Kraliçenin PireleriTarık Tufan

·
Okunma
·
Beğeni
·
4.447
Gösterim
Adı:
Kraliçenin Pireleri
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
187
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759960858
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Profil Yayıncılık
Gözlerin alabildiğine uzakları görebilmeli baktığında. Şehrin her bir köşesini ve her köşesinde başka bir hayata dönüşen gölgeleri fark edebilmeli. Sahici olan ne varsa ve içinde yaşamak adına bir giz taşıyan ne varsa fark edebilmelisin. Böylece zaman senin kollarında uzamalı. Bazen akrebi sımsıkı avuçlarında tutmalısın. Kimi zaman da bir yelkovanın sırtında savaşmalısın ara sokakların içinde. 

Gözlerin alabildiğine uzakları görebilmeli her baktığında. Gizli akıtılan gözyaşlarının, yarım kalmış hesabı hırslandırmalı yüreğini. Soğuk bir odada, eskimiş bir yatağa uzanmış ve kısık yanan bir lambaya saatler boyunca bakan bir adamın incinmişliğine dikkat kesilmelisin. Onurlu bir adamın incinmişliğiyle puslanmış sokaklarda yürüyüp ihanetin ayak izlerinde okumalısın hayatın kaypak yüzünü.

Çekip giden bir kadının geride bıraktığı son hicaz hüzünleri özenle toplamalısın odanın içinde. Bir kristal bardağı tutuyormuşçasına özenle toplamalı ve mümkün olduğunca gözlerden uzak tutmalısın.

Hırçın bir kuzey rüzgarı gibi esmeli bakışların kentin sokaklarında. 
(Tanıtım Yazısından)
BU İNCELEME PEK ÇOK KİŞİ İÇİN BİR ŞEYLER İFADE ETSE DE EN ÇOK MERAKLISI İÇİNDİR, OKUYAN İÇİN DE MERAKA SEBEP OLABİLİR !

TARIK TUFAN, TARIK AĞABEY

Kraliçenin Pireleri. Tarık abiyle tanışma kitabım, hem okur olarak hem de bizzat yazarla tanışma hikayemi paylaşmak istiyorum. Tarık Tufan’ı ilk olarak “Meksika Sınırı” isimli tv programında gördüm ve bir daha peşini bırakmadım. 2007 yılının eylül ayıydı sanırım, İsmail Kılıçarslan ve Selahattin Yusuf ile birlikte yaptıkları bu programa tesadüfen rastladığımda, henüz ilk bölümlerden biriydi. 2 sene sürdü bu program, en çok kitapların konuşulduğu, müziğe , sinemaya, sanata ve hayata dair pek çok meseleye yer verilen , adeta çölde bir vahaydı. 1 sene kadar her hafta Cuma akşamları keyifle , öğrenerek, doyamayarak izledim. 1 yılın sonunda 2008 yılının eylül ayında artık tanışayım şu adamla dedim:) Yazar tarafını biraz ihmalden biraz fark etmeden ıskalamıştım. Hem bir kitabını alayım okuyayım hem de bu vesileyle kendisiyle de tanışayım dedim. Böylece bir ramazan günüydü , yola düştüm. Kitapçılara baktım ve sadece bu kitabını bulabildim. Kraliçenin Pireleri.

Tanıştıktan kısa bir süre sonra not aldığım hikayeyi de aktarayım, yaklaşık 10 yıl önce yani. O ramazan 30 gün boyunca iftar programı yapıyordu son olarak, sonraki senelerde devamı gelmedi. Şöyle,

EYLÜL 2008, BİR RAMAZAN GÜNÜ

İftar çadırı, İstanbul-Mecidiyeköy, şehir ve iftar programı. 2 saat önceden kuyruğa girip beklemeye başladım. Biraz halkımızla muhabbet, biraz kraliçenin pirelerini okuyarak geçen zaman. Nihayet ezana 5 dakika kala içeri girebildim. Yemeğimi aldım, ezan okunmasıyla birlikte program bitip iftara geçiliyor. Hem yiyorum hem de Tarık abiyi göz hapsinde tutuyorum. Yirmi metre kadar ilerde konuklarıyla oturuyor. Birden masadan kalktığını görüyorum, benim yemeğim bitmedi henüz ama orucu açtım bu kadarla da idare edebilirim. Kalkıp gidiyorum yanına doğru , bu sırada arka tarafta kulis gibi bir yere giriyor. Peşinden dalıyorum içeri. 10 metrekare kadar bir yer, bir koltuk ve neon lambalı bir ayna olan küçük bir yer. Lafa giriyorum.

“merhaba”
“merhaba”
“ben size kitap imzalatmaya geldim”
“ne kitabı?”
“sizin kitabınız”
“ha evet tamam otur şöyle”
“kalemin var mı?”
“var abi”
“ver bakalım”
“abi diğer kitaplarınızı bulamadım”
“nereye baktın?”
“d&r falan”
“oralarda olmayabilir, istersen fuar var yakında ordan bakarsın”
“sağol abi biliyorum fuarı evet gitmek istiyorum”

Biraz sonra güvenlik görevilisi gibi bir adam içeri giriyor.

“Tarık abi bir de fotoğraf çektirsek”
“olur tabi”

İçeri giren adama telefonu veriyorum, abi çeker misin?” (daha selfie çılgınlığından eser yok o vakitler)

Biraz daha sohbet ettikten sonra çıkışa doğru ilerliyoruz.

“Osman nasıl gideceksin eve, nerde ev?”
“Bahçelievlerde abi, metrobüsle.”
“bizim ekipten bir araba o tarafa geçiyor bıraksınlar seni”
“abi hiç gerek yok sağol”
“olmaz bırakırlar seni”
“peki”

Arabayı kullanan adama sesleniyor,

“abi kardeşimizi de uygun bir yerde bırakın eve yakın.”
“olur Tarık”
“Osman görüşürüz kardeşim”
“abi çok sağol eyvallah”

Bazı adamları abi,arkadaş,dost olarak yakın bulur ve seversiniz. Yazar olması da şart değil tabi ki.Birkaç kere daha yüz yüze geldik sonra, mail ve telefonla da günümüze kadar devam eden bir muhabbet. Sonra o güne kadar yayınlanmış diğer 3 kitabını da alıp okudum kısa süre içinde. Daha sonra 3 kitap daha yazdı. Kekeme Çocuklar Korosu kitabıyla ilgili bir inceleme yazmıştım burada.

Gelelim bu kitaba, Kraliçenin Pireleri(2002)

Bir deneme kitabı. Bir hüzün kitabı bu. Kısa yazılardan oluşan.

İlk yazının başlığı, “Tüketilmiş yaşamlar ya da yeniden”,

“Bir sabah uyandığınızda Gregor Samsa’dan daha talihli olmayabilirsiniz.”
"Bir sabah uyandığınızda Tanrısını yitirmiş bir kentte yayılan şeytan uğultuları, kulaklarınızı patlatırcasına dolar şirket odalarınıza. Son ayet, hesap tablolarının ve istatistiklerin arasında kaybolmuştur. Söylenecek son duaların unutkanlığı yakar vücudunuzu.Terleten bir titreyişi engelleyemez fiyakalı takım elbiseleriniz. Emeğini çaldığınız bir genç kızın sefer tası ateşiniz olur.”
“Şimdi her şey yeniden başlayacak baylar!Yarın sabah olduğunda hayat adına dirençli bir sözcük söyleyeceğiz. Yeniden!Yeniden!Yeniden! Ve Allah yeniden başlayanların yardımcısıdır!”

Kitaba ismini veren deneme yazısı, kısaca filozof Descartes ile ilgili, kısaca filozofun kraliçe karşısındaki (ya da "kadın" diyelim) çaresizliğini anlatıyor.

Neler neler anlatıyor daha. Eski İstanbulu,çocukluk izlerini, kenarda köşede kalmış adamları,ötekileştirilenleri,aşkı, hayatı, ölümü, daha pek çok şeyi anlatıyor.

” Aşksız Kadınlar Coğrafyası”diye bir yazı mesela. Bunu çok iyi de seslendirmişler, dinleyebilirsiniz.

https://www.youtube.com/watch?v=tv6dTktpXYw

“Üç numaralı saçlar” diye bir yazı mesela. Üç numaralı saçlara mahkum çocukların öfkesi.

“Bir yalana sığınmak” yazısı sonra mesela, daha pek çok yazı var ama bu yazıdan alıntıyla noktalayalım.

“İyi giyimli,hırslı olduğu her halinden belli adamların, elini sıkarken yüzüne bile bakmadığı halde, seni önemsediğini söylediğinde inanmaktan başka çaren olmadığını hissedip, her sözünün ardından onayladığını belli eden kafa sallamalarına devam etmen gerekir.”
“Sonradan görme bir grup mübarek! Ağaların holdinglerinde, taşralı bir kompleksin kıllı avuçlarında acı çeken gençlerin yapabileceği tek şey gösterişli bir yalanın gözlerinin içine bakıp dalmak öylece”
“Kimileri asla yaşanılabilir olmayan bir hayatı, tanrı gibi konuşarak insanların kutsalı haline dönüştürürken, kimileri de kendi orospu uzlaşmalarını hayatın zorunlulukları arasında sayıyor.”
“Deli gibi sevdiğin bir kıza, hayat boyu onunla birlikte yaşama isteğini makul gösterebilecek bir sürü fıkhi,siyasi,sosyal gerekçeler arama toplantısı düzenlerken, vücudunun her bir parçasını paramparça edebilecek bir bağırışla ‘seni seviyorum,hepsi bu!’ diyememenin acısını yaşarsın. Bir yalanın ortasında topluca bekleşip duran bir sürü insan,aşkı bile sosyal gerçekliklerle tanımlamaya uğraşırken sen bir bakışta aşık olmanın toplumsal realitesini arama aptallığına düşersin”
Tarık Tufan'dan bir Çağan Irmak filmi tadında kitap daha. Ama burda Çağan Irmak filmi izlerken ki gibi hüngür hüngür ağlamıyorsun, göz yaşlarını içine akıtıyorsun. Gerçi bu daha kötü ya. Şebo'nun bir lafı var o geldi aklıma, "senin gördüğün yanağımdan süzülenler, asıl içimde gizli bir deniz var." Tarık Tufan'ın kitaplarındaki drama alıştık, ama nasıl dram yapay, arabeks bir dram değil. Hani hayatın acı gerçekleri vardır ya, görmezden geliriz, bilipte bilmezden geliriz, herkes bilir ama kimse konuşmaz, böyle film gibi izleriz. İşte o acılar. Mesela bir tane Hollywood yapımı, propaganda kokan, fon müziği eşliğinde acıklı bir sahne çıktığında herkes oturup ağlarken, ülkemizde, suriyede, Kudüste her gün ölen onlarca kişiye karşı hiçbir tepki (duygusal dahi olsa) göstermiyoruz. Neyse çok saptık, kitaba geçelim. Bu bir deneme kitabı otuz kadar yazıdan oluşuyor. Ben beş on tanesini falan not aldım, çünkü defalarca okunacak yazılar var. Bahsettiğim gibi kitabın ana çerçevesi hayat, hayatın içindeki acılar.
Şimdi senden sorarlar, 3 saatlik kitabı 3 günde mi okur insan diye? Kimse demese de şu hani haftada şu kadar kitap bitecek diye kıstas koyup aşağısı yetersizlikmiş gibi orada burada kendini belli edenlerin dedikleri işlemiştir benliğine, o söyler.

Bu atarlı gibi duran girişten sonra belirtmek gerekir ki Tarık Tufan öyle hap diye yutulacak cinsten bir yazar değilmiş, ilk okuduğum kitabından bunu anladım. Demli çay gibi yudum yudum okumak gerekiyor. Betimlemeler aşırı derecede sağlam, ilk defa edebiyatımın neredeyse somut bir biçimde geliştiğini görüyorum. Lakin şimdiden iki şey için uyarmam gerekir:

1) Küfür oranı çok olmasa da manidar derecede yüksek.
2) İzlemediğiniz filmlerin keyif kaçıran/spoiler'larına maruz kalabilirsiniz.

Keyifli okumalar :)
" Kraliçe'nin Pireleri, Tarık Tufan'ın hayata bakarken dikkat kesildiği olayları ve duyguları anlatan denemelerden oluşuyor. Her denemede kendini gösteren samimiyet, yalın anlatım ve incelikli bakış okuru bir çırpıda içine çekiyor. Herkesin görüp geçtiği ve sıradanlaşmış durumlar, Tarık Tufan'ın anlatımıyla insanın kalbini sarsan sorgulamalara dönüşüyor. Karanlık mahalleler, giden kadınlar, kırılgan yüzler, kayıplar, eski şarkılar ve her şeye yeniden başlayabilme cesareti...
Tarık Tufan yaralarımıza dokunmaya devam ediyor." ( Arka Kapaktan)

Kısa denemelerden oluşan bu güzel eseri, bölüm bölüm olarak, büyük bir beğeniyle okudum. Çoğu bölüm öylesine yoğun ki birini bitirip özümsemek ve hissettirdikleri üzerinde düşünmek için ara vermek gerekir diye düşünüyorum. Yazarın şu ana kadar okuduğum kitapları arasında en etkilendiğim kitabı oldu diyebilirim. O kadar çok altı çizilecek bölüm var ki... Ben de elimden geldiğince alıntı paylaşarak katkıda bulunmaya çalıştım.
Eğer henüz yazarın eserleri ile tanışmayan okurlar bulunuyorsa bence daha fazla vakit kaybetmesinler. Herkese keyifli okumalar...
altını çizmekten yorulup bölüm başlarına yıldız eklediğim, onda da her bölümde yıldız olduğunu farkettiğim muhteşem denemelerle dolu olan kitap. "elbet bir gün..."
Kraliçemin Pireleri de kısa kısa denemelerden oluşan, her oturuşta birkaç bölüm okuyup ; bazılarını çok sevdiğim bir kitap oldu. Yine bolca altı çizilesi cümlelerle doluydu. Arada sırada elime alıp rastgele bir sayfasını açıp okuyunca beni mutlu edecek kitaplardan. Konular hep mutluluk verici olmasa da , joker kitap etkisi çok güzel.
Kitap bir çırpıda bitirilebilecek denemelerden oluşuyor...
İsmi biraz farklı gelebilir ama okumaya başlayıp sayfaları çevirdikçe içine daha çok çekebiliyor...Bazen bir yazıda ya da cümlede kendinizi bulabiliyorsunuz...
Özellikle "üç numaralı saçlar" yazısında 25 yaş üstü birçok arkadaş kendini bulabilir...
İlk olarak ismiyle dikkatimi çeken bir kitap tabi Tarık Tufan' a karşı hayranlığım da yadırganamaz bunun yanında. Yeni heycanlar yeni kitaplar hiç eksik olmasın hayatınızda
Âh Tarık Tufan... Her kitabında olduğu gibi bu kitabında da hüzün var. Ne zaman Tarık Tufan'ın kitabını okusam gökyüzünden yağmur yağarcasına gibi bir hüzün yağıyor üzerime. Her sayfalarında, her satırlarında, her bir kelimesinde ayrı ayrı hüzün, kırılmışlık, bir nârinlik var.. Fakat bu hüznün arkasında ince bir umut var, ruhu şefkâtle saran bir umut.. Sanki farklı bir dünyaya yolculuk yapıyormuşcasına insanın kalbini etkileyen bir kitap ve tek kelime ile mükemmel anlatım, mükemmel bir yazış tarzı. Kesinlikle okumanızı tavsiye ediyorum, ama böyle sıradan bir okuma değil. Hissederek, ruhunuzu kitabın her sahifelerine hapsederek okuyunuz...
Tarık Tufan'ın bu kitabıyla birlikte son çıkan kitabı hariç hepsini okudum. Yalnız elimde okumuş olduğum üç kitabı mevcut değil. Etkinlik kapsamında okuduğum icin, okuyunca geri yollamıştım. Ve tabii ki hemen bende olmayanları almak için babil sepetime ekledim. Yalnızlık-Kadın-Ölüm bu üç mefhuma dair duygu ve düşünceleriniz varsa veya bu üç mefhumdan birine dair ilginiz varsa, bu yazarın kitapları sizi etkisi altına alacaktır. Zira gercekten muhteşem bir şekilde işliyor bunları... Hangi kitabını okuduysam, kitaplarda altını çizmedigim nadir yerler olmuştur... Elimde son olarak son kitabi "Beni Onlara Verme" kaldı. Bazı yazarların tüm kitaplarını okursam hep bir tane kitabını bırakıyorum. Çünkü bitsin istemiyorum. Özlediğim zaman elimin altında okumadığım başka bir eseri olsun istiyorum. O yüzden son kitabını hemen okumayacagım Insallah daha çok yazar ve hep yazar... Çok güzel bir kitaptı. Ozellikle son sayfalardaki iki hikâye çok etkileyiciydi. Herkese tavsiye ederim bu kitabı ve tüm kitaplarını _
Kraliçenin Pireleri
Hikaye tarzında ancak hikâye değil. Denemelerden oluşan bir kitap. Okurken hayatınıza dokunduğunu hemen anlayacaksınız.
Hayatın hep görmeyi reddettiğimiz, istemediğimiz, gözlerimizi sıkıca kapattığımız yönlerini bazen bir şiirle bazen de bir film sahnesiyle bağdaştırarak gözönüne seriyor. Yazarın dili o kadar akıcı ki kitabı bitirince şöyle bir kaliyorsunuz. "Ne zaman bitti bu kitap " diyorsunuz.
Okuyun derim.
Tarık Tufan' ın Üslubu tarzı anlatımı ve konuya hakimiyetine sizi dahil etmesi mükemmel...
Mahallenin çocuğu dediğimiz ender insanlardan birisidir...
ağzına sağlık Tarık Tufan
Kalbimden neler geçtiğini, kafamda biriktirdiklerimi, tasarladığım her şeyi bildiğini düşünüyorum. En azından tüm bunları hissettiğini. Belki de böyle bir beklenti benimkisi. Çünkü bunları sana asla söylemeyeceğim. Asla söyleyemeyeceğim. Oysa o kadar dilimin ucundalar ki. Rüzgar esse düşecekmiş gibi, gözlerime baksan, giderken başını bir kez geriye çevirsen, ağzımdan dökülüverecek kadar dilimin ucunda. Uzunca susuşlarım, ağzımı bile açmadan öylece kalakalıp, bakışlarımı kaçırışım hep bundan.
Yağmurlu bir havanın ardından birdenbire önümüze çıkan bir gökkuşağına yetişebilmek gibi beyhude bir telaşa döndü hayat.
Seninle hiç bir zaman aynı sofraya oturmadığı halde seni anladığını söylemesi ne kadar yalansa da sahte bir mutluluk ifadesiyle yine de yüzüne bakmak gibi bir zorunluluk taşırsın.
Bir yanımız hep eksik ve bir türlü tamamlayamıyoruz.
Tarık Tufan
Sayfa 101 - Profil Yayıncılık, 11. Baskı
Zaman diyorum, biraz daha zaman. Dilimin ucundaki kelimeler bu kış donmazsa bir dahaki yıl uçmayı öğrenecekler.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kraliçenin Pireleri
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
187
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759960858
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Profil Yayıncılık
Gözlerin alabildiğine uzakları görebilmeli baktığında. Şehrin her bir köşesini ve her köşesinde başka bir hayata dönüşen gölgeleri fark edebilmeli. Sahici olan ne varsa ve içinde yaşamak adına bir giz taşıyan ne varsa fark edebilmelisin. Böylece zaman senin kollarında uzamalı. Bazen akrebi sımsıkı avuçlarında tutmalısın. Kimi zaman da bir yelkovanın sırtında savaşmalısın ara sokakların içinde. 

Gözlerin alabildiğine uzakları görebilmeli her baktığında. Gizli akıtılan gözyaşlarının, yarım kalmış hesabı hırslandırmalı yüreğini. Soğuk bir odada, eskimiş bir yatağa uzanmış ve kısık yanan bir lambaya saatler boyunca bakan bir adamın incinmişliğine dikkat kesilmelisin. Onurlu bir adamın incinmişliğiyle puslanmış sokaklarda yürüyüp ihanetin ayak izlerinde okumalısın hayatın kaypak yüzünü.

Çekip giden bir kadının geride bıraktığı son hicaz hüzünleri özenle toplamalısın odanın içinde. Bir kristal bardağı tutuyormuşçasına özenle toplamalı ve mümkün olduğunca gözlerden uzak tutmalısın.

Hırçın bir kuzey rüzgarı gibi esmeli bakışların kentin sokaklarında. 
(Tanıtım Yazısından)

Kitabı okuyanlar 560 okur

  • Yasemin Yıldızkaya
  • hüzünkovankuşu
  • l
  • Özleم
  • Sümeyye Nur
  • Kübra
  • Sibel
  • Uyku Çuvalı
  • Ayşegül Gül
  • Aycan Guler

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.8
14-17 Yaş
%5.2
18-24 Yaş
%27.2
25-34 Yaş
%41
35-44 Yaş
%12.1
45-54 Yaş
%4
55-64 Yaş
%2.9
65+ Yaş
%1.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%70.9
Erkek
%29.1

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%37.1 (63)
9
%18.2 (31)
8
%20.6 (35)
7
%10.6 (18)
6
%5.3 (9)
5
%5.3 (9)
4
%1.8 (3)
3
%0.6 (1)
2
%0.6 (1)
1
%0

Kitabın sıralamaları