Canım Aliye, Ruhum Filiz

·
Okunma
·
Beğeni
·
37258
Gösterim
Adı:
Canım Aliye, Ruhum Filiz
Baskı tarihi:
Şubat 2019
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750826672
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Canım Aliye, Ruhum Filiz
Canım Aliye, Ruhum Filiz
Büyük sıkıntıların yaşandığı çalkantılı dönemlerde bile ailesinin sorumluluğunu taşıyan bir yazarın eş ve baba olarak portresini çizen bu mektuplar, Sabahattin Ali'yi yakından tanımamızı sağlıyor. 

"Bundan sonra hiç kimse sana benim kadar yakın olmayacak. Beraber Almanca öğreneceğiz, ben İngilizce öğrenmek istiyorum, beraber İngilizce dersi alacağız, ben kitaplar tercüme edeceğim, bunları beraber okuyacağız, neşeli ve kederli olacağız, ne olursa olsun, bütün bunlar hep beraber, hep ikimizin iştirakiyle olacak ve başka hiç kimse karışmayacak." 

Tarihsiz bir mektuptan...

"Sen nasılsın? Keyfin yolunda mı? Sevgilim, Filiz'im nasıl? Onun bir fotoğrafçıda, hiç olmazsa vesikalık bir resmini çıkartıp gönder. Kendinin de bir resmini yolla. İkinizi de fevkalade göreceğim geldi."
-24. VIII. 1944 tarihli mektuptan-
160 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Sevengül Sönmez'in Filiz Ali katkısı ile hazırladığı, Sabahattin Ali'nin yazdığı mektuplardan oluşan bir arşiv okudum..
Yazdıklarını okurken hem hüzünlendim hem de mektuplarındaki samimiyete hayran kaldım. Eşine ve kızına, ne şartlarda olursa olsun hiçbir şekilde umutsuzluk aşılamayıp onları hep daha iyisini düşünmeye teşvik etmiş Sabahattin Ali.

Aliye ile resmi başlayan yazışmalar, tarihler ilerledikçe aşk mektuplarına daha sonra da hasret ifadelerine dönüşmüş, kötü vaziyetlerde dahi ailesini ihmal etmemiş, her fırsatta onları düşündüğünü en güzel cümleleriyle eşine ve kızına yazmış Sabahattin Ali...

Mektuplarda en dikkat ettiğim şey, Sabahattin Ali'nin hitap şekilleri oldu. Aliye ve Filiz'e öyle içten sevgi sözcükleri kullanmış ki tebessüm etmemek elde değildi. Tanışmalarını, evliliklerini, kızlarının doğmasını, Sabahattin Ali'nin cezaevinde geçirdiği ayları, Markopaşa dergisinin aşamalarını, yazarın para sıkıntılarını, gelecekten umduğu güzel günlere inancını ve tarih ilerledikçe peşini bırakmayan özlemi okuyoruz mektuplarda. (Bence ülkede hiçbir şey değişmemiş dünden bugüne. Mektuplar da bunu kanıtlar nitelikte. Sadece görüşleri nedeniyle ceza alan birçok yazarın da Sabahattin Ali gibi hissettiğine eminim..)

Okuyup bitirince, yazarın yaşadığı son anı düşündüm, ölünce çantasından çıkan Balzac romanını, kırık gözlüğünü, Aliye'nin fotoğrafını, mektuplarını düşündüm.. Ve onu öldüren Ali Ertekin'in birkaç hafta sonra aftan yararlanıp salıverilmesini düşündüm..
Bir kez daha sevdim Sabahattin Ali'yi..
160 syf.
Bu tam olarak bir inceleme değildir

Genel açıklama

Aslında kendimi hiç bir zaman inceleme yazacak kadar donanımlı hissetmedim, muhtemelen bundan sonra yazacaklarım da tam olarak inceleme olmayacaktır, daha çok kitabın bende bıraktığı etki hakkında yazmakla başlayacağım.

İster kitaplar hakkındaki, isterse de genel duygu ve düşüncelerimi pek ifade edemem ancak şuanda yaşayan ve benimle benzer duyguları ve fikirleri taşıyan insanlarla etkileşimde olmanın yollarından biri anlatmaktan geçtiği için bir yerden anlatmaya başlamak kararını aldım(yani benim için anlatmak bir ihtiyaç değil iletişim aracıdır). Ve edebiyatı Sabahattin Ali ile sevdiğimden benim için özel bir yazar. Bu yüzden de ilk incelememin de Sabahattin Ali kitabı olmasını istedim.

Aslında bütün Sabahattin Ali kitaplarını almak ve öyle okumak gibi bir planım vardı ve pdf'ten okumaya kıyamıyordum, fakat hem maddi durumum hemde önceliğim açısından şuan için bu pek mümkün olmadığından şimdi okuma kararı aldım.

Kitap hakkında

Kitabın bir kısmını 2 sene filan önce okumuştum ve eğer pdf'ten değil kitaptan okumuş olsaydım çizilmedik yerini bırakmazdım diye hatırlıyorum. Fakat bu seferki okumamda aynı duyguyu tadamadım. Mektupları yazanın bir yazar olması, üstelik Sabahattin Ali olması bende mektuplarının genelinin naif, sevgi dolu ve kitap gibi mektuplar olacağı izlenimini yaratmıştı, fakat çoğunluğu neredeyse gündelik konuşmalar. Ancak eşine ve kızına her defasında hitap şekli gerçekten çok naif ve güzel.

Mektuplar içinde en çok ilgiyle okuduklarım ölümüyle alakalı olduğu için markopaşa'yı çıkarttıları dönemde yazılan mektuplardı.
160 syf.
Yazacaklarım yalnızca, ‘Canım Aliye, Ruhum Filiz’ kitabına dair olmayacak. Bu okuduğum onuncu Ali kitabı oldu. Ben Ali’yi okumaya geç başladım. Sebeplerini yazacağım. Kuyucaklı Yusuf ilk okuduğum kitabıydı ve 25 yaşımdaydım. Ondan sonra yine yıllar boyunca Ali okumadım. 2010’lu yıllarla birlikte tekrar okumaya başladım. İyi de yapmışım.

Peki neden Ali’ye karşı mesafeliydim? Bunun temel sebebi maalesef dünya görüşümdü. Çünkü ben daha lise yıllarımda iken Atsız’ın ‘Hesap Böyle Verilir/İçimizdeki Düşman/En Sinsi Tehlike’ kitabını okumuştum. Orada ‘İçimizdeki Düşman’ broşürü Sabahattin Ali’yi yerden yere vuran bir metindi. Sonrasında yine bazı siyasal İslamcı kitaplarda ‘Vatanı Terk Eden’ bir hain olarak anlatılan Ali’yi okudum. Ve böylece maalesef onu –ve daha nicelerini- yıllarca hiç okumadım.
Yeri gelmişken Atsız’ın da neredeyse bütün eserlerini okudum ve bazı fikirlerine katılmasam da Atsız’ı sever; saygı değer bulurum. Kaderin cilvesi; bugün yaşarlarken birbirlerinden nefret eden bu iki büyük kalemin kitapları benim kütüphanemde yan yana duruyorlar.

Ali’nin şairliği ve hatta romancılığından da iyi olan tarafı bence hikayeciliğidir. Bunu da söylemem lazım.

Kitaba gelirsek; Ali’nin feci sonunu bilen bir okur olarak bu kadar ailevi, bu kadar sıradan mektuplar bile bana hep hüzünlü geldi. Ben de bir eş, bir babayım. İster istemez empati kurdum. Fikirlerine katılıp katılmamak kişiye göre değişir ama Ali’nin gül bahçesi içinde bir hayatı olmadığını, maddi sıkıntılarla, mahkemelerle, hapislerle uğraştığını fakat bir yandan da takdir edilecek bir sevda ve sadakatle eşine tutkun bir eş; kızına meftun bir baba olduğunu görebiliyoruz.

Öyle bir devirmiş ki, Atsız’ı, Ali’yi, Nazım’ı, Said Nursi’yi, Necip Fazıl’ı… Farklı cenahlardan pek çok kişiyi mapus damlarına atabiliyormuş.

Şiddete bulaşmadan, kimseye zarar vermeden okuyan, yazan, düşünen, gazetecilik yapan herkese selam olsun. Maalesef bu ülkede makus talihi ve mahvedilen hayatı ile yeni Sabahattin Ali’ler var edilmeye devam ediliyor…
160 syf.
·2 günde·10/10
Ah Sabahattin Ali.. Benim Doğu incim. Benim üzümlü kekim.
Eğer Türk Edebiyatından bir yazarla karşılıklı sohbet etme şansım olsaydı hiç düşünmeden Sabahattin Ali ile sohbet etmek isterdim. Gerçi düşünsem yine Sabahattin Ali ile sohbet etmek isterdim.
21. YY. da yaşamanın ender güzelliklerinden birisi de Sabahattin Ali' yi rahatça araştırmak, okumak ve okutmak. Çünkü 1940'lı ve 1950'li yıllarda Sabahattin Ali' yi okumanın ağır cezası vardı. Hepimizin bildiği 'Hükümet Kadın' filminde Hate' nin eşi belediye reisi Aziz Bey' in görevden alınma sebebi Sabahattin Ali' nin 'Sırça Köşk' adlı eserini okumasıydı. Şimdi ise çok şükür her türlü imkan ve özgürlük varken okumaktan aciziz.
Bir yazarın hayatını, normal hayattaki üslubunu, duygusunu öğrenmenin en iyi yollarından birisi mektuplardan oluşan kitaplarını okumaktır. Daha önceden Franz Kafka ve Ahmed Arif' in sevdiğine gönderdiği mektuplardan oluşan kitapları okumuştum. Bu yazarların mektuplarında ki entelektüelliyetlik bu kitapta yok. Çünkü Sabahattin Ali' nin sevdiği Aliye Hanım, Zalim Leylâ gibi bir yazar değil. Yalnız Sabahattin Ali de ki içtenliği diğer ikisinde bulamadım. Kitabı okurken tüyleriniz diken diken oluyor. Sabahattin Ali, eşine ve kızına karşı yazdığı mektuplar o kadar naif ki, çoğu mektubunu defalarca kez okumak isteyeceksiniz. Eşine karşı aşkını, ailesine karşı sorumluluğunu ve çocuğuna karşı sevgisini net anlayacağınız bu kitapta, o dönemin zihniyetine ve saf, saygı dolu ilişkilere tanıklık edeceksiniz.
Sizlere tavsiyem Sabahattin Ali'nin 3 büyük romanını, birkaç öykü kitabını ve markopaşa yazılarını okuduktan sonra bu kitabı okumanız. Çünkü bazı şeyleri çok daha net anlayacak ve kavrayacaksınız.
Sabahattin Ali nin sanatına gelecek olursak, bu konu hakkında tek bir kelime kullanmayacağım. Çünkü ne benim kelime dağarcığım ne de dilimiz bunu anlatmaya yetmez.
Kitapla kalın, Sağlıcakla kalın. :)
160 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Canım Aliye, Ruhum Filiz...
Her okuyuşta yeniden seviyorum seni Sabahattin Ali... Bu ne güzel yazmaktır!
Bu ne güzel sevmektir!
Bu ne güzel sahiplenmektir!
Bu ne güzel kabulleniştir!

Aliye Ali'ye bu kadar güzel sözler sarf eden güzel adam... Seni okudukça sevmek istemiyorum kimseyi. Çünkü biliyorum. Bir daha senin gibi sevecek insanlar gelmeyecek bu fani dünyaya. Fakat elden ne gelir? Gönül bu... Birisine tutuldu mu bırakmak bilmiyor...
Senin gibi sevmek istiyorum. Ancak mesele ortada. Görüyorsun, senin gibi sevsekte seni sevdiği gibi sevmiyor kimse... Her mektubuna başlayınca güzel sözlerinle döndürdün başımı. Ben bu satırları okurken böyle güzel duygulara kapıldım. Ah! Canın Aliye'yi düşünemiyorum ki! Sonsuzluğa yelken açmış sevginizin meyvesi Ruhun Filiz'e ne de güzel mektuplar yazmışsın öyle...

Çoğu mektubu okurken tekrar başa döndüm. Çoğu mektubun tamamını alıntılamak istedim. Fakat onları yazarken kaybedeceğim zamanı yeni mektuplarda harcamayalım dedim. Diğer mektuplarına geçtikçe anladım : sevmek yan yana olup birbirine süslü kelimelerle aşkını anlatmaya çalışmak değil, uzakta dahi olsan ona yüreğinin derininden gelen sözcükleri aktararak olabilirdi. Öyle uzun uzun abartı sözcüklere çoğu zaman gerek duymazdım. Fakat ne yaparsın, sen işte! Öyle güzel anlatıyorsun ki insan hep uzun olsun, senin olsun o yazılanlar istiyor...

Her mektup yeni bir sevgi, her mektup yeni bir telaş, her mektup yeni bir özlem, her mektup yeni bir bekleyiş, her mektup yeni bir sen, her mektup yeni bir dert ve her mektup yeni bir birliktelikti...

"Ben resimdeki gibi güzel değilim" diyen Canın Aliye'ye ne de güzel demişsin öyle! "Sen benim için her halinle güzelsin. Seni her halinle seviyorum."

Diyorum ya! Böyle güzel seven kalmadı. Demişsin ya "Hep genç kalacağım." diye. Sen hep genç kalacaksın.

Sabahattin Ali'yi okumaya Değirmen ile başlamıştım. Fakat onu okuduğum sırada kendisini tam olarak çözemediğim için bende pekte büyük bir etkisi olmamıştı. Daha sonra okumam için ısrar eden insanları kıramayıp Kürk Mantolu Madonna yı okudum. Bu pek tabi benim için yeni bir kapı oldu. Sabahattin Ali hayranlığım böyle başladı. Bundan sonra yoluma İçimizdeki Şeytan, Kuyucaklı Yusuf ve Çakıcı'nın İlk Kurşunu ile devam ettim. Okumadığım zaman özlüyorum. Okuduğum zaman bitecek diye korkuyorum. Her okuyuşta yeniden "İyi ki!" diyorum, "İyi ki okumuşum be!".
Her yeni mektupta yeni şeyler olmasına rağmen Sabahattin Ali asla karşı tarafa umutsuzluk içeren şeyler yazmamış. Aksine her yazdığı o güzel söz insana daha bir umut oluyor. Kızına ve eşine yazdığı mektuplar beni ona yeniden hayran bıraktırdı. Canım Sabahattin Ali en sevdiğim hep sen olacaksın sanırım... Seni kitaplarınla tanımak fırsatı buldum bu güzel evet fakat bir de seninle yüzyüze konuşabilme fırsatım olsaydı...

Her neyse.
İyi ki okumuşum.
160 syf.
·10/10
Hayatında talihsizliktik peşini bırakmamasına rağmen eşine(Aliye) ve kızına (filiz) bağlılığını hiç yitirmemiş bir adam Sabahattin Ali. Hem çok iyi bir eş hem de çok iyi bir baba olduğunu kanıtlıyor bu kitap . Sabahattin Ali’nin sürgün yemiş gibi geçen hayatında , karısına ve kızına yazdığı mektuplar onun ne kadar sorumlu bir insan olduğunu gösteriyor bize .. Okumaya başladığınız da yağ gibi akan ama tüketmeye kıyamadığınız bir kitap ..
195 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Sabahattin Ali'nin bu kitabı eşinden ve kızından ayrı kaldığı bazı zamanlarda onlara yazdığı mektuplardan oluşuyor. Hep edebi kişiliği ile ön planda olan yazar, bu sefer bir eş ve baba olarak karşımıza çıkıyor. Aliye Hanımla nişanlılık zamanından ölene kadar yazdıkları o kadar samimi ki. İçinden ne geçiyorsa onu yazmış. Zorlama hiçbir şey yok. Romanları da çok güzel ve içtendi ama ister istemez biraz kurgu vardı. Hayal gücünün esiriydiler. Ama mektubunda ne yazsam diye düşünmemiş, hissettiği şeyleri yazmış. Ayrı kaldıkları zamanlarda eşine olan güvenini daha çok yansıtmış. Aliye Hanım yalnız kaldığı zamanlarda kendini savunmasız zannetmesin diye mektuplarının arkasını kesmemiş. Aralarında bulunan kilometrelerin ona olan sevdasını hiçbir zaman geçemeyeceğini hissettirmiş.
İlk mektuplarında Aliye Hanım'ın güzelliğinden, sevdasından ve evlilik planlarından bahsederken zamanla bu konular yerini geçim derdine, Filiz'in hastalıklarına ve derslerine bırakmış. Öyle ki hitap şekillerinden tutun (ilk mektuplarında biraz resmiyken ilerleyen zamanlarda sevgisini belirtecek şekilde değişmiş) yazı stiline kadar (kitabın sol tarafında Sabahattin Ali'nin kendi el yazısı bulunuyor) değişmiş. Dikkatimi çeken bir şey oldu, eşine Osmanlı Türkçesiyle yazarken kızına günümüz Türkçesiyle yazmış. Filiz, annesine gelen mektupları okuyamasın diye mi böyle yaptı acaba?

Her ne kadar unutulsalarda hala bir yerlerde yaşamını sürdürmeye çalışan eski dostlardır mektuplar. Derste konumuz gelince öğretmenlerin zorla yazdırdığı birkaç satırdan daha fazlasıdır onlar. Yolu gözlenendir, gelmesi gecikince telaşlanılandır, köşe bucak saklanandır bazen, gece yastığın altından çıkandır. Genç kızların umut dolu mektuplarına kitapların arasında kurutulmuş çiçekler eşlik eder bazen. (Belki Aliye Hanım da böyle yapmıştır.) İlk elden verilmeye çekinilir ikinci, gerekirse üçüncü elden verilir:)) Parfüm sıkılır güzel koksun diye, fazla gelirse mürekkep dağılır:)) Hatta ve hatta kenarları kibritle yakılır, heleki saman kağıtsa çok güzel durur. Az kağıt harcayarak nasıl çok şey anlatabilirim diye düşünerek sayfa düzenine de dikkat edilmez. Hitabın yanına küçük bir kuş çizilir, kenar süsü yapılır kedi merdiveni gibi. Böyle kazanılır gönüller. Sabahattin Ali de böyle kazanmıştır sanırım Aliye Hanım'ı . Yalayarak kapatılır zarf. O çirkin tadı herkes bilmez:) Akabinde postaneye gidilir ve pul alınır. (Üstünde fiyatları yazar:)) zarfın arkasında sağ üst köşede bütün ağırlığı ile boy gösterir. Çoğu kişi bunların koleksiyonunu yapar. Zarfın rengi de içeriği hakkında kopya verir bazen. İçinden çıkan siyah beyaz vesikalık ranzanın tavanındaki yerini alır. Kartpostal gönderilir uzak ülkelerden. Elli defa okunandır mektuplar hiç sıkılmadan.
Şimdi biz telefondan istediğimiz kadar görkemli mesajlar atalım, eski bir sandığın içinde saklanan bu mektupların yerini tutamaz.

Bu mektuplar kitap oluşturmak amacıyla yazılmamış. Başkalarıyla paylaşılamak için de yazılmamış. Sabahattin Ali'nin kendi kişisel mektupları. Öyle olunca bu mektuplara puan vermek ne haddime diye düşünerek vermedim.
160 syf.
·2 günde·10/10
Merhabalar :)
Bugün harika bir kitap daha bitirdim. Sabahattin Ali'nin 13 sene boyunca karısı ve kızına yazdığı mektupların derlemesinden oluşan harika bir kitap!
Okuması gerçekten çok keyifli ve rahat ayrıca Sabahattin Ali'nin hayatının son 13 yılına ortak oluyorsunuz. Benim en çok hoşuma giden yönü kitap yazmış olmak için değil de mektupların, gerçek duyguların, kağıda dökülmüş hallerinden derlenmiş olması oldu. Kitabı yaşadım diyebilirim. Kitabın sol tarafındaki sayfalarda mektupların orijinal halleri sağ tarafta da matbaa basımı bulunuyor. Sayfa sayısı sizi korkutmasın. Herkese keyifli okumalar. :)
195 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10
Kitabı okumadan önce yanınıza bir kalem almanızı öneririm çünkü altını çizmek isteyeceğiniz çok yer olacak...

Kitap Sabahattin Ali’nin eşi Aliye Ali’ye ve kızı Filiz Ali’ye yazdığı mektuplardan oluşuyor. Sabahattin Ali’nin Aliye’ye iltifatları o kadar ince, o kadar güzeldi ki bazı yerleri tekrar tekrar okudum. Sabahattin Ali çok sıkıntılı ve zor günlerden geçsede asla karısını ve kızını unutmuyor. Eline geçtiği ilk fırsatta güzel mektuplarını onlara gönderiyor.

Mektuptan oluşan kitaplar beni sıkar normalde fakat bu mektuplar okudukça benim içimi ısıttı. Eğer sizde normalde mektup okumayı sevmiyorsanız bile bu kitaba bir şans verin derim.
160 syf.
Lütfen dikkat!!.....
Şu zamanın Basit ve laubali Aşklarınıza dün biri ile bugün başkasıyla olanlara bu Kitap oldukça Hasret yüklü mektuplarla dolu olduğu için ağır gelebilir....
Her ne şartlar altında olsun sevdiğini beklemek ve sevilenin de sevdiğini beklediğini hissetmek adına ilaç gibi bir kitap. Okurken Sabahattin Ali'nin naif düşüncelerine günümüz ile kıyaslarsak " yok daha neler " gibi içten hayranlık uyandıran tepkiler vereceğinizi garanti eder keyifli okumalar dilerim...
160 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
"Sen herhangi bir şeye üzülürsen seni kollarımın arasında avutacağım. Eğer gözlerinden bir damla yaş gelirse onu, güzel gözlerini sıcak dudaklarından öperek kurutacağım." diyor Sevgilim, canım, arkadaşım Sabahattin Ali. ♡
Canım Aliye Ruhum Filiz Sabahattin Ali' nin güzel ve etkileyici mektuplarından meydana gelmiştir. Sabahattin Ali zor geçirdiği günlerinde sevgili eşine ve biricik kızına yazdığı mektupların toplanmış halidir. Bir kez daha anlıyoruz ki Sabahattin Ali ailesine, milletine, vatanına çok güzel sahip çıkan bir candır. Çünkü kendisi çok zor günlerinde kızını, eşini, akrabalarını önemseyen ve asla onların kendisi için üzülmelerine müsaade etmemiştir. Kitapta özlem, aşk, mutluluk, hasret, kahramanlık gibi müthiş duygular geçiyor ve her mektubun sonu mükemmel bir son ile bitirmesi kitabı daha da özel kılıyor...♡
“Etrafın seni sıktığı zaman kitap oku… Ben şimdiye kadar her şeyden çok kitaplarımı severdim. Bundan sonra her şeyden çok seni seveceğim ve kitapları beraber seveceğiz. İnsan muhitin bayağı, manasız, soğuk tesirlerinden kurtulmak istediği zaman yalnız okumak fayda verir. Bana en felaketli günlerimde kitaplarım arkadaş oldu fakat bu yetmiyor. Şiirlerimde de gördün ki, kitaplara rağmen çok ıstırap çektim çünkü candan bir insanım yoktu. Sen benim yarım kalan tarafımı ikmâl edeceksin.”
Benim ay ışığını ne kadar sevdiğimi bilemezsin. Mehtaplı gecelerde yalnız başıma gezmek kadar hoşuma şey yoktur. Yalnız, bilmem dikkat ettin mi, mehtap insana daima bir arkadaş aratır.
-Aliye'm
'Markopaşa' bir gün içinde satıldı. Herkes tarafından aranıyor fakat mevcudu kalmadı. İkinci nüshayı daha fazla basmayı düşünüyoruz. Ankara'da satılıyor mu? Herkes ne diyor?
Ben Aralık ayının ortalarına doğru Ankara'ya döneceğim. Şimdilik işleri tek başına Aziz Nesin'in üzerine bırakmama imkan yok. Henüz siyasi bakımdan da mizah seviyesi bakımından da kontrole muhtaç. Hiç olmazsa dört nüshayı ben çıkaracağım.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Canım Aliye, Ruhum Filiz
Baskı tarihi:
Şubat 2019
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750826672
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Canım Aliye, Ruhum Filiz
Canım Aliye, Ruhum Filiz
Büyük sıkıntıların yaşandığı çalkantılı dönemlerde bile ailesinin sorumluluğunu taşıyan bir yazarın eş ve baba olarak portresini çizen bu mektuplar, Sabahattin Ali'yi yakından tanımamızı sağlıyor. 

"Bundan sonra hiç kimse sana benim kadar yakın olmayacak. Beraber Almanca öğreneceğiz, ben İngilizce öğrenmek istiyorum, beraber İngilizce dersi alacağız, ben kitaplar tercüme edeceğim, bunları beraber okuyacağız, neşeli ve kederli olacağız, ne olursa olsun, bütün bunlar hep beraber, hep ikimizin iştirakiyle olacak ve başka hiç kimse karışmayacak." 

Tarihsiz bir mektuptan...

"Sen nasılsın? Keyfin yolunda mı? Sevgilim, Filiz'im nasıl? Onun bir fotoğrafçıda, hiç olmazsa vesikalık bir resmini çıkartıp gönder. Kendinin de bir resmini yolla. İkinizi de fevkalade göreceğim geldi."
-24. VIII. 1944 tarihli mektuptan-

Kitabı okuyanlar 6.800 okur

  • Mel
  • A Ö
  • beyza
  • Pembe Filin Güncesi
  • Havva Öztin Akarsu
  • H.
  • Şeyda yılmaz
  • Sebnem Sevindi
  • Merve Dündar
  • Eda Çakır

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.9
14-17 Yaş
%12.1
18-24 Yaş
%31.1
25-34 Yaş
%31.8
35-44 Yaş
%15
45-54 Yaş
%2.8
55-64 Yaş
%0.4
65+ Yaş
%1.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%82.5
Erkek
%17.2

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%28.2 (585)
9
%13.5 (279)
8
%13.3 (275)
7
%5.7 (118)
6
%2.2 (46)
5
%1.1 (22)
4
%0.4 (8)
3
%0.2 (5)
2
%0
1
%0.2 (5)

Kitabın sıralamaları