Kurtlarla Koşan Kadınlar (Vahşi Kadın Arketipine Dair Mit ve Öyküler)

·
Okunma
·
Beğeni
·
71,1bin
Gösterim
Adı:
Kurtlarla Koşan Kadınlar
Alt başlık:
Vahşi Kadın Arketipine Dair Mit ve Öyküler
Baskı tarihi:
Ocak 2020
Sayfa sayısı:
538
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755393636
Orijinal adı:
Women Who Run With The Wolves
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Baskılar:
Kurtlarla Koşan Kadınlar
Women Who Run With the Wolves
İnsanlık tarihi boyunca bastırılmış ve örselenmiş kadınların durumunu sosyal, kültürel ve ekonomik açıdan ele alan çok sayıda inceleme yapıldı. Her inceleme, kadınları ''tanımlama ve çözme'' açısından çok farklı yöntemler önerdi. Bu önermelerin ne ölçüde kadınların doğasını ilişkin isabetli ve farklı alternatifler olduğu ise tartışmalı.

Clarissa P. Estes, Kurtlarla Koşan Kadınlar’da gerçekten farklı bir önermede bulunuyor, kadınlar için yalın, uygulanabilir ve doğal çözümler öneriyor. XIX. yüzyılla birlikte insanlığın doğadan kopuşu ve duygulara yer vermeyen kapitalist bir endüstri çarkının içinde kayboluşundan yola çıkarak, kadınların yapması gereken ilk şeyin içindeki doğal sesi keşfetmek olduğunu söylüyor ve kadınların içlerinde yatan sınırsız güç ve yaratıcılığın, kurtların doğal yabanıllığında yattığı savını ileri sürüyor. Kadınların çoğu zaman farkında olmadan içselleştirmek zorunda bırakıldıkları eziklik ve yetersizlik duygusuna, bastırılmış cinsel güdülerine çok değişik bir malzemeden yaklaşıyor: Masallar! İnsanlığın ortak bilinçaltının aynaları olduğunu düşündüğü masallar aracılığı ile kadın psişesinin derinliklerine iniyor ve birçok açmazdan kurtulmalarına yardımcı olacak masal tadında terapiler uyguluyor.

Estes’e göre, kurtlarla kadınlar arasında, vahşilikleri, zerafetleri ve içinde yaşadıkları topluluğun üyelerine duydukları bağ açısından psişik bir benzerlik vardır. Kurtlar ve kadınlar arasındaki bu benzerlik, Vahşi Kadın arketipinde ortaya çıkar. Estes’in ilginç örneklerle betimlediği bu arketip, doğayla bağını kopartmamış ve seçimlerini yaparken duygularını temel alan kadınları içeriyor.

Kitaptaki farklı kültürlerden derlenen masallar, kadınların ilişkileri, kişisel imgeleri ve hatta bağımlılık gibi temalar çevresinde gelişiyor. Örneğin Afrika kökenli bir öykü, kadının ikili doğasını yansıtıyor. Ortadoğu’ya ait bir masal, sıradan bir kilim gibi görünen büyülü bir halının toplumun önyargılarını ve görünüşe ne kadar kolay aldandığını ortaya koyuyor.

Yayımlandığında büyük övgüler almış bu sıra dışı kitap, kadınları vahşi derinliklerine doğru heyecanlı bir yolculuğa çağırırken, kadın psişesinin bugüne dek hazırlanmış en büyük sözlüğü olarak da okunabilir. Kurtlarla Koşan Kadınlar, kadınlarla vahşi bir noktada buluşmak isteyen erkekler için de vazgeçilmez bir rehber özelliği taşıyor.

“Gülme, kadın cinselliğinin gizli tarafıdır; fizikseldir, temeldir, tutkuludur, hayat vericidir ve bu yüzden uyarıcıdır. Jenital uyarılma gibi bir hedefi olmayan bir cinsellik türüdür. Sadece o an için, bir sevincin cinselliğidir; özgürce uçan, yasayıp ölen ve kendi enerjisiyle yeniden yaşayan hakiki ve şehevi bir sevgidir. Kutsaldır çünkü fazlasıyla iyileştiricidir. Şehevidir çünkü bedeni ve onun duygularını uyandırır. Cinseldir çünkü heyecan vericidir ve haz dalgalarına neden olur. Tek boyutlu değildir, çünkü gülme, insanın kendisi kadar başkalarıyla da paylaştığı bir şeydir. Bir kadının en vahşi cinselliğidir. ” Clarissa P. Estés

“İnsanlar binlerce yıldan bu yana, zor öğrenilen bilgileri edinmek ve sınırsız olasılıklar içeren düşler kurmak için büyük ateşlerin çevresinde oturmuşlardır. Günümüz dünyasında bu bilgelik yalnızca ‘gerçekler’le sınırlanmıştır. Estés, kitabında bu bilgelik ateşini yeniden yakıyor, hepimiz için.” Gloria Steinem

(Arka Kapak)
560 syf.
·15 günde
Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabını bi arkadaşımın vasıtasıyla tanıdım.Kitabın beni zorlayacağını hiç düşünmemiştim çünkü az çok vakıf olduğumu düşündüğüm fikirlere bi kat daha çıkmaktı amacım.Aslında beni yanıltmasıda hoşuma gitmedi değil.Çünkü uzun zamandır beni zorlayan kitaplarla karşılaşmamıştım.Bi yerde okumuştum bi adam okuduğu hiç bir kitabı beğenmiyormuş.Adama o zaman niye okuyorsun diye sorulduğunda adam çünkü hala arıyorum, beğendiğim kitabı bulunca artık okumayacağım diye ifade etmiş.Aslında benim bu kısa dialogdan anladığım sürekli bi yolcu olmak gerektiği.Tabii kitabın beni zorlaması üzerine hayat felsefem olan "Memento Mori" dedim kendime bir kez daha.:)

Yazarımız kendini Jungcu bir psikanalist, şair ve cantadora - eski öykü derleyicisi- olarak ifade eden Clarissa Pinkola Estes.Uzun bi süreçteki birikimlerini kitapta toplamış yaklaşık 25 yılda ( farklı söylemler var ama önemli olan birikimlerin niteliği ) tamamlamış kitabını.Bu bana acaba gerçekten bi kitap ne kadar sürede yazılmalı sorusunu sordurttu.Hani ilham perisine bağlı diye söylemler vardır bazısıda sadece masaya oturmak yeterlidir tarzında galiba bana ikisi de çok tatmin edici gelmiyor.Bunun sebebi ilham perisinin genelde duygu yüklü kitaplar yazdırması ve masaya oturan yazarların genelde maddi çıkar gözetimi galiba.Bana göre bi fikir bi ağaçın meyve vermesi misali olgunlaştıktan sonra kağıda dökülmeli.

Kitap toplamda 16 öyküden oluşuyor.Ama öyküler öyle öyküler ki sürekli bi düşünme noktasında ve farklı bir bakış açısıyla karşı karşıya kalıyorsunuz. Öyküleri arketipler vasıtasıyla anlamlandırıyoruz.Peki, nedir arketip?Basit anlatımıyla semboller demektir.Bir kavramı kavram yapan ilk sembol,ilk tanımlama.Negatif ve pozitif tüm yüklemelerden arınmış ilk yapıtaşı.Burada en önemli arketipimiz vahşi kadın arketipi ve bunun peşinde oluyoruz kitap boyunca.

Estés'e göre, kurtlarla kadınlar arasında, vahşilikleri, zarafetleri ve içinde yaşadıkları topluluğun üyelerine duydukları bağ açısından psişik bir benzerlik vardır. Kurtlar ve kadınlar arasındaki bu benzerlik, Vahşi Kadın arketipinde ortaya çıkar. Estés'in ilginç örneklerle betimlediği bu arketip, doğayla bağlarını kopartmamış ve seçim/seçimlerini yaparken duygularını temel alan kadınları içeriyor.

Yazar “Vahşi Kadın”a içgüdüsel doğa da denebileceğini ama onun aslında bu doğanın arkasında yatan, kadınların doğuştan gelen, en temel doğası, özgün ve özlerinde var olan doğası da denebileceğini savunur. Vahşi kadına dair şu ifadeleri
kullanır: “Vahşi Kadın bütün kadınların sağlığıdır. Onsuz, kadınların psikolojisi anlamsızlaşır. Bu yabanıl kadın, prototip kadındır… Hangi kültür, hangi çağ, hangi politika olursa olsun, o değişmez. Döngüleri değişir, simgesel temsilcileri değişir, ama özünde o hiç değişmez. Neyse odur ve bir bütündür.”

Peki kadın kendi doğasında varolan vahşi kadın arketipini nasıl kaybetti.Bunun en büyük sebebi öncelikle insanın doğaya yabancılaşması lakin kadınların tamamen doğa ile bağını koparması.Oysaki Neolitik Çağa kadar yani Tarımsal Devrim den
önce avcı-toplayıcı toplumda kadının toplayıcılığı erkeğin avcılığından daha önemli ve merkezi bire noktaydı çünkü av bulmak şu an düşündüğümüz kadar kolay bir faaliyet değilmiş.Çünkü bu kadar türsel çeşitliliğe sahip değil daha dünya.Neolitik çağla birlikte erkek egemen toplum kadını maalesef her alanda arka plana itmiştir.Kadına yüklenen vasıflar bitmek bilmezken erkeğin kas gücü öne çıkmış ve günümüzde kas gücüne gerek kalmamasına rağmen her alanda kadınlar hala geri kalmışlıkla baş ediyor.

Farsça da kadın " Jin " demektir." Jin "dan ise "Jiyan " yani yaşam türemiştir.Dikkat edin yaşamdan kadın değil kadından yaşam türer farsçada.Oysa biz de "adam" kelimesi "insan" demekken erkeklerin sahiplendiği bi kelime noktasına gelmiştir.Bayan kelimesine hiç girmiyorum bile.Bunu anlatmamın sebebi kadınlara haklar kelimeler ile verilmeye başlanır.Öyle kanuna falan da gerek yok bilinçli olmak yeter.Ama yine bunun başını kadının çekmesi gerekir.Okuduğum bi kitapta istemek acizliktir diyordu onun için gidin alın haklarınızı kadınlar erkeklere ihtiyacınız yok.

Bu kitap kadınların kendi potansiyellerini farketmeleri için yazılmış yazarın söylemiyle.Alın okuyun çünkü hayat en çok sizler için zor.

Bu arada kitabı baştan sona okuma gibi zorunluluğunuz yok çünkü bölümler birbirinden bağımsız ve istediğiniz bölümden başlayıp istediğiniz bölümü atlayıp istediğiniz bölümle bitirebilirsiniz okumanızı.

Sizler Yaşamsınız.
542 syf.
·30 günde·Beğendi·10/10 puan·Ne Okusam'dan
“Kurtlarla koşan kadınlar”
Bu serüven, bana ,kızkardeşim, annem, yol arkadaşım, sırdaşım, rehberimin tavsiyesiyle aynen şu ruh halindeyken
‘’Sanırım ölüyorum ve yapabileceğim hiçbir şey yok’’ dediğim bir anda..
Onun bana ; evet tekrar başlaman için ölmen gerekiyordu ve öldün, şimdi git ve kitabı al sonrada oku demesiyle ve yine canyoldaşım, sırdaşım, rehberimin
şahane bir günde armağınıyla başladı ve inanın bana bu kitap okuyup tekrar okunacak bir eser.
Bu bir inceleme değil sevgili 1000 kitap dostları bu yazı yazarına bir teşekkür dolasıyla O’nun son sözlerini taşımak zorunda!
Eser 16 bölümden oluşan öyküleri içeriyor. Bu öykülerden yola çıkarak kadınların içsel yolculuğunu tamamlayacağı ve orada gezineceği kendini arayacağı, kaybedeceği tekrar tekrar öleceği, hayat bulacağı, bulduklarını, kazıdıklarını işleyeceği eşsiz bir yolculuğa çıkarıyor sizi evden alıp tekrar vahşi evinize bırakıyor.


Clarissa P. Estes
Üç yıl sonra...
Birçok okur takdirlerini dile getirmek, #k:117330 ı çalışmakta olan okuma gruplarının haberlerini paylaşmak ve gelecekteki çalışmalar için kutsamalar ve araştırmalar göndermek için yazdı. Onlar bu kitabı dikkatle ve yakından ve bir kereden fazla okudular.
Hepsinden önemlisi, çalışmamın tinsel köklerinin, kitabın alt metninde sessizce dile getirilmiş olsa da, bu kadar çok okur için bu kadar açık olması karşısında tatlı bir şaşkınlık duydum. Okurların tarzımıza bahşettiği kutsamalar, nazik sözleri, düşünceli içgörüleri, büyük ve gönülden cömertlikleri, el yapımı güzel armağanları ve günlük ibadetlerinde çalışmalarımın, ailemin, benim ve sevdiklerimin esenliğini dileyerek sergiledikleri destekleyici ve koruyucu jestler için en sıcak minnattarlığımı sunarım. Bütün bu jestler yüreğimde değerli bir yer edindi.
Burada okurların üzerinde durduğu konuların bir kısmını yorumlamaya çalışacağım.
Birçoğu, Kurtlarla Koşan Kadınlar’ı yazım serüveninin nasıl başladığını sormuş. “Yazma, yazma başlamadan uzun süre önce başladı” sıra dışı ve hayalci aileye doğmuş olmakla başladı. On yıllarca yürek paralayıcı güzelliklerle dolmakla ve kültürel, toplumsal ve diğer türden fırtınalarlada çok fazla kaybolmuş umut görmekle başladı. Hem haşin hem de sevgi dolu aşkların ve hayatların sonucu olarak başladı. “Yazma, yazma başlamadan uzun süre önce başladı.” Bunu güvenle söyleyebilirim.
Gerçek, yani fiziksel yazım süreci ise 1971’ de, temelleri tinsel köklerimizin şarkı dilinde bulunan özel bir çalışma yazmak üzere büyüklerimden kutsama isteyip aldıktan sonra evime dönmek için çölde yaptığım hac yolculuğunun ardından başladı. Hepsine o zaman birçok doğrultuda sözler vermiştim ve bu sözler bütün bu yıllar boyunca harfi harfine korundu... bunların en önemlisi de şudur;
“ BİZİ VE ÇEKTİKLERİMİZİ UNUTMA”
#k:117330 içsel hayat üzerine 100 masalı kapsayan beş bölümlük bir dizinin ilk kısmıdır. Çalışmanın tam 2200 sayfasının yazılması neredeyse 20 yıldan uzun sürmüştür. Çalışma özünde bütünsel içgüdüsel doğayı hastalıklı halinden kurtarmaya ve onun doğal dünyayla ruh dolu ve temel psişik bağlarını göstermeye çalışmaktadır. Bütün çalışmalarım boyunca kendini gösteren temel önerme tüm insanların yetenekli olarak doğduklarını iddia eder.

Üsluba dair;
Bu çalışma, bilinçli olarak, psikanaliz eğitimim sayesinde sahip olduğum akademik üslup ile etnik kökenlerim ( göçmen, çalışan alt sınıf) yansıtan sağaltıcı geleneklerin ve sıkı çalışmaların üslubunun eşit oranlarda harmanlanmasıyla yazılmıştır. İçinde yetiştiğim miras, işimin ritmini belirlediği gibi beni her şeyden önce bir ‘una poeta’ (kadın şair) olarak şekillendirmiştir.
Hem psikolojik hem de tinsel bir belgeyi temsil ettiğinden, çeşitli kitabevleri #k:117330 ı aynı anda birkaç bölüme koydular: Psikoloji, Şiir, Kadın Araştırmaları ve Dinsel Çalışmalar.
Kimi onun kategorilere sığmadığını ya da kendi başına yeni bir kategori yarattığını söyledi. Böyle olup olmadığını bilmiyorum, ama kökeninde bir sanat yapıtı olduğu kadar tin üzerine psikolojik bir çalışma olmasını da umdum.

OKURA NOT:
#k:117330 bireyleşmeyle ilgili bilinçli çalışmaları desteklemeye gayret eder. Kitaba, yirmi kadar bölüm halinde yazılmış düşündürücü bir çalışma olarak yaklaşılırsa daha iyi olur. Her bölüm kendi başına okunabilir. Aldığımız mektupların yüzde doksan dokuzu okurun çalışmayı sadece kendi kendine değil, ama sevdikleriyle karşılıklı olarak da okuduğunu göstermektedir. Anne kıza, torun büyükanneye, sevgili sevgiliye olduğu gibi, haftalık ya da aylık okuma gruplarında da okunmaktadır. Çalışma bir haftalık ya da aylık zaman içinde okunamayacağından, üzerinde çalışılması daha uygundur. Kitap her bir okurun kişisel hayatının burada önerilenlerin karşısında tartılmasına, lehine ya da aleyhinde bir karar verilmesine, ötesine geçilmesine, derinleştirilmesine, ona geri dönülmesine ve süregiden bir olgunlaşma sürecinden bakılmasına dönük bir çağrı yapmaktadır.
Okumaya zaman ayırın. Bu çalışma, yavaş yavaş ve uzun bir zaman diliminde yazıldı. Yazdım, çıktım gittim, üzerinde düşündüm, geri döndüm ve biraz daha yazdım, çıkıp gittim, biraz daha düşündüm ve geri döndüm ve biraz daha yazdım. Çoğu kişi bu çalışmayı yazıldığı şekilde okudu. Bir parça okuyup dışarı çıktılar, üstünde düşündüler, sonra tekrar geri geldiler.

Bir uyarı...
Bireysel olgunlaşma meselesi bir görenek işidir. Belirli bir sırayla “şunu yap, sonra bunu” denemez. Her bireyin süreci biriciktir ve bu “on kolay adımı at, sonra her şey yoluna girecek” şeklinde kodlanamaz. Bu türden işler kolay değildir ve dahası herkese göre de değildir. Bir şifacı, analist, terapist ya da danışman arıyorsanız, öncelleri sağlam olan, yapabiliriz diye ortaya çıktıkları şeyleri nasıl yapacaklarını gerçekten bilen bir disiplinden geldiklerinden emin olun. Güvendiğiniz dostlarınızdan, akrabalarınızdan, iş arkadaşlarınızdan öneri alın. Hangi öğretmeni seçerseniz seçin, ama gerek yöntemler bakımından gerekse ahlaki açıdan uygun bir şekilde eğitim gördüğünden emin olun..””

Bu çalışmayı okumak, içselleştirmek, yaralarımı görmek, onlarla yüzleşmek, hatalarımı görmek onların tozunu almak, evden çıkıp tüm kayıplarımı tek tek yoklamak “eve dönüp” tekrar bakmak, yazmak..yazmak..tekrar yazmak..
Hayat/ölüm/ hayat
Evet gerçekten bu doğrultudan bakmayı ve devam etmeyi öğretti ve öğrenmeye devam edeceğim artık bende Estes gibi; “ Kadınların yaşlarını yıllarla değil de, savaştan kalmış yara izleriyle saymaları da iyi bir fikirdir. İnsanlar kimi zaman bana “ kaç yaşındasın?” diye sorarlar. “ on yedi savaş yarası yaşındayım.” derim. Bu cevabım genellikle onları ürkütmez, tersine, uyum göstererek neşeli bir edayla kendi savaş yarası yaşlarını saymaya başlarlar”

Bende saymaya başladım savaş yaralarımı ama bu sabır ve güç gerektiren bir süreç. Dilerim bütün kadınlar buluşur bu muazzam eserle, öykülerle ve dilerim Clarissa P. Estes daha uzun süre toplar öykülerini onları kutsar ve bize ulaştırır
  • Sevme Sanatı
    8.5/10 (2.031 Oy)2.518 beğeni7,8bin okunma22,9bin alıntı97,7bin gösterim
  • İlahi Komedya
    8.6/10 (927 Oy)1.173 beğeni3.409 okunma8,1bin alıntı60,3bin gösterim
  • Tanrılar Okulu
    8.5/10 (785 Oy)1.000 beğeni2.159 okunma9,8bin alıntı61,3bin gösterim
  • Dinle Küçük Adam
    8.3/10 (2.515 Oy)2.408 beğeni7,9bin okunma18bin alıntı78,9bin gösterim
  • Seninle Başlamadı
    8.2/10 (1.007 Oy)1.129 beğeni3.180 okunma5,6bin alıntı47,4bin gösterim
  • Körleşme
    8.7/10 (683 Oy)801 beğeni1.881 okunma7,1bin alıntı33,9bin gösterim
  • Huzursuzluğun Kitabı
    9.0/10 (1.630 Oy)2.503 beğeni4.599 okunma87,3bin alıntı141,3bin gösterim
  • Yeryüzü Ayetleri
    8.6/10 (521 Oy)570 beğeni1.839 okunma9,1bin alıntı16,2bin gösterim
  • Mrs. Dalloway
    7.6/10 (764 Oy)670 beğeni2.577 okunma4.274 alıntı26,1bin gösterim
  • Sis
    8.4/10 (868 Oy)701 beğeni2.228 okunma8,4bin alıntı26,8bin gösterim
560 syf.
·11 günde·Beğendi·10/10 puan
Masallarla kadının zengin ve çok eski çağlara dayanan tarihinin en eski çağlardaki içsel/duygusal dayanaklarına ve deneyimsel kökenlerine bir yolculuk sayılabilecek bir kitaptan söz etmek istiyorum ama bu şahane esere geçmeden önce yazarı ile ilgili bir-iki bir şeyler öğrenelim; Clarissa P. Estes, bir şair ve psikanalisttir ve mesleki hayatı boyunca bir çok ihtiyaç duyana yardımcı olmuştur. Aynı zamanda Latin geleneğinde eski öyküleri toplayıp saklayan kişi anlamına gelen ‘cantadora’ olarak da tanınan bir kadındır.

Bir dönem Sigmund Freud’un öğrencisi olan, bir süre beraber de çalışan Clarissa Estes, onun kuramından ayrılarak analitik psikoloji kuramını geliştiren Carl Gustav Jung’un görüşlerinin takipçisi olur.

Clarissa P. Estes’in Türkiye’de baskı üstüne baskı yapan kitabı ‘Kurtlarla Koşan Kadınlar’, çok eski zaman masal ve öykülerinden yola çıkarak ve bunları analiz ederek, kadınların tarihine dair anlatılarda fazlaca el atılmamış bir boyuta dokunuyor, bu temaslarını Carl Gustav Jung’ın Dört Arketip kuramına dayanarak açıklıyor.

Masal bizi, somut maddi dünyanın verili koşulları ile bağlı olmayan, neden sonuç ilişkisinin uzağında, zaman-mekan kavramları ile yeryüzüne ait canlı türlerinin dışında düşünmeye ve özgürce hayal etmeye sevk eden olaylar bütünüdür. Olaylar gerçek hayatın fiziksel ve toplumsal kurallarından bağımsız bir oluş ve işleyişe sahiptir, masallarda. Fiziksel dünyanın engelleri ile toplumsal engelleri hayal ile aşan insan zihninin zengin hayal bahçesinin meyveleridir bir bakıma da.

Bu kısa hikayeler, zaman içinde, sistemler ve toplumlar içinde şekil ve mesaj değiştirerek, dönüşerek, egemen kültürün unsurlarıyla donanarak orijinal, ilk hallerini yitirse de, çok kaba hatlarıyla olsa da evrensel değerleri hatırlatır bizlere. İyilik-kötülük, dostluk-düşmanlık, vefa-vefasızlık, bencillik-özgecilik, kurnazlık-masumiyet gibi zıt ikilikler arasında başına gelen belalarla mücadele eden iyi kahramanın zaferi, kötünün cezasını bulması gibi pek çoğu klişe örüntülere sahiptir. Ancak, bu örüntülerin, tarihsel olarak taşıdıkları mesaj, o kadar derinlerde kalmıştır ki masalları çözümlemek, Clarissa P. Estes’in yaptığı gibi arkeolojik bir kazı ile orijinal elementlerini ortaya çıkarmayı gerektirmektedir.

Kitap, kadını, erkeği, çocuk veya genç kızı/genç erkeği, dünyanın ve insanın çeşitli halleri içinde, başlarına gelen dünyevi belalar ve çıkmazlar içinde nasıl çıkar yol bulduklarına, yanlış yol/yöntemler seçtiklerinde nasıl yıkıma sürüklendiklerine dair masalların izini takip ediyor. Bizi masalların sembolik unsurlarını ve psikolojik arka plan çözümleriyle “kadının kendisini çözme ve anlama yolculuğu”na çıkarıyor, bunu yaparken de esas olarak kadının içsel dünyasında geçmişle bugün arasında bir köprü kurmaya çalışıyor.

Kitaptaki 16 bölüm içinde yazar, derindeki cevherleri çıkarmak için kazı yapar gibi, bu eski masal ve öykülerin içerdiği işlevsel bilgi ve deneyim birikimini açığa çıkarıp uzman gözü ile analiz ediyor.

Clarissa P. Estes, masal ve öykülerin analizi aracılığıyla eskiye ait ve işe yaramaz bir bilgi yığını yerine toplumsal tarihimizin bireysel izdüşümlerini oluşturan davranışlarımızın kaynaklarıyla bağ kurmamızı öneriyor. Kendi sözleriyle bu kitapta “...kadınlarla ilgili öyküler içeren bir kitaptır ve bu öyküler yol boyunca yıkılmadan duran işaretler gibidir. Doğal olarak kazanılmış kendi özgürlüğünüze; kendinizden, hayvanlardan, yeryüzünden, çocuklardan, kız kardeşlerden, sevgililerden ve erkeklerden hoşnutluk duymanıza giden yolda size destek olsun diye okumanız ve üzerinde düşünmeniz içindir. Hemen söyleyeyim, vahşi benliğin dünyasına açılan kapılar az ama değerlidir. Derin bir yara iziniz varsa, o bir kapıdır. Gökyüzünü ve suyu tahammül edemeyecek kadar çok seviyorsanız, o bir kapıdır. Daha derin bir hayatı, eksiksiz bir hayatı, makul bir hayatı özlüyorsanız, o bir kapıdır.

Bu kitaptaki malzeme sizi cesaretlendirmek için seçilmiştir. Bu çalışma kendi içsel ufuklarında zahmetli yolculuklara çıkanlar dahil olmak üzere, hem kendi yolunda gidenlere hem de dünya için zorluklara göğüs gerenlere destek olmak üzere sunulmuş”tur.

Kitap son derece başarılı oldu, 18 dile çevrilerek defalarca basıldı. Birçok uzman, Kurtlarla Koşan Kadınlar’ın feminizme yeni bir bakış açısı getirdiği ve bunu okura büyülü ve muzaffer bir şekilde sunduğu doğrultusunda beyan verilmiş ve bu zümrece kabul görmüştür.

Kitabın temel fikri; Her kadının içinde vahşi bir ruh bir kurt ruhu olduğudur. Bu ruh, onun doğal varlığından kaynaklanan canlı ve güçlü bir enerjidir. Bu dişi hayvan aynı zamanda şiddetlidir kendini avcılardan korumayı bilir ve tecrübe eksikliği ya da safdilliği aşmayı başarır. Kurt, güçlüdür ve uzun süre uykuda olmuş bile olsa gücünü göstermesini bilir.

Bu fikir üzerinden yola çıkarak değerlendirecek olursak günümüz kadınları İnanılmaz başarılar elde ederek güçlü konumlara ulaşmış olsa da vahşi kurt özlerinden hâlâ çok uzaktalar. Her ne kadar “Kadın olmak bir ayrıcalıktır” dense de kültürümüz bu gerçeği gömmektedir ve nice kadın bunu kendilerine dahi itiraf etmemektedir. Halen pek çok kadın erkekleri taklit ederek bağımsız olmaya çalışıyor.Ama vahşi kadın bir erkek değildir. Dişiliğini takdir eden vahşi ve kararlı bir kadındır. Esasen vahşi bir kadın kimsenin onun vücuduna hâkim olmasına izin vermez. Yalnız ya da bir partnerle dans eder. Çevresindekileri kucaklayıp sarar. Neşelidir ve iç sesiyle arzularıyla bağlantılıdır. Kaç kilo olması, ne zaman çocuk sahibi olması ya da başkalarının onayı için neler yapması gerektiğini kimse söyleyemez ona… Hisleriyle hareket eder,onlar duygulardan önce gelir, bunlara mantık da eklendi mi daha derinlere inen köklere sahip olur. Hisler kişisel deneyimlerle oluşur ve bu yüzden de durumsal değişkenlere bağlı değildir… Daha güvenilir, daha iyi.

Clarissa P. Estes, “Kendimiz olmak, başkaları tarafından sürgün edilmemize neden oluyor ama başkalarının istediklerine uymak, kendimizden sürgün edilmemize yol açıyor.” derken bu konuda tercih yapmamız gerektiğini öne sürüyor. İlerleyen paragraflarda kendimizi tanımanın, ayırt edici özelliklerimizi bilmenin bir beceri olduğunu öne sürüyor, kendi kişiliğimizle ön planda durarak benliğimizi gözlemleme fırsatı bulup, eylemlerimizi değerlendirme ve bunlardan sonuçlar çıkarabilme yetimizi geliştirdiğimiz konusu üzerine vurgu yapıyor.

“Güçlü olmak kas yapmak anlamına gelmez. İnsanın hiç korkmadan kendi aydınlığıyla buluşması, kendi usulünce vahşi tabiatıyla yaşaması demektir. Öğrenmek, bildiklerimize dayanabilmek demektir. Ayakta durmak ve yaşamaktır.”

“Sevilmeye duyduğumuz gizli açlık, hiç güzel değil. Sevgiyi eksik ve yanlış kullanmamız hiç güzel değil. Sadakat ve bağlılıktan yoksun oluşumuz sevgisizlik getiriyor. Ruhsal siğiller, yetersizlikler ve çocukluk hayallerine dayalı ruhtan ayrılmış hâlimiz çirkin.”

“Sürgün, eğlenmek için arzulanacak bir şey olmasa da, beklenmedik bir faydası var; sürgünün hediyeleri çoktur. Zayıflığı darbelerle çekip atar. Mızmızlığı ortadan kaldırır, hızlı kavrayış sağlar, sezgiyi arttırır, keskin gözlem gücü ile ‘içeride olanın’ asla elde edemeyeceği bir bakış açısı verir.”

“Yine de, en dolu haliyle aşk bir ölüm ve yeniden doğuşlar dizisidir. Bir aşamayı, aşkın bir yönünü bırakıp başka birine gireriz. Tutku ölür ve geri getirilir.”

“Yeniden yeni bir şey ekip yetiştirmek için en iyi toprak kaya dibidir. Bu anlamda, son derece acı verici olsa da, kaya dibine vurmak da yeni yaşamı ekmenin zeminidir.”

“Nefes alırken, nefesimizi alıp verirken, hata yapamayız.”

Kitap alıntılardan da anlaşılacağı gibi ‘Kendin ol.’manın yanı sıra ‘Güçlü ol.’, ‘Uzaklaşmak kendini keşfetmenize izin verir.’gibi cümlelerin altını dolduran yazarımız, ‘Kendinizi sevmediğinizde ne olur?’ sorusuna da cevap veriyor bu eserinde. ‘Özgün Sevgi’, ‘Dibe Vurmak’, ‘Gerçekçilik’ kavramlarını mit ve masalları baz alarak analiz ediyor ve olmazsa olmazımız duygularımızın önemine de değiniyor.

Dr. Clarissa P. Estes, en bilinen kitabı Kurtlarla Koşan Kadınlar’da erkek egemen ve kapitalist düzen içerisinde gücünü fark edebilmeleri için kadınlara doğal ve uygulanabilir birçok yöntem sunuyor. Bu yolda kadınların yapması gereken ilk şeyin içlerindeki doğal ve yabanıl sesi keşfetmek olduğunu; bu sesin kadınlara yaratıcılık ve gücün kapılarını açacağını ileri sürüyor.

Kurtlarla Koşan Kadınlar ilk yayımlandığı günden biri dünya çapında birçok kadının yaşamını derinden etkiledi.

İşte, vahşi benliğini ortaya çıkarmak isteyenlere 'Kurtlarla Koşan Kadınlar' kitabından öneriler;

 Dünyaya binlerce yıldızlı gözle bakmak için iç sesini ve sezgilerini yabana atma! Onlara kulak ver, sahip çık.

 Her beden güzeldir, yalnızca bunun farkına var! Günün modasına ve kalıplarına uygun olmadığı için bedeninin güzelliğini yok saymak onun sonsuz mutluluk hakkını elinden almaktır.

 'Bilinmeyen' yüzünden korkup adım atmaktan çekinme! Karanlık bilinmeyen bir kadının yolunu aydınlatacak en önemli etmenlerden biridir.

 Gerçekten kim olduğun konusunda kendini cesaretlendirmekten korkma!

 Yaşam süren içerisindeki zamanı korumayı bil. Kendi zamanına sahip çık ve başkalarının onu parça parça çalmasına müsaade etme.

 Güvenli limanlarını terk etmekten korkma...

 Hayat/ölüm/hayat doğasını anla ve onunla yüzleş!

 'Yırtıcı' olandan kendini sakınmayı öğren.

 Yaralarından utanma ve yaraların hayat boyu kendi dönüşüm gücünü yeniden keşfetmene yardımcı olduğunu anımsa...

 Gülmenin hayat verici gücünü ve içinde barındırdığı tinselliği unutma!

 Kendi içindeki alevi közlemek, kendi gücünü ortaya çıkarmak için etrafında seni koruyan bütün güçlerden kurtul!

 Bütün hikâyeler şifadır! Hikâyeciliğin, kadınlar arası hikâye paylaşımının şifacılığına itibar etmekte fayda var.

 Dibe vurmak tam anlamıyla acı dolu olsa da yeniden başlamanın tohum ekmenin, filizi beklemenin başka bir adıdır. Vurulan dibin sahip olduğun vahşi benliği filizlendireceğini unutma...

Kurtlarla Koşan Kadınlar’da yazarın yirmi sene boyunca masalları ve halk hikayelerini harmanlayarak, araştırarak ve çözümleyerek yazdığı tam bir başucu kitabı.

Doğadaki bağımızı güçlendirmek ve asla kopartmamak gerekirken, sezgilerimize ne kadar önem vermemiz gerektiğini anlatan Kurtlarla Koşan Kadınlar, bence herkesin okuması gereken bir kitap. Her kadın okumalı, arada toplanmalı, her kelimeyi, cümleyi yakalayarak tartışmalı.

Öyle roman gibi değil… her gün az az. Okurken, arada topraklanma ihtiyacıyla dışarı çıkarak yürüyüş ya da koşu yaptıktan sonra gelip yeniden okumaya devam etmeli…

Ne kadar yerinde olur bilmiyorum ama sormadan geçemeyeceğim. Şu alıntı kadınlara dair en büyük gerçekliği anlatmıyor mu? “Kadınların gücü konusundaki literatürün büyük bir bölümü, erkeklerin, kadınların gücünden korktuklarını söyler. Bense hep şöyle haykırmak isterim: Meryem Ana! Ne kadar çok kadın, kadınların kendi gücünden korkuyor.”

Kaynakça:
https://aklinizikesfedin.com/...kitabindan-7-alinti/
https://aklinizikesfedin.com/...nde-bir-kurt-vardir/
https://onedio.com/...indan-13-ders-763487
https://ekmekvegul.net/...ak-hafizasini-aramak
560 syf.
·8 günde·10/10 puan
Teşekkür Bölümü

Bu kitabı bana öneren Emel ve Derya Ablaya, kitabı bana armağan eden Pelin'e sonsuz teşekkürler... Bu bir kız kardeşlik dayanışması! Ben de bu sorumluluk ile kitabı inceleyeceğim.

Spoiler Var mı?

Bu kitap hakkında uğraşsam bile spoiler veremem. İncelememde yazarın bana fısıldadıklarını kendi yaşam deneyimimle ve bakış açımla sentezledim. Sadece bunu yaptım. Ayrıca bu kitaba benim gibi ihtiyacı olan kadınlar için özenle durdum incelemenin üzerinde. Dilerim işe yarar.

Okuma Sürecim

Bu kitabı içsel çatısmalarımın doruklara ulaştığı bir zaman diliminde okudum. Bana ilaç gibi geldi. Kuşkusuz başka hiçbir şey beni bu denli iyileştiremezdi. Kitabı okurken yaşamım da benimleydi, sezgilerim etkindi. Her tümce üzerine uzun uzun düşündüm. Sözgelimi: "Kadınların yaşlarını yıllarla değil de, savaştan kalmış yara izleriyle saymaları da iyi bir fikirdir." (s.431) Burada durup yara izlerimi saydım. On savaş yarası yaşında olduğuma karar verdim. Bu sadece küçük bir örnek, kitabı okurken defalarca kendimle yüzleştim. Kendinden kaçanlara önermem bu yüzden. ;)
Bu biz kadınlar için bir baş yapıt! Okuyup kenara koyabileceğimiz bir kitap değil. Ben de yeniden yeniden okuyacağım. Yazar da bunu salık veriyor: "Başka birçokları için olduğu gibi benim için de, birçok kitabı anlamak yeniden okumakla başlar." diyerek..
(s.524) Anlamak, anlamak bütüncül ve derinlemesine...


Neden Kadın?

Kitabı okurken "Neden sürekli kadınlara yönelik okumalar yapıyorsun?" gibi sorularla karşılaştım. Onlara verdiğim yanıtlardan bir tanesi: "Çünkü bir kadının bireyselleşmesi sağlıklı bir toplumun en temel gereksinimidir."

Kız Kardeşlere Açık Mektup

Merhaba, kız kardeşim.
Ben de senin gibiyim. Tarih boyunca örselenen kadınlardan yalnızca bir tanesiyim. Biliyorum sen de tıpkı benim gibi sana ait olmayan seslerle kuşatıldın hep. Hayatında daima farklı sıfatlarla yer aldılar. Ama hepsinin değişmez bir tek rolü vardı: Yok etmek! Yaşamı yok etmek... Bazen kulak tıkadık onlara ve La Loba gibi ölü kemikleri şarkılarımızla dirilttik. Bazen de sesimizi duymaz olduk onların gürültüsünden. Kirbitçi kız gibi yandık, kül olduk, ama bitmedik! İçimizde dev bir anka kuşu var, onu duyuyor musun? Haydi, ormana kurtlar bizi bekliyor. :)



Ormana Dalış

Bir kadını hangi canlıya benzetirsin? diye sorsalardı ne yalan söyleyeyim kurt hiç aklıma gelmezdi. Varsıl doğamızın benzeştiği canlılardan bir tanesi vahşi bir kurt. Üç günlük kelebeklere, ilk rüzgarda hemencecik yaprakları düşen gelinciklere değil, vahşi bir kurda! Kitabı elime ilk aldığımda kurtlar ve kadınlar arasındaki benzerlikleri düşündüm. İlk kez çocukken uzaktan görmüştüm kurtları. Yabani ve görkemliydiler. Yetişkinler biz çocuklara hiç iyi şeyler söylemezdi onlar hakkında. Kurtları tanımadan haklarında olur olmaz efsaneler uydururlardı. Tıpkı biz kadınlara yaptıkları gibi. Bu benim tespit ettiğim ilk ortak özellik. Gelelim ikincisine. Kitabı okurken arkadaşlarımla, özellikle erkeklerle, aramızda yaptığımız tartışmalardan yola çıkarak şunu sezinledim. Onlar vahşi olan kadından korkuyorlar, tıpkı vahşi kurttan korktukları gibi. Onlarla alay etmedim, kız kardeşlerim. Çünkü biz de korkuyoruz bu vahşi kadından. Ona uymamak daha kolay geliyor çoğumuza. Öyle değil mi? Oysa onun benliğimizde olduğunu bile bile nasıl yokmuş gibi yaşarız? Yok olarak günden güne...

Şimdi de Clarissa Pinkola Estes'in gerçekçi bir gözlemle bizlere sunduğu 'kadınlar ve kurtlar arasındaki ortak özelliklere' bakalım. "Sağlıklı kadın tıpkı bir kurt gibidir: Sağlam, kunt, diri, hayat verici konumunun bilincinde, yaratıcı, sadık ve göçebedir." (s.25) Yazar postu kolayca deldirmek için burada olmadığımızı da vurgular devamında. Tıpkı kurtlar gibi! Dikkate alınmasını istediğim diğer tespit ise şu: Bir kurt "Bir kıtlığı takiben sürü bir öldürme cinnetine kapılabilir. (...) Yiyeceklerinden çok daha fazlasını, ihtiyaç duyabileceklerinden çok daha fazlasını öldürürler." (s.258)
Peki uzun bir süre aç kalan bir kadın ne yapar?
İşte yanıtı: "... Bir hayata aç olan kadınlar, aşırılıklar ya da aşırı davranışlar yoluyla güçlü bir öldürme dürtüsü duyabilirler. Bir kadın uzun dönemler boyunca kendi döngülerinin ya da yaratıcı gereksinimlerinin dışında yaşadığında alkol, uyuşturucu, öfke, tinsellik, başkalarının ezilmesi,onunla bununla düşüp kalkma, gebelik, çalışma, yaratma, denetim, eğitim, düzen, beden sağlığı, abur cubur yiyecekler (adını siz koyun) gibi sık görülen aşırılıklara kaçmaya başlar." (s.259)

Peki, kız kardeşim bu sorunlar ve daha fazlası ile nasıl baş edeceğiz? Silahlarımız neler? Bence en güçlü silahımız: sezgiler! Bu yaşamda öyle işlevsel ki... Size de olmuştur mutlaka şu: Yanlış ilişkiler ya da iletişim ağında yer aldığınızda, canavarların ortasında kalmış gibi huzursuz olursunuz. İçimizdeki bir ses bize huzur vermez: "Buraya ait değilsin. Git, kurtul ya da kal saldır ama özgür ol" diye haykırır adeta. Bazen de sustururuz bu sesi. Belki de böyle böyle yaralanır içgüdülerimiz... Zedelenen bir içgüdü ise bizi tuzaklardan korumayı başaramaz. Böyle olunca da gider katilimize aşık oluruz. Onunla pazarlık yaparız, karşılığında yaşamımızı ortaya koyarak.
Bizi saldırılara açık hale getiren bir başka yönümüz ise yazarın da vurguladığı gibi safdil bir kadın olmamızdır. Bence yaşamın başında bütün kadınlar safdildir. Belki de bu yüzden yazar şöyle diyor: "Kadınlar yirmili yaşlarına gelmeden önce bin kez ölmüşlerdir." (s.408) Peki bu saldırıları atlatmış olmamız bir daha hiç karşılamayacağımız anlamına mı geliyor? Bence hayır! Biz güçlendikçe karşılaşacağımız kötücül güç de büyüyecek. Bence sırf bu yüzden bile geçmişimize teşekkür etmemiz gerek. Onların saldırıları olmasaydı belki de pençelerimizi hiç fark edemeyecektik. İyi ki geçmişler yaşamımızdan. Annelerimizin, babalarımızın gözünde olduğu gibi yaşam boyu kız çocuğu kalarak bu yok edicilerle savaşamayız. Vahşi kadına gereksinimimiz var. Vahşi kadının da tıpkı iskelet kadın gibi kendini mavi sulara bırakmaya gereksinimi var. Ama yanıltıcı olmayan mavi sulara...

Kız kardeşim başka yaşamlar düşlüyoruz. Bu yaşamlar uğruna, çirkin ördek yavrusu gibi yolda olmaya devam edelim olur mu? Elbette bir gün bize benzeyenler çıkacak. El yapımı bir yaşamda!

Kız kardeşim
Ruh evine en son ne zaman uğradın? En son ne zaman yollarda kendini dinleyerek salına salına kaygısızca yürüdün? En son ne zaman estetik algısı gelişmemiş çirkin modernizmin dayatmalarına aldırmadan kendini güzel buldun? Yapay dünyaya bütün doğallığınla en son ne zaman kafa tuttun? Seni sen kılan özel yeteneklerinle tanıştın mı? Bu yetenekleri geliştirmek için kendine zaman ayırdın mı?
Bu soruların nicesini soruyorum kendime. Öykülerle yanıt verdim her birine. Ve kendi öykümle de en büyük yanıtı vereceğim, günün birinde. El yapımı kırmızı ayakkabılarımı giyerek elbette.

Kız kardeşim, senin öykün de benzersiz olacak. Buna yürekten inanıyorum. Öykünü cesurca yaratırken gülmeyi, sınırsızca gülmeyi unutma olur mu? Gülmek çoğaltır, büyüler, yeniler ve daha güçlü yaşatır. Gözyaşlarının da bir anlamı var, ruhu yıkar. Gözyaşı deyince aklıma yaşadığım bir anım geldi. Geçen gün yolda yürürken bir oğlan çocuğu ve bir kız çocuğu gördüm. Birbirlerine sarılmış ağlıyorlardı. Uzaktan baktım onlara. Bir çocuğun yarasını zaten en en iyi diğer çocuk sarardı. Bu büyülü anı bir kadın çığlığı bozdu: "Lan ne ağlıyon! Sen gız mısın? Erkek adam ağlar mı?" (O an bütün erkekleri ağlatmak istedim, elimde bir sihirli değnek olsaydı kesin o an bunu yapardım. İyileşsinler diye) Bu sözler üzerine oğlan hemen gözlerini sildi. Kız ise yalnız başına ağlamaya devam etti.

Bu sadece bir örnek!
Aslında erkekler de tutsak. Onlar gözyaşlarını saklamak zorunda, biz kahkahalarımızı... Oysa ikisi de iyileştirir insanı.
Kız kardeşim hepimizin iyileşmeye gereksinimi var. Öteki olanı yaftalamadan, onu da hasta yapmadan...
Haydi şimdi.
Ormana.
Öykünü yazmaya...

Yorumum

Ne desem eksik kalacak biliyorum. Şu şekilde toparlayayım son olarak. Bu yapıt sayesinde bir kadının, en önce kendisiyle, sonra öteki olanla, doğayla, toplumla ve tarihle nasıl ilişki kurması gerektiğine yönelik harika yönergeler aldım. Kendi özel çeşnimi katarak daha da renklendireceğim yaşamı. Mücadeleye devam. :)
544 syf.
·13 günde·Beğendi·Puan vermedi
HAYATINIZI, ÇİÇEKLENENE KADAR SULAYIN: GÖZYAŞINIZLA, KANINIZLA, KAHKAHANIZLA...

Önce yık, sonra yine yarat!
Kaderini baştan yaz...
Özünü bul...
Hayatın ışığı sensin, ışığın sönmesin!
Işığını söndürmelerine izin verme!
Sezgilerini umursa ve güven.
Dans et, şarkı söyle, şiir oku.
Bilgesin unutma!
Sahte bir özgürlük duygusunu hissettirip seni esir almak isteyenlerden uzak dur!
Ruhunu öldürme!
Hayatındaki yıkımların sebep ve sonuçlarını değerlendir, yıkımlarından ders al.
Arzu, ilgi ve özlemlerinin tahrip edilmesine izin verme!
Hayallerinden vazgeçme!
Kendinle yüzleş.
Önce kendine şifa ver, sonra şifa dağıt.
Gölgeye gizlenmiş gerçeği gör!
Yorulsan da ilerle!
Bir gardiyana ihtiyacın yok, kimsenin kölesi olma!
Everest’e tırmanmasan da, üç doktora yapmasan da değerlisin unutma!
Duygularını temiz tut.
Yaz...
Resim yap...
Dans et...
Yarat...
Sadece hayatta kalmakla yetinme; serpil, büyü...
Hayatını küçük bir pakete tıkıştırma...
Düşersen ayağa kalk ve yine kendine yaslan.

Eşinden, sevgilisinden, patronundan, arkadaşından, toplumdan sürekli eleştiri ve direktif alan kadınların enerjileri gittikçe soluyor, cesaretini yitiren kadın öğrenilmiş çaresizlikle vazgeçiyor kimi zaman.
Dışlanmaktan korkup toplum kurallarına uyduğunda vahşi ilk içgüdüsel kadınlığından da vazgeçiyor.

Direnen, isyan eden kadın bu kuralları reddedererek özünü korumaya çalışıyor, ardından da böyle kadınlara “deli” damgası yapıştırılıyor.
Uyumlu ve terbiyeli olmaya zorlanan kadınlar da ruhsuzlaşıyor.

25 yılda yazılan ve içinde pek çok masal ve efsane derlemesi bulunan bu kitap KADINın kendi özünden nasıl uzaklaştığını ve içgörüsünü tekrar kazanmak için kendine inanması gerektiğini anlatıyor.

“Estes’e göre, kurtlarla kadınlar arasında; vahşilikleri, zarafetleri ve içinde yaşadıkları topluluğun üyelerine duydukları bağ açısından psişik bir benzerlik vardır. Kurtlar ve kadınlar arasındaki bu benzerlik, Vahşi Kadın arketipinde ortaya çıkar. Estes’in ilginç örneklerle betimlediği bu arketip, doğayla bağlarını kopartmamış temel alan kadınları içeriyor.”

Hey kadın! Sezgin seni ışıklandırsın...Işığın sönmesin...
560 syf.
·29 günde·10/10 puan
Okuyup da sizin için bitmeyen kitaplar vardır. Okuyup bitirirsiniz sonrasında içinize işler, zihninizde gezinir, her öyküsü ile hayatınıza dokunur, size yön verir, yeniden şekillenir ve doğarsınız.Bu kitap tam da böyle bir kitap. Her satırı başka bir aydınlanma, sorgulama ve yeni bir ufka yelken açıyor... Bitirme kaygısı duymadan yavaş yavaş okudum, cümleleri adeta içtim. İçtikçe susadım. Kendi içinize ruhsal bir yolculuğa çıkarak orada saklı kalmış, belki de unutulmuş tine seslenirken bulacaksınız.. Kadın olmanın güçlüğü hiçbir toplumda, kültürde değişmemiş zaten, hep aynı hadiselerle karşılaşıp tekerrür edip durmuş. Ve bu kitapla kendi elinizden tutup, aldığınız güçle ayağa kalkıcaksınız. Kitap size önce durumunuzu gösteriyor, sonra sonuçlarını ve en sonda ne yapmanız gerektiğini. Tüm bunların yollarını aramanıza gerekte kalmıyor. Kitap tüm yolları göstermeden önce içinize dönmeyi, seslenmeyi öğretiyor. Doğru seslenmeyi bilirseniz nasıl canlandığınızı, silkelenip kendinize geldiğinizi görüceksiniz. Benim için ruhsal bir yolculuk, güzel bir deneyim oldu. Kadınların anayasası denilecek nitelikte bir kitap.. Bitmedi. Bütün sayfalarını okudum. Ama henüz bitmedi. Hatta, bu defa, yeni başlıyor sanki.
560 syf.
·14 günde·10/10 puan
Kadınların ANAYASASI kitabı denilecek nitelikte bir kitap.

Benim için bir kitaptan çok sanki karşıma oturmuş bana terapi uyguluyormuş gibi bana ruhumu, tinimi, egomu, enerjimi, bilinç altımı farkına olmamı sağlayıp, kendimi süzüp, hayatta yerimi, durumumu tartmama neden oldu.

Sevgi, akıl, inanç, sabır, cesaret gibi her kişinin doğasında mevcut bulunan hisleri doğru şekilde, doğru yerde ve doğru zamanda kullanmama rehberlik edip bana hayatı dengeleyerek, zorluklarla nasıl başedeceğimin yolunu gösterdi.

Hayatta; amaçları, hedefleri, cesaret edemedikleri için erteledikleri hayalleri olan tüm kadınlar bence hemen kendilerine rehber olacak bu kitabı edinmeli.
Kitabın size en büyük katkısı :ESARET İLE DEĞİL CESARET İLE YAŞAMANIZIN yolunu göstermesi olacak
544 syf.
·23 günde·Beğendi·9/10 puan
Harika bir kitap okudum ama ne açıdan harikaydı onu açıklayayım. Roman okumanın dışında ders çalışır gibi notlar alarak, araştırmalar yaparak kitap okumayı çok severim. Ayrıntı Yayınları’ndn “Ağır Kitaplar” adı altında baskısı olan bu kitabı muhakkak görmüş veya duymuşsunuzdur. Uygun zaman olduğunu düşündüm ve günlere yayarak okumaya başladım, düzenli bir planlama yaptığım için yanında farklı okumalar da yapmaya devam ettim.
Yazar klinik çalışmalarını, araştırma ve gözlemlerini farklı coğrafyalardan derlediği masal, mit ve öykülerle harmanlayarak kadınların ruhsal derinliklerine doğru bir çözümleme yapmış. Öykülerin kahramanları, kahramanların temsil ettiği arketipler, öyküdeki mekanlar, objeler, simgeler ve bunların varsa psikanalizdeki karşılıkları, olayların oluş biçimleri, durumlar, sonuçlar hepsi incelenmeye çalışılmış. Dünya mitlerinden kadın kahramanların benzerlikleri, anaerkinin ataerki karşısında kayba uğraması mitler ve masallar bağlamında ele alınmış. Zaten kitap tam 25 yılda tamamlanmış, ne kadar doyurucu bir kitap okuduğumu daha nasıl anlatayım :)
544 syf.
Vahşi Kadın'ın Dünyasına girmeye hazır mısınız ?
Doğru sorular bazen bize hiç faydası olmayan binlerce cevaptan daha faydalı olabilir. Önemli olan o doğru soruyu kendimize sorabilmemiz. Bu kitap için inceleme yapabilmek oldukça zor. Ama yine de böyle harika bir kitabı bitirdikten sonra hakkında bir şeyler yazmadan geçmek de yazara saygısızlık olurdu. ( Oğuz Atay'a incelemem yok o hariç :)
Kalın kitaplar insanın gözünü korkutabilir okumaya başlamadan önce. Ama bu durum Kurtlarla Koşan Kadınlar için söz konusu değil. Kitap ağır kitaplar kategorisinde bulunsa da ki hem okuması hem de anlaşılması bir o kadar ağır. İlk başlarda biraz zor gelebilir ama sonrasında kitap öyle bir akıyor ki içinde kayboluyorsunuz. Zaten bizim aradığımızda böyle bir şey. İçinde kaybolabileceğimiz eşsiz kitaplar. Bize yeni bir dünyanın kapısını ardına kadar açan, hem okurken hem okuduktan sonra bizde derin izler bırakan , hayatımızda uygulayabileceğimiz şeyler öğreten, bir çıkarım yapabileceğimiz, hayatı, insanları ve özellikle kitabın direkt muhatabı kadınları anlayabileceğimiz muhteşem bir eser. Bu ara kadınlar hakkında aşırı doz alıyorum :) sonu hayır olur insallah. Kadın beyni erkek beyni ve Kadınlar'dan sonra bu kitaba başlamam tam isabet oldu. Birbirinden neredeyse her konuda farklı olan iki cinsin birbirlerini tamamlıyor olması harika bir duygu. İnsan anlaması gereken her şeyi eğer isterse anlar mutlaka. Ben seni anlamıyorum ya da sen beni anlamıyorsun gibi klişelerle hayatı birbirimize zehir etmenin hiçbir mantığının olmadığını gördükçe, yaşadıkça ve en önemlisi okudukça daha iyi anlıyor insan. Kadınların daha yatkın olduğu empati olayı iyice kavrayabilirsek ve uygularsak bence her şey daha kolay ilerleyecek. Meselelerin özüne inebilmek, çözüm odaklı yaklaşmak hayatımızdaki bazı sorunların çözümü için daha kolay olabilir. Giriş bölümünü fazla uzattım ama direk kitabın içeriğine dalmak istemedim. Zaten istesem de içeriğine derinlemesine dalmam mümkün değil. Benim amacım yaptığım incelemelerde bu kitap neden okunmalı? Bu kitap okunsa bize neler katabilir ? Bu soruların cevaplarını vermek. Bunların cevaplarını düzgün bir şekilde ifade edip, en azından bir kişiye bile bu kitabı okumayı sağlarsam ben de amacıma ulaşmış olurum.

Fazla uzattığım giriş bölümünden sonra Clariss P. Estes kimdir ? Yazarı biraz tanıyalım.
Clarissa'nın özgeçmişini okuduğumda hem çok duygulandım hem de gurur duydum. Kadınların hayattaki azmine hayran olamamak mümkün değil.
'' Dr. Clarissa Pinkola Estes, uluslararası platformlarda tanınan ve ödül kazanmış bir şair, İsviçre, Zürih'teki Uluslararası Analitik Psikoloji Kurumu tarafından Jungcu Psikanalist Diplomatı seçilen bir psikanalist ve bir cantadoradır. ( Latin geleneğinde eski öyküleri toplayıp saklayan kişi )

Clarissa'nın kim olduğunu az çok öğrendiniz. Şimdi bu kitabı nasıl yazmış ondan dinleyelim :
'' Uzun süre önce, ama pek o kadar uzak değil...
Birçoğu, Kurtlarla Koşan Kadınlar'ın yazım serüvenin nasıl başladığını sormuş. '' Yazma, yazma başlamadan uzun süre önce başladı. ''El destino'nun benim için hazırlamış olduğu sıradışı ve hayalci aileye doğmuş olmakla başladı. On yıllarca yürek paralayıcı güzelliklerle dolmakla ve kültürel, toplumsal ve diğer türden fırtınalarda çok fazla kaybolmuş umut görmekle başladı. Hem haşin hem de sevgi dolu aşkların ve hayatların sonucu olarak başladı. '' Yazma, yazma başlamadan uzun süre önce başladı. '' Bunu güvenle söyleyebilirim.''

Çok uzun çalışma ve araştırmalar sonucu bu harika eseri ortaya çıkarmış Clarissa. Bu kitabı okuduktan sonra sadece bir kitap bitirmiş sayılmayacaksınız. Kitap 16 bölümden oluşuyor. Her bölümde bir giriş kısmı ve giriş kısmının ardından bir hikaye. Kendi ailesinden, farklı kültürlerden insanlardan duydukları masalları ve hikayelerin değişik versiyonlarını bizlere çok farklı bir biçimde aktarıyor. Mavi sakal, Çirkin Ördek Yavrusu, Kibritçi Kız ve Elsiz kız vd.
Bu hikayeleri biri anlattığında ya da okuduğumuzda çıkardığımız sonuç ile Clarissa'nın Vahşi Kadın'ın çıkardığı sonuç arasında dağlar kadar fark olduğunu görebilirsiniz. Bize sıradan gelen şeylerin altında bizi ve hayatımızı etkileyecek ne kadar çok şey olduğunu çok daha iyi algılayacaksınız. Yalom ve Clarissa sayesinde psikanaliz konusuna gerçekten çok sevdim. Hem insanın kendisini hem de çevresini daha farklı bir algılayabileceği, bazı konulara çok farklı bir gözle bakmasını sağladığına kesinlikle emin oldum. İnsan beden olarak var olsa da bizi ayakta tutan bir o kadar da ruh halimiz. Biri olmadan biri olmayacağını, parçaların bütünü tamamladığını görmek , bu açıyla görmek çok daha farklı sonuçlar çıkarabilir. Ben anlatılan masalların ve hikayelerin içeriğine girmek istemiyorum. Herkesin okuduktan sonra çok şaşıracağına eminim :)
Kitapta sıkça geçen psişe, tin ve arketip nedir onlara bir bakalım ve Jung adı geçmişken O'na değinmeden geçmeyelim.

Tin : Tin, evreni açıklamak için her şeyin özü, temeli veya yapıcısı olarak benimsenen madde dışı varlık. Düşünceden bağımsız varlığın olamayacağını savunan görüşlerde(İdealizm) özdek kavramına, fizik etkinliğe ve içgüdüsel etkinliğe karşıt olan şey anlamında kullanılır. Ayrıca stoa felsefesinde, evren usu, evren ruhu; etki yapan, biçim veren, canlandıran ilke olarak geçmektedir.

Kelime anlamı olarak ruh kelimesine karşılık gelse de, felsefi bir terim olarak tin, ruhtan ayrı bir kavramdır. Ruh, organik ve duyusal yaşamın ilkesidir (hayvanların da ruhundan söz edilir). Tin ise yalnız insana özgü düşünme yetisidir.

Psişe : Psikolojide psişe insan zihninin, bilincinin ve bilinç dışının tamamıdır. Psikoloji, psişenin bilimsel ve nesnel incelenmesi bilimidir. Terim psikoloji ve felsefede antik dönemlerden beri kullanılır ve insan doğasını bilimsel açıdan anlamak için temel kavramlardan birini oluşturur. Ruhbilim olarak da adlandırılan psikoloji sözcüğünün oluşumundaki psişe Türkçede ruh olarak da kullanılmaktadır.

Arketip : Arketip (Fransızca: archétype); ilk örnek, asıl numune.
Kelime anlamıyla kalıp, şablon, ilk tip şeklinde ifade edilen arketipler gerçekte insan kültürünü oluşturan yapıtaşlarıdır. İnsanlar uzun dönemler boyunca karşılaştığı benzer olayları bir süre sonra belli davranış kalıplarına oturtmuş ve bu kalıpları kuşaklar boyunca aktarmaya başlamıştır.
Bunun sonucunda ise bireyin anne, baba, erkek, kadın gibi rolleri ve geçimini sağlamak, eş ve arkadaş bulmak, yolculuğa çıkmak vb. arketip denilen şablonlar ortaya çıkmıştır.

Bu kavramlar kitapta sıkça karşımıza çıktığı için kitabı okumadan önce ne oldukları konusunda bir fikrimizin olması daha iyi olabilir diye düşünüyorum.
Carl G. Jung'u anlatmaya sayfalar yetmez. Bu yüzden ben sadece Jungcu bakış açısını biraz olsun anlamak için bir sözünü burada paylaşmak istiyorum. Bence bakış açısı hakkında yeteri kadar fayda sağlayacaktır.
''Kendi kalbine bakamayanın yaşamı bulanıktır ; kendi yüreğine bakabilme cesareti gösterenler gönlünün muradını keşfedenlerdir. Dışarıya bakan rüya görür, hayal dünyasında kaybolur , içeriye bakan uyanır, kendini keşfeder. ''

Aslında Jung'un bu sözü kitabı özetlemeye ve Clarissa'nın Vahşi Kadın'ı ortaya çıkarmak için anlatmak istediklerini anlatmaya fazlasıyla yeter. Kadınların kendi iç dünyasında yaptığı uzun bir yolculuk. Bu yolculuğa çıkan kadınların sonunda içinde zaten var olan ama uyandırılmamış Vahşi Kadın'ı bulma çabası. Bazen bir kitabı anlamak için ya da okuma isteği uyandırmak için bile bir alıntı yeter. Ben anlatmak istediklerimi yine kitaptan seçtiğim alıntılarla desteklemek istiyorum. En zoru bu konularda yazmak çünkü herkesin olaylara bakış açısı farklı. Önemli olan da zaten hayata farklı bir bakış açısıyla bakmamız. Bu farklıların bizi ayırması değil bu farklılıklara rağmen bir araya gelip ortak bir noktada buluşmamız.

"Bir sır taşıyan kadın, tükenmiş bir kadındır."

"Altın saçlı kadın yatıyor burada
Cinayete kurban gitmiş ve mezarında,
Kömür yakıcısının oğlu kıydı canına
Yaşamak istiyordu kadın oysa."

" Bir kadın kendisi gibi olmak ister, ama karşısına çıkan her âşığa bir kolunu, bir bacağını ya da göz küresini verir."

"Umutsuzluğa düştüğüm anlardan birinde, düşümde bir ses "Güneşe dokun" demişti.

"Ağlamak iyidir, doğrudur. İkilemi çözmez, ama sürecin çökmek yerine devam etmesini sağlar."

"Değiştirici ruh, muhalif ve pozitiftir."

''Vahşi Kadın yıllardır insan kadınları gölge gibi izlemektedir.''

''Vahşi dişi yalnızca bütün dünyalarda hayatını sürdürebilen değildir ; bütün dünyaların hayatını sürdürendir.''

''Bugün yaptıklarınız gelecekte sizin anasoysal kuşaklarınızı etkiler. Kızlarınızın kızlarının kızları muhtemelen sizi hatırlar, daha da önemlisi izlerinizi takip eder.''

''Kurtların genel hayat kuralları
1. Ye
2. Dinlen
3. Aralarda dolaş
4. Sadakat göster
5. Çocukları sev
6. Ay ışığında gevezelik et
7. Kulaklarını ayarla
8. Kemiklere kulak ver
9. Seviş
10. Sık sık ulu ''

Bu alıntılar gibi daha birçok altını özenle çizebileceğiniz, belki de hayatınızı ve bakış açınızı değiştirmenize yarayacak muhteşem çıkarımlarla dolu harika bir başucu kitabı. Bütün kadınların okuması gerektiğini düşünüyorum. Yok edicilere, topluma, aileye, hatta kendine dahi baş eğmeyen, sızlanmayan, mücadele eden, sorgulayan, kendi iç dünyasında hissettiklerine ket vurmayan, cinselliği bir tabu görme dayatmasını reddeden, istediği zaman ağlayabilen, istediği zaman gülebilen (kitapta bu konunun olduğu bölüm çok güzel ) gülme sadece bir gülme değildir :)
kadınların kitabı. Tekrar tekrar okunabilecek ve her okuduğunda farklı bir bakış edinmenizi sağlayacak muhteşem bir eser. Yazarın uzun yıllarını bu kitaba neden ayırdığını çok daha iyi anlayacaksınız. Her yönüyle dopdolu bir kitap. Unutmayın ! Vahşi kadının yaşı yoktur, vahşi kadın toplumun, ailenin, evlendiği kişinin, iş çevresinin baskılarına boyun eğmez ! Hayatını başkalarının istediği gibi değil, kendi arzuladığı biçimde yaşayan kadınlara ve bunun için azimle ve inatla, yılmadan çabalayan kadınlara selam olsun. Vahşi Kadın hepinizin içinde var. Sadece onu uyandırmanız gerek.

İncelemeyi çok uzattım ama son olarak Clarissa'nın kadınlara yazdığı mektupla sonlandırmak istiyorum. İncelemeyi okumaya değer görüp zaman ayıranlara çok teşekkür ediyorum. Bir kişi bile fazladan bu kitabı okursa ne mutlu bana. Kitaplarla ve sevgiyle kalın. İçinizdeki Vahşi Kadın'a sarılın !

"Dostlarım kalbinizi karartmayın. Bizler böyle zamanlar için hazırlandık. Son zamanlarda çok fazla kişiden duyuyorum; derinden ve bütünüyle şaşkına dönmüş durumdalar. Dünyamızın şu anki durumu ile ilgili endişe duyuyorlar. Bizim zamanımız, uygar ve vizyonu olanların, son noktadaki bozulmaya karşı, haklı öfkesini de içeren, günlük hayrete düşüşlerin zamanı.

Değerlendirmelerinde haklısın. Bazılarının, peşinde oldukları eylemlerini desteklerken sahip olduğu parlama ve kibir, çocuklara, yaşlılara, sıradan insanlara karşı; fakirlere, savunmasız, yardıma muhtaç insanlara karşı çok iğrenç ve insanın nefesini kesiyor. Yine de, sana sesleniyorum, senden rica ediyorum, seni yumuşamaya davet ediyorum; lütfen bu zor zamanlarda ağlayarak ruhunu kurutma. Özellikle de umudunu kaybetme.

Özellikle… çünkü bizler gerçekten böyle zamanlar için hazırlandık. Evet. Yıllardır tam da böyle zamanlardaki açık birleşme, buluşma için öğreniyoruz, pratik yapıyoruz, eğitimlere gidiyoruz.

Ben Büyük Göller bölgesinde büyüdüm ve denize dayanıklı gemi gördüğümde tanırım. Uyanmış ruhlara söylüyorum, şu an bütün dünyada, sularda, daha önce hiç olmadığı kadar güçlü gemiler var. Ve insanlık tarihinde daha önce hiç görülmemiş biçimde yol göstermeye tamamen hazırlıklılar. Pruva üzerinden bir bak, şu an seninle birlikte sularda, adil ve doğru ruhlar taşıyan milyonlarca bot var.

Karanlık zamanlarda, dünyanın ne kadar yanlış ve tamir edilemez olduğunu düşünüp yön değiştirmek gibi bir eğilimin olabilir. Buna odaklanma. Senin kontrolün dışında, yetemeyeceğini düşündüğün ve yapılamaz olanı düşünerek zayıf hissetme eğilimin de olabilir. Buna da odaklanma. Bu, yelkenleri açmadan rüzgarı boşa harcamak olur. Tek bildiğimiz, hepimize ihtiyaç var.

Bizim görevimiz bütün dünyayı tek seferde düzeltmek değil, ama onarım için dünyanın bir bölümüne ulaşabildiğimiz kadar uzanmak. Bir ruhun yapabileceği herhangi bir, küçücük ve sakin şey başka bir ruha yardımcı olabilir, bu zavallı acı çeken dünyada birine yardım etmek gayet yeterli olacaktır. Dramatik bir değişim için gerekli olan bu davranışı, arttırmak, arttırmak, ve daha çok ekleyerek devam etmektir. Biliyoruz ki yeryüzüne adalet ve barış getirmek herkesin harcı değil ama birinci, ikinci ya da yüzüncü büyük fırtınada pes etmemiş kararlı küçük bir grup bunu yapabilir.

Büyük bir gemi limana demirlendiğinde kuşkusuz güvendedir, ama büyük gemiler bunun için yapılmamıştır."
560 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10 puan
Okuduktan sonra etkisinden uzun süre kurtulamayacağınız güzel mi güzel bir kitap. Bütün kadınların okuması gereken başucu kitabı. Bir annenin kızına hediye edecekleri içersinde yer alacak kiymetli bir eser. Kitabın özetini yapmayacağım belki arada bir alıntı yaparımSadece şunu diyebilirim: Her kadın iç sesine değer vermeli. Meğer biz  kadınlara en büyük miras DNA'larımızla kodlanan bu hislermiş. Içime dogdu derken aslında evrenin titreşimleriyle bilincimize gönderilen mesajlarmış.
Okumak dinlemek ne güzel. 'Oh bee!' Okuyun hep okuyun kadınlarin tarihini daha çok okuyun
Bu arada bu kitabın yanına en çok Sapiens'i yakıştırdım. Özellikle sayfa 150-165 kadınların günümüze kadar nasıl erkekler tarafından baskılandığı anlatılmaktadır.
Kadınlar yirmili yaşlarına gelmeden önce bin kez ölmüşlerdir. Şu ya da bu yöne gitmişler ve engellenmişlerdir. Engellenmiş umutları ve düşleri de vardır. Aksini söyleyen hala uykudadır.
Clarissa P. Estes
Sayfa 400 - Ayrıntı Yayınları
Kadınların merakına tamamen olumsuz bir anlam yüklenirken, aynı özellikteki erkeklere araştırmacı adı yakıştırılmıştır.
Güçlü olmak, kas geliştirip şişirmek anlamına gelmez. İnsanın, kaçmadan kendi tanrısallığıyla buluşması, kendi kafasına göre vahşi doğayla iç içe bir hayat yaşaması anlamına gelir. Öğrenebilmek, bildiklerimize katlanabilmek anlamına gelir. Dayanmak ve yaşamak anlamına gelir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kurtlarla Koşan Kadınlar
Alt başlık:
Vahşi Kadın Arketipine Dair Mit ve Öyküler
Baskı tarihi:
Ocak 2020
Sayfa sayısı:
538
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755393636
Orijinal adı:
Women Who Run With The Wolves
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Baskılar:
Kurtlarla Koşan Kadınlar
Women Who Run With the Wolves
İnsanlık tarihi boyunca bastırılmış ve örselenmiş kadınların durumunu sosyal, kültürel ve ekonomik açıdan ele alan çok sayıda inceleme yapıldı. Her inceleme, kadınları ''tanımlama ve çözme'' açısından çok farklı yöntemler önerdi. Bu önermelerin ne ölçüde kadınların doğasını ilişkin isabetli ve farklı alternatifler olduğu ise tartışmalı.

Clarissa P. Estes, Kurtlarla Koşan Kadınlar’da gerçekten farklı bir önermede bulunuyor, kadınlar için yalın, uygulanabilir ve doğal çözümler öneriyor. XIX. yüzyılla birlikte insanlığın doğadan kopuşu ve duygulara yer vermeyen kapitalist bir endüstri çarkının içinde kayboluşundan yola çıkarak, kadınların yapması gereken ilk şeyin içindeki doğal sesi keşfetmek olduğunu söylüyor ve kadınların içlerinde yatan sınırsız güç ve yaratıcılığın, kurtların doğal yabanıllığında yattığı savını ileri sürüyor. Kadınların çoğu zaman farkında olmadan içselleştirmek zorunda bırakıldıkları eziklik ve yetersizlik duygusuna, bastırılmış cinsel güdülerine çok değişik bir malzemeden yaklaşıyor: Masallar! İnsanlığın ortak bilinçaltının aynaları olduğunu düşündüğü masallar aracılığı ile kadın psişesinin derinliklerine iniyor ve birçok açmazdan kurtulmalarına yardımcı olacak masal tadında terapiler uyguluyor.

Estes’e göre, kurtlarla kadınlar arasında, vahşilikleri, zerafetleri ve içinde yaşadıkları topluluğun üyelerine duydukları bağ açısından psişik bir benzerlik vardır. Kurtlar ve kadınlar arasındaki bu benzerlik, Vahşi Kadın arketipinde ortaya çıkar. Estes’in ilginç örneklerle betimlediği bu arketip, doğayla bağını kopartmamış ve seçimlerini yaparken duygularını temel alan kadınları içeriyor.

Kitaptaki farklı kültürlerden derlenen masallar, kadınların ilişkileri, kişisel imgeleri ve hatta bağımlılık gibi temalar çevresinde gelişiyor. Örneğin Afrika kökenli bir öykü, kadının ikili doğasını yansıtıyor. Ortadoğu’ya ait bir masal, sıradan bir kilim gibi görünen büyülü bir halının toplumun önyargılarını ve görünüşe ne kadar kolay aldandığını ortaya koyuyor.

Yayımlandığında büyük övgüler almış bu sıra dışı kitap, kadınları vahşi derinliklerine doğru heyecanlı bir yolculuğa çağırırken, kadın psişesinin bugüne dek hazırlanmış en büyük sözlüğü olarak da okunabilir. Kurtlarla Koşan Kadınlar, kadınlarla vahşi bir noktada buluşmak isteyen erkekler için de vazgeçilmez bir rehber özelliği taşıyor.

“Gülme, kadın cinselliğinin gizli tarafıdır; fizikseldir, temeldir, tutkuludur, hayat vericidir ve bu yüzden uyarıcıdır. Jenital uyarılma gibi bir hedefi olmayan bir cinsellik türüdür. Sadece o an için, bir sevincin cinselliğidir; özgürce uçan, yasayıp ölen ve kendi enerjisiyle yeniden yaşayan hakiki ve şehevi bir sevgidir. Kutsaldır çünkü fazlasıyla iyileştiricidir. Şehevidir çünkü bedeni ve onun duygularını uyandırır. Cinseldir çünkü heyecan vericidir ve haz dalgalarına neden olur. Tek boyutlu değildir, çünkü gülme, insanın kendisi kadar başkalarıyla da paylaştığı bir şeydir. Bir kadının en vahşi cinselliğidir. ” Clarissa P. Estés

“İnsanlar binlerce yıldan bu yana, zor öğrenilen bilgileri edinmek ve sınırsız olasılıklar içeren düşler kurmak için büyük ateşlerin çevresinde oturmuşlardır. Günümüz dünyasında bu bilgelik yalnızca ‘gerçekler’le sınırlanmıştır. Estés, kitabında bu bilgelik ateşini yeniden yakıyor, hepimiz için.” Gloria Steinem

(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 3.097 okur

  • Emine Yegin
  • ayşegül Kazancı
  • Rümeysa Arduç
  • Burçin Çor
  • ceren babur
  • Nur
  • Nilüfer Genç
  • Emine Yapıcı
  • düşüncegücü
  • Cavide

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%7.4
13-17 Yaş
%1.1
18-24 Yaş
%21.3
25-34 Yaş
%41.5
35-44 Yaş
%20.2
45-54 Yaş
%7.4
55-64 Yaş
%1.1
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%80.2
Erkek
%19.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%55 (687)
9
%23.3 (291)
8
%11 (137)
7
%5 (63)
6
%1.4 (18)
5
%2 (25)
4
%0.6 (8)
3
%0.6 (7)
2
%0.2 (3)
1
%0.6 (8)

Kitabın sıralamaları