Düşerken

·
Okunma
·
Beğeni
·
21386
Gösterim
Adı:
Düşerken
Baskı tarihi:
5 Kasım 2018
Sayfa sayısı:
299
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786057525161
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Profil Kitap Yayınları
“Bir sabah kimselere bir şey söylemeden, göç vaktini kaçırmış, suskun, yorgun ve kederli bir kırlangıç gibi alıp başını uzaklaştı. Biraz daha bekleseydi kanatlarında o dermanı bulamayacaktı. Umut niyetine sırtında taşıdığı bir çift kanat, zaman geçtikçe zayıflayacak, gitgide çürüyecek ve ruhunu zehirleyen bir belaya dönüşecekti.”

Düşerken, başka dünyalardan bir kadınla bir erkeğin zamansız karşılaşmasını ve giderek karmaşıklaşan yol hikâyesini anlatıyor.

“Nereye?” diye düşünmeden gitmek isteyenlerin varabilecekleri tek yer geçmişleridir.

Tarık Tufan’ın çok katmanlı kurgusu ve ustalıklı anlatımıyla gün yüzüne çıkan Düşerken, uyumsuzluğun, arayışın, kapanmamış yaraların ve bir dizi keskin hesaplaşmanın romanı…
299 syf.
·6 günde·8/10
Tarık Tufan uzun zamandır takip ettiğim birisi. Öyle ki, ta Meksika Sınırı programına dayanır tanışıklığımız. Konuşurken birden ilginç bir fikir sunar size, aklına gelen zor meseleyi, kendi tespitini toparlamaya çalışırken yere bakarak, tane tane sözcükleri bulup çıkarırken aralara bir ‘eee’ katarak anlatır, sonrasında ilginizi çekecek olan o şeyi. Anlattığı şeyler farklı bir bakış açısı sunduğu için de dinlemek istersiniz. Ben, kendisini kafası karışık bir adam olarak görürüm tıpkı modern zaman insanı gibi. Bundan dolayı da yakın ve samimi gelir. Kanımca, bu kafa karışıklığında Felsefe mezunu olup üzerine Sosyoloji yüksek lisansı yapmış olmasının da payı vardır elbet.

Kitaplarını ve filmlerini de bu anlatımı nedeniyle takip etmişimdir. Ama şimdiye kadar okuduğum dört kitabı da tatmin etmemişti beni. Ondan beklediğim kadar iyi değildi hiçbiri. Kitaplarının bendeki karşılığı hep ‘eksik’ oldu şimdiye kadar. Eserlerin iyi kısımları olsa da bu bütüne yansımıyordu. Ama ben yine de beklentimi bir gün karşılayacağına inandığım için çıkar çıkmaz bu kitabını da aldım. Bazılarının sizde iyi kredisi vardır ya, güvenirsiniz bir gün o bütünlüğün sağlanacağına, işte o hesap benimki de. Ama bu sefer değdi işte, güven boşa çıkmadı, bu sevindirici.

Gerek romanlarından gerekse de filmlerinden bilen bilir ki; Tufan, zor eşleşmeleri, ‘uzak ihtimal’leri sever. Kurguda farklı dünyadan insanları bir araya getirmeyi dener, o mücadeleyi gösterir size. Düşerken’de de bu var. Farklı yaşayışların bir araya geldiği yüzleşmelerin hikâyesi anlatılıyor. Bu hikâyede, derinliği olan karakterler iyi bir kurguyla birleştirilerek anlatılmış. Akıcı ve sade bir dil kullanımı ve bölüm arası geçişlerin çok iyi ayarlanmış olmasından dolayı yazarın sürükleyici bir roman konusunda dersine iyi çalışmış olduğunu düşündüm roman boyu. Öyle ki ‘şu bölüm bitsin bir ara vereyim’ dediğinizde bölüm sonunda öyle bir cümle geliyor ki, kendinizi sonraki bölüme başlamış buluyorsunuz. Anlatım tekniğinde de çeşitlilik var. Bazı bölümler birinci tekil şahıs anlatımıyla bazı bölümlerse üçüncü tekil şahıs anlatımıyla yapılmış. Yani hikâyeyi, bazı bölümler İshak’tan bazı bölümler Jülide’den bazı bölümler de genel anlatıcıdan dinliyoruz. Sadece anlatım biçiminin zenginliği değil kurgunun da buna uyum sağlayarak bütünlük arz ediyor olması, aynı zamanda Tufan’ın roman konusunda sınıf atladığını da gösteriyor bana göre.

Yine diğer taraftan okurun karakterlere karşı tavrı da değişiyor. Bir karaktere karşı çok farklı duygular içerisine giriyorsunuz. Başta kızıp, haksız gördüğünüz karaktere, hikâye derinlik kazandıkça acıyıp merhamet duyuyor ve onu haklı görebiliyorsunuz. Bu da kurgucunun maharetlerinden biri olarak dikkat çekiyor. Yazar, karakterlerin öyküsünü sırayla sunuyor. Roman ilerledikçe başta verilen karakterler de derinlik kazanıyor. Tanışma ve bu derinliğin oluşması için de yolculuk durumunu arka fona alıyor. Hikmetli tecrübe der ki; Bir insanı tanımak için onunla ya ticaret yapmak ya da birlikte uzun bir yola çıkmak gerekir. Tufan da buna uyarak karakterlerini yolculukta birbirine iyice tanıtıyor. Başta birbirini tanımadan bilinmez bir yola çıkan karakterler yolda eteklerindeki taşları bir bir döküyorlar. Derin trajediler meydana çıkıyor ve nitelikli bir romanda olduğu gibi çözüme doğru her şey toparlanma evresine kavuşuyor.

Kitabın adını dikkate alarak iki baş karakterle alakalı şunu söyleyebilirim; İshak’ın durumu: yüksek katlı bir yerden kendini sırt üstü yere bırakan adam misali… Hani şu her katta ‘hala daha ölmedim’ diyen. Yani görmezden gelerek, düşmeyi durduracağını yok edeceğini sanmak. Jülide’nin durumu: yüksekten kendini yüz üstü yere bırakma ve düşmeyi ne kadar acı olsa da yaşamak arzusu. Bazen görmek iyidir bazense görmeyi unutmak. İşte bu yüzden yolu ancak bu birliktelik buldurabilir. Kapak resmiyle alakalı da sadece isabetli bir tercih olduğunu söyleyebilirim. İçeriğe uyumu konusunda iki farklı noktaya dikkat çekilebilir ancak bununla alakalı yapılacak yorumlar, okumayanlar için olayı epey açık etmek olacağından değinmek istemiyorum.

Romanın son kısmıyla alakalı ufak bir gözlemim daha olacak, onu da söylemeliyim. Bence Tarık Tufan yer yer cüretkâr hamlelerle oluşturduğu kurgu ve olay örgüsünü sona kadar getirirken sonunda o kadar cesur olamamış. Daha mütevazi bir son var. O şaşırtıcı ve sürükleyici olay örgüsüne şüphesiz daha şaşırtıcı bir son yakışırdı. Bu final daha çok tahmin edilebilecek ve pek sorun çıkarmayacak bir son gibi duruyor.

https://www.youtube.com/watch?v=i5KL33y7Lmw
299 syf.
·8 günde·Beğendi·7/10
DÜŞTÜM, ETMİYORSUN YARDIM DA...

Kadının düşmesine sebep erkektir!
Erkeğin düşmesine sebep kadın!
Erkeği düştüğü yerden kaldıran kadındır!
Kadını ayağa kaldıran erkek!

Herkes düşüyor çünkü herkes yalnız, herkes aksak, herkes topal, herkesin dengesi bozuk, herkesin geçmişi karanlık.

Kat kat sırlarla örülü hayatlarımız var, sakladığımız ve saklandığımız pek çok duygumuz, kaçtığımız günahlarımız...

Kaçarız...
Kaçarken düşeriz...

Aslında düştüğümüz ortak çukur : çocukluğumuz.

Çocukluğumuza düşerken yalnızlığa, karanlığa, kuyulara düşeriz ne ileri gidebilir ne geri dönebiliriz.

Ve biz:
Gideriz...
Sonra dönmek isteriz...

Düşerken görmesek de düştüğümüz noktada başımızı kaldırıp bakarsak iteni görürüz, bir de el uzatıp kaldıranı.

Düşmemek imkansız...
Kalkmak direnmek...

Ve hayat:
Hayat öyle sahtedir ki bu sahteliğe katlanmak için unuturuz, yalan söyleriz, yok sayarız ve reddederiz; kaçarız...
Ve kaçtığımız yer geçmişimizdir çoğunlukla, geçmişimiz de cam kırıklarına benzer, bastıkça ayaklarımız da kalbimiz de kanar.

YALNIZ YAŞAMAK, YALNIZLIĞI YAŞAMAK, YALNIZLIKLA YAŞAMAK

Durup dururken ve yalnızken bir insan girer hayatımıza .
Nedenini niçinini çok sonra öğreniriz.
Her insan bir amaç için hayat yolculuğumuza dahil olur.
Kimi sabun köpüğü gibi söner gider kimi asırlık çınar gibi yıllarca eşlik eder.

İSHAK VE JÜLİDE.
Bir kadın ve bir erkek.
Tam düşerken girerler birbirlerinin hayatlarına.
Hem kahraman hem anlatıcıdır onlar.
Anlatıcıların değişmesi ( Jülide, İshak, Nurten) aynı olaylara farklı açılardan bakma avantajını sunuyor.
Beklentimin altında kalan bir roman olduğunu belirtmeliyim.

Çağlayan... düşersem elimden tutman ve kaldırman gerekebilir . Bu kitabı elime tutuşturup hemen oku dediğine göre beni yerde bırakmazsın umarım. :))

https://youtu.be/EOSJ1JKfJQw
299 syf.
·6 günde·9/10
Tarık Tufan. İlginç, üst üste binen hayatlar, karmakarışık kurguların yazarı. Okurken gene hüzünlerin birinden ötekine gidip geldiğim, İshak'ın çaresizliğini iliklerime kadar hissettiğim; Jülide'nin acı gerçeğini öğrendiğimde sanki kendi gözlerim kör olacakmış gibi hissettiren bir roman olmuş.
'Görünenleri aslında göründüğü gibi olmadığı'nı gözler önüne seren, duygusal biriyseniz yer yer gözlerinizin dolmasını sağlayabilecek bir eser 'Düşerken'.
Toplumsal olaylara milletçe nasıl yaklaştığımızdan tutun da hayata karşı bakış açımızı da eleştiren, insanların davranışlarını anlamanın insanları tanımaktan geçtiğini de belirten Tarık Tufan, sizleri kendinizi bulabileceğiniz bir yolculuğa davet ediyor. İyi okumalar dostlar.
299 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Tersten bir inceleme olacak bu çünkü en çok kitabın sonunu,son resmi sevdim ..
#Ciddi SPOİLER içerir kardeş sonra demedin deme ! :)
"DÜŞERKEN" ilk Tarık Tufan deneyimim oldu tabiiki Auschwitz toplama kampında kaybedip yıllar sonra bulduğum kardeşim Osman Y. sayesinde kitap elime geçti :) okuyacağıma çok da emin olmadan hediye ettiği bakışlarından belliydi :) ama OKUDUM :) hemde bekletmeden sıcağı sıcağına ..

Düşerken'i okurken aklımda oluşan duygu "kelebek etkisi" oldu ..dedim ki özene bezene kendime bir şal almış olsam ve bunu otobüste unutsam aynı gün sevdiği kadının doğum gününe iş yoğunluğu ve belkide maddi imkansızlık sebebiyle hediyesiz giden bir adam tarafından bulunsa ve o kadına gitse ..onların hayatını nasıl etkilerdi ...adam tanrının bir lütfu bu, bir hezimetten kurtuldum mutluluğu yaşar ..kadın bu ince hediye ile gelen adamı belkide eş olarak seçerdi ..
Milyon duygu ve alternatif üretilebilir bu konuda ..aslolan benim bilmeden hayatın herhangi bir yerinde herhangi bir parçamın kalmış olması ...bunu düşündüm ..
Zamana bıraktığımız izlerimiz maddi ve manevi saçtıklarimız bir başka hayatı nasıl etkiler ?? ..büyük bir konu değilmi ?

Işte kitapta hastahane koridorunda bırakılan o tablonun baş karakteri nasıl etkilediği onu resme nasıl yönelttiği ve kitabın son noktasındaki siyah saçlı kadın sayesinde düşündüm tüm bunları ..
Iki resmi de görmek isterdim hele ki Nora'yı onu biraz fiziksel olarak kendime benzettiğim için belkide ..arka kapakta yansıtıcı bir kaplama olsaydı her okuyucu kendi yüzüne bakar şaşırtıcı bir kitap bitimi olurdu ..hiç olmazsa kara kalem bir çizim olsaydı keşke dedim ..Sevgili Ferzan Özpetegin "kutsal yürek "filmi geçti gözlerimin önünden onun da sonunda muhteşem bir tablo sahnesi vardır ve mutlaka izleyin derim,benim ilk on film listemdedir kapitalizm ve insan ruhu hakkında en keyifli filmlerden biridir "izlenmeli" !!! Notu da burada dursun ..
https://youtu.be/Wi71FyaxvwQ

Bunun dışında teknik olarak kitabın akıcılığı gayet iyi doğru zamanda doğru hamleler yapmış yazar ve sizi sıkmadan başka bir olay örgüsünü kurmuş ki köşe taşları başarılı. .ne gibi
Kaçış. .
Yabancı. .
Hastalık
Cenaze..
Geçmiş. .
Ihanet ..
Intihar ya da kaza
Ve yalanlar. .
Yaşadığı hayatın yalan olduğunu bilen ıshak geçmişin de yalan olduğunu öğrendiğinde .. Nora ismi ilk duyulduğunda özellikle ..
Jülide beni şaşırtmadı beklediğim hareketleri sergiledi açıkçası özgür ama kendine hapis bir kadın profili ..güçlü ama bir o kadar kırılgan ve dengesiz.

Mezarlık ve babayla vedalaşmak da beni kendi babamın öldüğü güne kadar geri götürdü ..eski notlarımı arayıp buldum tam dokuz yıl on iki gün önceki gece ağlaya ağlaya yazdığım satırların bu gün de aynı acıyla beni ağlattığını anladım ..babalarla vedalaşmak çok zor kalbimizin bir duvarı yıkık onlar olmayınca bir kız çocuğu olmak başka, babası olmayan bir kız çocuğu olmak bambaşka kaç yaşında olursanız olun bu hiç değişmeyecek ..

Kısacası Bu kitabı okuduğum için memnunum edebi veya değil popüler veya hiç değil bunun bir önemi yok ..beni nereden nereye savurduğu önemli bir kitapta lezzet aldım demek için ..
Belki doğru bir zamanda okunduğu için "DÜŞERKEN " benim kütüphanede kalmaya hak kazandı ..
Bir nevi ..
kitabı okurken içerdeki karakterler değil dışardaki karakterleri düşündürebildigi için ..


Hepinize iyi okumalar
Ve sevgiler ..
SON...
299 syf.
·15 günde·7/10
Tarık Tufan'ın son kitabı, benim okuduğum ilk kitabıydı. Osman Y. sağ olsun, uzun zamandır okutmak istiyordu bana ve sitenin bilumum sakinlerine yazarı. Baktı bende hareket yok, önden aldı, bir teşekkür mesajı ile hediye etti kitabı. Buradan kendine hediyesi için tekrar teşekkür ederek incelemeye geçeyim, böyle gereksiz yazıları daha fazla görmek istemeyen okurlar için.

Şimdi Düşerken gibi bir kitabı nasıl anlatmalı. Tarık Tufan gerek Radyo/TV programları, gerek film senaryoları, gerekse kitapları ile oldukça tanınan , dünya görüşünün de etkisiyle bolca da okunan bir yazar. Anladığım kadarıyla (sitedeki diğer incelemelerden) her kitabını üstüne koyarak çıkarttığından, şu ana kadarki en başarılı kitaplarından birisi Düşerken. Kendisinin zaten belli bir kitlesi var ve ne yazsa satıyor, gibi geldi bana.

Bense ilk defa bu kitapla tanıdım yazarı. “Düşerken, başka dünyalardan bir kadınla bir erkeğin zamansız karşılaşmasını ve giderek karmaşıklaşan yol hikâyesini anlatıyor. “ diyor kitabın tanıtımında. Öyle, cesur bir başlangıç yapmış Tarık Tufan benzer yazarlara göre. Kitabın başında gerçekten farklı dünyalardan iki insanın; evli, çocuklu tesisatçı İshak ile marjinal ressam Jülide'nin kaçış hikayesini görüyoruz. Peki yazar bu cesaretini devam ettirebilmiş mi kitabın sonuna kadar? Göreceğiz.

Lanse edildiği gibi bir yol romanı bu, yolda geçiyor büyük bir kısmı. Kurgu klasik, aykırı bir şey yok. Genel olarak 40-50'lerin Hollywood, 70-80'lerin Türk filmi havasında. Yazarın araya koyduğu Zeki Demirkubuz sahneleri kurtarmaya yetmiyor kurguyu. Arada kendince twist'ler yapsa da kimse şaşırmıyor hikayeye, zaten durumu fark eden yazar da sonlara doğru salıyor olayı, baştaki cüretkarlığını toparlamak için belki, sıkıcı bir finalle bitiriyor romanı.

Anlatıcı her bölümde değişiyor, üçüncü tekil şahıs ile İshak ve Julide'nin gözünden olmak üzere. Ama roman içinde bunu fark etmiyoruz ne yazık ki. Bütün bölümlerin dili aynı çünkü, Tarık Tufan'ın o hüzünlü dili. Kafaların içi de aynı, İshak, Jülide hatta terk ettiği karısı Nurten bile aynı şekilde düşünüp aynı şekilde konuşuyorlar. Erkeklerin yarattığı kadın karakterlerin içine girmesini sevmiyorum, beceremiyorlar genellikle – Tarık Tufan da bunu bir istisnası değil. Başlarda Nurten'in suratını rujla boyadığı sahneyi en az üç dört filmden hatırlıyorum.

Anlatım belki de en güçlü olduğu kısım yazarın. Betimlemeler, metaforlar, psikolojik tahliller oldukça güzel. Kendisi de bunun farkında herhalde, kurgudan çok bunlara önem vermiş. Kitabın her yerinden Tarık Tufan cümleleri taşıyor. Böyle olunca başlarda güzel gelen tahliller sonlara doğru iyice dayanılmaz hale geliyor. Her şeyi kararında vermek gerek:)

Yazarın dili sade ve akıcı genel olarak. Yukarıda belirttiğim uzun tahlilleri saymazsak kolaylıkla okunuyor. Ama bazı kelimelerin eski karşılıklarını kullanmış bolca benzer yazarlar gibi Tarık Tufan da. Ön yargımdan belki, bir iki yerdeki islamcı göndermeyi fark ettim ama siyasete girmiyor yazar genel olarak.

Kararsız bir havası var kitap boyunca, kemikleşmiş okuyucularına ihanet etmek istemiyor, ama daha geniş bir okuyucu kitlesini arzuluyor gibi. Bu da baştaki cesur açılışı yavan bir kitaba ve kötü bir sona dönüştürüyor.

Kitabı okuyup beğenmeyen bir tek ben varım galiba, incelemelere bakarsak. Tabi tek bir okumayla bir yazar hakkında böyle ahkam kesmek tamamen yanlış. Sadece kendi fikrimi beyan edebilirim. Ama benzer cümle ve replikleri bolca duyuyoruz sosyal medyada, yerli dizilerde. Bu yüzden, en azından şimdilik, Tarık Tufan'ın bana katabileceği bir şey olmadığını düşünüyorum. İyi Geceler.
299 syf.
Sanırım kitabın itiraz edebileceğim en olumsuz tarafı ismi. Bana göre ‘Düşerken’ doğru bir isim tercihi olmamış. Bunun yerine ‘Kaçmak’ ya da ‘Kaçış’ gibi isimler olabilirmiş. Bu küçük ayrıntının dışında, Tarık Tufan’ın son kitabı Düşerken’i çok beğendiğimi ifade etmeliyim.

Yazarın zaten belli bir tarzı var. Bu romanda da o tarzın dışına çıkmamış. Kimileri için eleştiri sayılabilir ama bu eserinde de yine çok bariz bir anne hasreti, annesizlik ve hatta baba ile çatışma durumları göz önünde. Ama 'Düşerken' hem fiziken ya da mekân olarak hem de ruhen bir, hatta birkaç kaçışın öyküsünü barındırıyor.

Tesisatçı İshak ile ressam Jülide’nin tesadüfen kesişen hayatları ve ayrı ama beraber kaçışları var kitapta. Fazla ipucu vermek istemiyorum ancak bir film senaryosu kadar, hayatın dışındaymış gibi durmasına rağmen bizatihi hayatın ortasında yer alan iç içe öyküler barındıran bir roman. Bazı şeylerin hiç de göründüğü gibi olmadığını haykıran bir roman. Yürek yangınlarının, suskunluğun geçit resmi... Zaman zaman sürprizlere açık. Aynı anda birkaç anlatıcının olduğu; bazen bir yol hikâyesine dönüşen bazense geri dönüşlerin dillendirildiği güzel bir hikaye.

Kitap başarılı; o kadar başarılı ki, eğer boş bir gününüz varsa, tam da o günün içinde merak ede ede, keyifle birkaç oturumda bitirebileceğiniz bir kitap. Mustafa Kutlu’yu hatırlatan tarafları olduğu gibi bu bir Tarık Tufan eseri diyebileceğiniz kadar da, bir Tarık Tufan eseri.

Tarık Tufan kitapları ile son bir sene içinde tanışmış bir okur olarak, okuduğum beşinci eseri oldu bu; diğerlerini de beğenmiştim ama sanırım en beğendiğim bu oldu.

Son olarak, keşke bu incelemeyi benim Tarık Tufan okumama vesile olan Şimal Hanım da okusa idi. Kendisi birkaç hafta önce siteden ayrıldı; umarım geri döner.
299 syf.
·3 günde·9/10
Bir çoğumuz hayatın içinde kaybolup gitmiş insanlarız. Çoğumuz farkında değil belki...

Bazılarımız boş vermiş, bazılarımız görmezden gelmiş ama çoğumuz kaybolmuş...

Bu kitap da kaybolan İshak' ın hikayesi
Yıllarca kafasında dönüp duran
Bazen kendine sorduğu ama cevap alamadığı
Bazen sormaya cesaret edemediği
Ve ya alacağı cevaptan korktuğu için soramadığı
Bazense hiç yokmuş gibi davrandığı hayatından kaçışının hikayesi

Kaçarken yakalandığı hayatının hikayesi

Aklıma Cahit Zarifoğlu' nun " İnsan bastırdığı duygunun esiridir " mısralarını getirdi.

Ve bu hikayede onu yalnız bırakmayan Jülide

İnsan birinin cesaret vermesini bekler bazı zamanlarda
Tek başına yapamayacağı cesaret edemeyeceği konular olur destek ister yanında
Jülide İshak' ın desteği oldu
Beraber çıktılar hayatlarının yolculuğuna
Kim buna cesaret eder bilmiyorum ama ben yapamam galiba
Tarık Tufan 'ın o kalbinize dokunan çokça düşündüren kalemi yine beni etkiledi

Tarık Tufan' ın okuyup beğenmediğim kitabı olmadı. Bu kitabı da yine muhteşemdi tavsiye ederim okuyun
299 syf.
Kurduğun hayattan vazgeçmek, alıp başını bir yerlere gitmek, her şeye sil baştan başlamak kolay mı?

Hele bir de nereye gittiğini bilmiyorsan hiç bir şey kolay değildir. Karar verip yola çıkmak, çıktığın yolda ilerlemek, ne kadar yol alacağını bilemeden arkana bakmadan sadece gitmek...

Peki insan ne zaman karar verir gitmeye; düşerken mi, yoksa düştüğü yerden kalkarken mi?

Düşüp de en dibi gördüğün anda bir nefes bulup etrafında ya da beyninde çakan şimşekleri yol gösterici sayıp yola çıkmak...


Yaşadığı hayatın artık mutlu etmediğini bilmek, kendi gerçekliğini ararken aslında yaşadığı yalandan kaçmak, etrafında seni anlamadığını düşündüğün insanlarla dolu olduğunu görüp nefes almak için gitmek...

Bunların hepsi gitme sebebi... Zaten kalmak için bahane aramıyorsan gitmek için sebebin çok var demektir...

İnsan giderken ne alır yanına?
Sevdiği, güzel anılarını hatırlatacak birkaç parça eşya, biraz para, kendini iyi hissettirecek bir yol arkadaşı...

Peki neyi almaz?
Bu sorunun cevabı zor işte. İnsan giderken yanına ne alırsa alsın geride aslında hiçbir şey bırakmaz...
Bıraktım dediği, kaçtığı her şeyi ya aklına alır ya yüreğine. Ondan sonra istersen dünyanın öbür ucuna git ne fayda...

İshak... Evli, iki çocuk babası, tesisatçı... Kendince görevlerini yerine getirmeye çalışan, etrafında sevilen, iyi bir eş, iyi bir baba... Mutlu(!) bir yuvaya sahip...

Jülide... Ressam, genç ve bekar... Ailesinden kopmuş, kendi ayakları üzerinde duran, mahallenin gizemli bir sakini...

Nurten... Kendi halinde, ev hanımı, mutlu bir evliliği olduğunu düşünen bir eş...


Evli bir adam, aynı apartmanda komşu olan ressam bir genç, mutlu insanlar... Buraya kadar her şey normal, herkes kendi işinde gücünde...Ta ki günün birinde İshak ve Jülide' nin aynı arabaya binerek o mahalleden gitmesine kadar...İshak hayatında artık düşmeye başladığını inandığı anda gitmeye karar veriyor ve sadece bir kaç kez gördüğü üst kat komşusunun da bu yolculuğa dahil olmasıyla olaylar başlıyor... Aslında olay dediğimiz kendilerini yeniden tanımaları, geçmişleriyle yüzleşip hayatına yön veren olayların aslında öyle olmadığını keşfetmeleri...İshak bildiğinden daha farkli bir geçmişi olduğunu öğrendiğinde yanında bir tek Jülide vardı.Jülide insanlara güvenini kaybedip anlam arayışındayken yanında sadece İshak vardı. İşte bu yüzden o arabaya birlikte bindiler...Ama nerden bileceklerdi ki Jülide' nin başlangıcının İshak'ın öğreneceği geçmişinin sonu olduğunu... Ve o geçmisteki tek ortak noktalarıyla birbirlerini düştükleri yerden kaldıracaklarını...

Anlaşılır, sade bir anlatım. Kahramanların aynı zamanda anlatıcı olduğu akıcı bir dilin kullanıldığı, merak uyandıran ama bunu insanı yormadan yapan, bittikten sonra yürekte tatlı bir iz bırakan güzel bir kitap...

Keyifli okumalar...
299 syf.
·4 günde·Beğendi·6/10
Düşerken/Tarık Tufan
Türkan Şoray ve Kadir İnanır'ın baş rollerini paylaştığı, Türk filmi tadında yazılmış bir kitap. Çok fazla yormadan bir solukta okunabilecek bir eser. Şimdi gelelim eleştirime, yazarın kitaplarını okudum ve ilk defa bu kitabında anlatıcı karmaşası yaşadım. Ne yapmaya çalışmış anlamak mümkün değil, kendi kendime o kadar çok söyledim ki, yahu bir karar ver arkadaş dedim durdum. Bir çok anlatıcıya yer verip ben her şekilde anlatırım mı demek istemiş neyse ben çözemedim.
Kitap ilk sayfalardan itibaren çarpıcı bir konuyla başlayarak bir şok etkisi yarattı bende. Konu itibariyle işin içerisine birde erkeğin aldatması girince, eh dedim tam sinir olmalık bir kitap. Ve öyle de oldu adama kıza kıza halim takatim kalmadı. İlerleyen sayfalarda birde ne görsem, olaylar hiç de benim sandığım gibi değilmiş, kimseyi anlamadan dinlemeden yargılamak doğru değilmiş ve adama bu defa acıdım diyebilirim.
Kitap bir yol öyküsü aslında iki insanın delice bir cesaretle çıktıkları, nasıl olur düşünmeden akıl mantık dışı bir başlangıçtı onlarınki. Belki de başlangıçtan çok sondur kim bilir.
Kitap konusu itibariyle, bu kadar da olurmu dedirtti bana. Sanki çok da mümkün olmayacak olaylar gibi geldi. Aslında olaydan çok bu kadar iyi adamlar iyi insanlar kaldı mı günümüzde, sorusu aslında kendime sorduğum. O kadar çirkinleştik ki insanlar olarak bırakın normal hayatı kitaplar da bile iyi insana rastlasak şüphe eder olduk, hemen böyle insan yoktur diyoruz.
Yaşar Kemal'in çok sevdiğim bir sözü var;“O iyi insanlar, o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık.”
Umudum tükenmiş değil ve elbet o iyi insanlar daha yürekli ve daha cesur olup biz buradayız diyecekler...
Kitabı okuyun ya da okumayın siz bilirsiniz. Okumazsanız bir şey kaybetmez, okursanız bir şey kazanmazsınız.
Kitapla ve sevgiyle kalın...
Bizim de bir izzetinefsimiz var.
Kılık kıyafeti, işi gücü, cinsi meşrebi, dini diyaneti ne olursa olsun önce insan diye bakmazsan, surette kıyafette takılırsan, yarın öbür gün aynısına maruz kalırsın.
Tarık Tufan
Sayfa 45 - PK
Beklemek, beklemek, beklemek ve sonra hiçbir şey olmamış gibi kaldığın yerden devam etmek zorunda kalmak; umut etmek ve her seferinde incinmek, yaralanmak, yaramı sarmak, sarıp sarmalamak, saklamak, saklanmak, sarsılmak, ölesiye sarsılmak kalbimi yoruyor..
Hayatın en acımasız taraflarından biri de en çok unutmak istediklerimizi bir gün mutlaka anlatmak zorunda kalmamız. Unutmak diye bir şey yok.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Düşerken
Baskı tarihi:
5 Kasım 2018
Sayfa sayısı:
299
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786057525161
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Profil Kitap Yayınları
“Bir sabah kimselere bir şey söylemeden, göç vaktini kaçırmış, suskun, yorgun ve kederli bir kırlangıç gibi alıp başını uzaklaştı. Biraz daha bekleseydi kanatlarında o dermanı bulamayacaktı. Umut niyetine sırtında taşıdığı bir çift kanat, zaman geçtikçe zayıflayacak, gitgide çürüyecek ve ruhunu zehirleyen bir belaya dönüşecekti.”

Düşerken, başka dünyalardan bir kadınla bir erkeğin zamansız karşılaşmasını ve giderek karmaşıklaşan yol hikâyesini anlatıyor.

“Nereye?” diye düşünmeden gitmek isteyenlerin varabilecekleri tek yer geçmişleridir.

Tarık Tufan’ın çok katmanlı kurgusu ve ustalıklı anlatımıyla gün yüzüne çıkan Düşerken, uyumsuzluğun, arayışın, kapanmamış yaraların ve bir dizi keskin hesaplaşmanın romanı…

Kitabı okuyanlar 2.378 okur

  • erenbora
  • Burakhan Bakır
  • Naz
  • Müberra
  • Okuyucu Notu
  • Hatice Şeyma Akkuş
  • Ayşe günaydın
  • Rabia
  • Serhat Uçar
  • Ayşegül

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%36.1 (303)
9
%23.7 (199)
8
%21.5 (181)
7
%9.5 (80)
6
%4.4 (37)
5
%2 (17)
4
%0.8 (7)
3
%0.6 (5)
2
%0.2 (2)
1
%1.1 (9)

Kitabın sıralamaları