Damızlık Kızın Öyküsü

8,4/10  (56 Oy) · 
98 okunma  · 
50 beğeni  · 
2.621 gösterim
Damızlık Kızın Öyküsü, kadınların erkeklerin buyruğu altında olduğu ve bir kast sistemine göre sınıflandırıldıkları, doğurmanın her şeyden çok teşvik edildiği ve değerli görüldüğü dehşet verici bir hiyerarşiyi, totaliter ve teokratik bir devleti anlatıyor. ABD`nin günbegün itibar kaybetmesine bir son vermek amacıyla askerler ABD başkanını öldürür (ama bunu bir terörist saldırı gibi gösterir ve suçu Müslüman teröristlerin üzerine atarlar), bu da ilk hedefleri `düzeni yeniden sağlamak` olan, "Jacob`ın oğulları" isimli hareketi başlatmış olur. Yaptıkları ilk iş de, ülkedeki tüm kadınların banka hesaplarını dondurarak tüm haklarını ellerinden almaktır. Yeni askeri diktatörlük, toplumu teokratik, ırkçı ve şovenist biçimde yönetmeye başlar. 

Kadınların maruz bırakıldığı kast sisteminin en tepesinde doğuramayan evli kadınlar, en altında da otellerde saklanan ve erkeklerin keyfini bekleyen fahişeler vardır. Aradaki sınıflar da kız evlatlar (eşlerin evlat edinilmiş kızları), Martha`lar (ev işleriyle ilgili yetenekleri sayesinde kolonilere gönderilmekten sıyıran bekar, kısır, orta yaşlı kadınlar) ve Teyzeler`den (Damızlık`ları eğitip gözlemlemek için kullanılan, özerkliği olan tek grup) oluşur. Bir de fahişelerle teyzelerin bir üstünde, hayattaki tüm amaçları daha üst sınıflar için çocuk doğurabilmek olan Damızlık`lar vardır, romanın anlatıcısı da Offred isimli bir Damızlık kızdır zaten.

Offred bu yeni toplumu sürekli eski normal hayatıyla karşılaştırır, bu da okuyucuya toplumun nasıl işlediği bilgisini doğal bir şekilde verme yöntemi olarak başarılı olur. Anlatım son derece sade, temiz, üstelik sürekli karşılaştığımız sözcük oyunları da çok hoş. Damızlık Kızın Öyküsü, güvende olmak adına özgürlüğümüzün ne kadarından vazgeçmeye gönüllü olduğumuzu sorgulayan, bilim kurgu türüne (en azından yazarın kendisine göre) ait olmasa da, feminist distopyanın en iyi önekleri arasında sayılan bir roman.
  • Baskı Tarihi:
    Şubat 2017
  • Sayfa Sayısı:
    384
  • ISBN:
    9786050940596
  • Orijinal Adı:
    The Handmaid's Tale
  • Çeviri:
    Sevinç Kabakçıoğlu, Özcan Kabakçıoğlu
  • Yayınevi:
    Doğan Kitap
  • Kitabın Türü:

Damızlık Kızın Öyküsü, yazarın okuduğum ilk kitabı. Bu hafta sahafta görene kadar böyle bir kitabın varlığından dahi haberim yoktu malesef. Ama adımımı içeri atar atmaz ilk gözüme çarpan, beni kendine doğru hızlı adımlarla çeken bir kitap oldu. Başlamak için eve gitmeyi bile bekleyemedim. Kendimi bir kafeye atıp, okumaya başladım hemen. Kitap öyle gerçekçi ve etkiyeciydiki beni tamamen içine çekti, kapatıp bir türlü kafeden çıkamadım. Her seferinde tamam bu son sayfa, sonra kalkacağım diye kendi kendimle anlaştım. Ama kalktığımda neredeyse kitabı yarılamıştım.

Hepimiz bir distopyayı anlatan kitaplar okumuşuzdur. En basitinden 1984 ' ü bilmeyen yoktur herhalde. Bu tür kitaplarda genelde kahramanımız bu dünyanın içine doğmuştur, sonradan böyle bir dünyada bulmamıştır kendini. Bu yüzden geçmişi özleyip yad etmez, bu kadar acı çekmez. Ama bu kitap bunun tam aksi işte.

Hikayeyi damızlık bir kızın ağzından dinliyoruz. Bir zamanlar özgür, istediğini giyinen, aşık olan bir kızın, bir sabah bambaşka bir dünyaya gözünü açmasıyla başlıyor. Bu feminizm üzerine yazılmış karanlık distopya, ABD hükümetinin yerine geçen totaliter bir dünyada yaşanıyor. Terörist saldırılar sonucu hükümet dağılıp, kendilerine Yakup ' un Oğulları diyen bir grup yönetimi ele geçirmiştir. Kadınların hakları tamamen ellerinden alınmıştır. Çalışmaları, kendilerine para verilmesi, okuma yazmaları, aşık olmaları yasak. Ya hizmetçi, köle, fahişe ya da komutanlara, komutan eşleri gözetiminde evlat verecek damızlık kızlar olacaklar. Gruplara ayrılmış olan kadınlar; yeşil, kırmızı, kahverengi...gibi kıyafetler giymek zorundadırlar. Bu kıyafetler onların hangi görev ve sınıftan olduğunu temsil ediyor çünkü. İntihar etmelerini engellemek için bomboş odalarda yaşıyor, isyan etmesinler diye cahil ve çaresiz bırakılıyorlar.

Kitabı bitirdikten sonra oturup düşündüm uzun uzun. Öyle gerçekçi bir anlatım ve betimlemeler varki kitapta, sanki gerçekten bunlar varmış gibi korkuttu beni. Gönül rahatlığıyla tavsiye edebileceğim bir kitap...

Handan Aksu 
09 Mar 15:49 · Kitabı okudu · 4 günde · 8/10 puan

Kitabı okurken bir kadın olarak çok zorlandım. Anlatılan distopya yazarın kendi verdiği adla üstopya beni inanılmaz derecede Rahatsız etti. Belki bu kadar ütopik bir şekilde değil ama gene de kadına sadece çocuk doğuran varlık olarak bakılan yerler var. Kadınların okuması gereken bir kitap. Kitap için eleştirim sadece çeviri yönünde olacak, çeviri beni bazı yerlerde zorladı. Bunun dışında kitap gerçekten iyi.

Sinan Tütüncüler 
27 Nis 10:12 · Kitabı okudu · 10 günde · Beğendi · 9/10 puan

“Damızlık Kızın Öyküsü”, bundan yaklaşık 20 yıl önce okuduğum bir romandı. Okuduğum dönem çok etkilendiğimi hatırlıyorum. Hatta üniversite yıllarıma denk gelen o dönemde, bu roman, kitap düşkünü arkadaş çevremde önemli bir gündem maddesine dönüşmüştü. Üniversite yıllarının idealist, tek doğrucu ve mutlak doğrulara sahip zihin dünyamda, “Damızlık Kızın Öyküsü”nün zihnimde farklı bir kanal açılmasına sebep olduğunu, bugün daha iyi anlıyorum.

Kitabı yaklaşık 20 yıl sonra okumama neden olan şey, içinde yer aldığım kitap okuma grubu tarafından ayın kitabı olarak seçilmesiydi. İlk anda, daha önce okuduğum bu kitabı tekrar okumam gerekip gerekmediğini düşündüm. Kitabı hatırlamaya çalıştım. Ama zihnimde, totaliter bir rejimde, üst düzey komutanlara hizmet eden ve çocuk doğurması beklenen bir kadın karakterden başka hiçbir şey şekillenmedi. Olayların oluşumu, o sürece nasıl gidildiği, diğer karakterler ve olayların akışı hakkında hiçbir detay hatırlamıyordum. Bu durumda kendimi kitabı yeniden okumaya mecbur hissettim. Kitabı yeniden okumaktan heyecan duysam da, 20 yıl önce okuduğum kitabın zihnimden bu düzeyde uçup gitmesine üzüldüm. Bu, diğer bir yanı ile, şu an okuduğum kitapları, 20 yıl sonra hatırlamayacağım anlamına geliyordu.

Okuduğum iki “Damızlık Kızının Öyküsü” kitapları arasındaki fark, iki farklı yayınevi tarafından basılmış olması ve iki ayrı kapağa sahip olmasıydı. Açıkçası, 1992 yılında Afa Yayınevi tarafından yapılan ilk baskının kapağı daha cesur bir kapak ve daha sanatsal gözükmekle birlikte kitabın içeriğini değil ismini ön plana çıkaran bir kapak. Bu yıl Doğan Kitap tarafından yeni basımı yapılan kitabın kapağı ise daha tutucu bir yanı olmakla beraber daha mazbut ve romanı yansıtma becerisi daha yüksek.

“Damızlık Kızın Öyküsü”nü okuduğum diğer distopya türü kitaplardan ayıran özelliklerden birisi yazıldığı dönem. Daha önce okuduğum “Cesur Yeni Dünya” 1932 yılı, “1984” 1949 yılında yazılmıştı. Bu kitapların temel dürtülerini ise Avrupa’da yükselen faşizm ve komünizm dalgası oluşturmuştu. “Damızlık Kızın Öyküsü” de benzer dürtülerle kurgulansa da, artan çevre kirliliği, iki kutuplu dünyadaki silahlanma yarışı, insan türünün geleceğine dair kaygılar, kadının modern yaşama dâhil olmaya çalıştıkça önüne çıkan yeni tür bir cinsiyetçilik gibi sorunlar kitabın hammaddesini oluşturmakta.

Roman, aslen, Amerikan toplumunda, sağ ve sol politik çekişmelerinin temel ayrışmaları üzerine kurulduğunu hissettiriyor. Romandaki Gilead rejimi öncesi, özgür olarak tabir edebileceğimiz dönemde, feminist hareketin gelişmesi ile gündeme yerleşen kürtaj özgürlüğü, aile düzeninin gevşemesi, kadınların çalışma özgürlükleri ve tüm bunlar neticesinde doğum artış hızlarının azalmasına yönelik tepkilerle, ardından gelen totaliter rejimde bu özgürlüklerin tam tersine çevrilmesini içeriyor.

Totaliter rejimlerde, tüm insanlar sınıflandırılıyor ama kadınlar daha sert ve keskin sınıflandırılıyorlar. “Damızlık Kızın Öyküsü”nde bu sınıflandırma son derece açık. Geleneksel kadınlık vazifeleri, “eş olmak-ev hizmetleri-doğurmak-mürebbiyelik-erkeklerin eğlencesi olmak” farklı iş grupları olarak belirlenmiş ve her bir grup için farklı kadın tipleri oluşturulmuş. Bu gruplar arasında bile herhangi bir dayanışma yok. Hatta her bir grubun içinde bile birbirinin casusu olmak genel eğilim. Çünkü totaliter rejimlerin en büyük becerisi, insanların her şeyden şüphe duymalarını sağlamak. Dostluk, dayanışma, paylaşım duygularını köreltmesi ve yok etmesi.
Kitapta, bu körelme durumunun, insan beyninde nasıl şekillendiğini de görebiliyoruz. Zaman zaman eski özgürlük dönemlerini bile yargılayan, garipseyen bir ruh haline dönen bir kölenin, beynini yeni baskıcı rejime uyarlaması çok da zor olmuyor. Uyarlayamayan için ise tek çıkış yolu intihar.

Roman, ne kadar distopik bir eser de olsa, bir kez daha “insanın olduğu yerde umut vardır” düsturunu yer veriyor. Bu sebeple olsa gerek, kitabın yazarı Margaret Atwood kitabını ütopya ve distopya türleri arasında melez bir tür olarak düstopya olarak tanımlıyor.

Dünyada, doğudan batıya doğru gelişen otoriterleşme rüzgarları ve bu gelişimin totaliterleşmeye evrilme korkuları, “Damızlık Kızın Öyküsü”nü güncel tutmaya devam ediyor. Belki de tek farkla; insanoğlunun üreme sıkıntısı değil, aşırı üreme sıkıntısı, olası totaliter rejimlerde tam tersi yönde önlemlere gerekçe olabilir. Ama totaliter rejimlerin kaygı ve hedefleri ne olursa olsun, bu tip rejimlerin en büyük eziyetini kadınların çekeceğine şüphe yok.

Tek doğruyu hedef alan rejimlerin, insanları nereye sürekleyebileceğine dair bir örneği görebilmek adına “Damızlık Kızın Öyküsü” oldukça çarpıcı bir roman. Zaman zaman okuma akıcılığında sorun olan girdaplar oluşsa dahi, zorlanıp okunması gereken bir eser. Özgürlüğün kıymetini anlamak için bir ön uyarı eseri.

Didem gözükara 
06 Tem 11:00 · Kitabı okudu · 8 günde · Beğendi · 7/10 puan

Okundu.
364 sayfa bitti.
Dumura uğradığım için tarihsel notlar dediği kısmı okumadım. Evettt 363. sayfada ağzınız açılıp,nasıl yani bu kadar mı diye şaşkınlık içinde kalıyorsunuz! Kitabın bir sonu yok ve bir son bekliyorsunuz. Mutlaka bu hikayenin bir sonu olmalı! Okurun hayal gücüne bırakılan sonları sevmiyorum.
Damızlık kızın öyküsü her ne kadar distopya bir eser gibi gözükse de bir çok coğrafyada yaşanan bir olay olarak okudum. Kadının bütün yaşamsal haklarının elinden alındığı. Sadece üreme makinesi olarak kullanıldığı bir zamandan bahsediliyor. Herşey yavaş yavaş başlıyor. Hic farkına bile varmıyorlar,değişimlerin.bir gün içinde tüm haklarının elinden alınması ve doğurganlık yetileri karşılığında, üst mertebedeki kişilere damızlık olarak verilmeleri anlatılıyor kitapta. Isimleri ve benlikleri onlardan alınıyor. Kırmızı uzun elbiseler ve kulaklıklı beyaz sapkalar artık onlarla bir bütün oluyor. Cinsel kimlikleri olmamalı.
Kitapta sevmediğim diğer bir nokta zamansal geçişler. Bugünü anlatırken,bir anda bakıyorsunuz ki geçmişe gitmiş ve o zamanı anlatıyor.tabi siz o geçişi hemen idrak edemiyorsunuz veya ben idrak ederken zorlandım

Değişik bir konuydu. Distopik kitapları sevdim. Yıllardır varlıklarından bile habersizdim. Ütopik veya distopya tarzında yazılmış kitap önerilerinizi bekliyorum.

mehmet temiz 
 06 May 16:52 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 10/10 puan

Muhteşem bir kitap.konu her ne kadar biraz bilim kurgu türünü andırsa da gerçekleşmesi mümkün olmayacak olayları anlatmıyor.bu kitapta yazılanların belki tamamı aynı anda olmayabilir ama geçmişte ve günümüzde bir çok ülkede bu anlatılanların kısım kısım gerçekleştiğini veya hala yaşandığını,az çok tarih bilgisi olan veya dünya gündemini takip eden kişiler çok çok iyi bilmektedir.Bu açıdan bakıldığında, ben yazarın amacının birinin de insanları uyarmak olduğunu düşünüyorum. Kitabın konusuna gelince,normal hayatında bir çocuğu ve eşiyle mutlu ve özgür bir hayat yaşayan ve bir iş sahibi olan 33 yaşındaki bir kadının,ülkesinde değişen ani durum nedeniyle,kendisinin ve tüm ülke insanlarının tamamen farklı hale gelen dramatik yaşam öyküleri anlatılıyor.Yaşadıklarını anlatan kadın, yeni durumda,ülke nüfusunu artırmak için,çeşitli sebeplerle (kadın eşin üreme çağını geçmesi,hiç çocuk sahibi olamaması...vs) çocuk sahibi olamayan,özellikle konumu yüksek düzeyde olan ailelerden birine,çocuk sahibi olmaları için damızlık olarak köle gibi görevlendiriliyor. Kitap ta anlatılanlar ise , bu damızlık kızların yaşadıkları dramatik olaylar ve asıl önemlisi ülkenin bu duruma nasıl geldiği konusu. Kitap, çok akıcı bir dille yazılmış, hiç bir yerinde sıkılmadan hızlı bir şekilde sizi kendine kaptırıyor ve okutuyor.Yazarın okuduğum ilk kitabı olmasına rağmen uslubunu çok beğendim.müthiş bir kurgulama yapmış.Son cümleye kadar heyecan ve gerilimle sıkılmadan okunuyor. Kitabın, bazı bölümlerinde rahatsız edici kısımların olmasına rağmen, ben yine de mutlaka okunması gereken kitaplardan biridir diyorum. Özellikle de kadınların mutlaka okumalarını ve düşünmelerini tavsiye ediyorum.

Taner durmaz 
10 May 07:34 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 8/10 puan

Tum insanlarin okumasi gereken bir kittap bayanlarin sadece çocuk dogurmasi için bir değeri olduğunu anlatiyor tabiki bu sadece yoksul kesimin bayanları....

Ayfesa 
08 Şub 00:57 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Kitapta genel olarak otoriteye teslimiyet hakim. Her ne kadar kahramanımız içsel çatışmalar yaşasa da yahut yavaş yavaş küçük risklerden daha büyük risklere girmeye başlasa da kafasında oluşturulabilmiş belli bir kalıp var. Yaşamının büyük bölümünü özgür olarak geçirmiş bir kadına bile bu şekilde boyun eğdirilmesi gerçekten korkutucu. Yaşamak için değil de daha çok umudunu kaybetmediği için... Yine de insan merak ediyor hiç kimsenin istediğini alamadığı böyle bir dünyanın kurulmasına nasıl izin verilmiş olabilir? Açıkçası okurken 1984'ü hatırlamaktan kendimi alamadım: benzer konular, anlatımı farklı ama vermek istediği mesaj aynı.

Yazar bu hikayeyi bence öyle etkili anlatmış ki, olayları öyle olağan sunmuş ki, tüm o felaketler sanki gerçekten de yaşanmış!

Damızlık Kızın Öyküsü, bir feminist distopya örneği.
Bundan sonrası ayrıntılı yorum içerir!
Kadınlar, erkeklerin emri altında ve bir kast sistemine göre sınıflandırılandırılıyor!
Kırmızı uzun elbiseler, kırmızı eldivenler giyen, yüzlerini beyaz kanatlarla kapatanlar ise damızlık kızlar. Komutanlara ait olan bu kadınların öncelikli görevi ,sağlıklı çocuklar doğurmak.Kadınların okuması, tv izlemesi , yazı yazması yasak, meslekleri, paraları, özgürlükleri yok... Bir krem alıp, eline , yüzüne sürmenin bile imkansız olduğu bir hayat! Kadınlar ciltleri kurumasın diye margarin sürüyor ...
Kitabı okurken çok bunalmıştım ! Ama anlatımdan değil, anlatılan olayın çok acı ve dehşet verici bir dram olmasından!
Ayrıca ek bir bilgi olarak, handmaid, "old testament " da geçiyormuş, bir nevi taşıyıcı anne olarak kullanılan doğurganlık potansiyeli yüksek kadınlara "handmaid" deniyormuş.
İyi ki okumuşum dediğim bir kitap , filmi de varmış, ama ben bu hikayeyi bir de görsel olarak kaldıramam:( filmin adı thehandmaidstale .

Humphrey Bogart 
01 Haz 21:33 · Kitabı okudu · 7 günde · Puan vermedi

Roman anlatıldığı gibi insanın beynine tokat gibi çarpan bir roman değil. Bunu baştan söylemek gerekir. Fakat roman füturistik ögeler barınırdığı için öngörülebilirliği zor, yani bir sayfayı okurken 10 sayfa sonrasını tahmin edemiyorsun bu açıdan heyecan verici. Yazar romanda bütün karakterlere gerçekten çok ince derinlikler vermiş, her karakterin üzerine düşündüğün zaman bu derinliği farkediyorsun, istisnasız her karakterin, romanda çok az sahnesi olan yan karakterlerin bile bir derinliği var. Bazı bölümleri okurken hadi erkekler kötü bunu biliyorum ama kadın kadına bunu nasıl yapar diyorsun, bu açıdan bu roman anti-ütopya kategorisine de girebilir.

Hasan Suphi 
03 Tem 19:01 · Kitabı okudu · 9 günde · Beğendi · 9/10 puan

Bir mantık yürütme biçimi olarak “reductio ad absurdum”, bir düşüncenin uygulanması halinde kaçınılmaz olarak varacağı saçma sonuçları göstererek ileri sürülen şeyin yanlış ya da savunulamaz olduğunu kanıtlama yöntemidir. Bu yöntem hemen hemen bütün distopyaların bel kemiğini oluşturduğu gibi, Damızlık Kızın Öyküsü’nde de benzer bir işlev görür. Kanadalı yazar Margaret Atwood, içinde yaşadığımız ataerkil toplumun kadın bedeni üzerinden şekillendirdiği ahlaki öğretileri ve dini kuralları alarak, hayali (?) bir topluma uygular. Çıkış noktası da; Tevrat’ın birinci kitabı Tekvin’de geçen, çocuğu olmayan Rahel’in, kocası Yakup peygambere cariyesi Bilha’yı önermesidir. İslam dâhil, birçok dinde bulunan cariyelik kurumu ya da kadının erkeğin tarlası olarak görülmesi gibi yaklaşımlar, kitap içeriğinin Tevrat’la sınırlı olmadığının göstergesi. Yazar, bu anlayış ile varılacak sonuçlar üzerinden, kadınlar dâhil, bu kuralları savunanların aslında nasıl bir dünya hayal ettikleriyle onları yüzleştirir.

Kitap biçim olarak da farklı, geçmiş ile şimdi arasında kurulan çapraz kurgu bazen okuyucunun kafasını karıştırsa da, yazarın niyetine çok iyi hizmet ettiği aşikâr. Çünkü ırkı kurtarma iddiasında olan yeni sistem, kadınlara da çok fazla şey bahşettiğini öne sürmekte ve ellerinden aldıkları özgürlüklerin ise, kadınları aşağılayan ve ahlaka yakışmayan şeyler olduğunu dillendirmekte. Çapraz kurgu sayesinde yazar an be an nelerin ellerinden alınıp, yerine neleri kazandıklarını (!) kıyaslama imkânı buluyor.

Ülkemizde mevcut zihniyetin ürünü olarak, kadınların dahi, kadının giyimine karışan erkeklere arka çıktığını düşünülünce, kitapta anlatılanların bize çok uzak olmadığını düşünmeden edemiyor insan. Özellikle kadınların meselenin ciddiyetinin farkına varmaları ve kadının özgürlüğünün toplumun özgürlüğünün temeli olduğunu anlamaları için, muhakkak bakmaları gereken bir eser. İyi okumalar.

3 /

Kitaptan 124 Alıntı

Birden fazla özgürlük çeşidi vardır, derdi Lydia Teyze. Bir şeyler yapma ve bir şeylerden sakınma özgürlüğü.

Damızlık Kızın Öyküsü, Margaret Atwood (Sayfa 33)Damızlık Kızın Öyküsü, Margaret Atwood (Sayfa 33)

Her zamanki gibi aldırmadan yaşardık. Aldırmamak cehaletle aynı şey değildir, üstünde çalışman gerekir.

Damızlık Kızın Öyküsü, Margaret Atwood (Sayfa 54 - E kitap)Damızlık Kızın Öyküsü, Margaret Atwood (Sayfa 54 - E kitap)
Seda 
15 Oca 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

"Hiçbir şey bir anda değişmez: derece derece ısınan bir küvette farkına varmadan haşlanarak ölürsünüz."

Damızlık Kızın Öyküsü, Margaret Atwood (Sayfa 68)Damızlık Kızın Öyküsü, Margaret Atwood (Sayfa 68)

Yasak Düşünce
Fazla düşünmemeye çaba gösteriyorum. Başka şeyler gibi, şimdi düşünce de karneye bağlanmalı. Düşünmeye katlanılamayacak birçok şey var. Düşünmek şansını zorlayabilir insanın, benim amacım dayanmak oysa

Damızlık Kızın Öyküsü, Margaret Atwood (Sayfa 11 - E kitap)Damızlık Kızın Öyküsü, Margaret Atwood (Sayfa 11 - E kitap)
Taner durmaz 
08 May 18:54 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

Sandalyemden kalkıyorum, topukları
dans için değil de omurgayı korumak için düz
olan kırmızı ayakkabılar içindeki ayaklarımı
gün ışığına uzatıyorum.

Damızlık Kızın Öyküsü, Margaret Atwood (Sayfa 18)Damızlık Kızın Öyküsü, Margaret Atwood (Sayfa 18)
Seda 
15 Oca 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

"Bir şey sadece kıt ve ulaşılması güçse değerlidir."

Damızlık Kızın Öyküsü, Margaret Atwood (Sayfa 131)Damızlık Kızın Öyküsü, Margaret Atwood (Sayfa 131)
Handan Aksu 
07 Mar 09:32 · Kitabı okudu · İnceledi · 8/10 puan

Bir kez geçti mi kim acıyı anımsayabilir ki? Acıdan geriye kalan bir gölgeden ibaret, zihinde bile değil, sadece bedende. Acı insanda iz bırakır, ama görülmeyecek kadar derinde. Gözden ırak olan, gönülden de ıraktır.

Damızlık Kızın Öyküsü, Margaret Atwood (Sayfa 158 - Doğan Kitap)Damızlık Kızın Öyküsü, Margaret Atwood (Sayfa 158 - Doğan Kitap)

Kitapla ilgili 1 Haber

Margaret Atwood'un distopyası televizyona uyarlanıyor
Margaret Atwood'un distopyası televizyona uyarlanıyor Margaret Atwood'un 1985'te yayınlandığı ünlü feminist distopyası Damızlık Kızın Öyküsü (A Handmaid’s Tale) televizyona uyarlanıyor.