdu. 1962 yılında İsviçre'nin Montagnola Kasabası'nda yaşamını yitirdi. İlk şiirini yirmi beş yaşında yazdı. Ardından Peter Camenzind, Çarklar Arasında, Gertrud, Rosshalde, Demian ve diğer romanları geldi. Birinci Dünya Savaşı'nda Alman militarizmini protesto etmek için İsviçre'ye yerleşti. İkinci Dünya Savaşı'nda hem Naziler, hem de antifaşistler tarafından sert şekilde eleştirildi. Bu eleştiriler, ayrıca sorunlu aile yaşamı ve savaş esirlerine yardım konusundaki yoğun çalışmasının sonucu ağır bir bunalım geçirdi. Jung'un öğrencisi Lang ona psikanaliz tedavisi uyguladı. Lang ile dostluğu ruhbilime ve Jung'a duyduğu ilgiyi körükleyerek şiirsel iç dünyasını zenginleştirdi. İnsancıllığı, barışseverliği ve insan yaşamını irdeleyen felsefesi, Bozkırkurdu, Narziss ve Goldmund ve Siddhartha adlı romanlarında özellikle belirgindir. Boncuk Oyunu adlı romanından sonra 1946'da Nobel Edebiyat Ödülü aldı. Doğu edebiyatına ve mistisizmine düşkünlüğü, ayrıca bireysel bunalımlara çözümü Doğu felsefesinde arayışı, 1960 yıllarında canlanan Budizm ve Zen Budizm akımlarının da yardımıyla özellikle Amerikan hippi gençliği arasında en çok okunan yazarlar arasına girmesini sağladı. Eserlerinin büyük bölümü Türkçe'ye çevrildi.
Siddhartha
OKUYACAKLARIMA EKLE
Bozkırkurdu
OKUYACAKLARIMA EKLE
Demian
OKUYACAKLARIMA EKLE
Doğu Yolculuğu
OKUYACAKLARIMA EKLE
Knulp
OKUYACAKLARIMA EKLE
Ağaçlar
OKUYACAKLARIMA EKLE
Çarklar Arasında
OKUYACAKLARIMA EKLE
Narziss ve Goldmund
OKUYACAKLARIMA EKLE
Gençlik Güzel Şey
OKUYACAKLARIMA EKLE
Gertrud
OKUYACAKLARIMA EKLE
Boncuk Oyunu
OKUYACAKLARIMA EKLE
Rosshalde
OKUYACAKLARIMA EKLE
Klein ve Wagner
OKUYACAKLARIMA EKLE
Klingsor'un Son Yazı
OKUYACAKLARIMA EKLE
Masallar
OKUYACAKLARIMA EKLE
Sergen Ö.
Siddhartha'yı inceledi.
148 syf.
·
3 günde
·
9/10 puan
Bazı kitaplar vardır, okunur, sadece kelimeler ve cümleler hatırlatır bize o kitabı, tahlil edilir ve unutulur. Bazı kitaplar vardır, hiç eskimez, etkisini hiç yitirmez. Yıllar sonra aynı kitabı okumaya karar verdiğinizde bile tadının farklılaşacağını, önceki okumadan daha çok derinleşeceğini bilir ve hissedersiniz, ancak etkisi aynı kalır, ne eksilir ne eskir, belli bir zamana değil, tüm zamanlara aittir, zamansızdır. Siddartha bu tür kitaplardan biri, kesinlikle bir başyapıt. Yolculuk... Kendi ben’ini bulma yolunda aşkı, mutluluğu, bilgiyi, hakikati, hikmeti arayış. Her şeyden önce nefsten arınmak, kendi ben’inin özüne girmeye çalışmak… Siddartha’nın yolculuğunda karşısına çıkan her şey öğreticidir, her insan bir fikir, her fikir, kendini bulma yolunda bir arayış… Bir varış noktası olmayan yol, insanı varacağı yere götüremeyendir ama arayışın kendisidir aynı zamanda. Siddhartha; hem yoldur, hem yolcudur, hem yolda karşılaşanlardır hem de bunların hiçbiri olmaya yetmeyen bir samanadır… Düşüncelerimiz ve çevremizde olan şeyler sürekli gelişip değişse de temel olan felsefe hep aynı kalır. Gerçeğe ulaşmak için katettiğimiz yollar hepimiz için farklılık gösterse de, gerçeğin yerinin aslında hep sabit kalması gibi. Hepimizin hikâyelerinin farklı olması, ama vardığımız ortak değerlerin aynı olması gibi. Babasının Siddartha’ya olan sevgisi, geleceğin bilge kişisi olarak görmesi onu mutlu etmiyordu. “Kalabalığın oluşturduğu sürüde kimseye zararı olmayan aptal bir koyun” olamayacağını biliyordu, ama babasının olmasını istediği kişi olmanın ona yetmeyeceğinin, aradığı şeyin bu olmadığının da farkındaydı. Bilge kişilerin öğretileri de onu göze almakta olduğu yolculuğa çıkmasına engel olmuyordu. Arkadaşı Govinda ile kendi özünü bulmak için yolculuğa çıkacaktı. Arınmış olmak; susamalardan, düşlerden, sevinçlerden, acılardan arınmış olarak; bensizlik düşünceleriyle mucizelere kapıları açmak... Gezgin birer samana olmak için yola çıkmışlardı. “Yeni insanlar gördüm, yeni yerler tanıdım, eğlendim, başkarının bana gösterdiği güler yüzlülüğün hazzını yaşadım, dostlar edindim, Kamaswami (varlıklı prens) olsaydım, kızıp öfkelenirdim.” Neruda’nın “Yavaş Yavaş Ölüler” dizeleriyle başlayan şiirini anımsatmıyor mu? Varlığın saadet getirmediğini, paylaşmanın, sevdiklerimizle vakit geçirmenin, yeni yüzler görmenin mutlu olmanın kaynağı olduğunu anlatan tekrar tekrar okuduğum harika bir pasaj… Hesse’nin kitaptaki mesajı şu: Dini inançları kesinkes kabul etmek, araştırmamak, sorgulamamak doğru olan bir şey değildir. Siddartha’nın çevresindekilere “Çocuk İnsan” suçlaması yaparak ayrım yapması dikkate değer bir diğer nokta. Nedir çocuk insan? Dünyanın içyüzünü görmekten kaçan, hazları ve zevkleri için yaşayan, dünyadaki varlık nedenini göz ardı eden, ölçüsüz, sorgulamayan bir insan. "Sorgulamak" Bugünlerde çokça istismar edilen bir kelime. Daha çok seküler kişilerin ağızlarına pelesenk olan bir kelime, olmaya da devam ediyor, Google’dan sorgulamak yerine kendini adamış Siddartha’yı okumaları çok daha iyi... İnsanların inançları vardır, değerleri vardır, asla değişmeyecek, daima hayatının bir umut kaynağı olacak, yaşamayı, gerçek doğruya ve erdeme götüreceğine inandığı inançlar vardır. İnsan bu derece değer verdiği veya önemsiz gördüğü bir şeye rasyonel bakabilmekte zorlanır. Bu insanın kendi öznelinde cevaplandırabileceği bir şeydir fakat kesin bir yol belirlediğimizde “Neden” sorusuna mantıklı bir cevap getiremediğimizde seçtiğimiz yolu koruyamamış oluyoruz. İşte Siddartha’nın çocuk insanı tam olarak da bu: Seçtiği yolu açıklamakta, cevap getirmekte zorlanan, yemek, içmek, çalışmak dışında hiçbir şey yapmayan insan, insanlar… Govinda ve Siddartha kendi hikâyelerini bulmak için yerleşik yaşamlarını bıraktıklarında Budha ile karşılaşıyorlar. Siddhartha, Budha ile sohbetlerinde ondan çok şey aldığını ama aynı zamanda ona çok şey kattığını hissediyor. Ama aradığının bu olmadığına karar vererek yoluna devam ediyor. Bilgeliği değil, “bilgi”yi tercih ediyor Siddartha. Budizm felsefesini işleyen bir kitap olsa da, her birimizin gençlik, orta yaşlılık ve yaşlılık dönemlerini anlatıyor. Bazı insanların arayışları yoktur: kendileri olmaya ve kendilerini bulmaya korkarlar, anneleri ve babaları gibi olmak daha kolay geldiği için onların açtığı yoldan gitmeyi tercih ederler. Bazılarımız Govinda’dır: Bir arayış için, kendimizi bulmak için, sürüden ayrılmak için yola çıkmışızdır ama bir bakmışızdır ki başka bir çobanın sürüsünde olmuşuzdur. Bazılarımız Siddhartha’ nın orta yaşlarındaki hali gibiyizdir: Daha önce yapılmış hatalardan ders çıkarmak yerine bütün hataları teker teker kendimiz yaparız - bazılarımız ders çıkarabiliriz, birçoğumuz da ders çıkaramadan sürdürdüğümüz hayatların bir parçası olarak yaşar gideriz-. Ve çok az bir kısmımız da Siddhartha’nın son dönemlerindeki bilgeliğe ulaşma şansı yakalayabiliriz. "Bilgi bir başkasına aktarılabilir, bilgelikse hayır. Bilgelik keşfedilebilir, bilgelik yaşanabilir, bilgelik el üstünde taşıyabilir insanı, bilgelikle mucizeler yaratılabilir, ama bilgelik anlatılamaz ve öğretilemez." (Sf. 139) Kitabın en güzel bölümlerinden biri de, Siddartha’nın yaşlılık döneminde aradıklarına kavuşmuş olması; birçok insan gibi, doğayla buluşması, ırmakla konuşup onun öğütlerini dinlemesiydi. Çünkü doğa insanlardan daha önyargısız, daha içten ve daha olduğu gibi konuşur, tüm cevapları bulabiliriz, ama dinlemeyi bildiğimizde… Beş yıl sonra okuduğumda farklı, yine on yıl sonra okuduğumda kitapta farklı bir şeyler bulabileceğimi biliyorum. Siddhartha’nın somut olarak yaşadıkları değil belki ama düşünsel ve ruhsal olarak yaşadıklarını farklı dönemlerinde farklı biçimlerde hepimiz yaşıyoruz. Dolayısıyla farklı yaşlarda kitaba baktığımız pencere farklı olacağı gibi getireceğimiz yorum ve etkilenme de farklı olacaktır, en azından ben böyle düşünüyorum. “Zaman gerçek değildir, Govinda, ben sık sık yaşadım bunu. Zaman da gerçek değilse, dünya ile sonsuzluk, acı ile mutluluk, kötü ile iyi arasında var gibi görünen çizgi de bir yanılgıdan başka bir şey değildir.” Hesse’yle tanışın, iyi okumalar.
Siddhartha
8.2/10
· 24,1bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
58
689
148 syf.
·
2 günde
·
Beğendi
Ben'i bulma çabası
"...şimdiye kadar öğrendiğim tek şey, hiçbir şey öğrenemeyeceğim oldu." Bu kitapta asıl anlatılmak istenen bence daha kitabın başında geçen yukarıdaki sözdür. Kitapta bendini anlamaya çalışan kendinin ne olduğunu kitaptaki tabirle Ben'i anlamaya çalışan Siddhartha anlatılıyor. Ana karakterimiz Siddhartha'nın önce hiçliği sonra varlığı görmesinin ardından aradığı huzuru bir nehirde buluyor. Benim için gayet güzel bir kitaptı bunun sebebi benim enteresan kitapları okumayı sevmemden kaynaklanıyor. Lakin birçok kişinin okurken zevk alamayacağı bir kitap olduğunu düşünüyorum. Eğer yavaş ilerleyen düşünceye önem veren güzel iç buhranların gizemli bir şekilde anlatıldığı sade kitapları seviyorsanız aradığınız kitap bu.(ki ben bu tarz kitapları seviyorum. Aslına bakarsanız her tarz kitapları seviyorum.) Ama daha hızlı ilerleyen, heyecanlı ve kalabalık bir olay örgüsüne sahip kitaplara ilginiz varsa bu kitap sizin için işgence olur. Bu kitabı okurken aklıma Simyacı kitabı geldi. Gerçekten benzer kitaplar ama bence Simyacı daha güzeldi. Daha akıcı ve daha heyacanlı olması Simyacı'yı daha güzel kılıyor bence. Ama bu kitabın Simyacı'ya nazaran daha garip bir albenisi var. Yani sanki her sayfası farklı bir hikâyeyi anlatıyormuş gibi. Siddhartha'nın Ben'i bulma çabasını okumak isterseniz düşünce ve felsefeyi seviyorsanız bu kitabı kesinlikle okumalısınız. Keyifli okumalar.
Siddhartha
8.2/10
· 24,1bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
2
112
Anıl
Bozkırkurdu'yu inceledi.
218 syf.
·
7 günde
·
10/10 puan
Bozkırkurdu’nu okumak, kitabı okuyan okur nezdinde en hafif tabiri ile bir ayrıcalık olacaktır. Tabi ki bu benim düşüncem. Son zamanlarda okuduğum en zor kitaplardan biriydi diyebilirim. Çoğu cümlesini hatta çoğu paragrafını kaç defa tekrar tekrar okuduğumu sayamadım. Bu demek değil ki Hesse’nin karmaşık ve anlaşılmaz bir dili var. Açıkçası dili sade ve anlaşılır (Konu yazımın diline gelmişken bahsetmeden edemeyeceğim, kitabın çevirisinde bulunan Kamuran Şipal’e saygı duymamak elde değil. O uzun cümleleri öylesine uyumlu ve anlamlı çevirmek! Takdire şayan.) ancak cümlelerin arasında gizli olan felsefeyi alttan alta almak veya alabilmek sanıyorum ki okur nezdinde en zor olan kısımdı. Bana göre, Hermann Hesse bu kitabında oldukça farklı ve ufak kurgular yaratması ile ne kadar büyük bir yazar olduğunu kanıtlamıştır. Kurgu ufak ama okur için sarsıcı niteliktedir. Kurguladığı zaman ve mekan da usta yazar Goethe ile ana karakterini karşılaştırarak ortaya çıkardığı diyalogla zekasını okura resmetmeyi de es geçmemiştir. Ana karakterin Goethe ile yaptığı söyleşisinden bir alıntı yapmazsam incelemeyi eksik kabul ederim; “Delikanlı sen yaşlı Goethe’yi çok fazla ciddiye alıyorsun. Ölüp gitmiş yaşlılar ciddiye alınmamalıdır. Sana bir sır vereyim mi, ciddilik zamana aşırı değer verilmesinden kaynaklanır. Yaşamda zaman diye bir şey aranmaz; sonsuzluk dediğimiz yalnızca bir an’dır, bir şakanın yer alacağı kadar uzun bir süre yani.” Kitabın konusu oldukça ilginç, ana karakter Bay Harry’nin başlarda kuruntu haline getirdiği çift kişilik kavramı. Bu kişiliklerden birisi insan, bir diğeri ise hayvan benzetimi yaptığı Bozkırkurdu’dur. Tüm kitap boyunca içerisinde barındırdığı bu kişiliklerin, bulunduğu davranışlarda etkili olduğunu savunan Harry’nin sonraları bana göre rastlantı olmayan bazı olaylar neticesinde farkına vardığı çıkarımı kitaptan alıntılamak isterim. “Harry’nin bir ya da iki ruhu olduğuna inanması bir kuruntudur yalnızca. Çünkü her insan bir değil, on ruhtan, yüz ruhtan, bin ruhtan oluşur. Düşünce alanında Harry yüz yaşında; dans alanında ise, dünyaya geleli yarım gün bile olmamış bir bebek gibidir.” Kitapta oluşturulan kurgu üç farklı anlatıcı tarafından okura sunulmaktadır. Bunlardan ilki Harry’nin ev sahibesinin yeğenidir. Başlarda yakın bir bağ kuramayan bu adam sonraları Harry’i merak eder ve hatta seven bir yan karakter olarak anlatımı güçlendirir. Harry evden taşındıktan sonra odada kalan müsveddeler üzerinden ilk anlatım okuyucu ile buluşturur. İkinci anlatıcı ise Harry’nin kendisidir. İkinci anlatıcının anlatımında sıklıkla Harry’nin çift kişilik kuruntularına şahit olmanın yanında Burjuvaziyi eleştirirken onların hayat tarzlarından uzak kalamadığının da anlatıldığını görürüz. Son anlatıcı ise Harry’nin sokakları arşınladığı esnada karşısına çıkan esrarengiz Tiyatro yapısından çıkan adamın verdiği Bozkırkurdu İncelemesidir. (Bana göre anlatımı ve anlaması en zor olan kısımdı.) Kitabın sonlarına yaklaştıkça bir okur olarak, kurgunun nasıl ilerleyeceğini ve nasıl sonlanacağını asla kestiremedim tabi bunun yanında bazı karakterlerin gerçekten var olup olmadığı konusunda ciddi şüphelerim ve kanıtlarım (kitaptan yakaladığım bazı cümleler) var ama spoiler olmaması açısından daha fazla detaya girmeyeceğim. İncelemenin en başında da yazdığım gibi bir okur olarak ayrıcalık edinmek adına bu kitabı okumak Hermann Hesse ile tanışmak benim nezdimde gerekli bir eylem. Üzerine yazılacak, konuşulacak çok fazla şey var ancak incelemeyi daha fazla da uzatmak istemediğimden burada noktalamak istiyorum. Okuma kararı alacak olan herkesi zamandan ve bulunduğu mekândan soyutlayıp Hermann Hesse’nin zihnine davet ediyor ve keyifli okumalar diliyorum.
Bozkırkurdu
8.5/10
· 4.907 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
8
283