Geri Bildirim

Kolera Günlerinde AşkGabriel Garcia Marquez

·
Okunma
·
Beğeni
·
7.095
Gösterim
Adı:
Kolera Günlerinde Aşk
Baskı tarihi:
Haziran 2016
Sayfa sayısı:
396
ISBN:
9789750730146
Kitabın türü:
Orijinal adı:
El Amor en Los Tiempos del Colera
Çeviri:
Şadan Karadeniz
Yayınevi:
Can Yayınları
Kolera Günlerinde Aşk", bırakılmış bir sevgilinin, yeniyetmelik yıllarından başlayarak yaşlılığın alacakaranlığına dek süren yarım yüzyıllık aşkının öyküsü. "Marquez"in, ustalığı, bu öyküyü bir destana dönüştürüyor: aşkın, deli-akıllı, yabanıl-evcil, tensel, romantik tüm biçimlerinin pastoral bir şiirin büyüsüne büründüğü bir destan. On dokuzuncu yüzyılın yirminci yüzyıla dönüştüğü bir zaman dilimini kapsayan bu bitmeyen aşkın gerisinde, çağdaşlaşma çabası içindeki bir toplumun çeşitli yönlerini, özellikle taşra kentsoyluluğunun saçmalıklarını ince bir alayla eleştiriyor yazar. Roman boyunca, aşk acılarının lirik rüzgarlarının esintileri arasında, Marquez'in, insancıl mizahı, sürekli olarak duyuruyor kendini. Bu nitelikleriyle, "Kolera Günlerinde Aşk", Marquez'in başyapıtı sayılan "Yüz Yıllık Yalnızlık"ın yanında tartışılmaz bir biçimde yerini alıyor.
Can Sanat Yayınları 2016 basımını okuduğum Kolera Günlerinde Aşk, yaklaşık elli yıllık bir aşkı anlatıyor.
Florentino Ariza, annesine kitap okuyan bir kız görür ve ilk görüşte aşık olur Fermina Daza'ya.. Uzun süre mektuplaşırlar ve birbirlerine aşık olurlar. Ancak hiçbir şey bekledikleri gibi olmaz. Aralarına mesafeler girer. Ve Fermina koleraya yakalandığı zamanda Doktor Juvernal Urbino ile tanışır, o günden sonra tüm hayatı değişir..
Bir aşk hikayesini etkili bir dille anlatmış Marquez. Ölene kadar aynı kadını seven fakat farklı kadınlarla da ilişkiler yaşayan Ariza'nın umutsuz bekleyişini okumak çok farklıydı.. Sonlara doğru daha da farklı bir hal aldı roman. Olay örgüsü ve karakterleri okuyucuya çok iyi kabullendirmişti yazar.
Bazen okurken sıkılmadım değil. Olaylar fazla teferruatlı geldi nadiren. Ancak ilerleyince neden böyle bir anlatıma başvurduğunu anlıyoruz yazarın. Okumayı sevenlere, sabırla sayfa çevirenlere tavsiye edeceğim bir kitaptı..
Kolera Günlerinde Aşk kitabım nihayet bitti. Oldukça uzun süren bir okuma serüveni oldu, o yüzden hakkında yazacak çok şey var aslında aklımda.
Yer yer sıkılsam ve beni yorduğunu hissetsem de muhteşem bir eser okudum. Marquez'in o muzipçe yaklaşımlarına, kalemini çekinmeden, edepsizce kullanmasına bayılıyorum. Öyle vıcık vıcık bir aşk romanı asla değil. 53 yıl, 7 ay, 11 günün sonunda kendini tamamen özgür hissedip, aşkını yaşamaya hazır olan Florentino'nun duygusal, bedensel, vahşi, çaresizlik, sadakat, ihanet ve hastalıklarla dolu aşk hikayesini anlatıyor. Hayatı boyunca tek bir kadını seviyor fakat sayısız kadınla da birlikte oluyor.
Karakterler ve olaylar inanılmaz derinlemesine anlatılmış. Bu kadar detaya ne gerek var diye düşünürken, kitabın sonlarına doğru kendimi çoook uzun bir yolculuğun sonunda buldum. Aldığım keyif ve huzur ise inanılmazdı.

Benzer kitaplar

SPOİLER!!!
Marquez ile Latin Amerika’dayız. Sömürge olan Karayipler’de dolaşıyoruz. Bu eserinde siyasi olaylardan çok toplumsal yapıyı ayrıntılı olarak işlemiş. Birçok geminin demir aldığı bu adaya doğal olarak farklı kültürler egemen. Bu sebepten belki de gerçek bir toplumsal yapı yok. Bireysel görünüyor her şey. Sanki her gemi farklı bir kültür getiriyor ve başkalaştırıyor adayı. Çarpık ve farklı ilişkilerin yaşandığı bir yer halini alıyor. Devamlı iç savaşın hüküm sürdüğü bir mekan. Bu doğal olarak etkiliyor yaşamı.
Marquez her zamanki gibi okuyanı dilinin büyüsüyle mest ediyor. Okuyanlar genel olarak kitabı sürükleyici bulmamışlar. Ama ben gayet akıcı buldum. Üstelik düşünce olarak ağır hissettiren kitaplardan sonra aşkın için dalmak çok iyi geldi. Florentino Ariza’nın elli üç yıl yedi ay on bir gün süren sadık aşkı. Fermina Daza onun büyük aşkı ve Daza’ nın soylu kocası Doktor Urbino. Karakterlerimiz bunlar. Bu kadar az karakterle bu kadar güzel bir romanı en Marquez yazardı sanırım. Sık sık geriye dönüşler var eserde. Bundan rahatsız olanlar çoğunlukta. Fakat şahsım adına bu yöntemi çok beğeniyorum. Çünkü kitaptan kopmadan geçmiş okumaları da canlı tutarak aralar vererek tekrar dönüşler yapmak okuru canlı tutuyor diye düşünüyorum.
Ariza ile Daza’nın aşkları Kolera günlerinde geçiyor. Şehir pis. İnsanları öldürecek kadar pis hem de. Tabi varsıllar etkilenmiyor bu hastalıktan ölüm uzak onlardan. Yoksul halk ölüyor ve tepeden şehre bakıldığında tüm sokaklar ölülerle kaynıyor. Bu konu beklediğim kadar eleştirilmemişti. Hükümete ve topluma bu hastalık ekseninde daha çok yüklenecek diye düşünüyordum. Yanıldım. Mesajlar örtüktü genelde.
Bir babaya sahip olmayan Ariza’nın annesi ile ilişkisi incelemeye değer. Daza’nın bir anda Ariza’dan vazgeçmesi Urbino ile evlenmesi ve kocasının ölümünden sonra Ariza ile “yaşlı” kafasıyla yaşadığı aşk üçgeni derin tahlillerle güzel işlenmişti. Sadık aşık Ariza insanda sevgi uyandırıyor, fakat bazen çarpık ilişkileri mide bulandırıyordu. Sömürge yıllarından kalma yıkık dökük otelde geçirdiği günler ve orada barınan kadınlar tablosu çok gerçekçiydi. Katolik kurallarına karşı çirkin bir yaşamı gözler önüne sermiş yazar. Bazen dostluk ortamında dertleşmeler bazen de çirkinlikler göze çarpıyor. Doğallar çıplak dolaşıyorlar. Şehirle otel arasında bir bağ kuramıyor insan.
Toplumda tabakalar göze çarpıyor. Fermina Daza yoksul bir ailede dünyaya gelmiş. Babasının kirli işleri ile zenginleşmiş fakat kendini alt tabakadan ayıramamış bir ailede büyümüş. Babası toplumun üst kesimi tarafından kabul görmüyor. Babasının derdi kızını kalbur üstü bir kısmet bulup onunla evlendirmek. İşte Doktor Urbino Kolera hastalarına bakan toplumun el üstünde tuttuğu üst sınıf bir kısmet. Baba için biçilmiş kaftan. Urbino ile evlenerek yüksek tabakaya geçen Fermina Daza bu duruma çok çabuk ayak uyduruyor. Saygın bir hanımefendi olarak toplumda yerini alıyor. Eşi ölünce aslında bu durumu ruhuna sindiremediğini , evliliği boyunca bu rolü oynadığını görüyoruz. Ariza ile yaşlılıkta yaşadığı aşkta özüne dönüyor. Bu arada yaşlılık da en güzel işlenen temalardan. Kendine has kokusu olan yaşlılıkların tasviri harika.
Söylenecek şeyler bitmiyor. Burada bitireyim en iyisi. Kesinlikle okunmalı bence.
Gabriel Garcia Marquez'in o kendine has üslubu, yer yer eğlenceli cümleleri ile kitap oldukça iyiydi. Fakat bazı kısımlarda kitapta kalmayı başaramadım. Sürükleyiciliği oldukça düşük bir kitap. Bazı cümleleri tek başına bir efsane... Okudukça okuyasınız geliyor.
Sakin kafa ile okunması gereken, her ne kadar aşk romanı diye geçse de aşk konusunda pek fazla değer bulundurmayan, içten bir kitap.
Kimin daha ölü olduğunu soruyordu kendi kendine üzüntüyle; ölenin mi, yoksa geride kalanın mı?
İnsanlar bir kere doğmazlar. Bu iş, annelerinin onları doğurduğu gün bitmez. Fakat hayat yeniden ve yeniden onları kendilerini doğurmaya mecbur eder.
Çok az malzemeyle ve çok az çeşitle ne kadar mükemmel bir yemek yapılabilir ? Veya bu yaptıklarınıza ne kadar, sevgi, özveri, alın teri katabilirsiniz ? Bir hayal dünyası kurdunuz kendinize, o sınırlı hayal dünyasında sınırsızlığa ulaştırmak için elinizde olması gereken sabra sahip misiniz ?. Eğer cevabınız hayır ama bunlara rağmen mükemmel bir yemek ortaya çıkıyorsa eğer muhteşem bir aşçı muhteşem bir ustasınızdır.

Edebiyatta da aynı şeyler geçerlidir diye düşünüyorum. Marquez bu kitapta az malzemeyle, az karakterlerle ve dar olaylar içinde 442 sayfalık felsefi nitelikte bir roman yazmış. Hayal gücünün sınırsızlığında faydalanmak, düşündüklerini, düşünmek istediklerini elle tutulur hale getirmek sadece usta yazarların işidir. Bu kitapta o ustalığı o işçiliği o emeği görüyorsunuz.
Marquez büyülü gerçekçiliğin dahisi, kelimelerin ve cümlelerin insan aklının alamayacağı gücünü avucunun içinde tutmayı başaran ve de hayallerinde tutmayı başaran, insanların sorgulamasını sağlayacak nitelikte bilgileri, kurguları kitaplarında sunan bir usta.

Kitap bir yerde şehvet kitabıdır, bir yerde felsefi, bir yerde sabır bir yerde de hipnoz kitabıdır. Floretina Ariza sabrın ve doyumsuz kösnüllük,aşkın ve de kafası karışık bir insan prototipidir. Fermina Daza mecburiyetin, benciliğin, zamanla olgunlaşan, olgunlaştıkça sorgulayan, sorguladıkça kabullenen insan prototipidir. Urbino çalışkanlığın, iktidarlığın, ve iktidarlığın sonucunda oluşan gücün kudretin ve de her şeye rağmen centilmenliğin prototipidir. Kitap temelde çok az kahramanlarla ve olaylar ilerlemesine rağmen daha önce aklınıza gelmeyen fikirleri, fikirleri aktaran cümlelerin kendi içindeki bütünlükleri, bütünlüğün içinde saklı hayal gücünü, hayal gücünün içindeki ihtirasları tekrar sorgulamanıza yardımcı olacak türden bir kitap. Marquezin hayal dünyasını, kelimelere ve cümlelere ettirdiği danslarını, sizi bazen sorgulayacak ve de sizin bazen sorgulamanızı sağlayacak olayların aktarış tarzına hayran olmamak elde değil. Velhasıl keyifle okuyabilirsiniz ama evet aması var ; çok yavaş ve sabırla okumak şartıyla.
Kolera Günlerinde Aşk kitabını, yazarın Kırmızı Pazartesi romanını yeterince ilgi çekici bulmuş olduğumdan okuma isteği uyandı içimde. Kitaba karşı beklentimin bayağı yüksek olmasına rağmen işleyiş tarzında bir karışıklık hissettiğim anda izlediğim bir film kopmuş gibi oldu... Gabrıel, Kolera Günlerinde Aşk romanında işleyiş tarzını gözlemlediğim kadarıyla ayrıntılara takılan bir yazarmış. Yazar, kitabında aşkı bayağı bir alışılmışın dışında ele almış. Terk edilmiş bir sevgilinin, gençlik döneminden yaşlılık dönemine kadar süren saplantılı aşkını anlatıyor. Terk edilen sevgili, aşık olduğu kadına sözde ayrı oldukları süre boyunca sadık kalıyor (sadık kaldığını ileri sürüyor sevgili) ama hiçte sadık kaldığı izlenimini vermedi bana. Çünkü kendini yalnız hissettiği, terk edildiği yılların çoğunda birçok beraberlik yaşamıştır. Zaten kitabı okurken ve hatta bitirdikten sonra da bu nasıl sadık kalma anlayışıdır diyerek erkek karakteri sorguladığım doğrudur. Gabrıel'in romanına yeni bir başlangıç yapmak istiyorsanız, Kolera Günlerinde Aşk kitabı ile tanımayın yazarın kalemini. Fazlaca yer verilen ayrıntılardan dolayı sıkılabilirsiniz. Kırmızı Pazartesi romanı ile tanıyabilirsiniz yazarın işleyişini...
Belki de güçlü yaşama arzumuzla kendimize sormamız gereken şey,
“bir efendisi olmadan geride kalmış aşkla ne yapmamız gerektiği!” ...

Ne kadar da güzel bir ifade..

Aşka dair çok şey yazamam şuan belki, fakat aynı zamanda sabaha kadar da konuşabilirim..Sustuğum kadar yazabilir ve konuşabilirim..Aşk için.....
nsan fiziken bir kez doğar, peki ya ruhen? Yaşadığımız ömür boyunca kaç defa hayal kırıklığı yaşadık, kaç defa düştük, kaç defa yeniden ayağa kalktık düşünsenize bir? İnsanoğlu böyledir çünkü defalarca yıkılsa da yeniden ayağa kalkmak zorundadır. Hani büyük alim Mevlana diyor ya “öldüm der durursun yine de yaşarsın” tam olarak böyledir hayat. Annemizden bir kez doğarız evet ama ölene kadar defalarca kez yeniden doğmak, yeniden ayağa kalkmak zorunda kalırız.
Bu romanda Marquez uzun soluklu bir aşkı anlatıyor.Daha çok erkeğin gözünden anlatılan bu aşk -biraz da kolera hastalığıyla özdeşleştirilerek- elli yıl kadar sürüyor .Konusu Türk filmlerindeki kavuşamayan aşıklara da benziyor.Ama burda farklı olan ;kahramanımız küçük yaşta görür görmez vurulduğu aşkına kavuşmayı sabırla beklerken, yüzlerce kadınla da cinsel deneyim yaşamayı ihmal etmiyor.Kitabı okurken toplumsal önyargılarımdan istesem de sıyrılamadığımı ve erkek kahramanı yargıladığımı farkettim.Yaşı yetmiş civarında olmasına rağmen genç bir kızla beraber olduğunda sempatim bitiverdi.Eşimse adamın sabırla beklemesine hayran oldu.Bana "Ben de seni beklerdim" deyince bu kitap en sevdiklerim arasına girdi.Şaka bir yana konusu sürükleyici gibi görünse de ağır bir anlatımı var.3-4 saat sakin ve huzurlu bir ortamda bulunma imkanınız varsa,o zaman okuyun derim.Öyle olunca kitabın içine girmek ve hakettiği şekilde okuyabilmek mümkün oluyor.Kitabı bitirdiğimde aşkın tensel değil tinsel bir duygu olduğu inancım pekişti.
İnsanlar bir kere doğmazlar. Bu iş annelerinin onları doğurduğu gün bitmez. Fakat hayat yeniden ve yeniden onları kendilerini doğurmaya mecbur eder.
"Yüz yaşıma geldim, her şeyin, evrendeki yıldızların bile yerlerinin değiştiğini gördüm; ama bu ülkede hiçbir şeyin değiştiğini görmedim daha.
Her üç ayda bir yeni anayasalar, yeni yasalar, yeni savaşlar oluyor; ama hala sömürge dönemindeki gibiyiz."
"Belki de bu nedenle birçok şey yapıyor" dedi."düşünmek zorunda kalmamak için."
"Ne yazık ki ölmesi gerekiyor." dedi.
"Herkes ölecek." dedi
"Doğru. Ama o herkesten çok ölecek."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kolera Günlerinde Aşk
Baskı tarihi:
Haziran 2016
Sayfa sayısı:
396
ISBN:
9789750730146
Kitabın türü:
Orijinal adı:
El Amor en Los Tiempos del Colera
Çeviri:
Şadan Karadeniz
Yayınevi:
Can Yayınları
Kolera Günlerinde Aşk", bırakılmış bir sevgilinin, yeniyetmelik yıllarından başlayarak yaşlılığın alacakaranlığına dek süren yarım yüzyıllık aşkının öyküsü. "Marquez"in, ustalığı, bu öyküyü bir destana dönüştürüyor: aşkın, deli-akıllı, yabanıl-evcil, tensel, romantik tüm biçimlerinin pastoral bir şiirin büyüsüne büründüğü bir destan. On dokuzuncu yüzyılın yirminci yüzyıla dönüştüğü bir zaman dilimini kapsayan bu bitmeyen aşkın gerisinde, çağdaşlaşma çabası içindeki bir toplumun çeşitli yönlerini, özellikle taşra kentsoyluluğunun saçmalıklarını ince bir alayla eleştiriyor yazar. Roman boyunca, aşk acılarının lirik rüzgarlarının esintileri arasında, Marquez'in, insancıl mizahı, sürekli olarak duyuruyor kendini. Bu nitelikleriyle, "Kolera Günlerinde Aşk", Marquez'in başyapıtı sayılan "Yüz Yıllık Yalnızlık"ın yanında tartışılmaz bir biçimde yerini alıyor.

Kitabı okuyanlar 793 okur

  • Zanza Bar
  • Sevde çakmak
  • Sedef korgan
  • Şevval Yıldırım
  • Deep Down
  • Sinem İpoğlu
  • Hatip Gür
  • ELİF
  • Fatma Nur Uygun
  • Üneyse

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4
14-17 Yaş
%1.3
18-24 Yaş
%15
25-34 Yaş
%34.7
35-44 Yaş
%30.3
45-54 Yaş
%13.1
55-64 Yaş
%0.7
65+ Yaş
%0.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%69.4
Erkek
%30.6

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%26.6 (57)
9
%18.7 (40)
8
%30.8 (66)
7
%14.5 (31)
6
%4.2 (9)
5
%2.3 (5)
4
%0.9 (2)
3
%0.9 (2)
2
%0
1
%0.9 (2)

Kitabın sıralamaları