Martı Jonathan Livingston

·
Okunma
·
Beğeni
·
149545
Gösterim
Adı:
Martı Jonathan Livingston
Baskı tarihi:
Ekim 2011
Sayfa sayısı:
96
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753310086
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Jonathan Livingstone Seagull, 1970
Dil:
Türkçe
Yayınevi:
Epsilon Yayınları
Durgun denizin minik dalgacıkları üzerinde, güneşin altın gibi ışıldadığı pırıl pırıl bir sabahtı.
Sahilden bir mil uzaklıkta, denizi kucaklarcasına ilerleyen bir balıkçı teknesi, martılara kahvaltı zamanının geldiğini haber veriyordu. Binlerce martı, bir lokma yiyecek için mücadeleye girişmişti bile. İşte zor bir gün daha başlıyordu...
96 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda Martı Jonathan Livingston kitabını çizimlerimle yorumladım:
https://youtu.be/uBDduz00kx4

Bana gülüyorsunuz çünkü ben farklıyım, ben de size gülüyorum çünkü hepiniz aynısınız. Evet bu cümle, lisedeyken ergen zamanlarımızda hayata karşı atarlanmışken kullandığımız kapaklı sözlerden sadece biriydi. Ama bakın, bu sefer çok farklı birisiyle karşı karşıyayız gerçekten de, onun adı Jonathan Livingston.

Sadece bir martı, bunu ben de biliyorum fakat aklında geçinip gitmekten, Balık Üniversitesi'nden o uçabileceğine dair mesleki yeterlilik belgesini almaktan ya da sadece yemek yemekten daha önemli şeyler olan bir martı. Uçmak. Daha hızlı uçmak. Daha yükseklere uçmak!

Kuşların ana amaçlarının uçma eylemi olduğunu ben de biliyorum. Fakat biz insanların da ana amacı yaşamak iken kaçımız yaşayabiliyor ki sanki? Kaçımız bir gün bile olsa kendi çizgisinin dışına taşıp yaşamın tadına vararak yaşatabiliyor kendini?

Nasıl ki Jonathan gibi bazı martıların tek amacı yemek yemek değil iken, zamanında inşa edilmiş piramitlerin de tek amacı tabii ki de sadece firavunlara mezar olmak değildi. Piramitlerin Jonathan'ı olan Keops da Kefren ve Mikerinos'la konuşurken kendilerinin içinde olan gizli ve mistik güçlerin farkındaydılar en başından beri. Sadece diğer piramitlere belli etmezlerdi bunu. Aynı, biz insanların martılara ve dolayısıyla hayata bakış açımızın dümdüz ve detaysız olması gibi, bazı martıların da hayata bakış açıları dümdüz ve oldukça detaysızdı. Nasıl Cesur Yeni Dünya'nın Ford Sistemi'nde doğan bebeklerin neredeyse hepsi aynı doğuyorsa, martıların dünyasında da neredeyse bütün martılar klon gibiydi.

Fakat bir ütopyaydı zaten Martı Jonathan Livingston. Aslında bütün martıların olmak isteyip de olamadığı, geçici hayat meşgalelerinden bir türlü o ütopyayı gerçekleştirmeye zaman bulamadığı, ana amacın sadece uçabilmek olduğu alabildiğine özgür bir ütopyaydı.

Aslında hepimizin martıbüslerdeki tutamaçlara tutunurken ve insanlar arasında sıkışıp sessiz kalırken, asansörlerde tanımadığımız insanlara sırtımızı dönerken ve bekleme salonlarında yanımızdaki insanların dertlerini kendi derdimizmiş gibi düşünürken delicesine bağırarak halay çekmeyi, çıldırmayı, içimizden ağzımıza gelen her şeyi gerçekten de tam olarak söylemeyi, en önemlisi de içimizden gelen ve ertelediğimiz bütün eylemlerin, bütün kendiliklerimizin dışarı dökülmesini arzulamaktı bir nevi Martı Jonathan Livingston.

Benimle uçmak ister misin bu gece
Yükseklerde olmaktan korkar mısın
Topraktan ayrılalım bir süre için
Dünya bir yere kaçmaz
Biz yüzerken göklerde
Gel benimle ol unut bütün dertlerini
Rüzgar bizi bekler daha fazla vakit kaybetmeyelim, derken belki de haklıydı Yavuz Çetin.

Hepimiz uçmak istiyorduk çünkü bu gece ve her gece, Hezarfen Ahmet Çelebi'den Elon Musk'a kadar herkes uçmayı istiyordu daha doğdukları günden beri. Cemal Süreya boşuna dememişti Kısa adlı şiirinde "Hayat kısa, kuşlar uçuyor." diye. Dünyanın bir yere kaçmayacağını onlar da martı Jonathan gibi çok iyi biliyorlardı ki onlar da en güzel martılara binip bizi burada, bu ilginç dünyada bırakıp gitmişlerdi.

Ve o iyi insanlar o güzel martılara binip gitmişlerdi çoktan ve biz de kendi başımıza demirin tuncuna ve martının cahiline kalmıştık.

Ama sonra, her şeyin içine ettiğimiz gibi böyle masumca bir duygunun da içine ettik. Önümüze gelen ne varsa putlaştırdık, kendi hedeflerimizi, değerlerimizi ve hayata geliş amaçlarımızı unuttuk. Kendimiz de yetmiyormuşuz gibi bu kendi ürettiğimiz putlara ve garip ritüellere başka insanları da alet ettik. Asıl amaç daha en başında adam gibi yaşamak iken birden para, siyasi iktidar, dini otorite, liderlik gibi amacımızın dışında putlar keşfettik. Bunlara harika şekiller verdik ve onlara bir güzel tapmaya başladık, ta ki kendimizi unutana ve kaybedene kadar.

Neyse ki azınlıkta da olsa, hala martı Jonathan'lar vardı aramızda. Bizi bizden daha iyi tanıyan, bizi herhangi bir çıkar uğruna değil de sadece biz için, sadece uçmak için tanımak isteyen o bazıları.
96 syf.
·Beğendi·10/10
Denize her bakışımda buluyorum Jonathan'ı, nereye gitsem o da geliyor benimle. Birey olmak nedir sorusunun salt halini bizlere aktaran yazarımıza ne kadar teşekkür etsek az. Yazar diğer yandan hurafelerin, ritüellerin topluma nasıl yerleştiğini, zihnimizi kullanmakta ne kadar cimri olduğumuzu ve kendimizi nasıl sınırlandırdığımızı hikaye aracılığıyla bize aktarıyor.

Cehaletimizi kırabiliriz, becerilerimizi, yeteneklerimizi ve zekamızı kullanarak kendimizi bulabilir, kendimiz olabiliriz. En önemlisi, özgür olabiliriz. Uçmayı öğrenebiliriz!
140 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Ve martılar evrimleştiler...

"Bir kuşu özgür olduğuna ikna edebilmek niye dünyanın en zor işi?"

Aslında ne kadar da basit. Kuşlar uçabildiği hâlde özgür olduklarını bilmezler. Acaba bizlerde yapabileceğimiz halde neleri gözümüzden kaçırıyoruz? Başarabileceğimiz halde nasıl kendimizi kısıtlıyoruz?
İnsan; önce kendisine, sonra yapabileceğine inandığı zaman önündeki bütün engelleri kaldırmış olur. Bu kitap, tamda bundan bahsediyor.

Kitap diyor ki; Dünyanın bize sunduğu nimetler sadece bizim gördüklerimizle sınırlı değildir. Sadece gözümüzü açmamız, kendimizi aşmamız gerekiyor.

Kitap bize şunu da diyor: Öğrenmek dünyanın en güzel şeyidir. Öğrenmenin sınırı yoktur ki sadece öğrenmeyi istemek yeterlidir. Fakat öğrenmek, özgür olmak ve başarmak için sizi dışladıklarında sakın pes etme! Mücadeleni sonuna kadar ver! Korkma ve emin ol senin gibi düşünen az da olsa insanlar vardır. Bu evrende yalnız değilsin ama unutma ki bu evrende en özeli sensin.

İnsan her daim kendini geliştirmeli ve boşa zaman geçirmemelidir. Bulunduğumuz şartlar ne kadar kötü olursa olsun, içinden çıkabileceğimiz bir ışık belirtisi vardır. Bu ışık kendi içimizdeki güçtür. Yapabileceğimize ve üstesinden gelebileceğimize inanma gücü.

Azimli olmanın yanında sabırlı olmakta önemlidir. İnsan anca azimle ve sabırla başarılı olabilir. Karşımıza çıkan her engel bize sabırlı olmayı öğretmelidir. Önümüzdeki engelleri aşmadan başarıya ulaşamayacağımızın bilincinde olmalıyız. Bu yüzden sabır şarttır.

Ve son olarak; Hiçbir şey hayal olarak görülmemeli ve hiçbir şeyden umut kesilmemeli.

Kitap dedi ki; Özgürlüğümüzün ve yapabileceklerimizin sınırı yoktur. Rakamlar ve mekânlar bizi kısıtlar.

Ben kitabın yalancısıyım, bunların hepsini kitap dedi...
• • • • •
Kitabı bitirdikten sonra, aklımda oluşan düşünceleri sizlerle paylaştım. Kitabın vermiş olduğu mesaj çok güzel. Herkesin okuması değil baş ucunda tutması gereken bir kitap.

•İncelemelerimin ilk okuyucusu, en büyük desteğim olan aşkımın anlamına cns ..:)
çok teşekkür ediyorum.

Saygılarımla...
96 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Bir gün ölseydim ve fani olduğum zamanlarda en büyük kitap pişmanlığın nedir diye sorsalardı ve geçmiş yaşamda neler kaçırdığımı bilinçli bir şekilde görebilseydim, Martı Jonathan Livongston' u okumamış olmak derdim. Daha bir çok kitap vardır bilgi havuzunda ama benim özellikle dikkatimi çeken ve etkileyen nokta; "hangi sistem olursa olsun, kendisini güncelleyemedikten sonra hurafelerin, bağnazlığın gölgesinde yok olmaya mahkumdur" düşüncesinin, adeta bir yasa niteliği olarak zihnime zuhur etmesindedir. Aslında öyle ki, sistem kendisini güncellese bile toplumun evrilmesi doğrultusunda, teknolojinin hayatı kolaylaştırmasına paralel olarak sistemin yeniden yeniden ve yeniden yapılandırılması gerekli oluşu o sistemi çökertecektir. Bin kitap' ta öyle. Çok sevmeme, hayatımın önemli bir parçası olmasına rağmen, bir gün tıpkı babaannelerimizin veya dedelerimizin eski alışkanlıklarına bağlı oluşlarının ölümleriyle yok olmaya başlaması gibi ve gelecek nesilin yeni ihtiyaçları arasında doğan doğal çatışmanın sonucu olması gibi bu sistem de yok olmaya mahkumdur.
Bu durum canımızı yaksa bile.

Çünkü evren, duyguların var olmadığı en acımasız, en mantıklı sistemler bütünüdür ve yok olacaktır. Yeni oluşan bir şey varsa bile artık eskisi olmayacaktır!
336 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Sınırları aşmayı öğrenmek gerek.Ancak bu yolla başarıya ulaşılabilir.Akıcı ve kısa bir kitap.Martılar üzerinden anlatılmış,insanlara ders niteliğinde bir kitap.Sürekli keşfederek öğrenmenin ve öğretmenin güzelliğini,geleneklerden ve başkalarının engellemeleri sen kurtularak özgür olmayı anlatan güzel bir öykü.
147 syf.
·1 günde·Puan vermedi
NOT : Pozitif hissettirir , olumlu mesajlar verir. Kitap okuma alışkanlığı kazandırma adına elverişlidir.

Kitap okumaya karşı ön yargılı yaklaşanların olduğunu ve bu kişileri aramıza katmak adına , onları yormayacak , akıl giden muhteşem bir kitaptı. Δες Τινα , kitabın harika olduğu hakkında yorum yapmıştı beni yanıltmadı :)

Kitaba gelelim öyleyse ;
Vermek istediği mesajı çok başarılı şekilde iletmiş. Yazmış olduğu dil ve anlatımıyla martı yerine öküzü bile kullansa yine o mesaj yerine ulaşırdı. :) Bir teşekkür de Richard Bach için. İnsanların bile ot gibi yaşadığı bölümler var zaman ve mekan sınırlaması içinde. Halbuki bizlerden de farklı olmaya çalışanlar var , bu farklılıklardan kimisi âlim oluyor , kimisi kendisini soyutluyor kimisi de farklılıklarının bencillikleriyle kendini küçük düşürüyor. Özgürlük... Herkes kendi özgürlüğünü bir şekilde ilan edebilir.
Her kaliteli kitap her okuyucusuna farklı anlamlar yükler. Bu kitapta o kaliteli kitaplar listesinde. Okudukça farklı anlamlar olduğunu görebilirsiniz. Bir deneyin derim okumamış olanlara.

Kitabın kusuru var mıydı?
Bence tek kusuru 147 sayfalık bir kitabın yalnızca 61 sayfası doluydu yani yazılıydı. Görsellik bu kadar bol olmasa daha iyi olabilirdi bence. Tabi kitabın içeriğine uygun görseller olmasından dolayı çok göze batmıyor. Ama yine de her şeyin fazlası zarardır değerli Richard ;)
Okumanızı tavsiye ederim. :)
96 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Merhaba 1K Ailesi,

Samuel Beckett'ın "Hep denedin, hep yenildin. Olsun. Gene dene, gene yenil. Daha iyi yenil" sözüyle başlayacağım incelemeye. Bu söz size, martı Jonathan Livingston'ın kısa hayat hikayesini okuduktan sonra daha anlamlı gelecektir. Kısa dediğime aldanmayın sakın, uzun uzun dersler çıkaracaksınız kendinize...

Richard Bach'ın yazmış olduğu bu kısa hikaye ya da öykü bizlere bir martı biyografisini andırır. Bu eser, kendini sürüye ait hissetmeyen, onlardan farklı bir yaşam amacı güden martı Jonathan Livingston'ın yaşam hikayesini anlatmaktadır. Diğer martılar gibi karnını doyurma ve uzun bir yaşam sürme gayesinde değildir martı Jonathan Livingston. Onun gayesi daima uçmaktır. En alçaklardan, en yükseklere kadar uçmak. Limitleri altüst etmek. Özgür olmak...

Uçma fikri Richard Bach'a uzak değil aslında kendisi Hava Kuvvetleri'nde görev yapmış eski bir pilottur. Bu hikayede öne çıkan fikirler genellikle özgürlük üzerinedir. Normların ve dogmaların karşısında cesurca ve azimli bir şekilde duran Jonathan Livingston hikayenin başkarakteridir. Özgürlüğün bilincine varan Jonathan, bu normlar ve dogmalar altında ezilen diğer martıları da kurtarmayı kendine yaşam amacı edinir. Bu bağlamda yönetici ve lider tartışması yapılabilir. Kahramanımız Jonathan ise kesinlikle bir lider özellikleri taşımaktadır.

Sonuç olarak bakıldığında çok sade ve yalın anlatımı olan bu eser basit bir martı hikayesi olarak görülmemelidir. Bu kısa hikayeden, uzun insanlık dersleri çıkarılabilir. Richard Bach "Bir lider nasıl olmalıdır?" sorusuna "Martı Jonathan Livingston" hikayesi ile harika bir cevap vermiş. Okunduğuna pişman etmeyecek türden bir hikaye, sizi üzmeyecektir.

Keyifli okumalar dilerim...
96 syf.
·8/10
Kitap incecik olmasına rağmen anlattığı konu kapsamlı ve ders verici nitelikte. Kişisel gelişim kitabının farklı bir versiyonu bence.Herkesten farklı olduğumuz zaman ve onlardan farklı şeyler düşündüğümüz ve sergilediğimiz zaman gözlerine adeta bir iğne gibi batar. Hemen beliriveririz. Herkes aynı düşüncede olsun, her zaman aynı eylemi gerçekleştirsinler. Karınlarını doyursunlar, gezsinler yaşamlarını böyle rutin şeyleri yaparak geçirsinler.Shakespeare'ın bir sözü vardır çok severim. "İnsan insan mıdır, yalnızca yiyip içmek ve uyumakla geçiriyorsa hayatı?". Tabi kitapta Martıların üzerinden aslında insanları eleştiriyor. Hep aynı noktada sayıyoruz, ilerlemek ve gelişmek için hiçbir çaba sarf etmiyoruz.

Aslında hepimizin içinde bir Jonathan var, yeter ki tüm yüreğimizle başarıyı isteyelim.İnsanoğlunun yapamayacağı bir şey yok. Bilmediğimiz, farkında olmadığımız ne kadar çok yeteneğimiz vardır kim bilir. Onu düşüncelerimizle, bizi tutsak eden şeyleri kırarak perdeyi önümüzden kaldırabiliriz.
Kitaba dair yazılacak pek bir şey bulamıyorum.
Okuyun bence kendinizi keşfedin, özgür olun!

Martı Jonathan Livingston: Özgürlük
Keyifli Okumalar dilerim.
96 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar kitap Martı Jonathan Livingston isminde bir martının öyküsü anlatılmaktadır.Jonathan diğer martılar gibi balıkçı teknelerin peşinden gidip ve dolanmak istemiyor Jonathan şahin gibi hızlı uçmak ve denizin en derinlerinde olan en lezzetli balıklarla beslenmek istiyor.Aslında Jonathan uçmak ve beslenmek için değilde Özgürlük istiyor.Yazarın üslubu akıcı ve anlaşılır...
96 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Yaratilisiniza aykırı davranın cennete gidin der gibi bir kitap. Elbette başarmak için sınırlar zorlanmali, yılmadan çalışıp cabalamali, dışlanmayı, yargilanmayi hatta hapse girmeyi ve olmeyi de goze almalıyız. Bu akıl çerçevesinden çıkmamalı. Örneğin insan su altında kaç dakika kalabilir ve ne kadar bir basınca dayanabilir? 10, 20 bilemediniz 30 dakika. Ama dalgıç kıyafeti ile bir kaç saat denizaltı ile bir yıldan fazla. O halde biz teknolojimizi mi geliştirmeli, yoksa cigerlerimizi solungac haline mi getirmeliyiz? Kitap iyi niyetle insanlara gayret vermeye çalışıyor ki mesajı çok net. Ama kurgusal bir hata var sanki. Söyleyiş tarzı sorunlu. Abartiya gerek yok. Bu da benim tarzım.
96 syf.
·10/10
Öncelikle yazarın okuduğum ilk ve tek kitabıdır Martı jonathan livingston son zamanlarda okuduğum kişisel gelişim kitaplarında en begendiklerim arasına rahatlıkla girer.

Kitap incecik olmasına rağmen anlattığı konu kapsamlı bilgi verme ders verici niteliktedir. Bir martı düşünün Martı jonathanın hayatin yalnızca deniz üstünde balık avlamak olduğunu, yada şehre dalıp yiyecek aramaktan başka birşey olduğunu düşünen bir martı, uçmayı, hız yapmayı sadece yemek yememek için yaşamamayı kendi sınırlarını keşfetmeyi düşünen bir martı diğer martılar tarafından dışlansada o hiçbir zaman hayallerinden vazgeçmeyen kaybettikçe deneyen bir martı Samuel Beckett'ın "Hep denedin, hep yenildin. Olsun. Gene dene, gene yenil. Daha iyi yenil" sözüyle bağdaşlaşan bir martıdır. Son olarak ne zaman denize bir göle veya uçan bir martı görsem martı jonathan livingston aklıma gelir. Sınırlarımızı zorlamamız gerektiğini bize öğütleyen ve öğreten bir kitap Martı jonathan livingston


ALINTILAR

Eğer dostluğumuz zaman ve uzaklıkla sınırlıysa, o yok demektir. Zaman ve uzaklıkla sınırlı olmayanı yaşıyoruz biz. Uzaklığı yenince hep aynı yerdeyiz, zamanı yenince hep aynı anın içindeyiz. Böylece her an için birlikte olacağımızı düşünmedin mi?


Özgürlük, var oluşun bir parçasıdır. Boş inançlar olsun, gelenekler olsun, özgürlüğü kısıtlayan ne varsa, kaldırıp atmak gerek.


Artık yaşamak için bir nedenimiz olmalı; öğrenmek keşfetmek, özgür olmak gibi.


Öğrencilerine alabildiğine ciddi görünmeye çalışmasına karşın, Martı Fletcher birdenbire onları gerçek kimlikleriyle görüverdi. O bir an, sevmekten öteydi duyguları, aşık oldu gördüğüne. Sınır yok mu. Jonathan? Şöyle düşündü ve gülümsedi. Öğrenme yarışı başlamıştı. 


Seni öldürmeye kalkışan bir kuş sürüsünü hala nasıl sevebildiğini hiç anlamıyorum.
Off Fletch, tabii ki sevdiğim bu değil. Kin, nefret ve düşmanlığı sevmekten söz etmiyorum ben. Gerçek martıları, onların her birinin içindeki güzellikleri görmeye çalışmalı, bunu onların da görmesine yardımcı olmalısın. Sevgiden kastettiğim şey bu benim. Bu işin sırrını bu, gerçekten sevebilirsin.



Gözünle gördüklerine sakın inanma. Görünenlerin hepsi sınırlıdır. Anlayarak bakmaya ve gördüklerinin özeline geçmeye çalış..
"Özgürlük onun doğasında var ve bu özgürlüğü engelleyecek ne varsa;gelenekler,batıl inançlar ya da herhangi bir şekildeki sınırlamalar,tümü bir kenara bırakılmalıdır."
Eğer dostluğumuz zaman ve uzaklıkla sınırlıysa, o yok demektir. Zaman ve uzaklıkla sınırlı olmayanı yaşıyoruz biz. Uzaklığı yenince hep aynı yerdeyiz, zamanı yenince hep aynı anın içindeyiz. Böylece her an için birlikte olacağımızı düşünmedin mi?

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Martı Jonathan Livingston
Baskı tarihi:
Ekim 2011
Sayfa sayısı:
96
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753310086
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Jonathan Livingstone Seagull, 1970
Dil:
Türkçe
Yayınevi:
Epsilon Yayınları
Durgun denizin minik dalgacıkları üzerinde, güneşin altın gibi ışıldadığı pırıl pırıl bir sabahtı.
Sahilden bir mil uzaklıkta, denizi kucaklarcasına ilerleyen bir balıkçı teknesi, martılara kahvaltı zamanının geldiğini haber veriyordu. Binlerce martı, bir lokma yiyecek için mücadeleye girişmişti bile. İşte zor bir gün daha başlıyordu...

Kitabı okuyanlar 29.082 okur

  • İrem Küçükönal
  • Fethiye özeren
  • Elif
  • İlliyya
  • dilara
  • Merve Balıkçılar
  • Xeca mirtif
  • Sümeyye
  • Ferman B
  • İpek Ertekin

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%15.1
14-17 Yaş
%14.9
18-24 Yaş
%21.7
25-34 Yaş
%20.6
35-44 Yaş
%17.6
45-54 Yaş
%7.8
55-64 Yaş
%0.7
65+ Yaş
%1.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%71.2
Erkek
%28.7

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%22.2 (1.668)
9
%15.9 (1.198)
8
%15.1 (1.133)
7
%8.3 (624)
6
%3.4 (258)
5
%2 (148)
4
%0.7 (52)
3
%0.5 (34)
2
%0.2 (18)
1
%0.2 (13)

Kitabın sıralamaları