Derya profil resmi
Öğretmen
Kadın
285 okur puanı
01 Nis 2017 tarihinde katıldı.
  • 408 syf.
    ·9 günde·8/10
    Mitolojik karakterlerin masal tadında anlatımı. Mitolojiyle ilgili geniş bir bilgim olmasa da sadece isim olarak bildiklerim vardı. Buna rağmen anlaşılabilir ve kurgunun içine hemen girdim. Arka sayfalarında mitolojik isimlerin kimin nesi olduğuna dair kısa bir dizin vardı. Bu kısım okunmasa dahi az çok bir aşinalıkla da olayların içine girilebiliyor.

    Ana karakterimiz Kirke, yarı tanrıça olmasına rağmen yaşadığı zorluklar, kadınların gördüğü muamele yansıtılıyor. Mitolojide de durum aynı, kadına hep ikinci sınıf muamele. Şimdiki zamanda maalesef yaşanan kadın kayıplarla yüreğimiz kan ağlarken, kitabın satırlarını okurken de duruma ilişkin olaylar karşısında üzüldüm. Mitoloji de olsa kadın her yerde zorluklarla karşılaşıyor. Bir kadın olarak korkularımız daha fazla, zorluklarla daha çok karşılaşıyoruz. Kadınların psikolojik veya fiziksel şiddet görmelerinin oranı çok daha fazla.

    Yazarın üslubunu, Kirke’nin duygularını ve acılarını bize geçirebilmesinde başarılı buldum. Kadınlığa dair güzel tespitler yer alıyor. Beklediğim kadar olmasa da hikayenin kurgusu da güzeldi. Kirke’nin güçlü durma ve tutunma çabası, mücadelesi, güçlü kadın imajı güzel yansıtılmış. Ayrıca sürgün edildiği adada yaşayasım, denizinde yüzesim geldi. Özellikle mitolojiye ilgisi olan ve fantastik tür sevenler için akıcı dilde yazılmış tavsiye edebileceğim bir kitap.
  • 408 syf.
    ·9 günde·İnceledi·8/10
  • Kadınların narin yaratıklar olduğu, çiçek, yumurta, bir anlık dikkatsizlikle ezilebilecek şeyler olduğu söylenir hep. Buna eskiden inanmış olsam bile artık inanmıyordum.
  • En muhtaç durumdakilerin en nefret ettiği şey minnettarlıktır, sırf kendilerini yeniden iyi hissetmek için ilk fırsatta saldırırlar.
  • O dayanıksız vücutları bitmez tükenmez bir bakım gerektiriyordu, yiyecek ve içecek, uyku ve dinlenme, uzuvların ve sıvıların temizlenmesi. Ölümlülerin saatler boyunca bunlarla uğraşmak için ne büyük bir sabra sahip olması gerek, diye düşünüyordum.
  • Kendi portreme şaşırmadım: Kahramanın kılıcı karşısında yelkenleri suya indiren, diz çöküp merhamet dilenen gururlu cadı. Kadınlara haddini bildirmek ozanların en sevdiği vakit geçirme biçimi gibi geliyordu bana. Yerlerde sürünüp ağlamazsak gerçek bir hikaye olmazmış gibi.
  • 246 syf.
    ·8/10
    Kitap III. Selim, IV. Mustafa ve II. Mahmut dönemini ele alıyor. Osmanlı Devleti'nde yaşanan sıkıntılar, Avrupa’ya ayak uydurma çabaları, ıslahatlar, yeniçeri ayaklanmalarının yanı sıra Hatice Sultan'ın Melling ile yaşadığı aşk konu geçişleriyle anlatılıyor. Yaşanan ikili ilişkinin arka planında dönemin önemli, tarihe geçen olayları yer alıyor. İçerisinde kurgu da barındıran Hatice Sultan'ın hayatı ele alınırken bir yandan da devletin çalkantılı durumu anlatılıyor. Nizam-ı Cedid, Eşkinci Ocağı, Kabakçı Mustafa Ayaklanması, padişahların tahta çıkarılıp indirilmesi gibi tarihe damga vuran olayları kurgunun içine sindirilmiş şekilde okuyoruz.

    Hatice Sultan, III. Selim’in iki kız kardeşinden biri. Amcası I. Abdülhamit’in ölümü üzerine tahta çıkan III. Selim, iyi eğitim görmüş, ileri görüşlü ve ıslahat yanlısı bir padişah. Aynı zamanda savaşmaktan çok barış içinde yaşama ilkesini benimsemiş, batıya yönelik, müziğe duyarlı ve ince ruhlu kişiliğiyle de dikkatleri çeken biri.

    Hatice Sultan, III. Selim tahta çıktıktan sonra başka bir saraya yerleşip kısa bir süre sonra da evleniyor. Kocası farklı bir şehirde görev yaptığından ayrı yaşamak zorundalar. Çünkü saray hanedanından olan kimse İstanbul’dan başka bir kentte yaşayamıyor. Hatice Sultan ise zaten formalite olan bu özgür evlilikten çok memnun. Sarayını batı tarzında yaptırmak istemesi üzerine ünlü ressam Melling Kalfa ile tanışıyor. Kısa sürede aralarında büyük bir aşk yaşanıyor. Sarayının yanına Melling’e kalması için yer yaptırıyor.

    Kimseye belli etmeden yaşanan bu aşkın yanında Osmanlı Devleti karışık günlerden geçiyor. Birbiri ardına çıkan ayaklanmalar halkın padişaha olan güvenini sarsmakta ve devlet bir sürüklenişe doğru gitmekte. Bu ayaklanmaların en önemlisi Kabakçı Mustafa Ayaklanması. III. Selim’in yeni ordusu Nizam-ı Cedid’i sindiremeyen yeniçeriler halkın da desteğini alarak başkaldırıyorlar. Kabakçı Mustafa Ayaklanması III.Selim’i tahttan indiren ayaklanma olarak tarihe geçiyor. Yeniçeriler birçok devlet adamını öldürerek III. Selim’i tahttan indirip kısa bir süre sonra onu da öldürüyorlar. Tahta IV. Mustafa çıkıyor ancak onun da iktidarı fazla sürmüyor.

    Bu olaylar yaşanırken ıslahat yanlısı olup kaçabilenler, Rusçuk Ayanı Alemdar Mustafa Paşa’ya gidip durumu anlatıyorlar. Alemdar Mustafa Paşa İstanbul'a gelip elebaşılarını öldürtüyor ve yönetime el koyuyor. IV. Mustafa tahttan indirilip II. Mahmut tahta çıkarılıyor, kendisi de sadrazamlık görevine geliyor. Ancak yeniçeriler Alemdar Mustafa Paşa'nın konağını yakarak ölmesine sebep oluyorlar.

    II. Mahmut da yenilik yanlısı bir padişah, Yeniçeri Ocağını kaldırmak için Eşkinci Ocağını kuruyor. Bu sırada Melling ile Hatice Sultan arasına soğukluk giriyor ve ayrılıyorlar. Melling başka biriyle evlenerek Fransa’ya yerleşiyor, Hatice Sultan da kocasının ölümü üzerine İzzet Bey ile yaşamaya başlıyor. Melling, yaptığı İstanbul resimleriyle Fransa'da ünlü bir ressam oluyor. Yıllar sonra Hatice Sultan'a yazdığı duygu yüklü mektupla onun iki-üç yıl önce öldüğünü öğreniyor. Bir tarih devri de çalkantılı, sorunlu olaylarla kapanıyor.

    Geçmişte yaşanılanlar bugünden çok da farklı değil. Dini alet eden bazı kesimler Yeniçeri Ocağı ve halkı galeyana getirip istediği yöne çekiyor. Herkes kendi çıkarının peşinde koşarken güç dengeleri değişkenlik gösteriyor. İnsan hangi devirde olursa olsun huzursuz bir yapıya sahip, sürekli daha fazlasının peşinde, bunun için yapamayacağı şey yok. Yaşanılan dönem fark etmiyor, huzursuzluk insanın hep içinde. Dönem ve isimler farklı olsa da satırları okurken tarih tekerrürden ibaret deyişi akla geliyor.
  • Derya paylaştı.
    448 syf.
    ·60 günde·8/10
    Tüketmeye dayalı bir yaşamın tam ortasındayız. Çağımızın en büyük sorunlarından biri bu, çünkü bize dayatılan, gözümüze sokmaya çalışılan ürünlerin her yerden fışkıran reklamlarına maruz kalıyoruz. Belki de hayatlarımızda bir boşluğu doldurmak için tüketmeye yöneliyoruz, bir şeye ihtiyacımız olmasa bile almakla mutlu olacağımızı sanıyoruz. Psikolojik durumumuzdaki boşluğumuzu yakalayan reklamlar, indirimler, kampanyalar amaçlarına bu şekilde ulaşıyor. Evimizde işimize yaramayan bir sürü eşya olmasına rağmen aklımız hep daha fazlasını almakta.

    Eski zamanlardan günümüze dikkatleri üzerine çekmek isteyen markalar, önce gazeteyi, sonra radyoyu ve televizyonu, en son telefonumuzu işgal etmiş durumdalar. Elimizdeki telefonu neredeyse her kullandığımızda reklamlar çıkıyor, internet olmasa mesajla, aramayla bir yerden aklımızı çelmeye çalışıyorlar.

    Sistemin istediklerini almayıp kendimize engel olmak belki de bu devirde yaşadığımız en büyük zorluk olabilir. İnsanlar kendilerini de başkalarını da genellikle sahip olduklarına göre sınıflandırıyor. Bu sistemin getirdiği bir bakış açısı oldu. Şu marka ürünü alırsan daha değerli olursun, şu arabaya binersen çok mutlu hissedersin gibi duyguları beynimize işlediklerinden artık sistemin dayattığı şekilde düşünmeye başlıyoruz.

    Kitapta bahsedilen eski zamanlarda bir diş macunu markası olan “Pepsodent” camı çizecek derecede sert ve keskin aşındırıcı bir maddeden oluşmasına rağmen çok iyi özelliklere sahipmiş gibi gösterilip çok satılması sağlanmış. Kola ve gazlı içecekler zararlı olmasına rağmen kimi zaman gençlerle dolu kıpır kıpır, kimi zaman aile temalı duygusal reklamlarla ilgi çekmeye, beyinlerde yer etmeye çalışıyorlar. Belki o an gidip almıyoruz ama alışveriş yaparken aklımızın kıyısında köşesinde kalıp seçimlerimizi etkiliyor.

    Bu pazarda aklı çelme konusunda bir dönem en büyük etki sigara konusunda olmuş. Kadınların dışarıda sigara içmesinin tabu olduğu zamanlarda bir tütün firmasının müdürü, Edward Bernays’tan yardım almış. Bernays sosyolog, halkla ilişkiler uzmanı ve Freud’un yeğeni. 1929 New York Paskalya Yürüyüşü'nde, ellerinde Lucky Strike'larıyla boy göstermeleri için bir grup çekici kadına para ödemiş. Bernays işaret ettiğinde kadınlar "özgürlük meşalesi" adını verdikleri sigaralarını gösterişli şekilde yakarak protesto yapmışlar. Bu olayı daha sonra birkaç kadının yemek davetlerinde sigara içmesi izlemiş ve sonunda tütün firmaları istediklerini elde etmiş. Bu girişim büyük etki yaratarak nüfusun neredeyse yarısını oluşturan kadınların sigarayı daha çok tüketmesiyle sonuçlanmış. Böyle zararlı bir maddenin özgürlük adı altında kullanılması, kadının sigarayla güçlü ve bağımsız olacağının düşünülmesi, sigaraya bağımlı olmasıyla tezat bir görüş oluşturuyor.

    Erkeklerin sigarayla imtihanı ise bir dönem Marlboro reklamlarında oynatılan haşin, erkeksi kovboy imajıyla olmuş. Sanki o sigarayı içenlerin de böyle bir karizmaya sahip olacağı izlenimi yaratılmış. Tabii ki o dönemde de bu sayede sigara satışlarında artış görülmüş. Bir ara Mavi marka kot reklamında Kıvanç Tatlıtuğ oynuyordu, sanki kot giyenler ona dönüşüyormuş gibi Marlboro reklamına benzer bir his vermeye çalışıyordu.

    Yazara göre arzunun doğal yolla varacağı en son nokta tüketim ve reklamcılar arzuyla ilgili her türlü tutumu ürün talebine nasıl dönüştüreceklerini iyi biliyorlar. Gençler geçmiş nesillere oranla daha yüksek refah seviyesine sahip olduklarından fazlasıyla tüketime odaklanmış durumdalar. Yeni çıkan giysiler, son model cep telefonları, tabletler…

    Daha sade bir yaşam sürmek mümkün, sürekli alma duygusunun önüne geçilebilir. Birden fazla kredi kartına sahipsek bire indirmek, bir sürü giysimiz varken yenisini almaya niyetlendiğimizde buna gerçekten ihtiyacım var mı diye süzgeçten geçirmek bir çözüm olabilir. Bazen mağazada beğendiğim bir eşya olduğunda o an çıkıp eğer aklımda çok yer etmişse alıyorum. Böylece çoğu zaman almayı unutuyorum. Amacım o an hevesle alınıp sonrasında işe yaramayan ürünlere sahip olmanın önüne geçmek.

    Satın alma isteğine en çok kitap konusunda engel olamıyorum sanırım. Yine de kütüphanemde okumadığım kitap sayısını azaltınca almaya gayret ediyorum. Zaten kitap okuma odaklanma gerektirdiğinden bu dikkat tacirlerinin yapmamızı arzu etmediği bir durum. Onlar bizim sürekli ekrana bakmamızı, daha çok aklımızı çelmeyi, daha çok reklam ve pazarlama sunarak tüketmemizi ister. Belki de sahip olduklarımız ne kadar az olursa o kadar rahat yaşarız. Tabii ki bu konuda kitaplar bir istisna :)
  • %21 (230/1142)
  • 264 syf.
    ·9 günde·Puan vermedi
Öğretmen
Kadın
285 okur puanı
01 Nis 2017 tarihinde katıldı.
2020
14/40
35%
14 kitap
7,5bin sayfa
14 inceleme
69 alıntı
6 günde 1 kitap okumalı.
En çok okuyanlar'da 4773. sırada.

Şu anda okuduğu kitap

  • Bilge Adamın Korkusu

Okuduğu kitaplar 438 kitap

  • Ben, Kirke
  • Pollyanna
  • Pinokyo
  • Ölüm Korkusunu Yenmek
  • İkinci Vakıf
  • Vakıf ve İmparatorluk
  • Dune Tanrı İmparatoru
  • Dune Çocukları
  • Mıntıka
  • Dune Mesihi

Okuyacağı kitaplar 43 kitap

  • Huzursuzluğun Kitabı
  • Atatürk: Modern Türkiye'nin Kurucusu
  • Merhaba Dünya
  • Avrupa Milletlerinin Karakter ve Psikolojileri
  • Görmek
  • Yeraltından Notlar
  • Maymunlar Gezegeni
  • Kur'an, İncil ve Tevrat'ın Sumer'deki Kökeni
  • Beyaz Diş
  • Eminim Şaka Yapıyorsunuz Bay Feynman

Kütüphanesindekiler 334 kitap

  • Ben, Kirke
  • Bilge Adamın Korkusu
  • Pollyanna
  • Pinokyo
  • Ölüm Korkusunu Yenmek
  • Rüzgarın Adı
  • İkinci Vakıf
  • Vakıf ve İmparatorluk
  • Dune Tanrı İmparatoru
  • Dune Çocukları

Beğendiği kitaplar 24 kitap

  • Bütün Şiirleri
  • Dune Tanrı İmparatoru
  • Dune Çocukları
  • Dune Mesihi
  • Dune
  • Vakıf
  • İlahi Komedya
  • 1984
  • Puslu Kıtalar Atlası
  • Ben Robot

Beğendiği yazarlar 18 kitap

  • Dost Körpe
  • José Saramago
  • Ayfer Tunç
  • Robert Jordan
  • Frank Herbert
  • Yaşar Kemal
  • George Orwell
  • Oğuz Atay
  • Isaac Asimov
  • Hıfzı Topuz