Keskin hatlar kullanmadan keskin gerçekleri aktarma sanatı… İşte Selçuk Baran’ın eserini tanımlamak için en uygun ifade bu olmalı. Bu kitap benim Selçuk Baran’la tanışma kitabım oldu ve okumaya başlar başlamaz hikâyenin içine çekildim. Kitap, Halim’in hikayesini anlatıyor.
Halim, küçük bir kasabada ablasının büyüttüğü, kendi halinde, sade bir yaşam süren bir genç. Ancak şehir hayatına adım attığında, bu düzenin köleleştirici etkisiyle bir dişliye dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor. İşte tam bu noktada Zekiye ile tanışıyor ve onun sayesinde hayatı paylaşmayı, sevmeyi ve bir olmayı seçiyor.
Eser, beş bölümden oluşuyor ve her bir bölüm, birbirinin devamı niteliğinde kısa öyküler içeriyor. Ancak hikâyeler sadece bireysel bir hayatı değil, aynı zamanda sistemin nasıl işlediğini de gözler önüne seriyor. Kitabı okurken bir diktatörün kurduğu sistemi, bu sistemin insanları gönüllü kölelere dönüştürmek için bilinçli olarak nasıl yoksun bıraktığını ve insanların hak ettikleri şeylerin onlara bir lütuf gibi sunulmasını deneyimliyorsunuz. Bu süreçte birey, sistemin bir dişlisi haline getiriliyor.
Öte yandan, hikayeyi toplumsal eleştiri boyutunun ötesinde, tamamen bireysel bir mücadele olarak da okuyabilirsiniz. Halim’in yaşam mücadelesi, var olma biçimi ve yaptığı seçimlerin hayatında bıraktığı izler, hepimizin hayatına dokunan bir gerçeklik sunuyor.
Hangi perspektiften okursanız okuyun, sizi içine çeken, düşündüren ve keyif veren bir hikaye. Kesinlikle tavsiye ederim. Keyifli okumalar!