Emine Bora

Emine Bora

ÇizerDerleyenTasarımcı
8.7/10
1.617 Kişi
·
5bin
Okunma
·
1
Beğeni
·
552
Gösterim
Adı:
Emine Bora
Unvan:
Çizer
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1970
Emine Bora (İstanbul, 1970) Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü mezunu. 1993-2004 yılları arasında üç kişisel resim sergisi açtı; 2012’de “Yalçın Emiroğlu’ndan Günümüze ‘Doğan Kardeş’le Büyümek” adlı karma sergide yer aldı. 1994 yılından beri çeşitli yayınevleri için çocuk kitapları illüstrasyonları yapıyor. “Bando”, “Doğan Kardeş”, “Milliyet Çocuk” gibi dergilerde çizimleri yayımlandı. Hem yazıp hem resimlediği Dostum Badi ve Ali’nin Sıkıntısı adlı iki çocuk kitabı var. 1999 yılından bu yana Metis Yayınları’nda editör ve kapak tasarımcısı olarak çalışıyor.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
181 syf.
·10 günde·10/10
Psikiyatr Engin Geçtan, yaklaşık 35 yıl önce kaleme aldığı bu kitabında adeta tüm insanlığın falına bakmış. Böylesine bilimsel alt yapısı olan bir eser için 'fal' benzetmesi yapmamı yadırgayacak olanlara baştan söyleyim ki, bu tabiri özellikle kullandım. Çünkü Geçtan'ın kitabında anlattıklarının yüzde birini bir falcı karşımıza oturup anlatsa, hepimiz hem şaşırır hem de duyduklarımızdan mest olurduk. Çünkü birinin bize bizi anlatmasını her zaman gizemli bulur ve bundan haz duyarız.

Tabii Geçtan falımıza bakarken iskambil kağıtları ya da bakla, boncuk gibi gereçler yerine bilimsel olarak kabul görmüş kuramları, klinik deneylerden edindiği tecrübeleri, kişisel araştırmalarını ve gözlemlerini kullanıyor. Günlük hayatta hepimizin yaşadığı ortak sorunları genel başlıklar halinde bölümlere ayırıp tüm detaylarıyla inceliyor.

İçinde yetiştiğimiz aile yapısı hayatımız boyunca davranışlarımızı nasıl etkiliyor? Neden başka insanlara karşı zaman zaman öfke ve düşmanlık duyuyoruz? Neden bazen kendimizi değersiz hissediyoruz? Neden çoğu zaman kendimizi kaygılı hissediyoruz? Günlük yaşamda sorumluluklarımızdan kaçtığımızın ne kadar farkındayız? Kimi zaman kalabalıkta dahi kendimizi yalnız hissetmemizin altında ne yatıyor? Özellikle ilişkilerimizde verdiğimiz ve vermediğimiz tepkiler, o ilişkiyi nasıl etkiliyor? gibi insan olmaya dair pek çok sorunun cevabını detaylı olarak bulabileceğiniz bir kitap İnsan Olmak...

Kitabı bitirdiğinizde, her şeyden önce kendinizi, ailenizi, çevrenizdeki insanları hatta genel olarak insanı tanıma sürecinde çok önemli kazanımlar elde ediyorsunuz. Kitap boyunca kendi davranışlarınızda fark etmediğiniz pek çok detayı ve nedenlerini öğrenme, sorgulama ve kabullenme süreçleri yaşıyorsunuz. Günlük hayatta evde, işte, sosyal hayatta diğer insanlarla olan ilişkilerinizde verdiğiniz tepkilerin nedenlerini öğreniyorsunuz. Ve tabii ki, adımız, sanımız, toplumsal statümüz, mal varlığımız, ırkımız, ideolojimiz, cinsiyetimiz ne olursa olsun aslında davranışsal olarak pek çok yerde aynı hamurdan yoğrulduğumuz, aynı kaynaktan beslendiğimiz ve pek çok hadise karşısında neredeyse aynı tepkileri verdiğimiz gerçeğiyle yüzleşiyorsunuz...

Biraz da kitabı okuyacaklar için birkaç tavsiyede bulunmak isterim... Öncelikle bu kitap bir oturuşta okunup sindirilecek bir kitap değil. Duruma göre günde 200-250 sayfa okuyabilmeme rağmen 180 sayfalık bu kitabı 10 günde bitirebildim. Kaldı ki, bu bile bana göre hızlı bir okumaydı. Çünkü kitabı okurken Engin Geçtan'ın tüm birikimini bir oturuşta kağıda döktüğüne rahatlıkla tanık olabilirsiniz. Kitap boyunca yazar size nefes aldırmıyor adeta. Her paragraf, her satır, her cümle tespit içeriyor. Kitabı okurken birkaç saniye dalıp giderseniz anında geriye dönmek zorunda kalırsınız. Tek bir boş cümleye rastlamadım ben. Bu da doğal olarak kitabı okumayı biraz zorlaştırıyor. Çünkü kitaptan yeterince faydalanabilmek için iki okuyup bir düşünmek, değerlendirme yapmak ihtiyacını hissediyorsunuz. Bir cümle bittiğinde birkaç yıl önce yaşadığınız bir olay bir anda aklınızda canlanıveriyor. kendinize dair pek çok şeyi yeniden sorguluyorsunuz. O yüzden bu kitabı, başka bir kitaba devam ederken her gün bir doz olmak şartıyla ilerleyebileceğiniz ikinci bir kitap olarak düşünebilirsiniz.

Sonuç olarak, kendi hikayesine içeriden, kendi bilincinin derinliklerinden genel bir bakış atmak isteyen herkes bu kitabı düşünmeden alıp okuyabilir. İnsan olmak, biraz da bu çabayı gerektiriyor sanırım... Herkese keyifli okumalar...
181 syf.
·Beğendi·10/10
İnsan Olmak nedir diye sorsam şimdi yüzlerce cevap gelir değil mi? Herkes kendine göre bir şeyler anlatır. Herkesin insan olma kriteri farklıdır. Bu kitapta da Engin Geçtan neredeyse verilebilecek bütün cevapları enine boyuna ele almış..

Öncelikle İstanbul'dan kalkıp Ankara'ya Engin Geçtan'ın yanına gidip "Hocam  lütfen bizim içinde bir şeyler yazın" diyen arkadaşa teşekkür ediyorum. Bu söylem olmasaydı da bu kitap yine yazılır mıydı veya yazılsa da aynı olur muydu sorularını da hoca önsöz de sormuş kendi kendine. Bu arkadaşın gidip böyle bir şey demesi hocada fitili ateşlemiş ve adeta fışkırırcasına bir çırpıda yazdım diyor kendisi. Ama siz bir çırpıda okuyamıyorsunuz orası ayrı bir mevzu. Bir çırpıda yazdım da dese zaten görüyorsunuz yılların birikimi var bu kitapta. Öyle çok insan irdelenmiş ki....
Okurken o kadar çok insan aklıma geldi, o kadar çok kişiyi yeniden yaşadım ki zaman zaman bu kadar da olur mu dedim. Ve tabii ki kendinizi de yaşıyorsunuz. Çünkü kendinizi bilmeseniz başkalarını da bilmeniz pek mümkün görünmüyor. Her kelimesi, her cümlesi ayrı bir tespit, ayrı bir anlam ifade ediyor.

Daha kitabın ilk sayfasıda karşımıza şöyle bir alıntı çıkıyor.

"İnsan, varolduğu günden bu yana sürekli olarak içinde yaşadığı dünyayı ve evreni tanımaya ve anlamaya çalışmış, ancak bu çabası içinde en az tanıyabildiği varlık yine kendisi olmuştur."

Bu ne yaman çelişki diyorum ben buna. Evet işte insan olmanın özeti de bu sanırım. Çelişkilerle dolu bir varlığız. Ne zaman ne yapacağımız, ne düşüneceğimiz, nasıl davranacağımız belli olmuyor. Şartlara göre hareket eden bir varlık işte. Bu demek değildir ki yanar döner bir varlık, ne olduğu belirsiz yalan dolan manasında değil. Değişim sürecinden bahsediyorum. Her an her saniye değişiyoruz ama farkında değiliz. Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, öyle şeylerle karşılaşıp, öyle şeyler görüp işitiyoruz ki, değişmemek mümkün değil. Ancak bu değişim iyi yönde olursa bir anlamı olur. Yoksa zaten sonuç başta yazdıklarıma çıkıyor.

İşte bu yaşanılan süreçlerin neden böyle olduğuna, nereden geldiğine, nasıl devam ettiğine, ilişkilerde sorunların tartışmaların nerelere dayandığına bir bir açıklık getiriyor. Tabii ki ilk olarak da konu Anne-Baba ve Çocuk ekseninde yoğunlaşıyor. Çünkü olan, olabilecek olumlu olumsuz tüm durumların temeli aile yaşantısına dayanmakta. Sevgi ortamında büyüyen bir çocukla, tam tersi bir ortamda baskıcı bir aile ile beraber büyüyen bir çocuğun aynı olması beklenemez zaten. Burada diyeceksiniz ki kimse aynı değil zaten. Evet iyi de burada anlatılmak istenen zaten başka.

Biraz etrafımıza bakalım isterseniz. Bazı insanları mesela çok mutlu olarak görüyoruz değil mi? Hayatları yolunda, düzenleri yerinde, mutlu, yaşamaktan zevk alan vs. vs. öyle algılıyoruz. Bazıları da huzursuz mutsuz, yaşamdan zevk alamayan, evliyse ailesine de eziyet çektiren insanlar vs. Bunların temelinde yatan sebepleri ise kişinin çocuklukta yaşadığı durumlar olarak ele alıyor. Tabii ki tüm açıklamalarıyla birlikte. Annenin babanın tutumu, yaşadığı ortam, bulunduğu çevre, komşuları, arkadaşları, akrabaları vs hepsi birer etken. Öyle basit gibi görünse de ruhsal gelişime çok büyük etkileri olduğunu görüyorsunuz. Ve bu durumlar ileriki yaşantımızda da etki ediyor.
Ve tabii ki işin ekonomi boyutu da var. Oralara çok fazla girmemiş. Toplumumuzda yaşanan çoğu sorunun temelinde de ekonomik nedenler var. Bu yadsınamaz bir gerçek.

Sonra birey ve toplum ilişkisini ele almış.
Bireyin toplumda yer edinebilmesi, daha doğrusu kendi olabilmesi için sağlıklı bireyselleşmesi gerekiyor. Bu sağlıklı bireyselleşme toplumdan kopmadan, kendi doğrularını da yok saymadan yapılabilen bir süreç. Ancak çok da kolay değil. İşte bu yapılırsa gerçekten birey olabiliyor insan. Onun dışında kendini soyutlayıp, tamamen toplumdan kaçmak bir anlam ifade etmiyor. Çünkü yaşadığımız hayat buna izin vermiyor.

Burada şu alıntıyı eklemem gerekiyor.

"Kişiliğin bireyleşebilmesi için, insanın kendisine ilişkin gerçekleri olabildiğince bilinçlendirebilmesi gerekir. Ne var ki, birçok insan kendini tanımak için çaba göstermeksizin yaşamına anlam katabilmeyi umar ve beklediklerini bulabilmek için bir mucizenin gerçekleşmesini bekler. Oysa insan, gerçeklerini tanıyabildiği oranda kendisiyle uzlaşır ve çevresine karşı da daha hoşgörülü olur. Bunu başaramayan biri ise hoşlanmadığı ve kabul etmediği bilinçdışı benliğini diğer insanlara yansıtır, onları eleştirir ve kınar. Bunu yaparken, aslında, tanımadığı gerçek benliğini seyretmekte olduğunun farkında değildir."

Normal kavramını ele almış mesela. Normal davranışlar, normal söylemler vs. Bunlar kime göre neye göre normal bunları bir bir sıralamış. Herkesin kendine göre normal ve anormal değerlendirmesi vardır o yüzden genelleme yaparak bazı şeyleri anlatmaya da karşı olduğunu aldım ben. Zaten anlatımda genelleme ve kesin yargılar yok. Çünkü nasıl bir değişken yapıda olduğunuzu en iyi o biliyor. Kesin yargılar ve genellemelerin canı cehenneme diyorum :)

Daha sonrasında insan ilişkilerindeki duygu düşünce durumlarını ele alıyor.
Öfke, korku, düşmanlık, aşk, sevgi, nefret akla gelebilecek her şeyi tek tek incelemiş. İlişkilerdeki sorunların nelerden kaynaklandığı, kimin nasıl davranıp nelere yol açtığı bunları görüyorsunuz. Kadın-Erkek ilişkilerini de son derece çarpıcı boyutlarda derinlemesine ele almış. Gerçekten etkileyiciydi. Kendimi ve hayatımdaki süreçleri ve sonrasındaki sonuçların neden öyle olduğunu bu kitaptan sonra daha iyi anladığımı düşünüyorum. Çoğu sorunuza bu kitapta cevap bulacaksınız eminim.
Benden bu kadar. Gerisi sizde. Umarım bu kitabı okuyup, iyice özümseyip daha iyi bir insan olma yolunda adımlar atabiliriz. Herkese keyifli okumalar.
181 syf.
·10 günde·9/10
Önsözde çok sevdiğim bir kısımla başlamak istiyorum bu kez, şöyle ki: "Bir sabah üniversiteye geldiğimde kapıdaki görevliler birinin benimle görüşmek istediğini söylediler. Mütevazı ve saygılı halinin beni uzaktan etkilediğini hatırlıyorum. Ne istediğini sordum, İlk iki kitabımı okumuş olduğunu, benden bir dileği olduğunu iletebilmek için İstanbul'dan kalkıp geldiğini söyledi. Odama davet ettim oturmayıp isteğini ayakta dile getirdi. 'Sizden bir ricam var lütfen bizler için de yazın' Ardından veda etti, bende o an fark edemediğim bir iz bırakıp giderek."
Engin Geçtan, hesaplarım doğruysa mesleğinde -psikiatrist- 30 yılı devirdikten sonra başlamış bizler için yazmaya. Ne demek bizler için yazmak? Tıbbi terimlerden, kuramların bunaltıcı olabilecek ayrıntılarından uzak, yalın bir dil seçmiş doktorumuz :) Okuyup okuyup anlamaya çalıştıklarımızı, kendi birikimiyle sentezleyerek hediye etmiş bize.Freud, Jung, Adler, Fromm... belki de daha kimler kimler benim gözümden kaçan. Hadi gelin biraz çocukluğumuza inelim sizinle. Sonra yetişkin olalım ilişki kuralım, sonra biz çocuk büyütelim "sağlıklı", sonra yaşlanmaktan korkmayalım, yaşayalım. Okuyun, okutun.
194 syf.
·Beğendi·10/10·
Psikoloji kitapları okurken hep bir miktar sarsılıyorum. Seninle Başlamadı da beni şok etmişti okurken, İyi Hissetmek, Yetenekli Çocuğun Dramı, Savaşçı, İçimdeki Rehber.... kendinle ilgili bilmediğin şeyleri keşfetmek, yaralarının sebeplerini bulmak, yıllarca dönüp dolaşıp çözemediğin sorunun nelerle alakalı olduğunu anlamak gerçekten zor. Kendini keşfetmek, daha yakından tanımak, bütün kusurlarına şahit olmak ve bunları değiştirmeye çalışmak kabullenmesi ve anlaması zor bir süreç. Okurken ciddi anlamda çok üzülüyorum. Hem bilmek hem bilmemek istiyorum. Bilirsem duygularım değişecek, ben değişeceğim; evet, değişmek çoğu zaman insana külfetli gelen bir etkin olma durumu. Ne türlü düşünürsem düşüneyim her türlü bilmek istiyorum ve okumaya devam ediyorum bu sebepten. Bu kadar acı çekmek belki günün birinde, bir yolun dönemecinde iyileşmeye sebep olur. Umuyorum. Aile ile ilgili yazılan kitapları okuma konusunda tereddütlerim vardır her zaman. İnsan kusurlu bir varlık olduğundan ötürü ebeveynlerimizden de mükemmellik beklemek doğru olmaz. Her ne kadar mantıken böyle baksam da olaya, kitabı okurken içimde biriken duyguların sevdiğim insanlara tutumumu değiştirmesinden korkuyorum. Kitap, insanı anlatarak başlıyor ve konuyu gittikçe spesifikleştiriyor. Kendi içinde çeşitli konulara ayrılarak işlenmiş: İnsanlardan Korkmak, Öfke ve Düşmanlık, Değersizlik Duygusu, Kaygı....gibi. Büyük bir hevesle okuyup bitirdim ama kendimi hazır hissettiğimde yeniden notlar alarak okumayı düşünüyorum. O zaman kitabı da almış olurum belki. Altını çizmediğim sayfa yok neredeyse. Okuyacağım psikoloji kitaplarını özenle seçiyorum, saçma sapan kişisel gelişim kitapları okumadığımı biliyorsunuz. Bu da harika bir seçimdi. Üzerimdeki etkisi uzunca bir süre silinmeyecek..
181 syf.
"Ben içimde bir tuhafım,
dışımda hep insanım"


Kitapta var olan akışı, kendi cümlelerimle yorumlamaya çalıştım.
Spoiler içerebilir.


2018 yılında kaybettiğimiz, Engin Geçtan Türk psikiyatri profesörü, psikoterapist ve yazar.
"İnsan Olmak" insan'ı, psikolojinin uygulama alanlarından 'gelişim psikolojisiyle' var olma sürecinden başlayıp ölümüne kadar ele alan bir kitap. İnsan davranışlarının alt yapısını ve sebeplerini, bilimsel açıdan ele alıp günlük hayatımıza uyarlayarak anlatıyor.


İnsan başta tek başınaydı, doğaya karşı hayatta kalma mücadelesi veriyordu ve birincil güdülerle yaşıyordu(yeme-içme, barınma, cinsellik); zamanla ilişki kurmayı öğrendi, toplumsal bir varlık haline geldi ve ikincil güdüler(sevgi, saygı, başarı) önemli olmaya başladı.

Geçtan, insanın, iyi ya da kötü -ilkeli, ahlâklı, yardımsever- ya da -uyumsuz, kaygılı, sorumsuz- olarak nitelendirilmesinin genel itibariyle çocukluk dönemlerinde, yetiştiği toplumda oluştuğunu, davranışların, alışkanlıkların yani kişiliğin temellerinin bu dönemlerde atıldığını görünür biçimde vurguluyor.


Çocukluk dediğimiz de üst şemalarda, anne-baba, bir üstünde daha kapsayıcı aile vardır. Anne baba tutumları, maddi olanaklar, fiziksel ve psikolojik çevre gibi etmenler ailenin yapısını oluşturur. Bir tarafta kendini gerçekleştirmiş ebeveynler, maddi olanakları yeterli, fizyolojik ve psikolojik olarak dış dünyadan çok etkilenmeyen, kendi doğruları olan modern bir aile vardır.
Diğer tarafta daha çok fiziksel ve psikolojik algıları dış dünyayla sıkı sıkıya bağlı, çevreden izole olamayan, daha çok tarihi gelişim gösteren, maddi olanaklar açısından daha az yeterli geleneksel aile vardır.
Aile kişinin fiziksel ve bedensel(kalıtımsal) gelişiminde önemli etkiye sahiptir.
Toplumsal rollerin ve çatışmaların ortaya çıkışında aile ve çevre çok önemlidir.
İnsanın aile kurarken de kendi yetiştiği ailenin süregelen özelliklerini taşır.


Örneğin; kendisi genç yaşta evlendirilip, anne ve eş olmayı kendi tercihine bırakmadan hayatına yön verdirilen bir kadın; kariyer odaklı yaşamı benimseyen, aile kurmayı ve çoğalma güdüsünü ikinci plana atan bir kız çocuğu vardır. Anne, onun duygu ve düşüncelerini anlamakta zorlanır.
Çünkü kadın, kadınların işe yararlılığının ölçütünün, anne ve eş olma öğretileriyle değerlendirildiği bir çevrede yetişmiştir.
Tam tersi olarak da bakabiliriz olaya: Mantıklı ve plânlı bir evlilikle yaşamını sürdüren ve böyle bir çevreyle ilişki kuran bir kadının, çocuk diyebileceğimiz yaştaki kızının evlenme isteğini kendisinden pay biçerek doğru bulmayacak, anlayamayacaktır.


İnsan; kendini tanıma, oyun kurma , çevreyi tanımaya başlama yani ilk çocukluk döneminden sonra, okul dönemi -ikinci çocukluk- evresine geçer. Ve dış dünyayı daha yakından tanımaya başlar. Bunu takip eden evrelerde gruplar değişir, kişi de fizyolojik ve psikolojik olarak olgunlaşır ve gelişir.
Oyun arkadaşlığından gerçek arkadaşlığa geçer, yatkınlıklarını keşfeder, toplumda yer edinmeye çalışır yani bağımsız bir birey olma yolunda ilerler.
Ergenlik dönemi ve okul dönemi biter kişi yetişkinlik dönemine geçer.
Bu ilerleme kişiden kişiye hem fizyolojik hem de psikolojik açıdan farklılıklar gösterir.


İş ortamına girer; çalışkan, azimli, grup çalışmasına uyumlu ya da işine devamlılığı olmayan, aldığı görevleri yerine getirmeyen, uyumsuz, başına buyruk kararlar veren bir insan olur.
Sıklıkla karşılaştığımız, depresyon, obezite, kaygı bozukluğu, kendine ve karşındakine güvenmeme gibi rahatsızlıklar da tamamlanamayan , kendini olduğu yere ait hissetmeyen bireylerde sıklıkla görülür. Çünkü modern zamanlar çok hızlı ilerliyor ve insanın yetişmesi zor oluyor.
Kısaca çağ hastalığı da diyebiliriz.


İnsanın sevme sevilme, ortak yaşam kurma algısında; kadın ve erkeğin cinsel rollerinin belirgin olması yine yetiştiği aile ve toplumdaki algısına bağlıdır.
Kadınlık olgusundan utanmadan yaşayan ve sadece anne sevgili eş gibi rollerin verilmediği, toplumda iyi bir arkadaş, azimli bir çalışan gibi nitelenirmelere de sahip olan kadınla; anne olma, eş olma ve sadece bu sorumluluklarla yargılanıp, kişiliği ve sahip olduğu beceriler dikkate alınmadan yaşayan kadın, bu olgulara aynı şekilde yaklaşamaz.
Erkeklik de ise cinsel davranışları ön plânda olan, güçlü ve üstün olarak nitelendirilen, kadını metalaştıran erkekle; kendi doğruları ve yolu olan, erkek egemen değil eşitlik düşüncesiyle yetiştirelen, fiziksel gücüyle değil bilgi ve becerileriyle var olan erkek yine sevme, sevilme ve ortak yaşam olgusuna aynı şekilde yaklaşamaz.
Cinsel davranışların düzenli akşına yönelik yaşam arzusu ya da daha geniş bir düşünceyle birbirini tamamlama ve birlikte var olma arzusu, kişiden kişiye farklılık gösterir.


Doğduk, büyüdük, olgunlaştık, yaşlandık ve ölüyoruz...
İnsanın hayata bakış açısı, ölüm olgusuna bakışını da farklı kılar.
Yaşanılan şeyler çevresinde gelişmiş, istediklerine ulaşamamış, herhangi bir şekilde kısıtlanmış insan ölümden korkar;
hayata katılan ve yaşamı olabildiğince istediği doğrultuda yaşayan, kendisi olan, özgür insan ölümden daha az korkar.


Daha az teknik terim, daha çok toplumsal dille yazılmış bir kitap.
Sade bir dille anlatılan felsefe kitaplarını seviyorsanız, okumanızı öneririm.

Keyifli okumalar.

Sevgiyle.
181 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10
yıllardır kitapçılarda elime alır alır bırakırım, okuma kısmeti bu zamanaymış; ama evet yine doğruladım teorimi, her kitabın da kişinin hayatında doğru bir okunma zamanı varmış...

bir psikanalist elinden çıkmış insanın derinleri kitabı. insanın kendini ve insanı tanıması için bir yol gösterici aslına bakarsan.
ben öğretici çok şey buldum içinde. ders çalışır gibi de okumadım halbuki; karşılıklı sohbet eder gibi anlatmış, ben onu dinliyormuş gibi okudum.

insan ve insan ilişkileri konusunda kesinlikle ufkumu açtığını söylemeliyim.
184 syf.
·6 günde·Beğendi
Duygularımızın röntgenini çeken psikiyatris yazardan okudugum ikinci kitap.
İnsan olmanın duygusal tepkilerinin sebep-sonuç ilişikisini anlatmış yazar.
Sevilmeye olan bu kör edici bağlılıgımızın hırslarımızın  acelemizin altında yatan sebepleri merak ediyorsanız tam bir başucu kitabı. Engin Geçtan İnsan Olmak
184 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
İnsan olmak zor. Kendimizi bile çözemediğimiz anlar varken şifresi kırılmamış insanlık bir arada yaşamaya çalışıyor. Bireyi yakından incelediğimizde çözebilmek için yöntemler geliştirilse de bu bireyi bir toplumun içinde değerlendirirken çok daha başka faktörler işin içine giriyor ve insan yine çözülmesi zor bir bilmeceye dönüşüyor. Birey ve toplum sürekli birbirini dönüştürüyor, zaman ve teknoloji ilerledikçe bu dönüşüm hızlanıyor. Her konuda olduğu gibi psikolojide de yöntemler gelişiyor, yaklaşımlar değişiyor. Bu yüzden psikolojiye meraklı her insanın yaptığı Freud’u anlama ve araştırma evresinden sonra sıra güncel yaklaşımlara geliyor. İşte bu güncel okumalarım için seçtiğim bu kitap “iyi ki okudum” dediklerimden biri oldu.

Geçtan’ı okumanın güzel yanlarından söz edip kitabın içeriğine geçeceğim. İlk olarak, çeviri kitaplarda verilen örnekler yazarın araştırmasını yaptığı toplumlar üzerinden ilerliyor ama bu kitapta Türk toplumuna ait örnekler ve incelemeler okumak hem kendi çevremi daha iyi anlamamı hem de örneklerin daha kalıcı olmasını sağladı. İkincisi, Geçtan’ın dili kullanışı çok özenli. Okurken anlam karmaşası yaratmıyor, çok duru bir anlatım dili var. Gereksiz, uzatılan paragraflar yok. Okurken zorlanılan tek nokta içeriğin dolu dolu olması.

Kitapta önsöz ve epilog ile birlikte on dört başlık var. Önce bireyi ve toplumları değerlendirip daha sonra toplumun en küçük parçası ve her şeyin başladığı yer olan aile ilişkilerine geçiyor. Ana-Baba ve Çocuk bölümde çocuk yetiştirirken önemli olan çok güzel tavsiyeler vardı. Neredeyse kitabın hepsinin altını çizdim. Aile ve ailenin yarattığı duygular, insan davranışlarına etkilerine geçiyor daha sonra Geçtan. Korku, öfke, değersiz hissetme, kaygı, sorumsuzluk, yalnızlık duyguları ve bu duygulara sahip insanların sebeplerini, davranış biçimlerini anlatıyor. Bu örnekleri okurken aklımdan geçen, sanki çevremden bazı insanlarla görüşüp öyle açıklamış gibiydi. Ve en sevdiğim bölüm olan “kendini yaşamak” hayatımızı daha değerli bir hâle getirmek için çok güzel tavsiyelerle doluydu. Onlardan birini paylaşıp incelememi bitiriyorum. Keyifli okumalar.

#77892055


https://www.instagram.com/...?igshid=7rs21zzxtpjx

Yazarın biyografisi

Adı:
Emine Bora
Unvan:
Çizer
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1970
Emine Bora (İstanbul, 1970) Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü mezunu. 1993-2004 yılları arasında üç kişisel resim sergisi açtı; 2012’de “Yalçın Emiroğlu’ndan Günümüze ‘Doğan Kardeş’le Büyümek” adlı karma sergide yer aldı. 1994 yılından beri çeşitli yayınevleri için çocuk kitapları illüstrasyonları yapıyor. “Bando”, “Doğan Kardeş”, “Milliyet Çocuk” gibi dergilerde çizimleri yayımlandı. Hem yazıp hem resimlediği Dostum Badi ve Ali’nin Sıkıntısı adlı iki çocuk kitabı var. 1999 yılından bu yana Metis Yayınları’nda editör ve kapak tasarımcısı olarak çalışıyor.

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 5bin okur okudu.
  • 414 okur okuyor.
  • 4.575 okur okuyacak.
  • 108 okur yarım bıraktı.