·
Okunma
·
Beğeni
·
73,5bin
Gösterim
Adı:
İnsan Olmak
Baskı tarihi:
8 Şubat 2019
Sayfa sayısı:
184
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753423984
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayınları
Baskılar:
İnsan Olmak
İnsan Olmak
İlk kez yayımlandığı 1983'ten günümüze defalarca baskı yapmış ve okurla kurduğu yapıcı ilişkiyi kanıtlamış olan bu kitabında Engin Geçtan insan olmanın ikilemini şöyle anlatır: "Çağdaş toplumlar kendine özgü bir olguyu da birlikte getirmiştir. İnsan eskisinden çok daha fazla sayıda insanla, çok daha kısa süreli, daha yüzeysel ilişkiler kurma eğilimindedir. Bu, soğuk bir günde karşılaşan bir grup kirpinin öyküsüne benzer. Kirpiler ısınabilmek için birbirlerine sokulurlar, ama dikenleri birbirine batar. Birbirlerinden ayrıldıklarındaysa soğuktan rahatsız olurlar. İleri geri hareket ederek sonunda dikenlerini batırmadan birbirlerini ısıtabilecekleri en uygun uzaklığı bulurlar."

Son yirmi yılın dünyasındaki sosyal ve maddi değişimler düşünülürse, kirpilerin birbirine daha da çok ihtiyaç duyduğunu, her kirpinin bu ikilem karşısında kendi cevabını bulması gerektiğini, tam da bu yüzden İnsan Olmak'ın bugün daha da güncel olduğunu söyleyebiliriz.
(Arka Kapak)
181 syf.
·10 günde·10/10 puan
Psikiyatr Engin Geçtan, yaklaşık 35 yıl önce kaleme aldığı bu kitabında adeta tüm insanlığın falına bakmış. Böylesine bilimsel alt yapısı olan bir eser için 'fal' benzetmesi yapmamı yadırgayacak olanlara baştan söyleyim ki, bu tabiri özellikle kullandım. Çünkü Geçtan'ın kitabında anlattıklarının yüzde birini bir falcı karşımıza oturup anlatsa, hepimiz hem şaşırır hem de duyduklarımızdan mest olurduk. Çünkü birinin bize bizi anlatmasını her zaman gizemli bulur ve bundan haz duyarız.

Tabii Geçtan falımıza bakarken iskambil kağıtları ya da bakla, boncuk gibi gereçler yerine bilimsel olarak kabul görmüş kuramları, klinik deneylerden edindiği tecrübeleri, kişisel araştırmalarını ve gözlemlerini kullanıyor. Günlük hayatta hepimizin yaşadığı ortak sorunları genel başlıklar halinde bölümlere ayırıp tüm detaylarıyla inceliyor.

İçinde yetiştiğimiz aile yapısı hayatımız boyunca davranışlarımızı nasıl etkiliyor? Neden başka insanlara karşı zaman zaman öfke ve düşmanlık duyuyoruz? Neden bazen kendimizi değersiz hissediyoruz? Neden çoğu zaman kendimizi kaygılı hissediyoruz? Günlük yaşamda sorumluluklarımızdan kaçtığımızın ne kadar farkındayız? Kimi zaman kalabalıkta dahi kendimizi yalnız hissetmemizin altında ne yatıyor? Özellikle ilişkilerimizde verdiğimiz ve vermediğimiz tepkiler, o ilişkiyi nasıl etkiliyor? gibi insan olmaya dair pek çok sorunun cevabını detaylı olarak bulabileceğiniz bir kitap İnsan Olmak...

Kitabı bitirdiğinizde, her şeyden önce kendinizi, ailenizi, çevrenizdeki insanları hatta genel olarak insanı tanıma sürecinde çok önemli kazanımlar elde ediyorsunuz. Kitap boyunca kendi davranışlarınızda fark etmediğiniz pek çok detayı ve nedenlerini öğrenme, sorgulama ve kabullenme süreçleri yaşıyorsunuz. Günlük hayatta evde, işte, sosyal hayatta diğer insanlarla olan ilişkilerinizde verdiğiniz tepkilerin nedenlerini öğreniyorsunuz. Ve tabii ki, adımız, sanımız, toplumsal statümüz, mal varlığımız, ırkımız, ideolojimiz, cinsiyetimiz ne olursa olsun aslında davranışsal olarak pek çok yerde aynı hamurdan yoğrulduğumuz, aynı kaynaktan beslendiğimiz ve pek çok hadise karşısında neredeyse aynı tepkileri verdiğimiz gerçeğiyle yüzleşiyorsunuz...

Biraz da kitabı okuyacaklar için birkaç tavsiyede bulunmak isterim... Öncelikle bu kitap bir oturuşta okunup sindirilecek bir kitap değil. Duruma göre günde 200-250 sayfa okuyabilmeme rağmen 180 sayfalık bu kitabı 10 günde bitirebildim. Kaldı ki, bu bile bana göre hızlı bir okumaydı. Çünkü kitabı okurken Engin Geçtan'ın tüm birikimini bir oturuşta kağıda döktüğüne rahatlıkla tanık olabilirsiniz. Kitap boyunca yazar size nefes aldırmıyor adeta. Her paragraf, her satır, her cümle tespit içeriyor. Kitabı okurken birkaç saniye dalıp giderseniz anında geriye dönmek zorunda kalırsınız. Tek bir boş cümleye rastlamadım ben. Bu da doğal olarak kitabı okumayı biraz zorlaştırıyor. Çünkü kitaptan yeterince faydalanabilmek için iki okuyup bir düşünmek, değerlendirme yapmak ihtiyacını hissediyorsunuz. Bir cümle bittiğinde birkaç yıl önce yaşadığınız bir olay bir anda aklınızda canlanıveriyor. kendinize dair pek çok şeyi yeniden sorguluyorsunuz. O yüzden bu kitabı, başka bir kitaba devam ederken her gün bir doz olmak şartıyla ilerleyebileceğiniz ikinci bir kitap olarak düşünebilirsiniz.

Sonuç olarak, kendi hikayesine içeriden, kendi bilincinin derinliklerinden genel bir bakış atmak isteyen herkes bu kitabı düşünmeden alıp okuyabilir. İnsan olmak, biraz da bu çabayı gerektiriyor sanırım... Herkese keyifli okumalar...
184 syf.
·4 günde·10/10 puan
Şu ana kadar okumuş olduğum psikoloji kitaplarından tamamen farklı olarak yazılmış bir kitapla karşınızdayım. Şunu da belirtmek isterim ki Nurettin topçu'nun psikoloji kitabının ardından bunu okumam gayet yerine oturmuş gibi hissettim. Şimdi diğer psikoloji kitaplarından farkı nedir diyecek olursanız şöyle kısaca anlatayım. Okumuş olduğum diğer psikoloji kitaplarında genel olarak kavramlar üzerinden bir tanımlama ve açıklama yapılarak karşımıza çıkıyor. Ancak bu kitapta belli ve mühim konular ele alınmakla beraber o konuların içeriğini günlük hayatta yaşadığımız durumlarla bağdaştırarak yazar bizlere sunmaya çalışmış. Ve ben okurken her konuyu çevremdeki bir olayla veya insanların hal ve hareketleri ile bağdaştırarak düşündüm. Ve o konuların fazlasıyla çevremde yaşandığını net bir şekilde daha iyi anladım.

Kitapta gördüğüm konulardan biri olan nevrotik yani sinirsel kısırdöngü konusu fazlasıyla dikkatimi çekti. Dikkatimi çekmesinin sebebi ise verdiği örnekler bağlamında neredeyse çevremdeki birçok kişide bu durumun az çok olduğunu fark etmiş olmam belki de aynı durum bende bile mevcut.

Bu yüzden muhakkak kitabı okumanızı tavsiye ediyorum. Ve ayrıca sadece bir defa okunacak bir kitap değil ara ara okundukça birçok farklı bakış açısı kazandıracağını düşünüyorum. Kitabı kesinlikle sıkılmadan keyifle okuyacağınızı düşünüyorum. Okurken muhakkak bölüm bölüm ve ara ara okumanızı tavsiye ediyorum. Benim gibi birden okumazsanız daha iyi olur gibi:) Çünkü olayları hayatımızın içinden örneklerle sunduğu için sıkılma imkanınız kalmamakla beraber üzerinde bol bol düşünerek okunması daha faydalı olacaktır diye söyleyip bitireyim. Keyifle okumanız dileğiyle..
184 syf.
Psikiyatrist olan Engin Geçtan, ziyaretine gelen bir yabancının “bizim için de yaz” demesinin etkisinde kalarak kendi deyimiyle tek solukta yazmasıyla ortaya çıkan bir eser ‘İnsan Olmak’

Kalemini sevdiğim bir yazar olan Geçtan, bizi bize bizim dilimizden anlatıyor tam olarak. Mesleki ve tıbbi terimlerden sıyrılarak, sizinle sohbet edercesine akıcı bir üslup kullanmış bu eserinde de.

Neredeyse her sayfanın içinde kendimi bulduğum ‘insan olmak’ kitabını beğeniyle ve büyük bir merakla okudum. Her ne kadar sindire sindire okumaya değer bir kitap olsa da bir sonraki sayfasını merak etmekten kendimi alamadığımı itiraf edebilirim.

Hepimizin köklerimizden beslendiğini, anne babanın çocuğun hayatında inşaa ettiği her karede gösterdiği tutumun ne kadar önem taşıdığını ince ince anlatmış Sayın Geçtan.

Uyanmak, hayata baktığımız tozlu camların tozunu almak adına; okunası, okutulası eser. Şiddetle tavsiye edilir.

Sevgiler...
181 syf.
·Beğendi·10/10 puan
İnsan Olmak nedir diye sorsam şimdi yüzlerce cevap gelir değil mi? Herkes kendine göre bir şeyler anlatır. Herkesin insan olma kriteri farklıdır. Bu kitapta da Engin Geçtan neredeyse verilebilecek bütün cevapları enine boyuna ele almış..

Öncelikle İstanbul'dan kalkıp Ankara'ya Engin Geçtan'ın yanına gidip "Hocam  lütfen bizim içinde bir şeyler yazın" diyen arkadaşa teşekkür ediyorum. Bu söylem olmasaydı da bu kitap yine yazılır mıydı veya yazılsa da aynı olur muydu sorularını da hoca önsöz de sormuş kendi kendine. Bu arkadaşın gidip böyle bir şey demesi hocada fitili ateşlemiş ve adeta fışkırırcasına bir çırpıda yazdım diyor kendisi. Ama siz bir çırpıda okuyamıyorsunuz orası ayrı bir mevzu. Bir çırpıda yazdım da dese zaten görüyorsunuz yılların birikimi var bu kitapta. Öyle çok insan irdelenmiş ki....
Okurken o kadar çok insan aklıma geldi, o kadar çok kişiyi yeniden yaşadım ki zaman zaman bu kadar da olur mu dedim. Ve tabii ki kendinizi de yaşıyorsunuz. Çünkü kendinizi bilmeseniz başkalarını da bilmeniz pek mümkün görünmüyor. Her kelimesi, her cümlesi ayrı bir tespit, ayrı bir anlam ifade ediyor.

Daha kitabın ilk sayfasıda karşımıza şöyle bir alıntı çıkıyor.

"İnsan, varolduğu günden bu yana sürekli olarak içinde yaşadığı dünyayı ve evreni tanımaya ve anlamaya çalışmış, ancak bu çabası içinde en az tanıyabildiği varlık yine kendisi olmuştur."

Bu ne yaman çelişki diyorum ben buna. Evet işte insan olmanın özeti de bu sanırım. Çelişkilerle dolu bir varlığız. Ne zaman ne yapacağımız, ne düşüneceğimiz, nasıl davranacağımız belli olmuyor. Şartlara göre hareket eden bir varlık işte. Bu demek değildir ki yanar döner bir varlık, ne olduğu belirsiz yalan dolan manasında değil. Değişim sürecinden bahsediyorum. Her an her saniye değişiyoruz ama farkında değiliz. Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, öyle şeylerle karşılaşıp, öyle şeyler görüp işitiyoruz ki, değişmemek mümkün değil. Ancak bu değişim iyi yönde olursa bir anlamı olur. Yoksa zaten sonuç başta yazdıklarıma çıkıyor.

İşte bu yaşanılan süreçlerin neden böyle olduğuna, nereden geldiğine, nasıl devam ettiğine, ilişkilerde sorunların tartışmaların nerelere dayandığına bir bir açıklık getiriyor. Tabii ki ilk olarak da konu Anne-Baba ve Çocuk ekseninde yoğunlaşıyor. Çünkü olan, olabilecek olumlu olumsuz tüm durumların temeli aile yaşantısına dayanmakta. Sevgi ortamında büyüyen bir çocukla, tam tersi bir ortamda baskıcı bir aile ile beraber büyüyen bir çocuğun aynı olması beklenemez zaten. Burada diyeceksiniz ki kimse aynı değil zaten. Evet iyi de burada anlatılmak istenen zaten başka.

Biraz etrafımıza bakalım isterseniz. Bazı insanları mesela çok mutlu olarak görüyoruz değil mi? Hayatları yolunda, düzenleri yerinde, mutlu, yaşamaktan zevk alan vs. vs. öyle algılıyoruz. Bazıları da huzursuz mutsuz, yaşamdan zevk alamayan, evliyse ailesine de eziyet çektiren insanlar vs. Bunların temelinde yatan sebepleri ise kişinin çocuklukta yaşadığı durumlar olarak ele alıyor. Tabii ki tüm açıklamalarıyla birlikte. Annenin babanın tutumu, yaşadığı ortam, bulunduğu çevre, komşuları, arkadaşları, akrabaları vs hepsi birer etken. Öyle basit gibi görünse de ruhsal gelişime çok büyük etkileri olduğunu görüyorsunuz. Ve bu durumlar ileriki yaşantımızda da etki ediyor.
Ve tabii ki işin ekonomi boyutu da var. Oralara çok fazla girmemiş. Toplumumuzda yaşanan çoğu sorunun temelinde de ekonomik nedenler var. Bu yadsınamaz bir gerçek.

Sonra birey ve toplum ilişkisini ele almış.
Bireyin toplumda yer edinebilmesi, daha doğrusu kendi olabilmesi için sağlıklı bireyselleşmesi gerekiyor. Bu sağlıklı bireyselleşme toplumdan kopmadan, kendi doğrularını da yok saymadan yapılabilen bir süreç. Ancak çok da kolay değil. İşte bu yapılırsa gerçekten birey olabiliyor insan. Onun dışında kendini soyutlayıp, tamamen toplumdan kaçmak bir anlam ifade etmiyor. Çünkü yaşadığımız hayat buna izin vermiyor.

Burada şu alıntıyı eklemem gerekiyor.

"Kişiliğin bireyleşebilmesi için, insanın kendisine ilişkin gerçekleri olabildiğince bilinçlendirebilmesi gerekir. Ne var ki, birçok insan kendini tanımak için çaba göstermeksizin yaşamına anlam katabilmeyi umar ve beklediklerini bulabilmek için bir mucizenin gerçekleşmesini bekler. Oysa insan, gerçeklerini tanıyabildiği oranda kendisiyle uzlaşır ve çevresine karşı da daha hoşgörülü olur. Bunu başaramayan biri ise hoşlanmadığı ve kabul etmediği bilinçdışı benliğini diğer insanlara yansıtır, onları eleştirir ve kınar. Bunu yaparken, aslında, tanımadığı gerçek benliğini seyretmekte olduğunun farkında değildir."

Normal kavramını ele almış mesela. Normal davranışlar, normal söylemler vs. Bunlar kime göre neye göre normal bunları bir bir sıralamış. Herkesin kendine göre normal ve anormal değerlendirmesi vardır o yüzden genelleme yaparak bazı şeyleri anlatmaya da karşı olduğunu aldım ben. Zaten anlatımda genelleme ve kesin yargılar yok. Çünkü nasıl bir değişken yapıda olduğunuzu en iyi o biliyor. Kesin yargılar ve genellemelerin canı cehenneme diyorum :)

Daha sonrasında insan ilişkilerindeki duygu düşünce durumlarını ele alıyor.
Öfke, korku, düşmanlık, aşk, sevgi, nefret akla gelebilecek her şeyi tek tek incelemiş. İlişkilerdeki sorunların nelerden kaynaklandığı, kimin nasıl davranıp nelere yol açtığı bunları görüyorsunuz. Kadın-Erkek ilişkilerini de son derece çarpıcı boyutlarda derinlemesine ele almış. Gerçekten etkileyiciydi. Kendimi ve hayatımdaki süreçleri ve sonrasındaki sonuçların neden öyle olduğunu bu kitaptan sonra daha iyi anladığımı düşünüyorum. Çoğu sorunuza bu kitapta cevap bulacaksınız eminim.
Benden bu kadar. Gerisi sizde. Umarım bu kitabı okuyup, iyice özümseyip daha iyi bir insan olma yolunda adımlar atabiliriz. Herkese keyifli okumalar.
194 syf.
·3 günde
Engin Geçtan'ın Sigmund Freud, Erich Fromm, Erik Erikson, Alfred Adler gibi psikanalist kuramcıların yanında Varoluşçu psikologlardan da alıntılar yaparak düşüncelerini harmanladığı bu kitapta sadece psikolojiyle kalmayıp "Hipilik" ve toplumsal cinsiyet algısı vb. konularında olduğu gibi sosyolojik ve antropolojik değerlendirmelerinde olduğu görülüyor. İnsan ilişkileri ve yaşanan duygularında net şekilde tanımlandığı bu kitabı eğer psikoloji ve sosyoloji alanlarına ilginiz varsa ilgiyle okuyabilirsiniz. Keyifli okumalar...
181 syf.
·10 günde·9/10 puan
Önsözde çok sevdiğim bir kısımla başlamak istiyorum bu kez, şöyle ki: "Bir sabah üniversiteye geldiğimde kapıdaki görevliler birinin benimle görüşmek istediğini söylediler. Mütevazı ve saygılı halinin beni uzaktan etkilediğini hatırlıyorum. Ne istediğini sordum, İlk iki kitabımı okumuş olduğunu, benden bir dileği olduğunu iletebilmek için İstanbul'dan kalkıp geldiğini söyledi. Odama davet ettim oturmayıp isteğini ayakta dile getirdi. 'Sizden bir ricam var lütfen bizler için de yazın' Ardından veda etti, bende o an fark edemediğim bir iz bırakıp giderek."
Engin Geçtan, hesaplarım doğruysa mesleğinde -psikiatrist- 30 yılı devirdikten sonra başlamış bizler için yazmaya. Ne demek bizler için yazmak? Tıbbi terimlerden, kuramların bunaltıcı olabilecek ayrıntılarından uzak, yalın bir dil seçmiş doktorumuz :) Okuyup okuyup anlamaya çalıştıklarımızı, kendi birikimiyle sentezleyerek hediye etmiş bize.Freud, Jung, Adler, Fromm... belki de daha kimler kimler benim gözümden kaçan. Hadi gelin biraz çocukluğumuza inelim sizinle. Sonra yetişkin olalım ilişki kuralım, sonra biz çocuk büyütelim "sağlıklı", sonra yaşlanmaktan korkmayalım, yaşayalım. Okuyun, okutun.
184 syf.
·14 günde·7/10 puan
Beni hangi kitap bu kadar sarsabildi; kendimi, çevremi, insanları, kişilikleri, davranışları sorgulamayı başarttı veya bu kadarını başarabildi mi hatırlayamıyorum.
Gerçekten "insan olmayı" bu kadar öz ve çok kilit cümlelerlerle, örneklerle okuyucuya aktaran bir eser. Hatta size şöyle söylemeliyim ki; bu kitabı bitireli üzerinden biraz zaman geçti fakat ben incelemesini daha yeni yazabiliyorum. Okuyunca anlayacaksınız; içeriğinde insan olmanın, kişiliklerin, insan tiplerinin çeşitli türlerinden bahsediliyor, o kadar detaylı ve açıklayıcı bahsediyor ki, "bu ben miyim acaba?", "kesinlikle beni anlatıyor" dediğiniz anlarla karşı karşıya kalabiliyorsunuz. İşte ben bu durumla maalesef karşı karşıya kaldığım için ve dolayısıyla bu durum beni sarstığı, bende büyük bir farkındalığa yol açtığı için bunu sindirebilmem ve bende rahatsızlığa yol açan durumlara nasıl çözebileceğimle alakalı bir sürece -ister istemez- girdiğim için, ancak yazabiliyorum incelememi.
Böyle farkındalıklarla karşılaşmak bir eseri bitirince her zaman başımıza geliyor. O yüzden bende şuanki yeri daha bir farklı.

Bol farkındalıklı, içselleştirmeli okumalar diliyorum...
181 syf.
"Ben içimde bir tuhafım,
dışımda hep insanım"


Kitapta var olan akışı, kendi cümlelerimle yorumlamaya çalıştım.
Spoiler içerebilir.


2018 yılında kaybettiğimiz, Engin Geçtan Türk psikiyatri profesörü, psikoterapist ve yazar.
"İnsan Olmak" insan'ı, psikolojinin uygulama alanlarından 'gelişim psikolojisiyle' var olma sürecinden başlayıp ölümüne kadar ele alan bir kitap. İnsan davranışlarının alt yapısını ve sebeplerini, bilimsel açıdan ele alıp günlük hayatımıza uyarlayarak anlatıyor.


İnsan başta tek başınaydı, doğaya karşı hayatta kalma mücadelesi veriyordu ve birincil güdülerle yaşıyordu(yeme-içme, barınma, cinsellik); zamanla ilişki kurmayı öğrendi, toplumsal bir varlık haline geldi ve ikincil güdüler(sevgi, saygı, başarı) önemli olmaya başladı.

Geçtan, insanın, iyi ya da kötü -ilkeli, ahlâklı, yardımsever- ya da -uyumsuz, kaygılı, sorumsuz- olarak nitelendirilmesinin genel itibariyle çocukluk dönemlerinde, yetiştiği toplumda oluştuğunu, davranışların, alışkanlıkların yani kişiliğin temellerinin bu dönemlerde atıldığını görünür biçimde vurguluyor.


Çocukluk dediğimiz de üst şemalarda, anne-baba, bir üstünde daha kapsayıcı aile vardır. Anne baba tutumları, maddi olanaklar, fiziksel ve psikolojik çevre gibi etmenler ailenin yapısını oluşturur. Bir tarafta kendini gerçekleştirmiş ebeveynler, maddi olanakları yeterli, fizyolojik ve psikolojik olarak dış dünyadan çok etkilenmeyen, kendi doğruları olan modern bir aile vardır.
Diğer tarafta daha çok fiziksel ve psikolojik algıları dış dünyayla sıkı sıkıya bağlı, çevreden izole olamayan, daha çok tarihi gelişim gösteren, maddi olanaklar açısından daha az yeterli geleneksel aile vardır.
Aile kişinin fiziksel ve bedensel(kalıtımsal) gelişiminde önemli etkiye sahiptir.
Toplumsal rollerin ve çatışmaların ortaya çıkışında aile ve çevre çok önemlidir.
İnsanın aile kurarken de kendi yetiştiği ailenin süregelen özelliklerini taşır.


Örneğin; kendisi genç yaşta evlendirilip, anne ve eş olmayı kendi tercihine bırakmadan hayatına yön verdirilen bir kadın; kariyer odaklı yaşamı benimseyen, aile kurmayı ve çoğalma güdüsünü ikinci plana atan bir kız çocuğu vardır. Anne, onun duygu ve düşüncelerini anlamakta zorlanır.
Çünkü kadın, kadınların işe yararlılığının ölçütünün, anne ve eş olma öğretileriyle değerlendirildiği bir çevrede yetişmiştir.
Tam tersi olarak da bakabiliriz olaya: Mantıklı ve plânlı bir evlilikle yaşamını sürdüren ve böyle bir çevreyle ilişki kuran bir kadının, çocuk diyebileceğimiz yaştaki kızının evlenme isteğini kendisinden pay biçerek doğru bulmayacak, anlayamayacaktır.


İnsan; kendini tanıma, oyun kurma , çevreyi tanımaya başlama yani ilk çocukluk döneminden sonra, okul dönemi -ikinci çocukluk- evresine geçer. Ve dış dünyayı daha yakından tanımaya başlar. Bunu takip eden evrelerde gruplar değişir, kişi de fizyolojik ve psikolojik olarak olgunlaşır ve gelişir.
Oyun arkadaşlığından gerçek arkadaşlığa geçer, yatkınlıklarını keşfeder, toplumda yer edinmeye çalışır yani bağımsız bir birey olma yolunda ilerler.
Ergenlik dönemi ve okul dönemi biter kişi yetişkinlik dönemine geçer.
Bu ilerleme kişiden kişiye hem fizyolojik hem de psikolojik açıdan farklılıklar gösterir.


İş ortamına girer; çalışkan, azimli, grup çalışmasına uyumlu ya da işine devamlılığı olmayan, aldığı görevleri yerine getirmeyen, uyumsuz, başına buyruk kararlar veren bir insan olur.
Sıklıkla karşılaştığımız, depresyon, obezite, kaygı bozukluğu, kendine ve karşındakine güvenmeme gibi rahatsızlıklar da tamamlanamayan , kendini olduğu yere ait hissetmeyen bireylerde sıklıkla görülür. Çünkü modern zamanlar çok hızlı ilerliyor ve insanın yetişmesi zor oluyor.
Kısaca çağ hastalığı da diyebiliriz.


İnsanın sevme sevilme, ortak yaşam kurma algısında; kadın ve erkeğin cinsel rollerinin belirgin olması yine yetiştiği aile ve toplumdaki algısına bağlıdır.
Kadınlık olgusundan utanmadan yaşayan ve sadece anne sevgili eş gibi rollerin verilmediği, toplumda iyi bir arkadaş, azimli bir çalışan gibi nitelenirmelere de sahip olan kadınla; anne olma, eş olma ve sadece bu sorumluluklarla yargılanıp, kişiliği ve sahip olduğu beceriler dikkate alınmadan yaşayan kadın, bu olgulara aynı şekilde yaklaşamaz.
Erkeklik de ise cinsel davranışları ön plânda olan, güçlü ve üstün olarak nitelendirilen, kadını metalaştıran erkekle; kendi doğruları ve yolu olan, erkek egemen değil eşitlik düşüncesiyle yetiştirelen, fiziksel gücüyle değil bilgi ve becerileriyle var olan erkek yine sevme, sevilme ve ortak yaşam olgusuna aynı şekilde yaklaşamaz.
Cinsel davranışların düzenli akşına yönelik yaşam arzusu ya da daha geniş bir düşünceyle birbirini tamamlama ve birlikte var olma arzusu, kişiden kişiye farklılık gösterir.


Doğduk, büyüdük, olgunlaştık, yaşlandık ve ölüyoruz...
İnsanın hayata bakış açısı, ölüm olgusuna bakışını da farklı kılar.
Yaşanılan şeyler çevresinde gelişmiş, istediklerine ulaşamamış, herhangi bir şekilde kısıtlanmış insan ölümden korkar;
hayata katılan ve yaşamı olabildiğince istediği doğrultuda yaşayan, kendisi olan, özgür insan ölümden daha az korkar.


Daha az teknik terim, daha çok toplumsal dille yazılmış bir kitap.
Sade bir dille anlatılan felsefe kitaplarını seviyorsanız, okumanızı öneririm.

Keyifli okumalar.

Sevgiyle.
Anne rahmine düştüğünüz andan ölüm anınıza kadar şu hayatta yaşayabileceğiniz veya karşılaşabileceğiniz tüm insan tipleri bu kitapta inceleniyor. Kendini zaman zaman tekrar etse de okumaya değer.
184 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Merhaba.
Engin Geçtan’ın “İnsan Olmak” kitabını okudum.
Kişisel gelişim ve psikoloji alanında pek kitap okumadım. Bu alanı kendi açımdan hep gereksiz gördüm. Zaten bu alanda ilk defa geçen sene Kemal Sayar’ın iki kitabını okudum. Zira yazarın “Gönül Sedası” olarak yayınlanan radyo programından etkilendim. Daha öncede de “Rüknettin” şiiri de beni etkilemişti. Böyle değerli bir zatın kitapları bu alanda okuduğum tek kitaplar olmuştur.
Engin Geçtan’ın “İnsan Olmak” kitabını da çok beğendim. Çok derinlikli ve isabetli psikolojik tahliller barındırması ve ele aldığı konuya dair gelecekte oluşabilecek sıkıntıları çok net anlatabilmesi ve de dilinin çok edebi olması beni etkiledi.
Kendi adıma çocuklara yaklaşım tarzında bazı yanlışlarımı görmemi sağladı. Bu yanlışlar çocuğun sorumluluk üstlenmesi konusunda ve fazla korumacı davranma konusunda ebeveynin hatalarının işlendiği bölümlerde net anlatılıyordu. Bu aslında bildiğimiz ama farkına varmadığımız bir konu. Bu eser bu alanda farkındalık oluşturuyor. Diğer eserlerden farkı ise bu tür yanlış yaklaşımların gelecekte oluşturacağı faciayı gözler önüne sermesidir.
İkinci beğendiğim konu da “ Rol Model” bölümü oldu. Bu alanda söylenenlerin önemsenmesi gerektiği kanaatindeyim. Bu bölümü tekrar tekrar okudum. Anne babalar olarak çocuklarımıza sergilediğimiz ve toplumda bir Müslüman şahsiyet olarak temsil ettiğimiz kimliğimiz önemlidir. Bu anlamda Rabbim bizi Hakk’ın şahitliği konusunda imtihanı geçenlerden eylesin.
Son olarak bu konuda söyleyeceğim şey insan olarak aciziz. Bizi hayatta kuvvetli kılacak olan kol kuvvetimiz değil ruh kuvvetimiz olacaktır. Müslümanca bir duruş, bize bu kuvveti daim surette verir. Bu anlamda Kitap’la ve Resul’le olan irtibatın bize dengeli yaşamın anahtarını vereceğini söyleyerek herkesi selamlarım.
194 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan·Ne Okusam'dan
Psikoloji kitapları okurken hep bir miktar sarsılıyorum. Seninle Başlamadı da beni şok etmişti okurken, İyi Hissetmek, Yetenekli Çocuğun Dramı, Savaşçı, İçimdeki Rehber.... kendinle ilgili bilmediğin şeyleri keşfetmek, yaralarının sebeplerini bulmak, yıllarca dönüp dolaşıp çözemediğin sorunun nelerle alakalı olduğunu anlamak gerçekten zor. Kendini keşfetmek, daha yakından tanımak, bütün kusurlarına şahit olmak ve bunları değiştirmeye çalışmak kabullenmesi ve anlaması zor bir süreç. Okurken ciddi anlamda çok üzülüyorum. Hem bilmek hem bilmemek istiyorum. Bilirsem duygularım değişecek, ben değişeceğim; evet, değişmek çoğu zaman insana külfetli gelen bir etkin olma durumu. Ne türlü düşünürsem düşüneyim her türlü bilmek istiyorum ve okumaya devam ediyorum bu sebepten. Bu kadar acı çekmek belki günün birinde, bir yolun dönemecinde iyileşmeye sebep olur. Umuyorum. Aile ile ilgili yazılan kitapları okuma konusunda tereddütlerim vardır her zaman. İnsan kusurlu bir varlık olduğundan ötürü ebeveynlerimizden de mükemmellik beklemek doğru olmaz. Her ne kadar mantıken böyle baksam da olaya, kitabı okurken içimde biriken duyguların sevdiğim insanlara tutumumu değiştirmesinden korkuyorum. Kitap, insanı anlatarak başlıyor ve konuyu gittikçe spesifikleştiriyor. Kendi içinde çeşitli konulara ayrılarak işlenmiş: İnsanlardan Korkmak, Öfke ve Düşmanlık, Değersizlik Duygusu, Kaygı....gibi. Büyük bir hevesle okuyup bitirdim ama kendimi hazır hissettiğimde yeniden notlar alarak okumayı düşünüyorum. O zaman kitabı da almış olurum belki. Altını çizmediğim sayfa yok neredeyse. Okuyacağım psikoloji kitaplarını özenle seçiyorum, saçma sapan kişisel gelişim kitapları okumadığımı biliyorsunuz. Bu da harika bir seçimdi. Üzerimdeki etkisi uzunca bir süre silinmeyecek..
Geçmişte alınan yaraların hiçbir iz bırakmadan kapandığı söylenemez. Ama yeniden zedelenmemek için kaçınma tepkileri geliştirmek insan doğasına aykırıdır ve daha büyük yaraların açılmasına neden olur.
Bazı erkeklerin acı çeken bir kadını mutlu etme umuduyla bir ilişki başlattıkları görülür. Bu onların kendi mazoşizmlerinin doğal bir sonucudur.
“Bireyin sistem içindeki yerini hiçe indirgeyen böylesi bir dünyanın insanda yarattığı kopukluk bazen davranış bozukluklarına neden olmaktadır. Aslında çağdaş toplumların en önemli ruh sağlığı sorunu da budur.”
Bazı çocuklar yetişkinlerin cinsel davranışlarını taklit eden oyunlar oynarlar. Aslında bu tür etkinlikler evcilik oyunu gibi bir hazırlık niteliğindedir. Bir oyun olmaktan öte anlam taşımazlar. İki kişi ya da bazen grup halinde oynanan cinsel oyunlardan ötürü çocuğu kınamamak ya da cezalandırmamak gerekir. Bu oyun, yetişkinlerin cinsel etkinliklerinde olduğu gibi gizlilik içinde oynanır ve çocuk bundan ötürü zaten belirsiz bir suçluluk yaşar. Çocuğun cinsel oyunlarını fark eden ana-babanın onu suçüstü yakalamışçasına davranması yaşam boyu sürecek bir suçluluğun yaşanmasına neden olabilir.
Ku­surlu ana-baba tutumları sonucu bazı insanlar yetişkin yaşam için gerekli davranışları yeterince öğrenemezler. Engellenmiş olmanın yarattığı düşmanlığı denetleme güç­lüğü, kişinin diğer insanlar karşısında korku ve değersiz­lik duyguları yaşamasına neden olur.

Bu duygulardan kurtulabilmek için geliştirilen başarısız yöntemler, kişinin kendisini yalnız ve çaresiz hissetmesine, diğer insanlarla ilişkilerinde sevgi yerine güvenlik sağlamaya yönelik amaç­ların egemen olmasına neden olur ve yetersizlik duygula­rına sürekli bir kaygı eşlik eder.

Ancak asıl önemli olan, bu duygu ve davranışların bir kısırdöngüye dönüşmesi ve kişinin farklı insanlarla ilişkilerinde ve farklı durumlarda sürekli aynı yanılgılara düşmesidir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İnsan Olmak
Baskı tarihi:
8 Şubat 2019
Sayfa sayısı:
184
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753423984
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayınları
Baskılar:
İnsan Olmak
İnsan Olmak
İlk kez yayımlandığı 1983'ten günümüze defalarca baskı yapmış ve okurla kurduğu yapıcı ilişkiyi kanıtlamış olan bu kitabında Engin Geçtan insan olmanın ikilemini şöyle anlatır: "Çağdaş toplumlar kendine özgü bir olguyu da birlikte getirmiştir. İnsan eskisinden çok daha fazla sayıda insanla, çok daha kısa süreli, daha yüzeysel ilişkiler kurma eğilimindedir. Bu, soğuk bir günde karşılaşan bir grup kirpinin öyküsüne benzer. Kirpiler ısınabilmek için birbirlerine sokulurlar, ama dikenleri birbirine batar. Birbirlerinden ayrıldıklarındaysa soğuktan rahatsız olurlar. İleri geri hareket ederek sonunda dikenlerini batırmadan birbirlerini ısıtabilecekleri en uygun uzaklığı bulurlar."

Son yirmi yılın dünyasındaki sosyal ve maddi değişimler düşünülürse, kirpilerin birbirine daha da çok ihtiyaç duyduğunu, her kirpinin bu ikilem karşısında kendi cevabını bulması gerektiğini, tam da bu yüzden İnsan Olmak'ın bugün daha da güncel olduğunu söyleyebiliriz.
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 8,1bin okur

  • Uğur Oruç
  • Zeynepk.
  • MEHMET EREN
  • Pırıl İlkiz
  • Özlem Eker
  • Burak Çetintaş
  • pelin
  • Eda
  • Çağatay önalan
  • Dilara çeki

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%6.6
13-17 Yaş
%1.3
18-24 Yaş
%22.4
25-34 Yaş
%30.9
35-44 Yaş
%28.3
45-54 Yaş
%7.2
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%3.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%63.3
Erkek
%36.7

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%37.4 (1.003)
9
%25.9 (694)
8
%17.3 (464)
7
%8 (214)
6
%1.9 (52)
5
%0.9 (24)
4
%0.3 (8)
3
%0.1 (3)
2
%0.1 (4)
1
%0.1 (3)

Kitabın sıralamaları