1000Kitap Logosu
Knut Hamsun

Knut Hamsun

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
8.1
5,6bin Kişi
18,9bin
Okunma
886
Beğeni
28bin
Gösterim
Tam adı
Knut Pedersen
Unvan
Norveçli Nobel Ödüllü Yazar
Doğum
Gudbrandsdal, Norveç, 4 Ağustos 1859
Ölüm
Norveç, 19 Şubat 1952
Yaşamı
Norveçli yazar ve 1920 yılı Nobel Edebiyat Ödülü sahibi. Knud Pedersen (sonradan Knut Hamsun adını almıştır), Norveç'in kuzeyinde Gudbrandsdal sınırları içinde Lom kasabasında doğmuştur. Bir terzi olan babası, kalabalık ailesini alarak, daha kuzeye, Hamsund, Hamaröy kasabasına göç etti. Yazarlıkta kullandığı Hamsun adını, babasının 1863’te yerleştiği Hamsund köyünden aldı. Çocukluğu ve genç­liği kır­­sal bölgede geçti. Hemen hemen hiç resmî eğitim gör­medi. Sekiz yaşında iken dayısının isteği üzerine annesiyle babası onu bir rahibin eğitimine verdiler. On dört yaşında, doğduğu kasabaya gidip orada bir tüccar yanında tezgahtarlık yaptı. Bir yıl sonra da Tranöy`de daha büyük bir tüccar yanında kalfalığa başladı. Tüccarın kızına aşık oldu fakat tüccar iflas edince ayrılmak zorunda kaldı. Bu sıralarda "Esrarengiz Adam" adında küçük bir aşk romanı yazdı. Bu roman, gezginlik yıllarında tanıştığı bir kitapçı tarafından bastırıldı. Buradan ayrılınca bir iki arkadaşıyla birlikte ucuz eşyalar satmaya başladılar. Kibrit, mum gibi şeyler satıyorlardı. Daha sonra ayrıldılar. Arkadaşı güneye, Knut kuzeye gitti. İş bulamayınca zanaat öğrenmek amacıyla bir ayakkabıcının yanına gitti. Bir yıl sonra daha büyük, epik bir eser kaleme aldı. Henrik Ibsen'i okumuştu, onun etkisi altında bulunuyordu. "Bir Karşılaşma" adındaki bu kitabını da, Bodö'de bir kitapçı yayımladı. Daha sonra bir aşk hikâyesi daha yazdı. Kitaplarını okuyan ailesi artık bir iş bulmanın zamanı geldi diyerek onu bir bucak müdürünün yanına yardımcı olarak verdi. Bu bucak müdürünün pek çok kitabı vardı. Björnson'un toplu eserlerini okumasına izin verilmişti. Knut bu heyecanla kitaplara sarıldı ve gözlerini bozana kadar okudu. Bu kitapların etkisiyle Knut bir kitap daha yazdı fakat yayıncılar basmaya yanaşmadılar. Knut'un bu kitapları bir yayınevinin desteği olmadan basabilmesi için bir zenginin desteği gerekiyordu. Aradığı kişiyi buldu. Erasmus Zahl adında bir tüccardı bu. Çok gence yardım etmişti. Knut ona yazar olmak istediğini söyledi. Son yazdığım hikâye diye başka bir yazarı verdi. Tüccar kâğıtlara değil yüzüne baktı Knut'un. Genç Hamsun tüccardan çıkarken cebine bin kron indirmişti bile. "Frida" adında bir köy hikâyesi ve şiirler yazmaya başladı. Hikayesini tamamlayınca bir vapur bileti alarak Kopenhaga gitti. Bir kitapçıya, sonra da Norveçli bir şaire eserlerini kabul ettirme çabaları boşa çıkınca Oslo'ya döndü. Sonra göçebe olarak uzun bir yolculuğa çıktı. Parası tükenen Hamsun tekrar aynı tüccarın yolunu tuttu. Tüccar yardımını esirgemedi. Makaleler, hikâyeler yazıyor bunları satmaya çalışıyordu. Parası tekrar tükenince aç kaldı ve bunu romanlaştırdı. Açlık romanı şöhretinin ilk basamağı oldu. Bu sıkıntılar içerisindeyken, yol yapımında iş buldu. Kum ocağında kâtiplik edecek, çekilen kumların hesabını tutacaktı. Zor değildi bu iş. Çalışma ve dinlenme saatlerinde bol bol kitap okuyordu. Müsveddelere şiirler, makaleler karalıyordu. Zamanla bir hatip gibi konuşabildiğini keşfetti işçilerle sohbet ederken. Tanıştığı bir rahip ona konferans vermesini tavsiye etti. Bunun üzerine Gjövik şehrinde bir salon kiralandı. Konferans edebiyat alanında olacaktı. Konferansı dinlemeye sadece altı kişi geldi. Altı kişiden biri olan bir yazı işleri müdürü konferansı beğendi. Çevreye konferansı övdü. Bir sonraki konferansına da sayıları artmıştı. Bu sefer yedi kişiydiler. Anlaşılan bu yörenin edebiyatla ilgilendiği yoktu. Knut evine geri döndü. Yirmi bir yaşındaydı ama çalışmaktan ziyade yazmak istiyordu. Noelde bir arkadaşı onu çiftliğine davet etti. Arkadaşının annesi Knut'u çok sevdi ve ona bir rahip olmasını öğütledi. Ama Knut'un Amerika'ya gitmek istediğini öğrenince bu aile, Knut'a yol parası dört yüz kron ödünç verdi. O da, hemen İngilizce öğrenmeye koyuldu. Ünlü yazar Björnson'a gidip ondan bir tavsiye mektubu aldı. 1882'de Knut Amerika'ya gitmişti. Amerika'da Björson'un mektubu bir işe yaramamıştı. Burada kimse onu tanımıyordu. Henry Johnson adında bir öğretmenle ahbap olup ondan İngilizce dersleri aldı. Onun kütüphanesini taradı. Özellikle Mark Twain onu etkilemişti. Önce Norveççe daha sonra da, İngilizce konferanslar hazırladı. Geceli gündüzlü çalışmalardan sonra Minesota'ya geçti ve orada muhasebe işine başladı. Arkadaşı Johnson karısıyla bir Avrupa gezisine çıkınca işler Knut'a kaldı. 1884 yazı ile güzü bu şekilde geçti. Bir açık arttırmada yüksek sesle konuşurken göğsünde bir sancı duydu. Öksürük nöbetiyle yere yığıldı. Doktor hızlı ilerleyen verem teşhisi koydu ve ona birkaç aylık ömrü kaldığını söyledi. Knut birkaç ay hasta yattı. Ölürsem Norveç'te gömüleyim diyerek Norveç'e doğru yolculuğa çıktı. Ne kendisinin ne de dostlarının anlayamadıkları bir şekilde yol süresince kendiliğinden iyileşti. Deniz havası iyi gelmişti. Norveç'e döndüğünde bir gazete ile anlaştı. Oraya makaleler yollayacak hiç değilse böylece dinlenecekti. Çalışıyor ve yazıyordu. 1885'de Mark Twain ile ilgili bir yazısında imzası Knut Hamsund, bir matbaa hatası yüzünden Knut Hamsun şeklinde basıldı. O da düzeltmeye yanaşmadı. O tarihten itibaren ismi böyle kaldı. Norveç'te işinden ayrılınca tekrar aç kaldı. Bu açlığa bir yıl katlandı. Daha sonra bir zenginin yardımıyla tekrar Amerika'ya döndü. Amerika'da tramvaylarda biletçilik yaptı. Biletçilik işini becerememişti. Çünkü durakları aklında tutamıyordu. Kitap okumaya daldığı için yolculara haber vermiyordu. Bu yüzden işinden ayrılıp Kuzey Dakota'ya gidip tarlalarda çalıştı. 1887 sonbaharını kapsayan bu çalışmalarda cebinde biraz parayla Amerika'ya ilk geldiğinde kaldığı yerlere döndü. Artık yazmaya başlayabilirdi. Bu sürede Danimarka'ya gitti. Yazmaya azimle başladı. "Yumruğunu yemedikçe kimsenin bırakıp gitmediği o garip şehir, Kristiania'da aç gezdiğim günlerdeydi. Tavan arasında uyanık yatıyordum. Alt katta bir saatin altıya vurduğunu duydum. Hafif aydınlanmıştı ortalık; insanlar merdivenleri inip çıkmaya başlamışlardı..." diyordu büyülenmişliğiyle. Kağıtları üst üste yığıyor sürekli yazıyordu. Ne yazdığını iyi biliyordu. Açlık romanıydı bunlar. Yazdığı kısımları Politiken gazetesi yazı işleri müdürlerinden Edvard Brandes'e götürdü. Brandes bu karşılamayı daha sonra şöyle anlatıyordu: "Ondan daha düşkün bir başka insan pek az görmüşümdür. Düşkünlüğü elbisesinin yırtık pırtık olduğundan değildi. Ya o yüzü!. Çok uzundu müsveddeler. Kendisine geri veriyordum ki, birdenbire kelebek gözlüğü gerisinde gözlerindeki ifadeyi gördüm." Behçet Necatigil tarafından dilimize çevrilen "Göçebe" adlı kitabını ise elli yaşlarında tamamlamıştır. Üç bölümlük büyük romana yazarın verdiği genel isimdir. İlk kitap "Sonbahar Yıldızları" altında 1906'da, "Hüzünlü Havalar" 1909'da, "Son Mutluluk" 1912'de Göçebe'de toplanmıştır ve yazarın ağzından anlatılmıştır. Bu defa kitabında evliliğin zor temasını işlemeye yönelir. Hamsun, Göçebe adlı romanıyla 1920’de No­bel Edebiyat Ödülü'nü aldı. 1930’larda ülkesindeki faşist partiye katıldı. İkinci Dünya Sava­­şı’nda Norveç’in işgali sırasında Almanları destek­ledi. Ülkesi Norveç'in işgalinden önce başladığı Nazi taraftarlığını ülkesinin işgali sırasında da devam ettirmesiyle ünü ciddi şekilde lekelenmiştir. 1943 yılında aldığı Nobel ödülünü Goebbels'e göndermiştir. Sa­­­­­­vaştan sonra Nazi taraftarlığı nedeniyle tutuklandı, ancak ileri yaşı do­­layısıyla yalnızca para cezasına çarptırıldı. Hamsun’un yalın ve çocuksu üslubu incelikle örülmüş bir düzyazı şiirini andırır. Ya­pıtlarında Rus yazarlarının, özel­lik­le de Dostoyevski’nin ruh­­sal yaklaşımı ile Amerikan ede­­biyatının etkilerini taşıyan kara mizahı birleştirmiştir. Ro­­­manlarındaki neşeli hava, in­­­­­sanın çevresini saran boşlu­ğu gizlemekten uzaktır. 20. yüz­­­­yıl ba­şında gelişen yeni-romantizmin edebiyattaki öncüsü olmuş ve romanı aşırı bir doğalcılığa kaymaktan kurtarmıştır. Ya­­­­­­­pıtları ancak ölümünden sonra ilgi görmüştür. Göçebe, Vik­­­­­tor­ya, Pan, Hüzünlü Ha­valar, İstanbul’da İki İskandinav Sey­­yah, Son Mutluluk başlıca yapıtlarıdır. 19 Şubat 1952 yılında doksan iki yaşında banyoda ölü bulundu. Cenazesi yakılmıştır.
Açlık
OKUYACAKLARIMA EKLE
Dünya Nimeti
OKUYACAKLARIMA EKLE
Victoria
OKUYACAKLARIMA EKLE
Göçebe
OKUYACAKLARIMA EKLE
Pan
OKUYACAKLARIMA EKLE
Rosa
OKUYACAKLARIMA EKLE
Benoni
OKUYACAKLARIMA EKLE
Gizemler
OKUYACAKLARIMA EKLE
Hüzünlü Havalar
OKUYACAKLARIMA EKLE
Son Mutluluk
OKUYACAKLARIMA EKLE
Son Bölüm
OKUYACAKLARIMA EKLE
Uçarı
OKUYACAKLARIMA EKLE
Dünya Nimeti 2. Cilt
OKUYACAKLARIMA EKLE
Nağıllar Diyarında
OKUYACAKLARIMA EKLE
Oğlum Oğlum & Victoria
OKUYACAKLARIMA EKLE
AkilliBidik
Açlık'ı inceledi.
158 syf.
·
3 günde
·
Beğendi
·
8/10 puan
Adından da kolayca anlaşıldığı gibi açlık üzerine bir kitap bu. Eh, konu basit… Açlık… Hepimiz biliriz açlığın ne demek olduğunu, bir sebeple deneyimlemişizdir bile. Hatta iş konuşmaya gelince sebepleri nedir, açlık ve yoksulluk nasıl engellenir, kimin ne yapması gerekir; mutlaka fikrimiz vardır. Ama acaba gerçekten biliyor muyuz açlığın ne demek olduğunu? Aç insanın neler yaşadığını? Sokaklarda her gün görüp yüz çevirdiğimiz nicelerinin içinde bulunduğu o çıkışsız girdabı? İşte Knut Hamsun bu yarı otobiyografik çarpıcı romanında aç bir insanın yaşadıklarını en ince ayrıntısına kadar paylaşıyor okuyucusuyla. 1800lü yılların sonlarında, Norveç’in başkenti Kristiania’da (şimdiki adı ile Oslo) bir genç… Yazar olma hayalleri kuruyor; yayınlanan yazıları başına gazetelerden aldığı birkaç kuruş ile geçinmeye çalışıyor. Yazıları umduğu kadar beğenilmeyince önce açlık ve yoksulluğun pençesine düşüyor, akabinde deliliğin sınırına doğru ilerİiyor. Hamsun açlıktan ölmek üzere olan bir gencin bu fiziksel ve ruhsal çöküşünü etkileyici bir dille anlatıyor. Bu çaresizlik anlarında dahi postu dik tutmaya çalışması, değerlerini korumaya çabalaması, saygınlığın o dış kabuğunun ardına saklanması, Hamsun’un kahramanını eşsiz kılıyor. Çalmıyor, dilenmiyor, kendini acındırmıyor, yalvarmıyor o. Günler süren açlık sonucu elleri titrer, gözleri kararır, bacakları tutmazken dahi gururunu, belki de geride kalan o son hayat ipini, elinden kesinlikle bırakmıyor. Tüm romanı neredeyse hiç diyalogsuz; geçmişini hiç paylaşmadığı, fiziksel özelliklerine ise şöyle bir değindiği kahramanının iç sesi ile anlatırken sürükleyici ve etkileyici bir akış yakalamayı başarıyor Hamsun. Kahramanımızın ne geçmişini, ne de ailesini biliyoruz; zira onunla birlikte sadece bugüne, sadece açlığını nasıl bastıracağına odaklanmış durumdayız… Açlık öyle yoğun yaşanıyor ki, biz açlık çekmeyenlerin hayatımızı dolduran bir çok eylemi, ilişkiyi, düşünceyi, planı, hayali bir kenara itiyor. Nereden birkaç kuruş bulup bir öğünü kurtarabilirim hesabı, hayattaki diğer tüm çabaların önüne geçiyor. Gençliğinden itibaren açlığı yaşamış Hamsun’un yaşam öyküsünü GIORDANO BRUNO incelemesinde (#77988840 ) çok güzel anlatmış, üstüne ne söylesem yersiz, gereksiz olacak. Açlığın içinden gelip Nobel Edebiyat Ödülü’ne aday olmayı başarabilmiş, üstüne üstlük böyle sefil bir hayata rağmen 90lı yaşlarına kadar hayata tutunmayı başarabilmiş Knut Hamsun, her şeyden önce bu azmi ile takdiri hak ediyor bence. Romanın kahramanı birçok yönden Fyodor Dostoyevski’nin ölümsüz kahramanı; Suç ve Ceza’daki Raskolnikov’u andırıyor. Sanırım Hamsun’un Fyodor Dostoyevski’den oldukça etkilendiğini söylemek yanlış olmaz. Nitekim kahramanının iç dünyasını; tüm kararsızlıkları, çelişkileri, iniş-çıkışları ile dile getirişi ve değerleri sorgulaması, bence ustasına epey benziyor. Kitap bana, her sabah yollarda gördüğümüz sayısız kağıt toplayan gençlerden birini hatırlattı. Yıllar önce soğuk bir günde önümüzde giderken aniden fenalaşarak yere düşen, ama hala arabasını ayakta tutmaya çalışan bu genç, kendi derdinden ziyade bizim ilgimizden rahatsız olmuştu. Ne doktora götürmemizi, ne de kendisine bir şeyler getirmemizi kabul etti; sadece birkaç yudum suya itiraz etmedi. Bir yandan da sürekli konuşuyordu; öğrenciydi o, arkadaşının yerine bugünlük kağıt toplamaya çıkmıştı, yoksa onun durumu iyiydi, açlık ve soğuk nedeniyle değil alışık olmadığı için düşmüştü, vs… Ayağa kalkana kadar bekledik, sonra ayrıldık yanından. Ancak söyledikleri ile görünüşünün zıtlığı çok garip gelmişti. Maalesef şimdi anlıyorum ki, demek ki o da, o hayal edilemez açlığını gurur perdesinin arkasına saklamıştı.
Açlık
8.1/10
· 16,8bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
2
42
Ela Artis
Açlık'ı inceledi.
158 syf.
·
Puan vermedi
açlık çek, yazmaya çalış, para kazan, para bitsin döngüsü
Kitabın ilk bölümlerinde Knut hamsun ve Açlık romanı başlığıyla Hamsun’un Açlık romanını yazana kadar yaşadıkları anlatılıyor. Çektiği zorluklardan, bir türlü hayata tutunamamasından ama her şeye rağmen umudunu kaybetmemesinden bahsediliyor. Bu eserinde de bir nevi yazar kendini yazmış diyebiliriz. İsimsiz bir başkarakter bütün zorluklara rağmen, günlerce aç kalmasına, üzerindeki kıyafetlerden başka giyecek bir şeyin olmamasına, hatta kimi zaman soğukta ormanlarda uyumasına rağmen umudunu ve ahlakını kaybetmiyor. Bütün aksiliklere rağmen yazma aşkından vazgeçmiyor. Ne dilencilik, ne hırsızlık yapıyor. Talaş çiğniyor, kendi kıyafetinden bir parça koparıp yemeğe çalışıyor ama asla iyimserliğini, insanlığını kaybetmiyor. Bütün bu zorlukların arasında bir de aşka tutunuyor isimsiz yazarımız. Ama açlık insanın her şeye bakış açısını değiştirdiği gibi aşka bakışınıda değiştiriyor. Kitap okuyunca böyle bir döngü okuyoruz. Bir zaman sonra kurgu stabil gelmeye başladı, yani bir olaydan sonra veya bir sözden sonra neler olacağını tahmin ediyorum. Örneğin güzel bir söz söylediğinde kötü bir olayla karşılaşması gibi yazarımızın. Bir insanın her şeye rağmen umudunu ve ahlakını koruması açısından güzel bir örnek. Cömertlik, iyimserlik, dürüstlük temsili bir eser diyebiliriz:)
Açlık
8.1/10
· 16,8bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
40
190 syf.
Yazar kitaba "Yumruğunu yemedikçe kimsenin bırakıp gitmediği garip şehir Kristiania’da sürttüğüm günlerdeydi…" diye başlıyor.. Yazar açlığı öyle bir anlatıyor ve betimliyor ki hayran olmaktan başka çareniz kalmıyor.... Kitap çoğu kişi için psikolojik olarak geçiyor. Çünkü insan aklının zaman zaman ne kadar mantıksızlaşacağını gösterircesine davranıyor. Hamsun zaten insan aklını ve modern şehir medeniyeti temasını kitaplarında sıklıkla işliyor. Bundan bir asır önceki moderniteden bahsediyor Hamsun ve o modernite içerisinde aklı karışmış ve kafası karışık insanların psikolojisini inanılmaz bir şekilde bizlere sunuyor. Bu kitabı kesinlikle okumanızı öneririm.. (Yazılanlar bana ve Barış Özcan'ın videosundaki incelemeye aittir) İncelemeyi kitaptaki bir alıntı ile bitirmek istiyorum.. Açlıktan beynimi kaybetmiş olabilir miyim? Knut Hamsun
Açlık
8.1/10
· 16,8bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
1
34