Mathias Enard

Mathias Enard

7.8/10
21 Kişi
·
39
Okunma
·
4
Beğeni
·
845
Gösterim
Adı:
Mathias Enard
Unvan:
Fransız Yazar
Doğum:
Fransa, 11 Ocak 1972
Mathias Énard, 1972'de Fransa'da doğdu. Doğu Dilleri Enstitüsü'nde Arapça ve Farsça eğitimi
gören yazar, Ortadoğu'ya uzun süreli yolculuklar yaptı. 2000 yılından beri Barcelona'da yaşıyor ve Barcelona Üniversitesi'nde Arapça dersleri veriyor. Savaşları, Kralları ve Filleri Anlat Onlara, 2010 yılı Goncourt des Lycéens Ödülü'nü kazanmıştır.
Ben şarkı söylerken bana bakışını sevdim. Gözlerindeki netliği, gözlerindeki arzunun tatlılığını. Peki şimdi ne oldu? Korkuyor musun yabancı? Asıl korkması gereken benim. Ben karanlıkta bir sesim sadece, şafakla beraber kaybolacağım. Kara iplik ak iplikten seçildiğinde ve müminler sabah namazına gittiğinde ben bu odanın dışına kayıp gideceğim.
Sonunda sana bir hikaye anlatacağım. Gidecek hiçbir yerin yok. Etrafin çepeçevre karanlık, uzaklarda bir kaleye hapsedilmişsin, okşamalarımın esirisin; vücudumu istemiyorsun, tamam, ama sesimden kaçamazsın. Bugün artık olmayan çok eski bir ülkenin hikayesidir bu. Unutulmuş bir ülkenin, şair bir sultanın ve aşık bir vezirin.
Leonardo da Vinci’nin çizimi bir yere varamaz, çünkü ne Padişah’ı düşünüyor ne şehri ne de kaleyi. Michelangelo içgüdüsel olarak kendisinin daha ileri gideceğini, başaracağını biliyor, çünkü o İstanbul’u gördü, çünkü kendisinden istenen eserin baş döndürücü bir geçiş köprüsü değil, bir şehrin, imparatorlar ve sultanlar şehrinin çimentosu olduğunu anladı. Askerî bir köprü, ticari bir köprü, dinî bir köprü.
Politik bir köprü.
Şehrin bir parçası.
San Pietro’nun kubbesi Ayasofya ve Bayezid Camii’nden esinlenmiştir; Medici Kütüphanesi ise Manuel’le sık sık gittiği Bayezid Kütüphanesi’nden; Medici Şapeli’ndeki heykeller, hatta II. Julius için yaptığı Musa heykeli İstanbul’da rastladığı davranış ve insanlardan izler taşır.
Sarhoşluğun o kadar tatlı ki, beni de bir hoş ediyor. Yavaşça nefes alıyorsun. Hayattasın. Senin dünyana geçmek, rüyalarını görmek isterdim. Rüyanda, çok uzaklarda, saf, kırılgan bir aşk mı görüyorsun? Çocukluğunu mu, kayıp bir sarayı mı? Benim orada yerim olmadığını biliyorum. Hiçbirimizin orada bir yerinin olamayacağını...
Bu Osmanlılar kesinlikle ışık ustası. Tıpkı Bayezid Camii gibi bir tepede yer alan Bayezid Kütüphanesi her yerde var olan ama rahatsız etmeyen, ışıkları okuyanlar üzerine asla doğrudan vurmayan bir güneşle dolu. İhtişamıyla ziyaretçiyi ezmek yerine onu bütünün merkezine yerleştiren, onu okşayan, coşturan, sakinleştiren bu sade mekândaki mucizevi ahengin sırrının pencerelerin konumunun ve bakış yönlerinin yerleştirilmesindeki ustalıkta yattığını keşfetmek için insanın Michelangelo'nun dikkatine sahip olması gerekir.
Büyüdüğüm yeri kuşkusuz bir daha asla göremeyeceğim. Bu yüzden senden nefret edebilirdim, senden ve o haçından. Hakkım vardı buna. Babam yolda çektiğimiz çilelerden öldü. Annem buradan iki fersah uzağa gömüldü. Sultan Beyazıd, bizi Romalılardan alınıp fethedilen bu başkente kabul etti. Adalet bu.
Mathias Énard, 1972'de Fransa'da doğdu. Doğu Dilleri Enstitüsü'nde Arapça ve Farsça eğitimi
gören yazar, Ortadoğu'ya uzun süreli yolculuklar yaptı. 2000 yılından beri Barcelona'da yaşıyor ve Barcelona Üniversitesi'nde Arapça dersleri veriyor. Savaşları, Kralları ve Filleri Anlat Onlara, 2010 yılı Goncourt des Lycéens Ödülü'nü kazanmıştır.

Yine müthiş bir öneri ile geldim bugün, ki bende bir öneri üzerine okudum. Şahsen değer verdiğim hocamın önerilerini hiç araştırmadan arka kapak yazısını okumadan alırım daha güzel oluyor. Bu kitapta da öyle oldu..
İlk sayfayı çevirdiğimde şunlar yazıyordu:

“Onlar çocuk; savaşları ve kralları, atları, şeytanları, filleri ve melekleri anlat onlara ama aşk ve benzeri şeyleri anlatmayı da unutma.”

Sayfaları çevirmeye başladığınızda kitaba adını veren bu coşkuyu da bir nebze olsun tadacağınıza inanıyorum…


Kitap, Kipling'in Life's Handicap (1891) adlı eserinden bu alıntı ile başlar. Alıntıdaki çocuk bizler yani okur; savaşları, kralları ve filleri anlatırken aşk ve benzeri şeylerden bahsetme sorumluluğunu üstlenen ise yazar Mathias Enard'dır.

Hikaye, İtalyan rönesans sanatçısı Leonardo da Vinci'nin, Sultan ll. Beyazıt talebiyle Haliç (golden horn) için tasarladığı köprü ile başlar. Da Vinci'nin hayali bu uzunluktaki açıklığı geçen yekpare ilk köprü tasarımıdır. Tasarım, dönemin mühendislik yeteneklerinin çok ötesinde olduğundan reddedilir. Golden Horn Bridge adlı tasarıma ait orijinal eskizlerin Milano Bilim Müzesi'nde saklandığı rivayet edilir.

Sultan ll. Beyazıt aynı kaygı ile yine İtalyan rönesans sanatçısı Michelangelo'yu İstanbul'a davet eder. Yazılı tarihe göre sanatçı bu daveti reddetmiştir.

Ancak tarihçi; Michelangelo ile kardeşleri arasındaki yazışmalardan, Vatikan kütüphanesi'nde bulunan Ayasofya'ya ait planlardan ve Osmanlı arşivi dökümlerinden yola çıkarak sanatçının daveti reddetmeyerek İstanbul'da bir süre ağırlandığı sonucuna varıyor. Kitabında da yer verdiği mektup ve belgelerdeki ayrıntıları baz alarak Michelangelo'nun Kostantinapol macerasını kurguluyor. Savaşları ve kralları, atları, şeytanları, filleri ve melekleri anlatırken, aşk ve benzeri şeyleri de unutmuyor elbet yazar.

Kısaca kitap eşsizdi, hacimce küçük olabilir ama içerisinde kurulu olan cümleler ile öyle güzel doyuruyor ki insanı. Okumanızı öneririm. Şimdiden keyifli okumalar.
Bu yazarı ve kitabı ilk defa görmüştüm kitaplığımda. Ortak bir kitaplık olduğu için rastgele aldım ve okumaya başladım. Bir kitap düşününki beni bırakma ve her zaman okuyarak kal desin.Tam olarak bunu diyor bu kitap. Çevirmenin sayesinde olsa gerek kitap su gibi akıp gidiyor gözlerinizden.
Aslında bir tarih kitabı diyebiliriz ama yorucu bilgilerle sıkmayan bir tarih bilgisi. Daha çok olaya ve duymadığımız hikayelere yer verilmiş. Bir adamın o dönemde bir adama aşık olabileceğini hatta gerçekten aşık olduğunu farkettiriyor. Yavaş yavaş devam edip kitabın sonuna doğru sezon finali yapan diziler gibi heyecana kapılmışken bitiveriyor kitap. Ve o yüzden ikinci sezon için yeni senaryolar uydurabilecek kıvama geliyorsunuz.
Olayımız II.Beyazid'in Leonardo da Vinci'nin Haliç Köprüsü projesini beğenmemesi üzerine Michelangelo'yu İtalya'dan çağırması ile başlar.
Her sayfası cümlelerle dolu dolu bir kitap değil. Belki kalın kitaplardan sıkılanlar için iyi bir seçenek olabilir. Çünkü göreceksiniz ki BZ Metrobüsünde iki tur attıktan sonra kitap bitiveriyor...:)
Yıllar önce tavsiye üzerine okuduğum ve iyi ki karşıma çıkmış dediğim kitap. II. Bayezid döneminde Haliç'e yapılacak bir köprü projesi için İstanbul'a davet edilen Michelangelo ve onun gözünden İstanbul'u konu ediyor.
Osmanlı arşivlerinden alınan bilgilerle ana hatları oluşturulmuş ama yer yer yazar kendi hayal gücü ve kurgusunu da ekleyerek okuyucunun ilgisini çekmeyi başarmış. Michelangelo'nun kişilik tahlili ve o dönemin İstanbul'unun ressam üzerindeki etkisi öyle sade ve güzel anlatılmış ki kitap bitmesin istemiştim.
Üzerine uzun uzun konuşulacak bir kitap, tavsiye ederim.


"İncecik bilekleri saran beş halhal, turuncu muareli elbise, parlak omuzlar ve boyun çukurundaki ben; bir kaç  yıl sonra Sistina Şapeli'nin kuytu bir köşesinde karşımıza çıkacak. Michelangelo'nun eserleri, resimde de mimaride de İstanbul'a çok şey borçlu olacak. Bakışı şehir ve başkalık karşısında çok farklılaşacak; manzaralar, renkler, biçimler hayatının geri kalanında çalışmalarının içine nüfuz edecek. San Pietro'nun kubbesi Ayasofya ve Bayezid Camii'nden esinlenmiştir; Medici Kütüphanesi ise Manuel'le sık sık gittiği Bayezid Kütüphanesi'nden; Medici Şapeli'ndeki heykeller, hatta II. Julius için yaptığı Musa heykeli İstanbul'da rastladığı davranış ve insanlardan izler taşır." (Sayfa 94)
Yazarın daha önce adını duymadım, aynı şekilde eserinin de. Kitabın, tanınmış bir yayınevi tarafından basılmasına rağmen rağbet görmediğine şaşırmadım desem gerçekleri saklamış olurum. Galiba her zaman bilinenin güvenirliğine olan eğilimlerden kaynaklanıyor bu durum. Her ne kadar pek bilinmeyen yazarlara veya eserlere merakım olsa da, büyük bir indirimde olmasının cazibesinin de payının az olmadığını söylemek isterim. Kitap, daha önce yorumlanmadığı için bir alt paragrafta 'özet niteliğinde açıklamalara' yer vereceğim.

Coğrafya bir kaderdir ve komşular bu kaderin en yakın akrabalarıdır. Ortadoğu'nun komşusu olduğumuz bir gerçek. Dolayısıyla bu coğrafyada gerek siyasi, gerek kültürel, gerek yazınsal olaylar bize uzak olamaz. Yani esere yabancılık çekmek pek mümkün değil. Eserin içerisinde, mahalle baskısından meydana gelen olaylar ve sonuçlarından tutun da, saf, rasyonel düşünmeye uzak gençlerin din adı altında, din uğruna 'bir şeyler' yapması yer alıyor. Elbette bu 'bir şeyler' çoğunluğu etkileyen şeyler daha da hüzünlü olanı çoğunluğun hayatına kasteden etkiye sahip şeyler. Görmek mümkündür etrafımızda; Şeyh Nureddinleri, Besimleri; daha birkaç yıl önce yanıbaşımızda meydana gelen patlamaları, belki de ölen yakınlarımızı, tanıdıklarımızı...

Eğer bir toplumda yaşam ölümden daha mucizevi geliyorsa, ölümlerin, sayma sistemleri dışında bir karşılığı yoksa, haksızlıklara ve daha nicesine sessizlik var isyan yoksa o toplum 'yaşama geliş biletlerini' iade etmek için gerekirse sıraya girmelidir...
Ünlü heykeltraş michalengelo'nun 2.Bayezıtın çağrısı üzerine istanbula gelişi ve köprü projesi için çalışmasını konu almış.Kitapta michelangelo'nun kişisel özelliklerine değinmiş.Bayağı dik kafalı ve kendini beğenmiş,çirkin...Kitabı okurkrn orhan pamuk'un beyaz kalesini anımsattı.Ancak o kitap kadar olmasa da yinede keyifle okunabilecek bir roman.
Bu kitap bir öğrencimin hediyesiydi. Ne yazarı tanıyordum ne de konuyla ilgili detaylı bilgi sahibiydim. Körlemesine daldım okumaya. Tesadüfe bakın ki "Masters of Florence" dizisini takip ederken elime geldi. Michelangelo'nun İstanbul'da geçirdiği zamanı konu eden bu kitap kekremsi lezizliğiyle zihnimde iz bıraktı. Rönesans Avrupa'sında yaşananları merak edenlerin, Rönesans'ın Osmanlı'ya yansımasını görmek isteyenlerin okuyacağı, hoş bir kurgu. 150 küsur sayfalık kitap bitmesin diye uzattıkça uzatmaya, sık sık ara vererek okumaya çalıştım. Zira 1-2 saatte bitebilecek bu kitaptan aldığım keyfi uzatmak istiyordum fakat merak, beni iki günde bitirmeye zorladı. Kesinlikle tavsiyemdir...
Michalengelo, gerçekten çok inatçı bir heykeltraş ve ressam imiş. İtalya'da Sixtin sarayının tavanına, sırt üstü uzanarak, aylarca, İsa ve havarilerinin portrelerini çizdiğini okumuştum. Hatta bu yüzden sırtının kambur olduğunu...

Yazarın biyografisi

Adı:
Mathias Enard
Unvan:
Fransız Yazar
Doğum:
Fransa, 11 Ocak 1972
Mathias Énard, 1972'de Fransa'da doğdu. Doğu Dilleri Enstitüsü'nde Arapça ve Farsça eğitimi
gören yazar, Ortadoğu'ya uzun süreli yolculuklar yaptı. 2000 yılından beri Barcelona'da yaşıyor ve Barcelona Üniversitesi'nde Arapça dersleri veriyor. Savaşları, Kralları ve Filleri Anlat Onlara, 2010 yılı Goncourt des Lycéens Ödülü'nü kazanmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 4 okur beğendi.
  • 39 okur okudu.
  • 53 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.