1000Kitap Logosu
Resim
Attila İlhan

Attila İlhan

Yazar
Çevirmen
BEĞEN
TAKİP ET
8.2
7,1bin Kişi
32,3bin
Okunma
4.286
Beğeni
85,3bin
Gösterim
Tam adı
Attilâ Hamdi İlhan
Unvan
Türk Şair, Romancı, Denemeci, Gazeteci ve Eleştirmen
Doğum
Menemen, İzmir, Türkiye, 15 Haziran 1925
Ölüm
İstanbul, Türkiye, 10 Ekim 2005
Yaşamı
Attilâ İlhan (15 Haziran 1925 - 10 Ekim 2005), Türk şair, romancı, düşünür, deneme yazarı, gazeteci, senarist ve eleştirmen. Aydın çalışmalarıyla Türk edebiyat ve düşünce dünyasına önemli katkıları olmuştur. 15 Haziran 1925'te İzmir, Menemen'de doğdu. İlk ve orta eğitiminin büyük bir bölümünü İzmir ve babasının işi dolayısıyla gittikleri farklı bölgelerde tamamladı. İzmir Atatürk Lisesi'nin birinci sınıfındayken mektuplaştığı bir kıza yazdığı Nazım Hikmet şiirleriyle yakalanmasıyla 1941 Şubat'ında, 16 yaşındayken tutuklandı ve okuldan uzaklaştırıldı. Üç hafta gözaltında kaldı. İki ay hapiste yattı. Türkiye'nin hiçbir yerinde okuyamayacağına dair bir belge verilince, eğitim hayatına ara vermek zorunda kaldı. Danıştay kararıyla, 1944 yılında okuma hakkını tekrar kazandı ve İstanbul Işık Lisesi'ne yazıldı. Lise son sınıftayken amcasının kendisinden habersiz katıldığı CHP Şiir Armağanında Cebbaroğlu Mehemmed şiiriyle ikincilik ödülünü pek çok ünlü şairi geride bırakarak aldı. 1946'da mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne kaydoldu. Üniversite hayatının başarılı geçen yıllarında Yığın ve Gün gibi dergilerde ilk şiirleri yayımlanmaya başladı. 1948'de ilk şiir kitabı Duvar'ı kendi imkânlarıyla yayımladı. Paris yılları 1948 yılında, üniversite ikinci sınıftayken Nâzım Hikmet'i kurtarma hareketine katılmak üzere ilk kez Paris'e gitti. Bu harekette faal olarak yer aldı. Fransız toplumu ve orada bulunduğu çevreye ilişkin gözlemleri daha sonraki eserlerinde yer alan birçok karakter ve olaya temel oluşturmuştur. Türkiye'ye geri dönüşünde başı sık sık polisle derde girdi. Sansaryan Han'daki sorgulamalar ölüm, tehlike, gerilim temalarının işlendiği eserlerinde önemli rol oynamıştır. Şair bu gerilim havasını ilk şiirlerinde olmasa da özellikle Bela Çiçeği gibi kitaplarında eski günlerini yâd ettiği ya da eleştirdiği şiirlerini yayımladı. Birkaç kez gözaltına alındı. Attilâ İlhan, "Kaptan" lakabının kendisine Paris yıllarında bir dönem sakal bırakması üzerine arkadaşları tarafından yakıştırıldığını belirtmiştir. Lakabın yayılmasında beş bölümden oluşan Kaptan şiiri etkili olmuştur. İstanbul-İzmir-Paris üçgeni 1951 yılında Gerçek gazetesinde bir yazısından dolayı soruşturmaya uğrayınca Paris'e tekrar gitti. Fransa'daki bu dönem, Attilâ İlhan'ın Fransızcayı ve Marksizmi öğrendiği yıllardır. 1950'li yılları İstanbul-İzmir-Paris üçgeni içerisinde geçiren Attilâ İlhan, bu dönemde ismini yavaş yavaş Türkiye çapında duyurmaya başladı. Yurda döndükten sonra, Hukuk Fakültesi'ne devam etti. Ancak son sınıfta gazeteciliğe başlamasıyla beraber öğrenimini yarıda bıraktı. Sinemayla olan ilişkisi, yine bu dönemde, 1953'te Vatan gazetesinde sinema eleştirileri yazmasıyla başlamıştır. Sanatta Çok Yönlülük 1957'de gittiği Erzincan'da askerliğini yaptıktan sonra İstanbul'a dönüş yapan Attilâ İlhan, sinema çalışmalarına ağırlık verdi. On beşe yakın senaryoya Ali Kaptanoğlu adıyla imza attı. Sinemada aradığını bulamayınca, 1960'ta Paris'e geri döndü. Sosyalizmin geldiği aşamaları ve televizyonculuğu incelediği bu dönem, babasının ölmesiyle birlikte yazarın İzmir dönemini başlattı. Sekiz yıl İzmir'de kaldığı dönemde, Demokrat İzmir gazetesinin başyazarlığını ve genel yayın yönetmenliğini yürüttü. Aynı yıllarda, şiir kitabı olarak Yasak Sevişmek ve Aynanın İçindekiler dizisinden Bıçağın Ucu yayımlandı. 1968'de Biket İlhan ile evlendi, 15 yıl evli kaldı. İstanbul'a dönüş 1973'te Bilgi Yayınevi'nin danışmanlığını üstlenerek Ankara'ya taşındı. Sırtlan Payı ve Yaraya Tuz Basmak'ı Ankara'da yazdı. 1981'e kadar Ankara'da kalan yazar Fena Halde Leman adlı romanını tamamladıktan sonra İstanbul'a yerleşti. İstanbul'da gazetecilik serüveni Milliyet (2 Mart 1982 - 15 Kasım 1987) ve Gelişim Yayınları ile devam etti. Bir süre Güneş gazetesinde yazan Attilâ İlhan, 1993-1996 yılları arasında Meydan gazetesinde yazmaya devam etti. 1996 yılından 2005 yılına kadar köşe yazılarını Cumhuriyet gazetesinde sürdürdü. 1970'lerde Türkiye'de televizyon yayınlarının başlaması ve geniş kitlelere ulaşmasıyla beraber Attilâ İlhan da senaryo yazmaya geri döndü. Sekiz Sütuna Manşet, Kartallar Yüksek Uçar ve Yarın Artık Bugündür halk tarafından beğeniyle izlenilen diziler oldu. İlk romanı Sokaktaki Adam yayımlandığında 10 roman yazmıştı. Bunlar hiç gün ışığına çıkmadı. Attilâ İlhan bunun sebebini bir söyleşide şöyle açıklıyor: "... birçok roman yazdım daha önceden. Ama neden yayınlamadım? Çok akıllıca bir sebebi vardı. Çünkü biliyorum ki yazarlar ilk romanlarında kendilerini anlatırlar. O da romancılık değildir. Günlük tutmaktır." (Düşün, Haziran 1996). Roman serüvenine başladığında döneminin diğer yazarları daha çok yerel ve kırsal olayları, kişileri işlerken Attilâ İlhan şehir insanını Türkiye'nin yakın dönem tarihini siyasal, ekonomik ve sosyal yanlarıyla ele alan bir yapı içerisinde işliyordu. Sadece İstanbul ve İzmir gibi Türkiye'nin büyük şehirlerini, işlediği dönemin yaşam tarzını, ekonomik ve sosyal sorunlarını kahramanlarının gözüyle yansıtmakla yetinmiyor; aynı zamanda, batı kültürünün Türkiye'ye ne şekilde yansıdığını, olumlu ve olumsuz etkilerini, çizdiği karakterlerle ve Avrupa'daki şehirlerle örtüşen bir yapı içerisinde inceleniyordu. Hazırlık ve arayış dönemi Romanda "hazırlık ve arayış dönemi" diye nitelendirilebilecek dönemde, yayımladığı Sokaktaki Adam ve Zenciler Birbirine Benzemez'de yazarın Paris'te yaşadığı yıllara ait deneyimlerinin ve gözlemlerinin karakterlere yansıdığı görülür. Yazıldığı yıllarda Türkiye'deki Batılılaşma uğruna toplumdan kopan kişilerin bocalamaları Sokaktaki Adam'da ele alınırken, Zenciler Birbirine Benzemez'de Avrupa'da komünist ve antikomünist mültecilerle karşılaşan, hayal kırıklığına uğramış bir devrimci anlatılır. Her bölümün farklı bir karakterin ağzından aktarıldığı Sokaktaki Adam, Attilâ İlhan'ın edebiyatımıza getirdiği yeni bir söylem olarak alınabilir. Daha sonraki romanlarında da görüleceği gibi, diyalektik bir yaklaşımla işlenen olaylarda kahramanlar güçlü ve zayıf yanlarıyla okura ulaşır; birbirlerini suçlamaz ve okuyucuda ön yargı oluşturmazlar. Attilâ İlhan, Zenciler Birbirine Benzemez için şunları söylemiştir: "Kitap 'soğuk savaş'ın en belalı döneminde yazıldı, yayınlandı. Çok ikircikli bir sorunu tartışıyordum. Romanın kahramanı, İstanbul'daki ve Paris'teki 'solcu' çevrelerle düşüp kalkıyor, bunlarla ilişkilerini ve tartışmalarını anlatıyordu, her şeyi olduğu gibi yazmak, romanın yayımlanmasından vazgeçmekle eşitti. Bu bakımdan, içeriğine hafif flu bir hava verdim." Romanın dilinin farklılığını ise yazıldığı dönem içerisinde yoğun Fransızca çalışmasına bağlayan yazar, bazı cümleleri Fransızca düşünüp Türkçe yazmıştır. Olgunluk dönemi Yazarın "olgunluk dönemi" diye tanımlanabilecek edebiyat süreci Kurtlar Sofrası ile başlar. Sokaktaki Adam'da ne istediğini değil, ne istemediğini bilen biri anlatılırken; Zenciler Birbirine Benzemez'de Mehmed-Ali istedikleri ile istemedikleri arasında mütereddit bir karakteri yansıtmaktadır. Oysa Kurtlar Sofrası'nda Mahmud ne istediğini çok iyi bilen bir karakteri çizer. Bu üç romanıyla Attilâ İlhan Türk aydınına farklı açılardan bakar, fikirlerini diyalektik-materyalist bir sentez içinde derleyerek Türkiye için bir sentez önerir – ki sonradan yazdığı yedi kitaplık Aynanın İçindekiler serisi de bu zemine oturmaktadır. Bıçağın Ucu, Sırtlan Payı, Yaraya Tuz Basmak, Dersaadet'te Sabah Ezanları, O Karanlıkta Biz, Allah'ın Süngüleri: Reis Paşa ve Gazi Paşa bu seriyi oluşturan romanlardır. Her romanda yer alan karakterler, Türkiye'nin tarihinde köşe başlarını oluşturmuş dönemlere ayna tutan aydınlardır. Tarihi olaylar, politik ve sosyal dengelerle ele alınır. Birbirleriyle bağlantısı olan karakterlerden her biri bir romanda ön plana çıkar ve olaylar onun gözlemleriyle aktarılır. Bu serinin bütünü irdelendiğinde yine, yazarın Türk aydınına yakın tarihimize bir bakma şansı tanıdığını ve kendi toplumcu-gerçekçi bakış açısıyla önergeler sunduğu görülür. Ölümü Attilâ İlhan ilk kalp krizini 1985 yılında geçirdi. Bu tarihten sonra kardiyolojik sorunları devam eden İlhan'ın 2004'ten itibaren sağlık durumu daha da bozuldu. 10 Ekim 2005'te İstanbul'daki evinde geçirdiği ikinci kalp krizi sonucu hayata veda ettiğinde 80 yaşındaydı. Tiyatro ve sinema sanatçıları Çolpan İlhan'ın ağabeyi ve Kerem Alışık'ın dayısıdır. 2003 Sertel Demokrasi Ödülü'ne layık görülmüştür. 1946 CHP Şiir Yarışması İkinciliği, 1974 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü Tutuklunun Günlüğü ile, 1974 Yunus Nadi Roman Armağanı Sırtlan Payı ile, vefatından sonra 2007 yılında kurulan Attilâ İlhan Bilim Sanat Kültür Vakfı çalışmalarına devam etmektedir. Kaynak: tr.wikipedia.org/wiki/Attilâ_İlhan
172 syf.
·
2 günde
·
8/10 puan
Sisler Bulvarı-A. İLHAN/Bir trene binmek, rastgele defolup gitmek istiyorum!
Bazı cümleler vardır, okuduğun kitabın önüne geçerler. Bu cümle de öyle oldu benim için. İnsan duyguları içe atılmak için var sanırım. Ya da dile getirilmek ama gerçekleştirilmemek için. Zira hepimizin dilinde "gitmek" oysa her geçen gün kök salıyoruz kaldığımız yere. Kocaman dünyada bir noktaya sabitleşiyor ve ömrümüzü orada tüketiyoruz. Hiçbir şey bitirmese bu korkaklık bitirecek bizi. Çoğumuzun hayali dünya turu ama daha yaşadığımız coğrafyayı bile gezip görmemişiz. Bizim için de gezip gören biri var ama:
Attila İlhan
Ve gezip gördüğü yerleri şiirlerine ilmek ilmek işlemiş. Mısra mısra onunla geziyor, duygularına duygularınız gibi bakıyorsunuz. Birçok ülke, birçok şehir. Farklı şiirler var. En çok şu dizeleri sevdim sanırım: "Yıllar gelir geçer, kuşlar gelir geçer Her geçen seni bizden parça parça götürür Mustafa’m, Mustafa Kemal’im!" (s. 137)
Mustafa Kemal Atatürk
Hangi kitapta geçse adın, kıpır kıpır olur içim. Burada da öyle oldu. Seni anlatan her kitabı sıkılmadan şevkle okuyabilirim. Burada da denk geldiğime oldukça mutlu oldum. Her şiirin bir hikayesi var değil mi? Eserin sonunda bir bölüm var: meraklısı için notlar. Burada eserdeki şiirlerle ilgili bilgileri okuyorsunuz. Sanırım en sevdiğim bölüm burası olmuş. Zira her şiirin bir arka planı var. Onları daha derinden hissetmek için oldukça güzel oluyor böyle anlatımlar. Bütün şairlerin şiirleri için böylesi notları görmeyi dilerdim. Ne hoş olurdu şiirlerin arkasında yatan şair duygularını, hangi ruh haliyle yazıldığını görmek... Yine kendine özgü üslubu, küçük harfleri ile hoşunuza gidecek bir şiir kitabı. Şiir sevenlere öneririm. Şiire ısınmak isteyenler için ideal olduğunu söyleyemem ama. Zordur Attila İlhan'ı anlamak ve ondan keyif almak. Ha deyince olmaz, ha gayret demek gerek. Bugünlerde iyice soğudum uygulamadan. Diğer sosyal medya araçlarına döndüğünü hissediyorum. Biraz uzak kalsam iyi olacak sanırım. Olur da başarabilirsem sevgiyle, şiirle kalın kıymetli kitap dostları. Bir gün bir trene binip defolup gitmeye kalkarsam size de haber vereceğim, söz.
Sisler Bulvarı
8.1/10 · 2.838 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
426 syf.
·
Beğendi
·
10/10 puan
Hangi Atatürk'ü bu mecradan tanıştığım bir kişi sayesinde alıp okudum. O insana beni bu güzel kitapla tanıştırdığı için çok teşekkür ediyorum öncelikle. Dilinden korkarak almıştım bu kitabı. Belli ki siyasi terimler, eski sözcükler var. Hayır, öyle değilmiş. Öyle sade ki, kullanılan bazı eski sözcükleri bile cümleye göre anladım. Günümüzde denk geldiğimiz bazı insanlar vardır. Kolunda Atatürk imzası dövmesi vardır fakat ilkelerini sayamaz. "ben Kemalist'im" der, emperyalizmi benimser. Sokak röportajlarını izlerken denk geliriz, siyaset ve politika konusunda, ekonomide, eğitimde, millilikte asla Mustafa Kemal'in düşüncelerine yer vermezler. Daha kötüsü düşündüklerinin Atatürk temelli olduğunu savunurlar. Kitap, yıllar önce yazılmış fakat okurken günümüzü gördüm. Atatürk'ü benimseyenlerin tam tersi düşüncelere sahip olmasını anlatıyor, hatta Atatürkçü geçinen Atatürk'ten sonraki siyasileri eleştiri yağmuruna tutuyor. Anti-emperyalist bir düzeni henüz sağlamışken Mustafa Kemal'den sonra gelenlerin Batı işbirliklerinin nedenini tartışıyor, millî ekonomimize, millî eğitimimize, kültürümüze sokulan nifakları bir bir ele alıyor ve bunlara karşın "Atatürkçü geçinen politika esnaflarını" hedef alıyor. Batı muhipliğinin, Amerika köleliğinin temellerini anlatıyor, bunlara bir de kanıtlar sunuyor İlhan. Sanıyoruz ki devrimler Batı'ya benzer diye biz onları örnek alacağız. Hayır, Mustafa Kemal demiştir ki "Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun, istikâlden mahrum bir millet, medeni insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye liyakat kazanamaz." Yani diyor ki, dışa bağımlı yaşayan bir ülkeye ancak uşak muamelesi yaraşır. Bu düşünceye sahip bir liderin evlatları olarak, nasıl bu durumlara göz yummuşuz, Batı nasıl da bizi avcunun içine almış, üzülerek okudum. Ermeni Soykırımından Arap İhaneti konusuna kadar yerel-uluslararası birçok konuya değindiğinden bu kitap bir rehber, bir sorgulama aracı oldu benim için. Bu kitap sayesinde "Atatürkçü geçinen politika esnaflarını" fark ettim, en azından millet bazında nasıl bir yol izlenmeli, ben öğretmen olduğumda öğrencilerime Atatürk'ü nasıl anlatmalıyım konularında fikir sahibi oldum. Son olarak, "Atatürk'ü görmek için fikirlerini anlamak kâfidir." Sözünden hareketle Attila İlhan, Mustafa Kemal Atatürk'ü ve fikirlerini böyle gerçekçi anlattığı, fikirlerini sözde benimseyenleri eleştirip bizlere ışık tuttuğu için gönlümdeki değeri Ayrılık Sevdaya Dahil diyen bir "şairden" çok düşünceleriyle de artan bir yazar konumu da kazanmıştır. Herkes okumalı ki Atatürk'e karşı sevgimiz ve fikirlerini uygulamamız "sözde" kalmasın. Onu anlayabildiğimiz sürece aydınlıklardayız.
Hangi Atatürk
8.9/10 · 931 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.