Canım Aliye, Ruhum FilizSabahattin Ali

·
Okunma
·
Beğeni
·
9.904
Gösterim
Adı:
Canım Aliye, Ruhum Filiz
Baskı tarihi:
Kasım 2013
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750826672
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Büyük sıkıntıların yaşandığı çalkantılı dönemlerde bile ailesinin sorumluluğunu taşıyan bir yazarın eş ve baba olarak portresini çizen bu mektuplar, Sabahattin Ali'yi yakından tanımamızı sağlıyor. 

"Bundan sonra hiç kimse sana benim kadar yakın olmayacak. Beraber Almanca öğreneceğiz, ben İngilizce öğrenmek istiyorum, beraber İngilizce dersi alacağız, ben kitaplar tercüme edeceğim, bunları beraber okuyacağız, neşeli ve kederli olacağız, ne olursa olsun, bütün bunlar hep beraber, hep ikimizin iştirakiyle olacak ve başka hiç kimse karışmayacak." 

Tarihsiz bir mektuptan...
"Sen nasılsın? Keyfin yolunda mı? Sevgilim, Filiz'im nasıl? Onun bir fotoğrafçıda, hiç olmazsa vesikalık bir resmini çıkartıp gönder. Kendinin de bir resmini yolla. İkinizi de fevkalade göreceğim geldi."
-24. VIII. 1944 tarihli mektuptan-
(Tanıtım Bülteninden)
Sevengül Sönmez'in Filiz Ali katkısı ile hazırladığı, Sabahattin Ali'nin yazdığı mektuplardan oluşan bir arşiv okudum..
Yazdıklarını okurken hem hüzünlendim hem de mektuplarındaki samimiyete hayran kaldım. Eşine ve kızına, ne şartlarda olursa olsun hiçbir şekilde umutsuzluk aşılamayıp onları hep daha iyisini düşünmeye teşvik etmiş Sabahattin Ali.

Aliye ile resmi başlayan yazışmalar, tarihler ilerledikçe aşk mektuplarına daha sonra da hasret ifadelerine dönüşmüş, kötü vaziyetlerde dahi ailesini ihmal etmemiş, her fırsatta onları düşündüğünü en güzel cümleleriyle eşine ve kızına yazmış Sabahattin Ali...

Mektuplarda en dikkat ettiğim şey, Sabahattin Ali'nin hitap şekilleri oldu. Aliye ve Filiz'e öyle içten sevgi sözcükleri kullanmış ki tebessüm etmemek elde değildi. Tanışmalarını, evliliklerini, kızlarının doğmasını, Sabahattin Ali'nin cezaevinde geçirdiği ayları, Markopaşa dergisinin aşamalarını, yazarın para sıkıntılarını, gelecekten umduğu güzel günlere inancını ve tarih ilerledikçe peşini bırakmayan özlemi okuyoruz mektuplarda. (Bence ülkede hiçbir şey değişmemiş dünden bugüne. Mektuplar da bunu kanıtlar nitelikte. Sadece görüşleri nedeniyle ceza alan birçok yazarın da Sabahattin Ali gibi hissettiğine eminim..)

Okuyup bitirince, yazarın yaşadığı son anı düşündüm, ölünce çantasından çıkan Balzac romanını, kırık gözlüğünü, Aliye'nin fotoğrafını, mektuplarını düşündüm.. Ve onu öldüren Ali Ertekin'in birkaç hafta sonra aftan yararlanıp salıverilmesini düşündüm..
Bir kez daha sevdim Sabahattin Ali'yi..
Sabahattin Ali'nin bizlerden uzak mahrem dediğimiz hayatında bile kalbinin odalarını bizlere açması, gezindigimiz her yerde değişmeyen naifligiyle,sevgisiyle ,saygisiyla bizleri kalbinin en güzel köşesine konuk etmesi o kadar özel,o kadar anlamlı ki.Ruhunu sıktıkca sevgi damittigimiz kaybettiğimiz bir değer Sabahattin Ali.Gerek nişanlılık döneminde,gerekse evlilik,dergi çalışmaları ve cezaevi dönemlerinde taviz vermediği tek şey sevgi ve incitmemek ...Incitmemek diliyle
,haliyle ,tavrıyla...Çektiği onca çile ve sıkıntılara rağmen bedeli ne olursa olsun ailesine odetmemek,eşinin yüzünde en ufak bir keder burusugu olmaması için defalarca incinmek ,kalbinin infilak olması.Zaten seven insan incitmez.Incitiyorsa,hirpaliyorsa,
kalbinizi kırık,delik deşik öylece bırakıp gidiyorsa zaten sevmemiştir (!)...

Cahit Sıtkı'nin,
"Pervam yok verdiğin elemden:
Her mihnet kabulüm, yeter ki
Gün eksilmesin penceremden!"
şiirinde olduğu gibi ezilip,hor görüldüğü ,yeryüzünün dar geldiği,hatiralarinin hunharca cignendigi günlerde bile "Şimdi gözlerim arkada değil, ileride, geçen güzel günleri değil, gelecek güzel günleri düşünüyorum." hayaliyle teselli olmaya çalışan hayatının karanlık perdelerini sonuna kadar aralamaya calisan,tikildigi,nefessiz kaldığı pencerelere çarşaflar uzatıp çarşaflara tutunup başını yukarı kaldırıp çıkmaya ,gelecek güneşli günlere yüzünü dönmeye calisan ,yeter ki
"Gün eksilmesin penceremden !" nidalarıyla nefes aldıran değerini maalesef bilemedigimiz,
harcadigimiz bir değer Sabahattin Ali.

Nasıl bir sevgi ki, sevginin
edebi-hayat eksikliğini mektuplariyla tamamlıyor.Sevginin nasıl olması gerektigiyle alakalı murekkebinden nazarlarimiza gökkuşağı çiziyor adeta yazar.Sevginin tarifini ucuzlastirdigimiz ,maddiyatla kalbimizi sıkıntıya bogdugumuz su günlerde guncelliyor nasıl olması gerektiğiyle alakalı.Aliye Hanım gibi üşüyen yanlarimizi kalbinin sıcaklığıyla ısıtıyor yazar.Içine düştüğünüz dipsiz kuyulara kalbinden birer halat uzatıp sizi bogulmusluklarinizdan kurtarma genişliğinde yüreğe sahip yazar.Cemal Süreya ne güzel demiş ;"Hasret kalmışız ,yüreği güzel insanlara." diye Sabahattin Ali'ye dağları mesken tutturan derdin hala daha hiçbir şeyin degismemesi okurken satır satır huzunlendigim,özlemini çektiğim,kendisinden esirgenen sevginin ,merhametin ,adaletin sızısı oturdu işte yüreğime .

"Dünyada hayatın bir tek manası varsa o da sevmektir. Hatta mukabele edilmesini bile beklemeden sadece sevmek."dediği gibi
tablolastirmak ,sokakların her kıyısına köşesine afiş yaptırmak,duvarlarına boy boy asmak istediğim,sevgi uğruna Ohal (!) ilan etmek istediğim,elimden gelse tüm yüreklere sevgi ekmek,Tv'lerde kamu spotu ilan etmek istediğim; yüreğimize işleyen ,yaralarimizi saran,ayriliklarimiza merhem süren ,nefrete dilini yutturan,gözlerimizi yasartan,
caresizligimize ,mazlumlugumuza tatlı bir esintiyle ferahlık veren hasret kaldığımız o kadar değerli,o kadar anlamlı bir söz ki.
Bunların hepsi sadece bir hayal belki :( Sine bu, o kadar geniş ki...Cam değil ,taş değil ki sevmekten çatlasın.Sevgi bile sevmeye doymaz.Sevdikçe genişler sine.Sevdikçe sevesi gelir.Daha yok mu diye serzeniste bulunur hatta bize.Sevmediğimiz için küser belki de.O halde sevmeli cicegi,kuşu ,insanları ...Sevginin,
insanlığın yanında saf tutmalı. O halde açmalı sinelerimizi sınır koymadan (!)Açmalı sinelerimizi bu kadarı da kafi(!) demeden.Sevgiye bogmali.Kalmasın hiç, uzatmadigimiz sevgiye muhtaç gönül.Aç acabildigin kadar.Ummanlar gibi ...

Keyifli okumalar ...
Yazacaklarım yalnızca, ‘Canım Aliye, Ruhum Filiz’ kitabına dair olmayacak. Bu okuduğum onuncu Ali kitabı oldu. Ben Ali’yi okumaya geç başladım. Sebeplerini yazacağım. Kuyucaklı Yusuf ilk okuduğum kitabıydı ve 25 yaşımdaydım. Ondan sonra yine yıllar boyunca Ali okumadım. 2010’lu yıllarla birlikte tekrar okumaya başladım. İyi de yapmışım.

Peki neden Ali’ye karşı mesafeliydim? Bunun temel sebebi maalesef dünya görüşümdü. Çünkü ben daha lise yıllarımda iken Atsız’ın ‘Hesap Böyle Verilir/İçimizdeki Düşman/En Sinsi Tehlike’ kitabını okumuştum. Orada ‘İçimizdeki Düşman’ broşürü Sabahattin Ali’yi yerden yere vuran bir metindi. Sonrasında yine bazı siyasal İslamcı kitaplarda ‘Vatanı Terk Eden’ bir hain olarak anlatılan Ali’yi okudum. Ve böylece maalesef onu –ve daha nicelerini- yıllarca hiç okumadım.
Yeri gelmişken Atsız’ın da neredeyse bütün eserlerini okudum ve bazı fikirlerine katılmasam da Atsız’ı sever; saygı değer bulurum. Kaderin cilvesi; bugün yaşarlarken birbirlerinden nefret eden bu iki büyük kalemin kitapları benim kütüphanemde yan yana duruyorlar.

Ali’nin şairliği ve hatta romancılığından da iyi olan tarafı bence hikayeciliğidir. Bunu da söylemem lazım.

Kitaba gelirsek; Ali’nin feci sonunu bilen bir okur olarak bu kadar ailevi, bu kadar sıradan mektuplar bile bana hep hüzünlü geldi. Ben de bir eş, bir babayım. İster istemez empati kurdum. Fikirlerine katılıp katılmamak kişiye göre değişir ama Ali’nin gül bahçesi içinde bir hayatı olmadığını, maddi sıkıntılarla, mahkemelerle, hapislerle uğraştığını fakat bir yandan da takdir edilecek bir sevda ve sadakatle eşine tutkun bir eş; kızına meftun bir baba olduğunu görebiliyoruz.

Öyle bir devirmiş ki, Atsız’ı, Ali’yi, Nazım’ı, Said Nursi’yi, Necip Fazıl’ı… Farklı cenahlardan pek çok kişiyi mapus damlarına atabiliyormuş.

Şiddete bulaşmadan, kimseye zarar vermeden okuyan, yazan, düşünen, gazetecilik yapan herkese selam olsun. Maalesef bu ülkede makus talihi ve mahvedilen hayatı ile yeni Sabahattin Ali’ler var edilmeye devam ediliyor…
Sabahattin Ali'nin ölümü göz önüne alındığında bu kitabı okumak, bile bile lades; bir şeylerin yarım bırakıldığına emin olduğumuz bir hayatı okumaya gönüllü olmak. Zaten bu nedenle Necip G. Bey'in başlattığı “Farklı Türleri Keşfet” etkinliği için mektup türünde arama yaparken bu kitabı dahil etmek istememiştim. Fakat internette rastladığım bir “İlkay Akkaya - Gidemem” şarkısı ile videonun altına iliştirilmiş Sabahattin Ali ve eşinin kısa hikayesi her şeyi değiştirdi.

“Ne kadar olabilir ki?” diye başladığım ve “Ancak bu kadar olurmuş” diyerek bitirdiğim “Canım Aliye, Ruhum Filiz” kitabının incelemesini hakkını vererek yapabilir miyim emin değilim. Bir kusur olursa bütün özürler Sabahattin Ali’ye, Aliye'nin Ali’sine.

Sabahattin Ali'nin ailesine yazdığı mektupların derlendiği bu eserde Ali, hem eşi Aliye Hanıma hem de kızı Filiz'e o kadar güzel sıfatlar, hitaplar ve cümleler kullanmış ki; okurken insan kendini özenle yazılmış bir romanın içinde buluyor. Fakat romanlarda kitabın sonuna yaklaşıldıkça kavuşma anı hayal edilir, bu kitabın sonu ise kavuşmaya değil; ayrılığa kapı açıyor. İşte ben kitabı bu his üzerine okumaya başladım ve aynı his ile son mektuba gelmeye korktum.

Nişanlılık dönemine ait olan ilk mektuplarda hitap şeklinden cümlelere kadar Aliye Hanım ve Sabahattin Ali arasındaki duygu geçişi hissediliyor; heyecanları, itirafları, birbirlerine sığınmaları. Yazdıklarının satır aralarında Sabahattin Ali'nin ruhunu da görüyoruz.

“Çok Sevgili” Aliye’sine “Aliye, bana böyle şeyler yazma... Sonra ben sana deli gibi âşık olurum.” /s.17/ diye yakarırken aslından çoktan aşık olduğunu anlıyoruz. Birkaç mektup sonra ise “.. oldum işte… Sana bugün çılgın gibi âşığım.” /s.55/ itirafı tüm içtenliği ile karşımıza çıkıyor. Aslında göründüğü kadar neşeli olmadığını anlatırken, gerçek benliğini sadece Aliye'sine anlatacağının sözünü verirken buluyoruz onu. Mektupla beraber gönderdiği resmi yazarken beğenilmeme korkusunu hissediyor, bir yandan da kendi ailesini kurabilecek olmasının heyecanını okuyoruz.

Evlilik dönemine ait mektuplarında ise başına gelen olayları çekinmeden hayat arkadaşına anlatan bir eş ve kızına başarısını destekleyici nasihatlerde bulunan bir baba oluyor Sabahattin Ali. Ancak bu mektuplarda konular artık daha ciddi; evin giderleri, açılan mahkemeler, yazım hayatının zorluğu, engellemeler, Filiz'in okulu ve sorunları. Güzel cümlelerini sunduğu Aliye’sine artık problemlerini ve çözüm yollarını anlatıyor. Çıkmaza girdiğini hissettiği o mektuplarından birinde kaleminden çaresizce “Başka ne yazayım? Yazacak müspet bir şey olmadıktan sonra…” /s.149/ cümleleri dökülüyor.

Sabahattin Ali, bütün mektuplarının sonunda cümle içerisine gizlediği kavuşabilmek temennisi ile eşini ve kızını hasretle öpüyor. Bu yüzden elimden geldiğince geciktirdiğim o son mektubu okuyup da kitabın kapağını kapatınca “hasretle...” dedim, Sabahattin Ali ve ailesinin kelimesi ancak “hasretle...” olabilir. “Son kez hasretle öpebilmiş midir onları?” ya da “Filiz’inin elini tutabilmiş midir?” diye sorguladığım soruların cevabı “hasretle...” oluyor. “Hasretle kavuşamadılar”

“Nasıl yazsam” sorusu ile cebelleştiğim bu incelemeyi bitirirken okuyun ve okutunuz diyorum efendim. Ama lütfen bu eylemi ciddiye alarak yapınız. Çünkü mektup okumak, en az onu yazmak kadar ciddi ve sorumluluk isteyen bir işmiş.
Şubat 1935'den Mart 1948'e kadar Sabahattin Ali tarafından eşi Aliye ve kızı Filiz'e yazılan mektuplar. Böyle söylemesi nasıl da kolay oldu ama okurken çok duygulandım, çok üzüldüm, çok kızdım olanlara, herşeye rağmen umutsuzluğa kapılmamasına hayran kaldım, uzakta da olsa kızına ve eşine yakınlığına aşık oldum, hapisteyken bile onları düşünmesine kayıtsız kalamadım. Daha çok sayabilirim böyle gözlerimin dolduğu satırları. Eşi Aliye'den her gelişinde kitap istemesiyle, kızının hastalığı ile yakından ilgilenmesiyle, her şeye rağmen dergisini bastırmak isteğiyle, yazdığı öykülerini eşine gönderip yorum istemesiyle, eşine ve kızına kullandığı benzersiz sevgi sozcukleriyle, sürekli davalarla geçen hayatına rağmen dimdik durmasıyla fethetti yüreğimi Sabahattin Ali. Kitapta tanıdık bir sürü isimle karşılaşınca ne güzel bir insan olduğunu anladım tekrar. İyi ki geçmişsin edebiyatımızdan, ülkemizden, kitaplarımızdan, aklımızdan. İyi ki.
Kıskandım.
Evet kıskandım. Bir Aliye olamadığım için mi yoksa bir Sabahattin Ali sevgisine, hassasiyetine ,kalbine sahip olamadığım için mi bilmiyorum. Bazen beni geçmişte bir zaman bıraksalar ve hep orsa kalsam diye iç geçiriyorum. Mektuplarla bir sevginin ifade edilişi bu kadar hoş olabilirdi. Aliye'ye karşı duyduğu sevgi ve özlem o kadar hissedilesi ve derin . Sonrasında ise hep bir ayrılıkların baş göstermesi. Hapislikler mesafeler uzak kalışlar. Ama insanın gönlünde gurbet yoksa gerçeğe tesir etmiyor demek ki . Iyi ki bu dünyadan geçtin

Beni istediğim kadar sevmezsen ölürüm
Kitap içerik olarak Sabahattin Ali'nin eşi ile kızına yazdığı mektuplardan oluşmaktadır. Eşi ile nişanlılık dönemlerinden başlayan mektupları bulabilirsiniz. Daha sonra tabi ki yazarın ve ailesinin yaşadığı hayata dair bilgiler edinebileceğiniz fikir sahibi olabileceğiniz mektuplar yer alıyor. Çektikleri zorluklar, sıkıntılar hayatlarına ortak oluyorsunuz kısa bir süre...

Ah nasılda sevmiş karısını, nasıl da saygısını kaybetmeden sevgisini göstermiş. Şimdiki nesile ibretlik diye okutulacak mektuplardır aslında...
Başta güzel bir aşkla, mutlulukla, umutla başlayan mektuplar git gide yerini hasrete, geçim sıkıntısına bırakmış. Hapishanede gecen günler, ayrı kalınan zamanlar hep bir umut var. Bir yandan da ailesini zor durumda bırakmak istemeyen sevgisini kaybetmeyen bir Sabahattin Ali var karşımızda. Keşke kızının ve eşinin yazdıklarını da okuyabilseydik. Yan sayfalarda her mektubun aslının bulunması ise ayrı bir güzellik. Kitabın bitiminde kapağındaki resme odaklandım, ölümünü düşündüm. Gözlerim doldu. Kısacası çok sevdim, ara ara tekrar okuyup sevgiye, hüzne doyulacak bir kitap.
Mektup okumayı her daim seviyorum.İnsanın sevdiği insanla,eşiyle mektuplaşmasından daha ziyade bir şey olamaz. İçten sevgiler,iç ısıtan kelimeler mektuplarda ne güzel duruyor , sevdanın hoşluğu,hassaslığı ne güzel diye düşündürüyor.
Ve yine Sabahattin Ali, hayatıma yön veren bi isim olduğunu söylesem herhalde abartmış olmam. En sevdigim yazar olması da bellidir zaten bu anlattiklarimdan. Bütün kitaplarini severek okuyorum. Beni içine soktuğu buhranlı dünyanın etkisinden gunlerce çıkamıyorum. Çok etkileyici yazıyor. Tarihimizde bu kadar güzel bir insanın olması gerçekten gurur verici. Kitaba gelirsek de,Sabahattin Ali''nin eşine ve kızına yazdığı mektuplardan oluşuyor. Romanlarından farkli olarak özel.hayatını öğreniyoruz.
Bence bu çok önemli. Bu kadar güzel.bir insanın eşine ve kızına olan duygularını öğrenmek gerçekten önemli benim için.
Kitap kesinlikle cok güzel. Zaten okumaya başlar başlamaz birkac saat içinde bitirdim.
Okunması gereken bi kitaptır bana göre.
Son söz olarak da şunu söylemek isterim ki
Sabahattin Ali alışveriş için alınacaklar diye liste bile yazsa okurum. Çünkü ne yazarsa yazsın içinde elbet bi muhtesemlik barındırıyor
•Bir Sabahattin Ali naifliği ve güzellemesidir•

Sevengül Sönmez tarafından hazırlanan bu kitap bizlere Sabahattin Ali, Aliye (eşi) ve Filiz (ruhum diye hitap ettiği, kızı) arasında geçen mektupların bir sayfada osmanlıca bir sayfada latince halini sunmakta. Mektuplara aşırı düşkün biri olarak ben, mektuplardaki hislerin ifade ediş şekline, hitaplara duygu yoğunluğuna hayran kaldım.

Uzun zamandan beri okumak için hem sabırsızlandığım hem de kıyamadığım kitap bitti ama içimde yeni esintiler bırakarak... beni yine bahar gelmiş bir sahilde, çiçek açmış ağaç dallarının arasına gizleyerek... bu sebeptendir ki bu bitişi uzun soluklu bir başlangış kabul ediyorum.

Sabahattin Ali beni Kürk Mantolu Madonna'sıyla beş buçuk saat kendine esir bırakmıştı. Orada da Raif Bey'in kara kaplı defterini okumuştuk. Bir nevi insanın hayata karşı yazdığı mektuplar olarak değerlendirilebilir. Ah Sabahattin Ali, nereden bilebilirdin ki seninde yazdığın mektuplar bir kitap haline gelecek. Beyan ettiğin hislerin, mahrem saydığın kelimelerin ve güzel olan kalbin..
Canım diye bahsettiğin Aliye'n, Ruhunun temsili Filiz'in..

Bu kitabı okumakla Sabahattin Ali hakkında daha çok fikir sahibi olduğumu söyleyebilirim. Size de tavsiyem mektup yazmayı-okumayı seven biriyseniz bu kitaba mutlaka vakit ayırın.
Kitaplı günler hep bizimle olsun! :)
Sabahattin Ali'nin eşi Aliye ve kızı Filiz'e yazdığı mektuplardan oluşan bir kitap.Okurken sevgisine ve hislerine hayran kaldım.Daha önce romanlarını okumuş olsam da yazarın karakterini bu eserinde daha iyi anladım.Bu sebepten ötürü Canım Aliye,Ruhum Filiz'in yeri bende bambaşkadır.
“Etrafın seni sıktığı zaman kitap oku… Ben şimdiye kadar her şeyden çok kitaplarımı severdim. Bundan sonra her şeyden çok seni seveceğim ve kitapları beraber seveceğiz. İnsan muhitin bayağı, manasız, soğuk tesirlerinden kurtulmak istediği zaman yalnız okumak fayda verir. Bana en felaketli günlerimde kitaplarım arkadaş oldu fakat bu yetmiyor. Şiirlerimde de gördün ki, kitaplara rağmen çok ıstırap çektim çünkü candan bir insanım yoktu. Sen benim yarım kalan tarafımı ikmâl edeceksin.”
Mehtaplı gecelerde yalnız başıma gezmek kadar hoşuma giden şey yoktur. Yalnız bilmem dikkat ettin mi, mehtap insana daima bir arkadaş aratır.
Etrafın seni sıktığı zaman kitap oku... Ben şimdiye kadar her şeyden çok kitaplarımı severdim. Bundan sonra her şeyden çok seni seveceğim ve kitapları beraber seveceğiz. İnsan muhitin bayağı, manasız, soğuk tesirlerinden kurtulmak istediği zaman yalnız okumak fayda verir.
Sabahattin Ali
Sayfa 17 - Yapı Kredi Yayınları
"Gözlerimi kapadığım zaman senin hayalini görüyorum" diyorsun. Ah Aliye, ben gözlerim açıkken bile hep seni görüyorum.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Canım Aliye, Ruhum Filiz
Baskı tarihi:
Kasım 2013
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750826672
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Büyük sıkıntıların yaşandığı çalkantılı dönemlerde bile ailesinin sorumluluğunu taşıyan bir yazarın eş ve baba olarak portresini çizen bu mektuplar, Sabahattin Ali'yi yakından tanımamızı sağlıyor. 

"Bundan sonra hiç kimse sana benim kadar yakın olmayacak. Beraber Almanca öğreneceğiz, ben İngilizce öğrenmek istiyorum, beraber İngilizce dersi alacağız, ben kitaplar tercüme edeceğim, bunları beraber okuyacağız, neşeli ve kederli olacağız, ne olursa olsun, bütün bunlar hep beraber, hep ikimizin iştirakiyle olacak ve başka hiç kimse karışmayacak." 

Tarihsiz bir mektuptan...
"Sen nasılsın? Keyfin yolunda mı? Sevgilim, Filiz'im nasıl? Onun bir fotoğrafçıda, hiç olmazsa vesikalık bir resmini çıkartıp gönder. Kendinin de bir resmini yolla. İkinizi de fevkalade göreceğim geldi."
-24. VIII. 1944 tarihli mektuptan-
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 1.378 okur

  • Yağmur Parlar
  • Selcan
  • l
  • Gizem Öztürk
  • Kerem Bilaloglu
  • Beritan
  • MR. Gogna
  • Goncagül
  • Demet
  • Deniz Mergen

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.9
14-17 Yaş
%12.1
18-24 Yaş
%31.1
25-34 Yaş
%31.8
35-44 Yaş
%15
45-54 Yaş
%2.8
55-64 Yaş
%0.4
65+ Yaş
%1.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%82.5
Erkek
%17.2

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%43.2 (212)
9
%20.8 (102)
8
%21.6 (106)
7
%7.9 (39)
6
%3.3 (16)
5
%1.8 (9)
4
%0.8 (4)
3
%0.4 (2)
2
%0
1
%0.2 (1)

Kitabın sıralamaları