Tren yolculuğu boyunca geçmişini, yaşamını sorgulayan, iç hesaplaşmalarla, düşüncelerle, anılarla geçen bir kitap. Yaşı ilerlemiş romanın kahramanı Francis Servain Mirkovic, Roma'ya uçakla yapacağı yolculuğu, uçağı kaçırınca trenle yapmaya karar verir. Yolculuk sırasında aklına neden bir sonraki seferi almak gelmediğini sorar. Belki de karanlık geçmişiyle tren yolculuğunda hesaplaşmak için bilinçaltında yaptığı bir tercih olmuştur. Hatta bu yolculuğun bitmesini istemez, daha da sürsün gitsin ister. Belki de bu uzun yolculuğu, yapacağı hesaplaşmalarla bir şeyleri kurtaracağına, kendini kurtaracağına olan inançla seçmiştir.
Annesi babasıyla tanışana kadar konser sanatçısı, piyano çalıyor ve yakın çevresindeki çocuklara evde ders veriyor. Mirkovic’in bir ablası var. Düşünceden düşünceye geçerken çocukluğundaki günlere de gidip geçmişiyle ilgili bilgiler veriyor. Gerçek kimliğini bilen ve bilmeyen sevgililerinden bahsediyor. Ölüler, kayıplar, sırlarla geçen yılların ardından Yven Deroy ismiyle Roma'ya yepyeni bir hayata yolculuğa çıkıyor, çantasında mıntıkasındaki topladığı bilgileri verdikten sonra yepyeni bir geleceğe başlamayı arzu ediyor.
Yazar, savaşın korkunç yüzünü anlatıp ajan olarak topladığı bilgileri, bunun sonucunda yaşanan ölümleri düşünerek içini okuyucuya dökmüş. Savaş alanlarında geçen onca yılın ardından son olarak sorumlu olduğu bölgelerdeki yani ona göre kendi mıntıkasında yaşanan gizli kalmış cinayetleri, katliam hatıralarını çantasında götürmektedir. Bu sırada kendi yaşamından, ailesinden, görüştüğü kadınlardan o konudan bu konuya atlaya atlaya ilerliyor. Kafası kopmuş bir oğlan çocuğunun elinde oyuncağını sıkarken kalan yalnız bedeni ve karnı haçla deşilmiş bir ninenin görüntüsü hafızasından asla silinemeyen görüntülerden. Savaşa dair birçok