Düşerken

·
Okunma
·
Beğeni
·
7.814
Gösterim
Adı:
Düşerken
Baskı tarihi:
5 Kasım 2018
Sayfa sayısı:
299
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786057525161
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Profil Kitap Yayınları
“Bir sabah kimselere bir şey söylemeden, göç vaktini kaçırmış, suskun, yorgun ve kederli bir kırlangıç gibi alıp başını uzaklaştı. Biraz daha bekleseydi kanatlarında o dermanı bulamayacaktı. Umut niyetine sırtında taşıdığı bir çift kanat, zaman geçtikçe zayıflayacak, gitgide çürüyecek ve ruhunu zehirleyen bir belaya dönüşecekti.”

Düşerken, başka dünyalardan bir kadınla bir erkeğin zamansız karşılaşmasını ve giderek karmaşıklaşan yol hikâyesini anlatıyor.

“Nereye?” diye düşünmeden gitmek isteyenlerin varabilecekleri tek yer geçmişleridir.

Tarık Tufan’ın çok katmanlı kurgusu ve ustalıklı anlatımıyla gün yüzüne çıkan Düşerken, uyumsuzluğun, arayışın, kapanmamış yaraların ve bir dizi keskin hesaplaşmanın romanı…
299 syf.
·6 günde·8/10
Tarık Tufan uzun zamandır takip ettiğim birisi. Öyle ki, ta Meksika Sınırı programına dayanır tanışıklığımız. Konuşurken birden ilginç bir fikir sunar size, aklına gelen zor meseleyi, kendi tespitini toparlamaya çalışırken yere bakarak, tane tane sözcükleri bulup çıkarırken aralara bir ‘eee’ katarak anlatır, sonrasında ilginizi çekecek olan o şeyi. Anlattığı şeyler farklı bir bakış açısı sunduğu için de dinlemek istersiniz. Ben, kendisini kafası karışık bir adam olarak görürüm tıpkı modern zaman insanı gibi. Bundan dolayı da yakın ve samimi gelir. Kanımca, bu kafa karışıklığında Felsefe mezunu olup üzerine Sosyoloji yüksek lisansı yapmış olmasının da payı vardır elbet.

Kitaplarını ve filmlerini de bu anlatımı nedeniyle takip etmişimdir. Ama şimdiye kadar okuduğum dört kitabı da tatmin etmemişti beni. Ondan beklediğim kadar iyi değildi hiçbiri. Kitaplarının bendeki karşılığı hep ‘eksik’ oldu şimdiye kadar. Eserlerin iyi kısımları olsa da bu bütüne yansımıyordu. Ama ben yine de beklentimi bir gün karşılayacağına inandığım için çıkar çıkmaz bu kitabını da aldım. Bazılarının sizde iyi kredisi vardır ya, güvenirsiniz bir gün o bütünlüğün sağlanacağına, işte o hesap benimki de. Ama bu sefer değdi işte, güven boşa çıkmadı, bu sevindirici.

Gerek romanlarından gerekse de filmlerinden bilen bilir ki; Tufan, zor eşleşmeleri, ‘uzak ihtimal’leri sever. Kurguda farklı dünyadan insanları bir araya getirmeyi dener, o mücadeleyi gösterir size. Düşerken’de de bu var. Farklı yaşayışların bir araya geldiği yüzleşmelerin hikâyesi anlatılıyor. Bu hikâyede, derinliği olan karakterler iyi bir kurguyla birleştirilerek anlatılmış. Akıcı ve sade bir dil kullanımı ve bölüm arası geçişlerin çok iyi ayarlanmış olmasından dolayı yazarın sürükleyici bir roman konusunda dersine iyi çalışmış olduğunu düşündüm roman boyu. Öyle ki ‘şu bölüm bitsin bir ara vereyim’ dediğinizde bölüm sonunda öyle bir cümle geliyor ki, kendinizi sonraki bölüme başlamış buluyorsunuz. Anlatım tekniğinde de çeşitlilik var. Bazı bölümler birinci tekil şahıs anlatımıyla bazı bölümlerse üçüncü tekil şahıs anlatımıyla yapılmış. Yani hikâyeyi, bazı bölümler İshak’tan bazı bölümler Jülide’den bazı bölümler de genel anlatıcıdan dinliyoruz. Sadece anlatım biçiminin zenginliği değil kurgunun da buna uyum sağlayarak bütünlük arz ediyor olması, aynı zamanda Tufan’ın roman konusunda sınıf atladığını da gösteriyor bana göre.

Yine diğer taraftan okurun karakterlere karşı tavrı da değişiyor. Bir karaktere karşı çok farklı duygular içerisine giriyorsunuz. Başta kızıp, haksız gördüğünüz karaktere, hikâye derinlik kazandıkça acıyıp merhamet duyuyor ve onu haklı görebiliyorsunuz. Bu da kurgucunun maharetlerinden biri olarak dikkat çekiyor. Yazar, karakterlerin öyküsünü sırayla sunuyor. Roman ilerledikçe başta verilen karakterler de derinlik kazanıyor. Tanışma ve bu derinliğin oluşması için de yolculuk durumunu arka fona alıyor. Hikmetli tecrübe der ki; Bir insanı tanımak için onunla ya ticaret yapmak ya da birlikte uzun bir yola çıkmak gerekir. Tufan da buna uyarak karakterlerini yolculukta birbirine iyice tanıtıyor. Başta birbirini tanımadan bilinmez bir yola çıkan karakterler yolda eteklerindeki taşları bir bir döküyorlar. Derin trajediler meydana çıkıyor ve nitelikli bir romanda olduğu gibi çözüme doğru her şey toparlanma evresine kavuşuyor.

Kitabın adını dikkate alarak iki baş karakterle alakalı şunu söyleyebilirim; İshak’ın durumu: yüksek katlı bir yerden kendini sırt üstü yere bırakan adam misali… Hani şu her katta ‘hala daha ölmedim’ diyen. Yani görmezden gelerek, düşmeyi durduracağını yok edeceğini sanmak. Jülide’nin durumu: yüksekten kendini yüz üstü yere bırakma ve düşmeyi ne kadar acı olsa da yaşamak arzusu. Bazen görmek iyidir bazense görmeyi unutmak. İşte bu yüzden yolu ancak bu birliktelik buldurabilir. Kapak resmiyle alakalı da sadece isabetli bir tercih olduğunu söyleyebilirim. İçeriğe uyumu konusunda iki farklı noktaya dikkat çekilebilir ancak bununla alakalı yapılacak yorumlar, okumayanlar için olayı epey açık etmek olacağından değinmek istemiyorum.

Romanın son kısmıyla alakalı ufak bir gözlemim daha olacak, onu da söylemeliyim. Bence Tarık Tufan yer yer cüretkâr hamlelerle oluşturduğu kurgu ve olay örgüsünü sona kadar getirirken sonunda o kadar cesur olamamış. Daha mütevazi bir son var. O şaşırtıcı ve sürükleyici olay örgüsüne şüphesiz daha şaşırtıcı bir son yakışırdı. Bu final daha çok tahmin edilebilecek ve pek sorun çıkarmayacak bir son gibi duruyor.

https://www.youtube.com/watch?v=i5KL33y7Lmw
299 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Tersten bir inceleme olacak bu çünkü en çok kitabın sonunu,son resmi sevdim ..
#Ciddi SPOİLER içerir kardeş sonra demedin deme ! :)
"DÜŞERKEN" ilk Tarık Tufan deneyimim oldu tabiiki Auschwitz toplama kampında kaybedip yıllar sonra bulduğum kardeşim Osman Y. sayesinde kitap elime geçti :) okuyacağıma çok da emin olmadan hediye ettiği bakışlarından belliydi :) ama OKUDUM :) hemde bekletmeden sıcağı sıcağına ..

Düşerken'i okurken aklımda oluşan duygu "kelebek etkisi" oldu ..dedim ki özene bezene kendime bir şal almış olsam ve bunu otobüste unutsam aynı gün sevdiği kadının doğum gününe iş yoğunluğu ve belkide maddi imkansızlık sebebiyle hediyesiz giden bir adam tarafından bulunsa ve o kadına gitse ..onların hayatını nasıl etkilerdi ...adam tanrının bir lütfu bu, bir hezimetten kurtuldum mutluluğu yaşar ..kadın bu ince hediye ile gelen adamı belkide eş olarak seçerdi ..
Milyon duygu ve alternatif üretilebilir bu konuda ..aslolan benim bilmeden hayatın herhangi bir yerinde herhangi bir parçamın kalmış olması ...bunu düşündüm ..
Zamana bıraktığımız izlerimiz maddi ve manevi saçtıklarimız bir başka hayatı nasıl etkiler ?? ..büyük bir konu değilmi ?

Işte kitapta hastahane koridorunda bırakılan o tablonun baş karakteri nasıl etkilediği onu resme nasıl yönelttiği ve kitabın son noktasındaki siyah saçlı kadın sayesinde düşündüm tüm bunları ..
Iki resmi de görmek isterdim hele ki Nora'yı onu biraz fiziksel olarak kendime benzettiğim için belkide ..arka kapakta yansıtıcı bir kaplama olsaydı her okuyucu kendi yüzüne bakar şaşırtıcı bir kitap bitimi olurdu ..hiç olmazsa kara kalem bir çizim olsaydı keşke dedim ..Sevgili Ferzan Özpetegin "kutsal yürek "filmi geçti gözlerimin önünden onun da sonunda muhteşem bir tablo sahnesi vardır ve mutlaka izleyin derim,benim ilk on film listemdedir kapitalizm ve insan ruhu hakkında en keyifli filmlerden biridir "izlenmeli" !!! Notu da burada dursun ..
https://youtu.be/Wi71FyaxvwQ

Bunun dışında teknik olarak kitabın akıcılığı gayet iyi doğru zamanda doğru hamleler yapmış yazar ve sizi sıkmadan başka bir olay örgüsünü kurmuş ki köşe taşları başarılı. .ne gibi
Kaçış. .
Yabancı. .
Hastalık
Cenaze..
Geçmiş. .
Ihanet ..
Intihar ya da kaza
Ve yalanlar. .
Yaşadığı hayatın yalan olduğunu bilen ıshak geçmişin de yalan olduğunu öğrendiğinde .. Nora ismi ilk duyulduğunda özellikle ..
Jülide beni şaşırtmadı beklediğim hareketleri sergiledi açıkçası özgür ama kendine hapis bir kadın profili ..güçlü ama bir o kadar kırılgan ve dengesiz.

Mezarlık ve babayla vedalaşmak da beni kendi babamın öldüğü güne kadar geri götürdü ..eski notlarımı arayıp buldum tam dokuz yıl on iki gün önceki gece ağlaya ağlaya yazdığım satırların bu gün de aynı acıyla beni ağlattığını anladım ..babalarla vedalaşmak çok zor kalbimizin bir duvarı yıkık onlar olmayınca bir kız çocuğu olmak başka, babası olmayan bir kız çocuğu olmak bambaşka kaç yaşında olursanız olun bu hiç değişmeyecek ..

Kısacası Bu kitabı okuduğum için memnunum edebi veya değil popüler veya hiç değil bunun bir önemi yok ..beni nereden nereye savurduğu önemli bir kitapta lezzet aldım demek için ..
Belki doğru bir zamanda okunduğu için "DÜŞERKEN " benim kütüphanede kalmaya hak kazandı ..
Bir nevi ..
kitabı okurken içerdeki karakterler değil dışardaki karakterleri düşündürebildigi için ..


Hepinize iyi okumalar
Ve sevgiler ..
SON...
299 syf.
·15 günde·7/10
Tarık Tufan'ın son kitabı, benim okuduğum ilk kitabıydı. Osman Y. sağ olsun, uzun zamandır okutmak istiyordu bana ve sitenin bilumum sakinlerine yazarı. Baktı bende hareket yok, önden aldı, bir teşekkür mesajı ile hediye etti kitabı. Buradan kendine hediyesi için tekrar teşekkür ederek incelemeye geçeyim, böyle gereksiz yazıları daha fazla görmek istemeyen okurlar için.

Şimdi Düşerken gibi bir kitabı nasıl anlatmalı. Tarık Tufan gerek Radyo/TV programları, gerek film senaryoları, gerekse kitapları ile oldukça tanınan , dünya görüşünün de etkisiyle bolca da okunan bir yazar. Anladığım kadarıyla (sitedeki diğer incelemelerden) her kitabını üstüne koyarak çıkarttığından, şu ana kadarki en başarılı kitaplarından birisi Düşerken. Kendisinin zaten belli bir kitlesi var ve ne yazsa satıyor, gibi geldi bana.

Bense ilk defa bu kitapla tanıdım yazarı. “Düşerken, başka dünyalardan bir kadınla bir erkeğin zamansız karşılaşmasını ve giderek karmaşıklaşan yol hikâyesini anlatıyor. “ diyor kitabın tanıtımında. Öyle, cesur bir başlangıç yapmış Tarık Tufan benzer yazarlara göre. Kitabın başında gerçekten farklı dünyalardan iki insanın; evli, çocuklu tesisatçı İshak ile marjinal ressam Jülide'nin kaçış hikayesini görüyoruz. Peki yazar bu cesaretini devam ettirebilmiş mi kitabın sonuna kadar? Göreceğiz.

Lanse edildiği gibi bir yol romanı bu, yolda geçiyor büyük bir kısmı. Kurgu klasik, aykırı bir şey yok. Genel olarak 40-50'lerin Hollywood, 70-80'lerin Türk filmi havasında. Yazarın araya koyduğu Zeki Demirkubuz sahneleri kurtarmaya yetmiyor kurguyu. Arada kendince twist'ler yapsa da kimse şaşırmıyor hikayeye, zaten durumu fark eden yazar da sonlara doğru salıyor olayı, baştaki cüretkarlığını toparlamak için belki, sıkıcı bir finalle bitiriyor romanı.

Anlatıcı her bölümde değişiyor, üçüncü tekil şahıs ile İshak ve Julide'nin gözünden olmak üzere. Ama roman içinde bunu fark etmiyoruz ne yazık ki. Bütün bölümlerin dili aynı çünkü, Tarık Tufan'ın o hüzünlü dili. Kafaların içi de aynı, İshak, Jülide hatta terk ettiği karısı Nurten bile aynı şekilde düşünüp aynı şekilde konuşuyorlar. Erkeklerin yarattığı kadın karakterlerin içine girmesini sevmiyorum, beceremiyorlar genellikle – Tarık Tufan da bunu bir istisnası değil. Başlarda Nurten'in suratını rujla boyadığı sahneyi en az üç dört filmden hatırlıyorum.

Anlatım belki de en güçlü olduğu kısım yazarın. Betimlemeler, metaforlar, psikolojik tahliller oldukça güzel. Kendisi de bunun farkında herhalde, kurgudan çok bunlara önem vermiş. Kitabın her yerinden Tarık Tufan cümleleri taşıyor. Böyle olunca başlarda güzel gelen tahliller sonlara doğru iyice dayanılmaz hale geliyor. Her şeyi kararında vermek gerek:)

Yazarın dili sade ve akıcı genel olarak. Yukarıda belirttiğim uzun tahlilleri saymazsak kolaylıkla okunuyor. Ama bazı kelimelerin eski karşılıklarını kullanmış bolca benzer yazarlar gibi Tarık Tufan da. Ön yargımdan belki, bir iki yerdeki islamcı göndermeyi fark ettim ama siyasete girmiyor yazar genel olarak.

Kararsız bir havası var kitap boyunca, kemikleşmiş okuyucularına ihanet etmek istemiyor, ama daha geniş bir okuyucu kitlesini arzuluyor gibi. Bu da baştaki cesur açılışı yavan bir kitaba ve kötü bir sona dönüştürüyor.

Kitabı okuyup beğenmeyen bir tek ben varım galiba, incelemelere bakarsak. Tabi tek bir okumayla bir yazar hakkında böyle ahkam kesmek tamamen yanlış. Sadece kendi fikrimi beyan edebilirim. Ama benzer cümle ve replikleri bolca duyuyoruz sosyal medyada, yerli dizilerde. Bu yüzden, en azından şimdilik, Tarık Tufan'ın bana katabileceği bir şey olmadığını düşünüyorum. İyi Geceler.
299 syf.
Sanırım kitabın itiraz edebileceğim en olumsuz tarafı ismi. Bana göre ‘Düşerken’ doğru bir isim tercihi olmamış. Bunun yerine ‘Kaçmak’ ya da ‘Kaçış’ gibi isimler olabilirmiş. Bu küçük ayrıntının dışında, Tarık Tufan’ın son kitabı Düşerken’i çok beğendiğimi ifade etmeliyim.

Yazarın zaten belli bir tarzı var. Bu romanda da o tarzın dışına çıkmamış. Kimileri için eleştiri sayılabilir ama bu eserinde de yine çok bariz bir anne hasreti, annesizlik ve hatta baba ile çatışma durumları göz önünde. Ama 'Düşerken' hem fiziken ya da mekân olarak hem de ruhen bir, hatta birkaç kaçışın öyküsünü barındırıyor.

Tesisatçı İshak ile ressam Jülide’nin tesadüfen kesişen hayatları ve ayrı ama beraber kaçışları var kitapta. Fazla ipucu vermek istemiyorum ancak bir film senaryosu kadar, hayatın dışındaymış gibi durmasına rağmen bizatihi hayatın ortasında yer alan iç içe öyküler barındıran bir roman. Bazı şeylerin hiç de göründüğü gibi olmadığını haykıran bir roman. Yürek yangınlarının, suskunluğun geçit resmi... Zaman zaman sürprizlere açık. Aynı anda birkaç anlatıcının olduğu; bazen bir yol hikâyesine dönüşen bazense geri dönüşlerin dillendirildiği güzel bir hikaye.

Kitap başarılı; o kadar başarılı ki, eğer boş bir gününüz varsa, tam da o günün içinde merak ede ede, keyifle birkaç oturumda bitirebileceğiniz bir kitap. Mustafa Kutlu’yu hatırlatan tarafları olduğu gibi bu bir Tarık Tufan eseri diyebileceğiniz kadar da, bir Tarık Tufan eseri.

Tarık Tufan kitapları ile son bir sene içinde tanışmış bir okur olarak, okuduğum beşinci eseri oldu bu; diğerlerini de beğenmiştim ama sanırım en beğendiğim bu oldu.

Son olarak, keşke bu incelemeyi benim Tarık Tufan okumama vesile olan Şimal Hanım da okusa idi. Kendisi birkaç hafta önce siteden ayrıldı; umarım geri döner.
299 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar bu incelmeyi nöbette yazmaya çalıştım ve tamamlayabildim. Tarık Turan’ı şiirleriyle tanımıştım son kitabı olan Düşerken ile yazarın romanda alanında ne kadar başarılı olduğunu gördüm.Güz mevsiminde yani hüzün mevsiminde hüzün dolu yüreğin izdüşümünü kelimelerle anlatmak kiyafetsiz kalacak ancak ben yine bir şeyler söylemeye çalışacağım.Kitap İshak’ın hayat öyküsü çevresinde geçmektedir.Karakter olarak İshak,Nurten,Jülide yer almaktadır.İshak karakterinin öyküsünü okudukça bir insan yüreği bu kadar hüznü ve kederi nasıl sığdırabilir ? Nasıl olurda bu kadar çok yara almışken böylesine insan suskun kalıp yorulmadan bir yerlere kaçmaz demeden edemiyorum.Kitap konu olarak İshak tesisatçıdır üst komşu olan Jülide ile Nurten ve 2 çocuğunu arkasında bırakarak kaçmaya karar verirler ancak aralarında bir şey olmadan birbirlerini tanımadan hiç bir plan yapmadan nasıl ve neden kaçtıklarını okudukça iki farklı karakterin ağzından duygu yüklü bir şekilde okuyacaksınız.Kitabın en son sayfasına kadar mükemmeldi ve çok etkilendiğim bir kitap oldu.Yazarın üslubu sade ve akıcı bir şekilde kaleme alınmıştır.
Keyifli Okumalar Dilerim
299 syf.
·4 günde·Beğendi·6/10
Düşerken/Tarık Tufan
Türkan Şoray ve Kadir İnanır'ın baş rollerini paylaştığı, Türk filmi tadında yazılmış bir kitap. Çok fazla yormadan bir solukta okunabilecek bir eser. Şimdi gelelim eleştirime, yazarın kitaplarını okudum ve ilk defa bu kitabında anlatıcı karmaşası yaşadım. Ne yapmaya çalışmış anlamak mümkün değil, kendi kendime o kadar çok söyledim ki, yahu bir karar ver arkadaş dedim durdum. Bir çok anlatıcıya yer verip ben her şekilde anlatırım mı demek istemiş neyse ben çözemedim.
Kitap ilk sayfalardan itibaren çarpıcı bir konuyla başlayarak bir şok etkisi yarattı bende. Konu itibariyle işin içerisine birde erkeğin aldatması girince, eh dedim tam sinir olmalık bir kitap. Ve öyle de oldu adama kıza kıza halim takatim kalmadı. İlerleyen sayfalarda birde ne görsem, olaylar hiç de benim sandığım gibi değilmiş, kimseyi anlamadan dinlemeden yargılamak doğru değilmiş ve adama bu defa acıdım diyebilirim.
Kitap bir yol öyküsü aslında iki insanın delice bir cesaretle çıktıkları, nasıl olur düşünmeden akıl mantık dışı bir başlangıçtı onlarınki. Belki de başlangıçtan çok sondur kim bilir.
Kitap konusu itibariyle, bu kadar da olurmu dedirtti bana. Sanki çok da mümkün olmayacak olaylar gibi geldi. Aslında olaydan çok bu kadar iyi adamlar iyi insanlar kaldı mı günümüzde, sorusu aslında kendime sorduğum. O kadar çirkinleştik ki insanlar olarak bırakın normal hayatı kitaplar da bile iyi insana rastlasak şüphe eder olduk, hemen böyle insan yoktur diyoruz.
Yaşar Kemal'in çok sevdiğim bir sözü var;“O iyi insanlar, o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık.”
Umudum tükenmiş değil ve elbet o iyi insanlar daha yürekli ve daha cesur olup biz buradayız diyecekler...
Kitabı okuyun ya da okumayın siz bilirsiniz. Okumazsanız bir şey kaybetmez, okursanız bir şey kazanmazsınız.
Kitapla ve sevgiyle kalın...
299 syf.
·10/10
Kapağı her kapattığımda merakla kapattım. Sonraki elime alacağım zamana kadar bu merak hep sürüp gitti. Bu sefer erkenden bitirmeyecektim kitabı. Hemen okuyup bitirince elimde başka Tarık Tufan kitabı kalmadığı için pişmanlık duyuyordum.

Bu sefer kararlıydım. Yapıyordum da. Ta ki dün geceye kadar. 230.sayfada bölüm bitti ama kafamda bitiremedim. Uyumaya çalışsam da uyuyamadım. Kalktım okumaya başladım. Hani nefes almayı unuttum dediğiniz anlar vardır ya son altmış sekiz sayfayı öyle okudum.

Kısa çok kısa bir şekilde kitaba değinecek olursam: Jülide, İshak, Nurten ve diğerleri. Karakterlerin duygu durumları öyle güzel yansıtılmış ki. Hangi karakteri okuyorsam okuyayım o an onun yerindeymişim de tüm başından geçenleri ben yaşıyormuşum gibi geliyordu. Kızdım, üzüldüm, tebessüm ettim. Yeri geldi uygun bulmadığım yerler oldu.

İnsanın hâlinden anlayan ve bunu kelimelerine yansıtan en güzel yazarlardan biridir Sayın Tarık Tufan.

OKU'yun.
K İ T A P L A R L A K A L I N (:
299 syf.
·5 günde·9/10
Tutunamadıkları için düşen, düşerken birbirine sarılan iki insan: İshak ve Jülide. Jülide karmaşık ve derin -adı gibi-. İshak adının aksine gülmeye doğmamış hiç. Tuhaf olaylar, bağlar.. İster kader diyelim, ister enerji, ister tesadüf. İyi veya kötü bir yol tutturmuş gidiyorlar. Yolda yolları kesişiyor, yoldan çıkıyorlar -dışarıdan bakan için öyle-, sonra ayrı yolları yol oluyor, bir oluyor.

Jülide'nin hikayesi bir yönüyle manevî abla kabul ettiğim pamuk tenli, süt tenli, güzel Hafsa'ya benziyor. O da Jülide gibi görme yetisini yavaş yavaş kaybediyor ve bu süreçte eşiyle boşanıyor. Kitabı bittiği yerde yeniden başlatıyor zihnim. -Karanlığa gömüldükten sonra neler olacak?-
Her evlenen aile kurmuş sayılır mı? Hislerimize aykırı davranmak bizden ne götürür, bize ne getirir? Ya da sadece hislerimize uyarak yaşamak mümkün mü, nasıl olur? Kafamda birçok soru işareti ve boşluk bıraktı kitap. Hikayesi hayattan kopuk değil.

Kitabın en sevdiğim yönlerinden biri anlatıcının her bölümde değişmesiydi. Duyguları daha iyi anlama, kişileri daha yakından tanıma imkanı sağladı bu. Anlatsam roman olur derler ya, öyle bir kitap. Şimdiki zaman ve geçmiş zaman harmanı.

Benimki biraz sondan başa oldu. Tarık Tufan'dan okuduğum ilk kitap, onun ise son kitabı. Kendisiyle bu kitap ile tanışmış olmaktan memnunum. Ve naçizane kitabı edinerek okumanızı tavsiye ederim çünkü onlarca yaranızın altını çizeceksiniz. Rahat rahat çizebilmek adına..

Keyifli okumalar.
299 syf.
Evet, yine bir Tarık Tufan kitabı ve yine yazdıklarıyla günlerce düşünmeme kendimle iç hesaplaşmalar yapmama neden olan bir kitap...
Tüm eserlerinde olduğu gibi Düşerken kitabında da söylenmek istenip de söylenemeyenler, insanın vicdanına dokunan bir yanı ve aslında herkesin en yanığından bir türküsü var dinle, dinlet dedirten bir tarafı var...
Okuyanlar çok iyi bilir ki Tarık Tufan her kitabında kadınların tüm ruh halini en iyi şekilde tanıması ve bunu mükemmel bir üslupla tanımlamasıyla kendine hayran bırakan bir yazarımız, bu kitabında da o yönünü fazlasıyla ortaya koymuş.
Başarılı bir roman olmuş, çok beğendim.
O yüzden okunmalı mı?
Tabii ki de okunmalı :)
299 syf.
·Puan vermedi
Tarık Tufan ne yazsa okunur diyorum yine, her zamanki gibi. Bitirir bitirmez yeniden başlamak istedim. Tam hikayeye dalıp gidiyorum derken öyle etkileyici düşünce ve ruh hali tasvirleriyle karşılaştım ki "Ah be Tarık Tufan, sen ne güzel insansın!" dedim yine, her seferinde. Farklı farklı karakterleri anlatsa bile ruha dokunuşlarıyla varlığını hissettiriyor.

Romandaki olaylar, başlangıçta bir şeylerin yanlış gittiğini düşündürebilir ancak baş karakterin geçmişini öğrendikçe akla bir soru geliyor: Yola çıkmak için neden bu kadar geç kalmış? Belki de doğru zamanda doğru yol arkadaşını bulması gerekiyordu. Çıktığı yola ışık tutan, yürüdüğü yeri aydınlatan ve bu kez "boş vermişlikle değil, inanarak teslim olduğu" yol arkadaşı. Yolculuğa çıkmasaydı hikayesi tamamlanmayacaktı. "Geçmişindeki karanlık odalara hapsolmaktan endişe eden"lerin hikayesi bu. "Hiçbir şey aramazken bunca şeyi bulmanın ne manaya geldiğini kendine sorup duran"ların hikayesi. Hiç sorulmayan sorular, cevap aranması ertelenen konular gün geliyor insanın boğazına sarmaşık gibi dolanıyor, nefessiz bırakıyor. Öğrenmek/hatırlamak/anlatmak istemediği gerçeklerle yüzleşmek insan için zor. Ama o gerçekler insanın hikayesini oluşturuyorsa öyle kıymetlidir ki.

Anlaşılma isteği kadar kuvvetlidir aslında anlama isteği. Tarık Tufan kitaplarından benim anladığım kadarıyla "insan" anlattıkça acısının dinmesini diliyor. Dünyada olup bitenlere karşı o kadar duyarlı ki duyduğu gördüğü her acı onu hüzünlendiriyor. Karamsar bir hüzün değil bu, Allah'tan ümit kesilmiyor elbet. Yalnızca hiçbir şeye kayıtsız kalamıyor, kendi acısıymış gibi sahipleniyor. Acıların derman bulmasına vesile olmak istiyor. Anlıyor ki bu ancak hayat yolunda yürümekle mümkün. Vesile, yol arkadaşları olacak.
299 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Nasılsınız sevgili kitap dostları, umarım çok çok iyisinizdir. ..Ben çok iyiyim zira Tarık Tufan okuyup da iyi olmamak mümkün değil benim için. ..Kitabın o hüzünlü etkisinden çıkıp ,kelimelerin raks ettiği yapraklar sona erince ,silkelenip kendine geldikten sonra yaşanan o tatlı mutluluk çok güzel ....Hiç alakası olmayan iki kişinin yol hikayesi var bu kitapta ....Çıktıkları yol onlara geçmişi , yuzlesmeleri ve unutmak diye bir şeyin varolmadığını gösteriyor. ..Ne desem az ve eksik kalır. ...Yüreğe dokunan o cümleler yanında....
Hiç düşünmeden okuyun bu kitabı.... ve bırakın kendinizi o naif, sıcacık ve samimiyet yüklü yapraklara .....
299 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Evet, en sevdiğim yazardır Tarık Tufan. Beni tanıyan herkes bilir bu yazara olan sevgimi. Kitabını okumayı özlemişim. Ruhuma şifa oluyor vesselam. Tarık Tufan'ın anlatımını, cümlelerini okuyan bilir; her sayfasının altını çizesi geliyor insanın. Her cümlede kendinden bir parça buluyor insan. Çok beklemiştim bu kitabı, beklediğime fazlasıyla değdi. Dili çok güzel, kurgu çok güzel, karakterler ayrı güzel. İnsanın nereye giderse gitsin geçmişinden asla kaçamayacağını çok güzel anlatmış Tarık Tufan. Karakterlerimiz geçmişinden kaçarken tekrar geçmişlerine vararak bunu gösteriyor. Kitabın sonlarına doğru birbirinden ayrı iki karakter arasındaki bağlantıya hayran kaldım. Her kitabını okumuş biri olarak sanırım en beğendiğim kitabı bu oldu. Ne desem az Tarık Tufan için. Çok güzel adam, çok. Çevremdeki tüm yakınlarıma okutuyorum bu güzel insanı, siz de okuyun, okutun. Edebiyatımız için büyük şanstır kendileri..
Aptal biri değilim.
Sadece insanın ne kadar düşebileceğine dair iflah olmaz bir merakım var.
Beklemek, beklemek, beklemek ve sonra hiçbir şey olmamış gibi kaldığın yerden devam etmek zorunda kalmak; umut etmek ve her seferinde incinmek, yaralanmak, yaramı sarmak, sarıp sarmalamak, saklamak, saklanmak, sarsılmak, ölesiye sarsılmak kalbimi yoruyor..

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Düşerken
Baskı tarihi:
5 Kasım 2018
Sayfa sayısı:
299
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786057525161
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Profil Kitap Yayınları
“Bir sabah kimselere bir şey söylemeden, göç vaktini kaçırmış, suskun, yorgun ve kederli bir kırlangıç gibi alıp başını uzaklaştı. Biraz daha bekleseydi kanatlarında o dermanı bulamayacaktı. Umut niyetine sırtında taşıdığı bir çift kanat, zaman geçtikçe zayıflayacak, gitgide çürüyecek ve ruhunu zehirleyen bir belaya dönüşecekti.”

Düşerken, başka dünyalardan bir kadınla bir erkeğin zamansız karşılaşmasını ve giderek karmaşıklaşan yol hikâyesini anlatıyor.

“Nereye?” diye düşünmeden gitmek isteyenlerin varabilecekleri tek yer geçmişleridir.

Tarık Tufan’ın çok katmanlı kurgusu ve ustalıklı anlatımıyla gün yüzüne çıkan Düşerken, uyumsuzluğun, arayışın, kapanmamış yaraların ve bir dizi keskin hesaplaşmanın romanı…

Kitabı okuyanlar 422 okur

  • Rabia Yıldız
  • İ4mErdem
  • Hacer Batar
  • Hamza Aytel
  • Aynur Karadaş
  • Mehmet Yazıbağlı
  • Berrin Ongun
  • Ayten Erol
  • Şş
  • Melda Çapar

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%39 (78)
9
%31.5 (63)
8
%15.5 (31)
7
%7 (14)
6
%3 (6)
5
%1 (2)
4
%0.5 (1)
3
%0.5 (1)
2
%0
1
%2 (4)

Kitabın sıralamaları