ihtiyar

ihtiyar
Sınırlı karakterlere sığmayan bir karakter miyim diye endişelendim... #65954273
Okur
Lisansüstü
Trabzon
Bursa
1792 okur puanı
Ağustos 2015 tarihinde katıldı
On İki Tanrı
Roma geleneğinde, gezegenlerin isimlerini taşıyan, altısı erkek altısı da kadın olmak üzere on iki tanrıya inanılmaktaydı. Bunların en Önemlisi ve en yücesi Jüpiter'di. Güneş sistemindeki en büyük gezegen olan Jüpiter'e nispetle bu adla anılırdı. Tanrıların kralı mesabesindeydi ve Roma'nın bekçisi ve hamisi sayılırdı. Göğün ve yıldırımların ilahı kabul edilir, adalet tanrısı şeklinde nitelenir, kanunlar onun adına çıkarılırdı. Her tanrının, doğal bir durumla irtibatlı veya hasat, ekin, yağmur, sevgi gibi bir yaşam olgusuyla sorumlu tutulduğu belirli bir görevi vardı.
Sayfa 69
Reklam
Romalılar ve Din
Romalılar, Yunanlardan çok tanrılı din anlayışını almışlar ancak edindikleri tanrılara Roma isimleri vermişlerdi. İlahları için, içerisinde kurbanlar sundukları, dini ritüel ve kutlamalar düzenledikleri tapınaklar inşa etmişlerdi. Bu tapınaklar Romanın kimliğinin bir parçası ve insanların tüm işlerinde tanrılara danıştıkları birer yer hâline gelmişti. Çünkü Romalılar ruhların her şeyin içinde yaşadıklarına ve kendilerinin yaşamlarına müdahale edebileceklerine inanıyorlardı.
Sayfa 68
İslam yaşayan bir yapıdır.
Dolayısıyla gelişmesi, bir yandan mevcut zaman dilimiyle sıkı bir irtibat hâlinde bir yandan da yüzü geleceğe dönük olması gerekiyordu. Tam da bu noktada, zamanda yükselen insani yörüngede İslâm'a itici güç kazandıran eşsiz bir denklem geldi. Bu denklem, dinin temel sabiteleri ve gelişen insan aklı arasında kurgulanmıştı, değişmez naslar ve değişebilen mana arasında inşa edilen sürekli bir etkileşimden ibaretti. Bu sayede hayatın zaman içindeki akışına ayak uydurabilecek yaşayan bir düşünce üretilebilecekti. Bu bakış açısı göstermektedir ki, İslâm yaşayan bir yapıdır ve bu yapının gelişimi hiçbir zaman sekteye uğramaz. Herhangi bir zaman diliminde, insanlığın maruz kaldığı bir probleme çözüm üretirken tökezlemez. Eğer İslâm'ın kriz içerisinde olduğu izlenimi uyandıran bir döneme rastlarsak bu durum bize, dinin temel sabiteleri ve gelişen insan aklı arasında kurgulanan etkileşim denkleminin bozulduğunu gösterir. Temel sabiteler tam ve eksiksiz olduğuna göre mesajın kendisi değil, mesajla mükellef kılınan akıl bir kriz ve durgunluk yaşıyor demektir.
Sayfa 24
Mesaj
İslâm'ın mesajı, insanlık mirasından kopmaksızın önceki semavi mesajların varisi olarak geldi. Çünkü önceki mesajlar da İslâm'ı temsil ediyordu. Tek farkları zaman ve mekânla sınırtı olmalarıydı. Muhammed b. Abdullah'ın mesajı ise bu mesajlarn temeli ve tamamlayıcısı olup onlar için bir kök mesabesindeydi. Daha önce geçen mesaj ve şeriatlar bu kökten uzanan birer dal konumunda olup onu bir bütün olarak temsil etmiyorlardı. Çünkü İslâm, insanlığın gelişiminin belirli dönemlerinde gelmişti. Ancak Muhammedi dönemine geldiğinde İslâm artık tamamlanmış bir din idi. Zira insanoğlunun bilinci artık kemale ermişti ve insanlık bu mesajı yüklenmeye hazırdı. “..Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'ı seçtim..." (Mâide,3)
Sayfa 23

ihtiyar

, bir kitap okudu
Puan vermedi·408 syf.·
2026 4. kitabı
Jung-Myung Lee
7.7/10 · 105 okunma
Reklam