Adı:
Damızlık Kızın Öyküsü
Baskı tarihi:
Şubat 2017
Sayfa sayısı:
384
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050940596
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Handmaid's Tale
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Baskılar:
Damızlık Kızın Öyküsü
Damızlık Kızın Öyküsü
The Handmaid
The Handmaid
The Handmaid
Damızlık Kızın Öyküsü, kadınların erkeklerin buyruğu altında olduğu ve bir kast sistemine göre sınıflandırıldıkları, doğurmanın her şeyden çok teşvik edildiği ve değerli görüldüğü dehşet verici bir hiyerarşiyi, totaliter ve teokratik bir devleti anlatıyor. ABD`nin günbegün itibar kaybetmesine bir son vermek amacıyla askerler ABD başkanını öldürür (ama bunu bir terörist saldırı gibi gösterir ve suçu Müslüman teröristlerin üzerine atarlar), bu da ilk hedefleri `düzeni yeniden sağlamak` olan, "Jacob`ın oğulları" isimli hareketi başlatmış olur. Yaptıkları ilk iş de, ülkedeki tüm kadınların banka hesaplarını dondurarak tüm haklarını ellerinden almaktır. Yeni askeri diktatörlük, toplumu teokratik, ırkçı ve şovenist biçimde yönetmeye başlar. 

Kadınların maruz bırakıldığı kast sisteminin en tepesinde doğuramayan evli kadınlar, en altında da otellerde saklanan ve erkeklerin keyfini bekleyen fahişeler vardır. Aradaki sınıflar da kız evlatlar (eşlerin evlat edinilmiş kızları), Martha`lar (ev işleriyle ilgili yetenekleri sayesinde kolonilere gönderilmekten sıyıran bekar, kısır, orta yaşlı kadınlar) ve Teyzeler`den (Damızlık`ları eğitip gözlemlemek için kullanılan, özerkliği olan tek grup) oluşur. Bir de fahişelerle teyzelerin bir üstünde, hayattaki tüm amaçları daha üst sınıflar için çocuk doğurabilmek olan Damızlık`lar vardır, romanın anlatıcısı da Offred isimli bir Damızlık kızdır zaten.

Offred bu yeni toplumu sürekli eski normal hayatıyla karşılaştırır, bu da okuyucuya toplumun nasıl işlediği bilgisini doğal bir şekilde verme yöntemi olarak başarılı olur. Anlatım son derece sade, temiz, üstelik sürekli karşılaştığımız sözcük oyunları da çok hoş. Damızlık Kızın Öyküsü, güvende olmak adına özgürlüğümüzün ne kadarından vazgeçmeye gönüllü olduğumuzu sorgulayan, bilim kurgu türüne (en azından yazarın kendisine göre) ait olmasa da, feminist distopyanın en iyi önekleri arasında sayılan bir roman.
384 syf.
Damızlık Kızın Öyküsü, yazarın okuduğum ilk kitabı. Bu hafta sahafta görene kadar böyle bir kitabın varlığından dahi haberim yoktu malesef. Ama adımımı içeri atar atmaz ilk gözüme çarpan, beni kendine doğru hızlı adımlarla çeken bir kitap oldu. Başlamak için eve gitmeyi bile bekleyemedim. Kendimi bir kafeye atıp, okumaya başladım hemen. Kitap öyle gerçekçi ve etkiyeciydiki beni tamamen içine çekti, kapatıp bir türlü kafeden çıkamadım. Her seferinde tamam bu son sayfa, sonra kalkacağım diye kendi kendimle anlaştım. Ama kalktığımda neredeyse kitabı yarılamıştım.

Hepimiz bir distopyayı anlatan kitaplar okumuşuzdur. En basitinden 1984 ' ü bilmeyen yoktur herhalde. Bu tür kitaplarda genelde kahramanımız bu dünyanın içine doğmuştur, sonradan böyle bir dünyada bulmamıştır kendini. Bu yüzden geçmişi özleyip yad etmez, bu kadar acı çekmez. Ama bu kitap bunun tam aksi işte.

Hikayeyi damızlık bir kızın ağzından dinliyoruz. Bir zamanlar özgür, istediğini giyinen, aşık olan bir kızın, bir sabah bambaşka bir dünyaya gözünü açmasıyla başlıyor. Bu feminizm üzerine yazılmış karanlık distopya, ABD hükümetinin yerine geçen totaliter bir dünyada yaşanıyor. Terörist saldırılar sonucu hükümet dağılıp, kendilerine Yakup ' un Oğulları diyen bir grup yönetimi ele geçirmiştir. Kadınların hakları tamamen ellerinden alınmıştır. Çalışmaları, kendilerine para verilmesi, okuma yazmaları, aşık olmaları yasak. Ya hizmetçi, köle, fahişe ya da komutanlara, komutan eşleri gözetiminde evlat verecek damızlık kızlar olacaklar. Gruplara ayrılmış olan kadınlar; yeşil, kırmızı, kahverengi...gibi kıyafetler giymek zorundadırlar. Bu kıyafetler onların hangi görev ve sınıftan olduğunu temsil ediyor çünkü. İntihar etmelerini engellemek için bomboş odalarda yaşıyor, isyan etmesinler diye cahil ve çaresiz bırakılıyorlar.

Kitabı bitirdikten sonra oturup düşündüm uzun uzun. Öyle gerçekçi bir anlatım ve betimlemeler varki kitapta, sanki gerçekten bunlar varmış gibi korkuttu beni. Gönül rahatlığıyla tavsiye edebileceğim bir kitap...
384 syf.
·9 günde·9/10
Eveeet!

Distopik öyküler okumayı sevenler buraya! Yazarımız ,sizi tam manasıyla feminist distopyanın kucağına bırakıyor.

Öncelikle ; Bir sabah uyanıp kendinizi paralel bir evrende hayal edin. Alışmış olduğunuz her şey kanunlar, yasalar, dinler, inanç şekilleri her şey tek kalemde tuzla buz olmuş cam parçaları gibi yerlerde. Sıkı yönetimin en üst düzey şekli baş göstermiş ve akıllara duygunluk veren yasaklar gündemde.

Esasında distopya gibi görünen bu kitap, okudukça geçmişte ve günümüzde bir çok ülkenin başına gelen sıkı yönetimlerden sonra insanların yaşamış olduğu baskının, zulmün, diktanın, en net halini yansıtıyor. Okurken hiç yabancılık çekmiyor, bir çok yasağın günümüzde hala uygulandığını hayretle fark ediyorsunuz. Çünkü yaşadıklarımız, okuduklarımız, gözlemleyebildiklerimiz bizi zulmü nerede görse tanır hale getirdi.

İnsanoğlu yüzyıllardır, gücü elinde bulunduran küçük bir zümre tarafından yönetiliyor. Kişiler, yönetimler , yönetim şekilleri değişse bile bu hiç değişmiyor. İnsanoğlunun en büyük zaafı maalesef ki iktidar hırsı. Gücü elinde tutan zümre en dürüst kişilerden dahi oluşsa (-ki ben hiç görmedim böylelerini) mutlaka zaaflarına yenik düşüp, sistemin gereğini yaparak, zulmün su yüzüne çıkmasına neden oluyor. Güç=İktidar=Hırs=Aç gözlülük bu şekilde katlanarak ilerliyor ve maalesef ki bir çok örneğine her gün şahit oluyoruz.

Kitapta ayrıca, çok fazla gözümüzün içine sokulmasa da inceden inceden feminist dokundurmalar yapılmış ki çok yerinde olmuş. Yaşadığımız ülkeyi ele alacak olursak, Türkiye de 2017 yılında kayıtlara geçen kadın cinayetlerinin sayısı 409 ,bu demek oluyor ki kadınlarımıza sahip çıkamıyoruz! Sadece kendi ülkemizde değil, dünyanın bir çok yerinde feminist grupların ortaya çıkasına sebep sizce nedir? Kadını bir meta, yalnızca üremek için kullanabileceği bir seks objesi olarak gören toplumlarda bu oran katlanarak artıyor ve inanın her geçen yıl insanlık adına umudumu daha da yitiriyorum.

Toparlayacak olursak, biraz muallak bir sonla bitiyor kitap, sanırım yazarımız sonunu bizim hayal etmemizi düşlemiş. Çeviriden kaynaklı zaman zaman cümle düşüklüklerine rastlamış olsam da kitabı epey beğendim. Herkese şimdiden iyi okumalar dilerim.
384 syf.
·6 günde
Günün bitmesine dakikalar var ve ben derin bir nefes alıp arkama yaslanıyorum. Okuduğum kitabın bitmesine henüz birkaç bölüm daha var sanıyordum, oysa ki biraz önce son bölümün son satırlarını okumuşum. Gerçekten bittiğine kanaat getirdikten sonra ‘‘vay canına’’ diyorum ‘‘ne kitaptı ama’’.


Damızlık Kızın Öyküsü’nü bitirdiğimde kurtulduğumu hissettim. Evet, kimse kafama silah dayayıp zorla okutmamıştı, bitirmek zorunda değildim, böylesine soluksuz okumanın da gereği yoktu. Ama öyle değildi işte, kitap bana oldukça ağır gelmişti fakat bir o kadar da etkisi altına almıştı beni, bitirmeden başından kalkmak olmazdı.


Bir feminist distopya örneği olarak adlandırılır Damızlık Kızın Öyküsü. Feminist kısmını bilemem ama okuduğum en korkunç distopyaydı.


Kitapta anlatılanlara gelecek olursak ABD’de meydana gelen ani bir darbe ile Gilead rejimi yönetimi ele geçirir ve artık hiçbir şey eskisi gibi olmaz. Bu değişikliğin en büyük etkileri kuşkusuz kadınlar üzerindedir, artık çalışmalarına, mülk ve servet edinmelerine ve daha bunun gibi bir sürü şeye hakları yoktur. Uzun süren iç ve dış savaşlar, kullanılan kimyasal silahlar, radyasyon ve doğum kontrol yöntemleri sonucu soyları tehlikeye düşen Gilead rejimi bu sorunu çözmek için akıl almaz önlemlere başvurur. Ve bu önlemlerden en çok etkilenecek olan da yine kadınlardır.


Gilead yönetimindeki insanlar sınıflara ayrılmıştır, bu ayrım birçok açıdan belirgin ve kesindir. Erkekler Komutanlar, Muhafızlar, Melekler ve Gözler olarak; kadınlar Eşler, Teyzeler, Marthalar, Damızlıklar ve Fahişeler olarak sınıflandırılmışlardır.


Komutanlar bu sınıflandırmada en üstte yer alan ve en fazla ayrıcalığa sahip olanlardır. Kadınlarda ise bu ayrıcalıklı sınıf Eşler yani komutan karılarıdır, bunlar mavi elbise giyerler ve diğerlerinden bu şekilde ayrılırlar. Marthalar, doğurma yaşı geçmiş ya da kısır olan kadınlardan seçilmiş, ev işleri ve hizmetçilik gibi becerilerinden dolayı kolonilere gönderilmemiş kadınlardır, yeşil renk giyerler. Teyzeler, Damızlık kızların eğitilmesi ile görevli kadınlardır, kahverengi giyerler. Damızlık Kızlar, Kırmızı Merkez ismi verilen bir yerde teyzeler tarafından eğitilmiş, sağlıklı ve doğurgan kadınlardır, kırmızı renk bir elbise giyerler ve kanat ismi verilen beyaz bir başlık takarlar. Ekonokadınlar fakir erkeklerin kadınlarıdır, çocuk doğurmak, ev işleri ve yemek yapmak gibi görevleri tek başlarına yürütürler, ek görevlerine uygun renkte çizgili elbiseler giyerler. Gözler, gizli polislik görevini yürüten erkeklerdir. Rutin polis işlerini Muhafızlar yürütür. Melekler ise Gilead rejimini büyütmek için girilen savaşlarda görev alan askerlerdir.


Gilead’ta okumak kesinlikle yasaktır, artık yazıya da gerek kalmadığı için dükkan tabelalarındaki yazılar silinerek yerlerini orda satılan şeyin resmi almıştır. Yalnızca okumak değil, rejimin ve dinin öngörmediği şekilde ve kişilerle cinsel birliktelik kurmak da yasaktır. Cinsel birliktelik kurmak ancak ve ancak belli zamanlarda belli kişilerin yapması gereken bir görevdir ve buna "ayin" denir.


Gilead rejiminde kadınların, birini seçmek zorunda oldukları, sınırlı seçenekleri vardır. Kolonilere gönderilmek, hizmetçilik ya da fahişelik(Jezebel) yapmak, bir de Komutan ve Eşlere sağlıklı çocuklar doğurmak. İşte bu son görev için seçilmiş kadınlara Damızlık Kız adı verilmektedir. Bunlar gerçek isimlerini kullanamazlar, damızlığı olduğu komutanın ismine eklenen bir iyelik eki ile anılırlar(örn. Fred’in damızlığı anlamında Fredinki). Kitap boyunca ise Fredinki isimli damızlık kızın yaşadıkları anlatılmaktadır.


Diğer distopyalarda anlatılanlar geçmişten beri var olan durumları ifade eder ve geçmiş genellikle kahramanlar tarafından net olarak bilinmemektedir. Oysa Damızlık Kızın Öyküsü’nde mevcut düzen birden bire değiştiği için kahramanlar şimdiki düzende yaşarken aynı zamanda geçmişi de net olarak bilen kişilerdir. Bu da Damızlık Kızın Öyküsü’nü daha etkileyici bir distopya haline getirir. Geçmişte Luke isminde bir eşe ve bir kız çocuğuna sahip olan Fredinki şimdi bir Damızlık Kız’dır, kitap boyunca hem geçmiş yaşantısını hatırlamaya çalışır hem de damızlık kız olarak yaşadıklarını aktarır.


Kitabı okurken kafa kurcalayan en önemli sorulardan biri insanların kısa sürede bu akıl almaz uygulamaları nasıl kolaylıkla kabullenmiş hatta benimsemiş olduklarıdır. Cevabını ilerleyen sayfalarda kitap kendisi verir. İnsanları bu distopyaya sürükleyen kuşkusuz ‘‘din’’ afyonudur. Okumanın yasaklandığı toplumda kitleleri yöneten kişilerin çıkarlarına göre tahrif edilen İncil yine aynı kişilerce insanlara empoze edilmiştir. Bu nedenle bu uygulamalar yalnızca rejimin öngördüğü bir faaliyet değil aynı zamanda dinî bir görevdir.


Kitabı okumuş olmanın üzücü tarafı ise kitaptaki birçok unsurun yabancı gelmemesi idi. Okuduğum diğer distopyalarda anlatılanlar her ne kadar ürkütse de çok uzak bir gelecekte yaşanabilir şeyler olarak görünmüştü bana. Oysa Damızlık Kızın Öyküsü’nde anlatılanların günün birinde yaşanma ihtimali, ne yazık ki, çok da uzak görünmedi.
352 syf.
·20 günde·10/10
“Bu öykü farklı olsun isterdim. Daha uygar olsaydı keşke. Keşke daha mutlu olmasa da, daha iyi bir ışık altında gösterseydi beni, sonra en azından daha aktif, daha az tereddütlü, önemsiz şeylerce daha az engellenmiş. Daha biçimli olsaydı keşke. Ve keşke aşk hakkında olsaydı ya da insan yaşamındaki önemli ani farkındalıklar, güneş batımı hakkında hatta, kuşlar, fırtınalar ya da kar.” Ama öyle olmadı!

Bir kadın bir sabah uyandı ve değişti dünya. Adı yok, hakları yok ve en önemlisi hayatı yok.
Darbe, sıkı yönetim ve savaş. Hayali bir ülke, sularına düşmanları tarafından kısırlık bulaştırılmış.

Önce kadınları ayırdılar bölüm bölüm. Sonra da o zor şartlar altında yaşamalarını istediler.
Ya hizmetçi olacaktı kadın bir aşçı ya da bir komutanın karısı ya da bir fahişe. Ya da en zoru bir damızlık kız olacaktı. Kısırlık yayılan o topraklarda yeni canlar yeşertmek için komutanların yanına yerleşeceklerdi. Bu konumların dışında başka bir yaşam yoktu onlara.

Hiçbir zaman bir hikayeleri olmayacaktı bu kadınların ya da hikayeleri yazılmayacaktı. Zaman onları bir gün yok edecek ve kimse konuşmayacaktı onlar hakkında.
Sadece ayaklı rahimlerdi onlar, doğurması gereken, sanki tek görevleri buymuş gibi. Sanki tek yapabildikleri buymuş gibi.

Renklere ayrılmışlardı; mavi, kırmızı, yeşil, kahverengi ve çizgili kıyafetli diğerleri.

İsimleri yanına yerleştikleri adamın adından geliyordu; Fredinki, Warreninki, Gleninki. Aitlik eki!
Kadın hep bir şeylere ait, hep bir şeylerin sömürüsü altında hep bir anne, bir hizmetçi, bir aşçı, asla fazlası değil.
Asla sevilmeye değer değil, asla değerli değil!

Koloniler vardı bir de, yaşlı kadınlar, isyan edenler oraya gönderiliyordu.Peki ne mi oluyordu orada? Ekmek yok, su yok oraya gönderilen insanlar ölmeleri için gönderildikleri için yani gözden çıkarıldıkları için giysi yardımı yapılmıyor, yeterli besin sağlanmıyor ölüm gelip kapılarını çalana kadar acı içinde yaşıyorlar pardon yaşatılıyorlar.

Bir gün uyanıyorsun ve bütün şartlar değişmiş. Sen olsan ne yapardın? Senin hayatın nasıl olurdu. Bir isyankar mı bir damızlık kız mı? Sürekli bunu düşündüm okurken. O durumu yaşayan kadınları düşündüm, kolonilerdeki kadınları, marthaları, sömürülen damızlık kızları.

Her şey yasak onlara. El kremi, kendilerini güzel gösterecek kıyafetler, bir kağıt bir kalem!
“Ne çok isterdim şimdi bir kalemim olmasını ya da ne çok kıskandım elindeki kalemi. Kalem de kıskanılacak bir şeydir.” Böyle diyor kahramanımız Fredinki.

Çok severek ve bir yandan da bolca sinirlenerek lanetler okuyarak okudum bu kitabı. Ama çokça kendimi onların yerine koyarak. Hepsini tek tek içimde yaşatarak. Okuduğum kitaplara veda etmekte çok zorlanırım eğer bu kadınların hikayesi günümüze gelmeseydi (bunu kitabı okuyanlar görecektir) gözüm arkada kalacaktı.

Fredinki gerçek adın her neyse ve şimdi her neredeysen tekrardan istediğin hayata kavuşmuşsundur umarım. Kızını bulmuşsundur ve Luke’da tabi. Ve bu hikaye içinde teşekkür ederim. Hoşçakal...
384 syf.
·3 günde·8/10
Korkutucu, zorlayıcı, feminist bir distopya olan bu eser özellikle kadınlara özgürlüğün ne kadar değerli olduğunu hatırlatıyor...

Eserde kadın var fakat sadece rahim olarak görülüyor. Fikri yok, özgürlüğü yok, rahminden başka hiçbir şeyi yok. Kurulan Gilead Cumhuriyetinde kadınların tüm hakları elinden alınırken, hiç kimsenin rahatsız olmaması dikkat çekici. Romanı dinlediğimiz ana karakter Fredinki, ilk andan itibaren duyduğu rahatsızlığı eşi Luke ile paylaşması fakat onun bu durumun geçici olarak adlandırması oldukça düşündürücü...
Oysa ki alınan haklar hiçte küçümsenecek cinsten değil...

Dünyanın karşı karşıya kaldığı doğa katliamlarından dolayı kısırlık söz konusu olunca diktatörlük sistemini kuran komutanların, eşleri dışında doğurgan kadınları evlerine alıp, sadece ( bana göre tecavüz yazara göre döllenme) bebek için kullanılan "Damızlık Kızları" eşlerinin de kabul edip, yataklarını paylaşmaları, el tutup, o ana şahit olmaları ve hiç bir şekilde tepki vermemelerini oldukça cesur kaleme almış...

Yapay bir dünya ve yapay bir yaşam...
Hiç kimsenin mutlu olmadığı, herhangi bir duruma karşı gelenlerin ölüm ile cezalandırıldığı bu dünya da var olmak için sorgulamadan, neredeyse düşünmeden kendine biçilen rolü kabul eden kadınların, sınıflandırılıp, özellikle kıyafetleri ile konumunu, görevini belli eden bir dünyanın acımasız yüzünü okumak oldukça zordu...
Kitabın sonu okurun hayal dünyasına bırakılmış...

Kitabın kapağı, kitaba çok uygun olmasına rağmen çevrisi oldukça hatalı...
1K İzmir Okuma Grubu/Duvar/ olarak okuduğumuz bu eseri distopya seven okurlara tavsiye ederim...
384 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Damızlık Kızın Öyküsü, tam olarak kusursuz bir distopya oldu benim gözümde. Distopik bir eser kötü ve hastalıklı bir dünyayı resmettiği ve bunu bize anlatırken üzerimize her an simsiyah perdelerini geçirecekmiş gibi hissettirdiği sürece, iyi bir örnektir. Burada dinlediğiniz öykü bu dediklerimi harfi harfine yapıyor. Distopik bir eserin her okur kesimine hitap etmesi normal bir durum değildir. Alıştığımızdan çok daha farklı toplumsal yapıları sertçe konu alan distopyaları okumak kolay olmamalı. Okurken sizi yormayan ve rahatsız etmeyen distopyada bir şeyler eksiktir.

Elimizde bulunan bu zorlu distopyada, kadınların ismi yok. Her kadın kendi komutanının malı olarak kabul edilir ve onun adıyla anılır. Aşağılayıcı bir ekle beraber; "Fredinki" (Offred). Kadınların tamamen bir mala dönüştüğü bu evrende, isimler bile kullanılmaz olmuş durumda, geri kalan haklardan bahsetmeye bile gerek yok. Gelecekte geçen bu kurguda böyle bir durumla karşılaşılmasının nedeni, doğum oranlarının azalmış olması. İnsanlık gerçekten yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Kitabın adı da bu şekilde ortaya çıkıyor. Doğurgan kadınlar tek tek toplatılıp bir mal haline getiriliyor. Duygulardan arındırılıp birer damızlık hayvan gibi yetiştiriliyorlar. Onlar "Damızlık Kızlar". İzin olmadığı sürece konuşamazlar, isimleri olamaz, fikirleri olamaz, emirlere karşı gelmek söz konusu bile değil, başlarına taktıkları at gözlüğü misali başlıktan dolayı yalnızca yürüdükleri yolu görebilirler. Rahatsız edici derken ne demek istediğimi biraz da olsa anlatmış olduğumu umuyorum. Bu tarz bir geleceğe tanık olmayı bırakın, hayal etmek bile hiç kolay değil.

O zaman, Margaret Atwood'un böyle bir distopik geleceği hayal ederken bir şeylerden etkilenmemiş olması zor bir ihtimal diyebiliriz. Yazarın röportajlarında belirttiğine göre, Batı Berlin'de yaşadığı sürede gözlemlediği durumlar romanına büyük ölçüde şekil vermiş. Zaten roman 1984 yılında yazılmaya başlanıyor. Bu dönemlerde yazarın bizzat kendisinin tecrübe ettiği her an kontrol altında olma, iletişim kurarken zorlanma durumlarını romanında ne derece etkili kullandığını görebiliyoruz.

Birçok distopik dünya yazılıp çiziliyor ve içlerinden birkaç tanesi net bir şekilde sivrilebiliyor. Peki "Damızlık Kızın Öyküsü"nü bu kadar 'sivri' yapan ne? Çünkü, evrensel bir sorunu dile getiriyor. Konu alınan durum evrensel olduğu için de insan okurken, yaşadığımız dünyanın distopyaya dönüşebilme eğiliminden korkmadan edemiyor.

Alternatif gelecek senaryolarının ortak özelliği bizlere davranışlarımızın sonuçlarının ne olabileceğini göstermeleridir. Attığımız adımlar günümüzde ne kadar iz bırakıyorsa, gelecekte de o kadar izleri bulunacaktır. Unuttuğumuz, ama aslında unutmamamız gereken asıl gerçek bu. Ayak izlerimizin sadece bulunduğumuz zamanı etkileyeceğini düşünüyoruz.
352 syf.
·2 günde·8/10
Ürkütücü bir kitaptı.Hadi canım,böyle bir şey
olabilir mi? diyemedim malesef. Bunda kitabın
inandırılıcılığı da etkili ama daha çok tarihte
yaşananlardan dolayı böyle düşündüm. Gerçi çok uzak tarihe gitmeye gerek yok. Etrafımız kadının evden dışarı çıkmayıp sadece üretme vazifesini görmesi gerektiğini düşünen insanlarla dolu.
Kurguda Hristanlığın bir mezhebine bağlı
gibi görülen bir örgüt darbeyle başa gelir.Ve
bütün toplumsal normlar yıkılır,yerine
bambaşka bir dünya kurulur.Yeni düzende
kadının dış dünyada asla yeri yoktur.Çevresel
kirlilikle ve onlara göre günahlardan dolayı
nüfus azalmıştır.Doğurgan kadınlar ve kız
çocukları çok önemlidir bu yüzden. Kadınlar
çesitli sınıflara ayrılır ve her sınıf başka bir
renk elbise giyer.Kimlikleri yok etmek içindir
bu,bireyselliği temsil edecek bir şeye asla
tahammül yoktur.Tepedeki komutanların
doğurma yetisini yitirmiş asıl eşleri ve bu
kadınlara çocuk verecek damızlık kızlar vardır.
Damızlık kızların adı bile yoktur,sahiplerinin
adıyla anılırlar.Kitaptaki kahramana göre
onlar "iki ayaklı rahimlerdir" yalnızca.

Oysa bu olaydan önce normal bir hayat
vardır orada da. Olaylar bir günde değişmiş gibi görünse de suların yavaş yavaş kaynadığını başkahramanımız anlatır
.#59182684 .
Gazetelerde kadın cinayetleri ile ilgili haberler
çıkar.Ama bunlar normal yaşantısında olan
insanlar için duyulup,üzülünüp hemen
unutulması gereken şeylerdir.Kendilerini o
korkunç gazetelerin kenarlarındaki beyaz ve
güvenli alanda hissederler.Oysa farkında
olmazlar ki güvenlikleri için yavaş yavaş
özgürlüklerinden olurlar.
Kitap feminist bir etiketle anılsa da erkekleri
de ilgilendiriyor.Hatta aklı başında erkekleri
bu kitabın daha fazla sarsması gerekir.Çünkü
kitaptaki erkekler de eşit değil.Üreme hakkı
bile sadece yöneticilere verilmiş.Zaten sevginin olmadığı,köleliğin hüküm sürdüğü bir
düzen hangi aklı başında insanı mutlu eder ki?

Kitapta bir sınıf var ki hem iğrendim hem
güldüm onlara.Ama hikayesel bir deyimle
"acı acı güldüm."Bunlar damızlık kızları eğiten
teyzeler sınıfı.O korkunç dünyayı sürekli
normalleştirmeye çalışıyorlar.
#59178178
Tehditle,işkenceyle köleleştirmeye çalışıyorlar.
Oysa bu mümkün değil.Çünkü kızlar iyi olanı
yaşadılar ve bir bellekleri var. Aslında teyzeler
de bunun farkında o yüzden "En zor sizin
durumununz,siz ara nesilsiniz,sizden sonrakiler için daha kolay olacak diyorlar."
İktidarın böyle küçük bir parçası bile ne kadar
büyük bir haz veriyor bu yaşlı kadınlara.
Burada iktidar hırsı ve bir kadının önündeki
engelin başka bir kadın da olabileceği
sorgulanıyor.
Cinsellikten haz almak,süs,gösteriş gibi
şeyler yasak bu yeni dünyada.Tabi ki
yöneticiler için değil.Zinanın cezası ölüm.
Ama gizliden kendilerini eğlendirmek için bir
fahişeler sınıfı bile oluşturmuşlar.
Kitap hakkında fazlasıyla yan okuma
yapılmalı.Kölelik,çok eşlilik,dinlerin ve toplumun kadınlara bakışaçısı gibi pek çok
sorun irdelenmiş.
Genel atmosfer ve gerilim yönünden 1984'ten etkilenilmiş gibiydi.1984'teki "düşünce polisi" yerine burada "göz"vardı.
Geriye gidiş gelişler olsa da okuması
kolay bir eser.Anlatımda biraz tekrara gidilmiş.
Bu sabırsız okuyuculari sıkabilir.
Bir kadının yazdığı, kadın sorunlarının
ön plana çıktığı bu distopik romanı herkesin
okumasını tavsiye ederim.Zamanınıza kesinlikle değecek.

Düzenlediği bu anlamlı
etkinlik için#57068129 kendisine çok tesekkür ederim.
(oblomov_klonu)
384 syf.
·10 günde·7/10
Margaret Atwood'un feminist distopya romanıdır.
Var olan sisteme karşı yapılan darbe ile kadın olmanın ''iki bacaklı rahim'' olmaktan öteye gitmeyen bir anlama dönüşmesi...
Yaratılmış olan distopyada yok sayılan sadece kadınlar değil, vasıfsız( askeri bir görevi olmayan) erkeklerde sistemin yok ettiği, yakıp yıktığı kimselerdir.
Okuduğumuzda içimizin sıkılması kurgusunun kötü olmasından değil yakında yaşanılabilir gözüyle bakılmasındandır.
Yapılan betimlemeler öylesine gerçek ki dışarıya çıktığımızda, ruhu eşinin soy ismine sığmayan kendi ismiyle var olmak isteyen birçok kadın görebiliriz.
Görebiliriz eğer görmeyi öğrenebilirsek; anlayabiliriz kendimizi onların yerine koymayı bilirsek.
Türkiye'de istatistiği her gün değişen ''kadına şiddet ve kadın cinayetleri'' bize bu kitabın versiyonları olarak gelebilir.
Rahim olmaktan öteye giden bugünümüze ve yarınımıza ışık tutan kadınlar olabilmemiz için birbirimizin mücadelesinde var olmalıyız.
Bu yüzden İSTANBUL SÖZLEŞMESİ UYGULANSIN ve her alanda uygulanan toplumsal cinsiyet eşitliği sayesinde daha özgür daha eşitlikçi daha mutlu bir toplum yaratılabilsin.
384 syf.
·7/10
Mrs. Barutçuoğlu
Yazarın okuduğum ilk ve diğer kitaplarını okumak için referans olan kitabı. Distopik, feminen duyguları kabartan güzel kurgusuyla sürekli içinizden "peki ama nasıl böyle oldu?" dedirten, kurgu olmasının yanı sıra "aslında şuanda da şöyle değil mi" diye düşündüren, ilginç bir kitap. İlgimi çeken bir kitap oldu, tavsiye ederim

Mr. Barutçuoğlu 24.08.2020

Ne erkeğin ne kadının tadı var. Erkekte kullanılıyor kadında.
Bir yönetim değişmiş şoktasınız tam öyle bir dönem geçiş dönemi hikayesi diyebilirim.
Sesiniz kesilmiş ve herşeyi kabullenmişsiniz işte tam o andasınız.

Eşiniz, çocuğunuz, paranız, kendiniz neyi düşüneceksiniz? Neler oluyor...

Marthalar, teyzeler, komutan,eş bir çok sınıf barındırıyor içinde renklerlede bir güzel betimleniyorlar.

Kitabın başından sonuna kadar sadece tek düşüncem vardı tamam olanlar olmuşta bu kız neyi değiştirecek neyi başaracak. Braveheart filmini bitirdigimiz an gibi William Wallace'ı hissederek Freedoom diye mi bağıracaktık.
Tek sıkıntım buydu. Tatmin oldum mu işte cevap gene spoiler vermeyelim sizlere bırakalım.

Yazar yerine koymamızı istemiş evet ve bu duyguyu da vermeyi başarmış saygılar.

Genede herşeye rağmen okundu ve sevildi.
384 syf.
·7 günde
Uzun zamandır bu kitabı okumak istiyordum, ilk gördüğüm andan beri bu kitaba karşı inanılmaz bir çekim hissettim ve kitaba başladığımda bir anda bambaşka bir boyuta geçtim.
Kadınların sınıflandırıldığı, cezalandırıldığı ve en kötüsü sadece çocuk doğurmak, hizmet etmek için kullanıldığı bir dünya, başlarda çok garip gelen distopik yönetim bana şunu düşündürmeye başladı, aslında zaten böyle bir dünyada yaşıyoruz, çocuğu olmadığı yada erkek çocuk doğuramadığı için ikinci hatta üçüncü bir eş alınabiliyor bir çok kesimde malesef, ve yine bir kesimde kadınlar tarlada, bahçede, çalışırken eşleri kahvede keyif yapıyor, bunlar şahit olduğumuz şeyler, ve cinayetler ölen kadın ama suçlanan yine kadın, "o saate dışarıda ne işi vardı, mini etek giymeseydi bunlar olmazdı" diyen insanları da duyduk, bunlara ne kadar insan denilebilir orası tartışılır tabi.
Yani kısacası gün yüzüne çıkmayan ama hep kadınların üzerinde olan bu baskıyı alelade seriyor gözlerimizin önüne.
Neyse çok uzatmak istemiyorum ama bu kitap okunmalı diyorum çünkü bu kurallar bu distopya sistemi çok uzak görünmüyor bana.

Keyifli okumalar.
384 syf.
·4 günde·8/10
Kitabı okurken bir kadın olarak çok zorlandım. Anlatılan distopya yazarın kendi verdiği adla üstopya beni inanılmaz derecede Rahatsız etti. Belki bu kadar ütopik bir şekilde değil ama gene de kadına sadece çocuk doğuran varlık olarak bakılan yerler var. Kadınların okuması gereken bir kitap. Kitap için eleştirim sadece çeviri yönünde olacak, çeviri beni bazı yerlerde zorladı. Bunun dışında kitap gerçekten iyi.
Bize dair eğlendirici hiçbir şey olmamalı, gizli tutkuların serpilmesine hiç yer bırakılmamalı; ne onlar ne de biz özel ilişkiler için yaltaklanamayız, aşk için hiçbir dayanak bulunmamalı.
Biz iki bacaklı rahimleriz,hepsi bu!

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Damızlık Kızın Öyküsü
Baskı tarihi:
Şubat 2017
Sayfa sayısı:
384
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050940596
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Handmaid's Tale
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Baskılar:
Damızlık Kızın Öyküsü
Damızlık Kızın Öyküsü
The Handmaid
The Handmaid
The Handmaid
Damızlık Kızın Öyküsü, kadınların erkeklerin buyruğu altında olduğu ve bir kast sistemine göre sınıflandırıldıkları, doğurmanın her şeyden çok teşvik edildiği ve değerli görüldüğü dehşet verici bir hiyerarşiyi, totaliter ve teokratik bir devleti anlatıyor. ABD`nin günbegün itibar kaybetmesine bir son vermek amacıyla askerler ABD başkanını öldürür (ama bunu bir terörist saldırı gibi gösterir ve suçu Müslüman teröristlerin üzerine atarlar), bu da ilk hedefleri `düzeni yeniden sağlamak` olan, "Jacob`ın oğulları" isimli hareketi başlatmış olur. Yaptıkları ilk iş de, ülkedeki tüm kadınların banka hesaplarını dondurarak tüm haklarını ellerinden almaktır. Yeni askeri diktatörlük, toplumu teokratik, ırkçı ve şovenist biçimde yönetmeye başlar. 

Kadınların maruz bırakıldığı kast sisteminin en tepesinde doğuramayan evli kadınlar, en altında da otellerde saklanan ve erkeklerin keyfini bekleyen fahişeler vardır. Aradaki sınıflar da kız evlatlar (eşlerin evlat edinilmiş kızları), Martha`lar (ev işleriyle ilgili yetenekleri sayesinde kolonilere gönderilmekten sıyıran bekar, kısır, orta yaşlı kadınlar) ve Teyzeler`den (Damızlık`ları eğitip gözlemlemek için kullanılan, özerkliği olan tek grup) oluşur. Bir de fahişelerle teyzelerin bir üstünde, hayattaki tüm amaçları daha üst sınıflar için çocuk doğurabilmek olan Damızlık`lar vardır, romanın anlatıcısı da Offred isimli bir Damızlık kızdır zaten.

Offred bu yeni toplumu sürekli eski normal hayatıyla karşılaştırır, bu da okuyucuya toplumun nasıl işlediği bilgisini doğal bir şekilde verme yöntemi olarak başarılı olur. Anlatım son derece sade, temiz, üstelik sürekli karşılaştığımız sözcük oyunları da çok hoş. Damızlık Kızın Öyküsü, güvende olmak adına özgürlüğümüzün ne kadarından vazgeçmeye gönüllü olduğumuzu sorgulayan, bilim kurgu türüne (en azından yazarın kendisine göre) ait olmasa da, feminist distopyanın en iyi önekleri arasında sayılan bir roman.

Kitabı okuyanlar 4.401 okur

  • TUANA BOZKURT
  • Çağla Korkmaz
  • Zeynep erdem
  • Dilek durukan
  • Hilal
  • Zeze
  • Cansel altun
  • Y t
  • Bahar Azizova
  • süheyla çandıroğlu

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.8
14-17 Yaş
%5.4
18-24 Yaş
%21.9
25-34 Yaş
%34.9
35-44 Yaş
%23.7
45-54 Yaş
%6.1
55-64 Yaş
%0.7
65+ Yaş
%1.4

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%83.4
Erkek
%16.6

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%23.3 (372)
9
%21.2 (338)
8
%24.5 (390)
7
%14 (224)
6
%5.3 (85)
5
%3.1 (49)
4
%0.9 (15)
3
%0.5 (8)
2
%0.5 (8)
1
%0.5 (8)

Kitabın sıralamaları