Hastalıkların, kürtaj, doğum kontrol uygulamaları ve radyasyonun doğurganlığı azalttığı belirsiz bir gelecek. Hala doğurganlığa sahip kadınların özel bir merkezde toplanarak, askeri teokrasinin görevlendirdiği komutanlara hibe edilmesinin hikayesini okuyoruz. Nesneleşen kadın figürü. Yeni bir şey söylemiyor Atwood, ama yarattığı kurguyla okuru kapana kıstırıp bildiklerimizin üzerinden bir daha geçelim istiyor.
Depresif, rahatsız edici, psikolojik baskı ve şiddetle sarmalanmış bir kurgu. Karakterin anlatıcı olduğu tüm kitaplarda her şeyi onunla birlikte yaşamanın verdiği bir yorgunluk oluyor. Bunda da öyle. Birlikte öfke toplayıp, çaresizlikle sarmalanıp yine de umudu ayakta tutmaya çalışıyor insan. Geçmişi, ailesi, adı, hatta kullandığı kelimeler bile elinden alınan, aidiyet duygusu paramparça edilmiş olan biriyle “neyin umudu” bu ayakta tutulan? Acaba’lardan başka pek bir şey yokken hem de.
Çünkü bu kitapta cesaretten çok korku var, direnişten çok boyun eğme. Feminist distopya etiketiyle öne çıkıyor olması, mücadele etme isteği vermeli gibi bir beklenti doğuruyor. Ama yazarın bir yol gösterme çabası yok. Belki döşemenin üstünde tanınmayan bir kadından kalma şu yazı: “Nolite te bastardes carborundorum.” (O piçlerin seni ezmesine izin verme.)
Çok severek okudum. Devam kitabı Ahitler ‘i en yakın zamanda edinip okumak, hikayenin nereye gittiğini öğrenmek için sabırsızım.
Çeviri: Sevinç AltınçekiçÖzcan Kabakçıoğlu
Kapak Tasarımı: Geray Gençer