·
Okunma
·
Beğeni
·
21329
Gösterim
Adı:
Silahlara Veda
Alt başlık:
Bütün Eserleri 7
Baskı tarihi:
Ocak 2019
Sayfa sayısı:
434
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752202795
Kitabın türü:
Orijinal adı:
A Farewell To Arms
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bilgi Yayınevi
Silahlara Veda, Hemingway'in en önemli romanlarından biridir. Bu eserde sıcak savaşın ortasında iki genç insan hem kendi sevgi dolu dünyalarında, hem de savaşın her şeyi yerle bir eden acımasız dünyasında yaşarlar; bütün zorlukları aşarlar sevgileriyle. Bir yanda insanı yok eden savaş, bir yanda insanı insan yapan sevgi... Yaşama sevinci... Bu çelişkili yaşam içinde bu iki insanı çeke sürükleye götüren olaylar... Romanı en güzel savaş romanlarından biri yapan bir sonuç.

Tüm zamanların ilk yüz romanı arasında gösterilen Silahlara Veda savaşlara, aşklara, dünyaya bakışınızı değiştirecek bir roman.
***
Silahlara Veda'nın bu baskısında ilk defa alternatif sonlara, önemli bazı bölümlerin ilk taslaklarına ve el yazısı müsveddelerine yer verilmiş, Hemingway'in sanatına, yaratma sürecine ve yirminci yüzyılın en şahane romanlarından birinin evrimine ışık tutmaya çalışılmıştır. Ayrıca romanın 1948'de yayınlanan resimli baskısı için Hemingway'in yazdığı önsöz, yazarın oğlu Patrick Hemingway'in kişisel “giriş”i ve yazarın torunu Seán Hemingway'in yeni önsözü de ilk defa bu baskıda yer alıyor.
296 syf.
·8 günde·Puan vermedi
“Ernest Hemingway, ‘Dünya güzel bir yer ve de uğruna savaşmaya değer’ demiş. Ben cümlenin ikinci yarısına katılıyorum.”
Seven | W. Somerset




Bir üslup ve sadelik ki, en darlanılan zamanlarda, en yakın kulağa fısıldanan sözleri anımsatır. Bir iskemlede sessizce oturup, Hemingway’i dinlersin. Savaş buhranlarından sığınılan yaşama sevincini duyumsarsın. Arzuları için yalan söylemekten çekinmeyen, mutluluk veren her şeyi mübah kabul eden bir adam çıkar ortaya, özyaşamöyküsel olabileceği hissini çokça vererek… Elinde purosu, masada viskisi, denizin dalgalı sesi, yağmur altında ıslanan kedi, tren vagonlarının gürültüsü, geride bırakılan anılar, daha az gülüşler, daha çok savaş ve daha fazla aşk.


1. Dünya Harbi’nin patladığı yıllarda orduya gönüllü olarak katılan Amerikalı bir teğmen olan Frederic Henry, savaştan yaralı olarak kurtulan askerleri hastanelere sevk etme görevini üstlenir. Savaşın tüm şiddetiyle sürdüğü anlar, akla gelen yaşama sevincini ve bütün iyi şeyleri -ütopik de olsa- hayal etme, arzulama anlarıdır. Silahların ve bombaların insanlardan daha fazla konuştuğu bir zamanda, eşikte kalan bir ruh halinin bir şeylere kaçma arzusundaki keskinlik, savaşın bıraktığı izlerle doğru orantılıdır. Zorluklar karşısında hayatın dar koridorlarından geçmekte olan birinin tutum ve ciddiyeti, sıradan bir yaşantının unsurlarıyla karşılaştırılamaz elbette. Açlık orucundan sonra damakta artan tat duygusu gibi bir şeydir bu. Kendi kırılmalarımızla beraber dünyanın da karanlığa karışmasını isteyerek çamuru onda ararız, kendimizi doğru çıkarırcasına. Haksız da sayılmayız, kötülüğü kendisinin dışına çıkarmayan hapsolmuş insanın durumu, tabiatın kesin kanunları gibidir. Ölümler çok uzaktadır onun için.


‘’İlk bilmen gereken şey savaşın filmlerdeki gibi olmadığıdır.’’


İtalyan ordusunun Avusturya cephesinde çarpışması tüm hızıyla sürerken, Henry çatışmalarda ağır bir şekilde yaralanır ve tedavi için Milano’ya gider. İnsanları yok eden savaşı unutturacak bir kişiyi tanırken, aradığı yaşama sevincinin de farkındadır artık. İtalyanların takviyesiz kalmasıyla sonuçlanan geri çekilme savaşın kaderini tayin eder. Geri çekilen İtalyan askerleri ve Henry, acı ve sıkıntılarla karşı karşıya kalır... Savaş ve zorluklardan usanan askerlerin orduya ve rütbelere ettiği hakaretler; Udin’e geri çekilmeleri ve Henry’nin karşılaştığı manzaralar, ona silahları veda kararını almaya iter. Rütbeye ve orduya hakaret edenler tespit edilerek mahkeme edildikten sonra idam cezasına çarptırılır. Sorgu sırası kendisine gelen Henry, buradan kaçarak kurtulur. Yeni yüzler, yeni şehirler, yeni hayatlar kaçışların önüne çıkardığı zorluklardır....


Yoksunluklar yenileri gereksinmez mi? Korna sesiyle beraber yediğin küfür mesela, sabır patlaması yaşayan birinin kronik rahatsızlığı sana nasıl iyi bir hava verirdi ki. Bir kadının kahkaha sesinden rahatsız olanların yaydığı olumsuz havayla bile kan akışı alevlenebilir insanın. Ruh, duygu ve algı nizamsızlığının her tarafa aksedildiğini hissettikçe anormal olmanın normal olduğuna karar veriyorsun. En küçük meselelerin kavga diline dönüşmesi, “senden daha çok biliyorum” durumları karşısında daha çok sessizliğe, daha fazla uzaklığa sığınırken buluyor insan kendini... Işık hızında yayılan ve her yeri kuşatan bu negatif hava, Somerset'in katılmadığı ilk cümle gibi, "Dünya güzel bir yer..."


Savaş meydanındaki bir askerin, savaş muhabiri gözüyle yaşadıklarını olanca sade ve biçimsizliğiyle aktardığı bir kahraman Henry…


HAT’ın, "Kaaaar, neden yağaar? Kaaar." Motifi, Hemingway’in geceleri purosunu eline aldığında başlayan yağmurlarıdır. Hayatın içindeki en sıradan olayların doğal ve abartısız anlatısı, Hemingway’i özel bir yere konumlandırmayı gerektiriyor. Olayların aktarımındaki üslup, bir muhabirin aktarımıyla benzer nitelikte. Romancı kimliğinin yanında gazeteci kimliğinin de konuştuğunu net olarak görebiliriz bu romanda. En sıradan olayları kördüğüm gibi, cümlelerin elementlerinden geçirip sunan yazarların aksine EH’in doğru orantısını daha makul buluyorum. Bazı eserlerin anlaşılır olmayışından kaynaklı yüceltilişi, o eserin başka bir zekaya hitap ettiği kanısına varılması, algı sınırlarının pek zorlanmayışından öte geldiğini düşünüyorum. Hayatın küçük meselelerine büyük dokunuşlar yapan Hemingway daha çok tanınmalı...
Anlatacak bir hikayesi olsun insanın, yeter ki.


O, daha ilerilere, henüz hiç gitmediği yerlere gitmek istiyor, artık nicedir emin adımlarla bastığı zeminini değiştirmek, emin olmadığı yerlere kaçmak, kurtuluşu daha önce hiçbir şeye bağlı olmadığı yerlerde aramak istiyor; başka şeyleri bağlayabilsin, bir araya getirmek için zorlayabilsin, başka şeyler sezebilsin diye.
E. C.
434 syf.
·Puan vermedi
Türkiye, 2. Dünya Savaşı'na girmedi. 1. Dünya Savaşı'nın da üzerinden çok zaman geçti. Zaferleri haklı olarak bolca telaffuz ederken acıları daha az konuştuk. Uzun süredir savaş görmeyen ülkemizde bazı kavramlar aşırı kolay telaffuz edilir oldu. Öyle bir nesil geldi ki savaş dilini çok rahat kullanabiliyorlar. Oysa kitabı okurken bir kere daha gördüm ki savaşın kazananı yok. İtalyanlar Avusturya- Macaristan ile savaşıyor ama savaşın sonu yok. Bir tepeyi alıyorsunuz ama bir diğeri önünüze çıkıyor.

En büyük kahramanlıkları da gösterseniz baş karakter Henry Tenente gibi bir şekilde vatana ihanet suçu ile yargılanabiliyorsunuz. Hatta yargılama da yok; doğrudan infaz var. Çünkü savaş hukuku ve psikolojisi çok farklı. Ancak tüm bu olumsuzluklar içinde bile insanın vazgeçmediği tek bir şey var: Aşk.

Henry ile Catherine aşkı üzerinde çok durmayacağım ama Hemingway'in neden intihar ettiğini her kitabında daha iyi anlıyorum. Yaşlı Adam ve Deniz kitabında da benzeri olmuştu. Zor şartlar ile hikayeye başlayan baş karakter için tam her şey düzeldi derken kitabın sonunda elde hüsran kalmıştı. Burada da bir şekilde üniformasından kurtulan karakterimiz hayatın tadını çıkarırken, en mutlu olması gereken anda, çocuğu dünyaya gelirken hayalleri yıkılıyor. Doğum esnasında çocuğunu ve eşini kaybediyor. En büyük acılar en mutlu olduğumuz anda geliyor. Tıpkı diğer kitabında büyük balığı tutup zirveye ulaştığını zanneden Santiago'nun bu balığı, köpek balıklarına kaptırması gibi... Hemingway için mutluluk gelip geçici, mutsuzluk ise doğal durum. Zülfü Livaneli'nin Huzursuzluk kitabındaki meşhur cümle aklıma geldi: "Tam tersi sanılır ama zaten hayatta normal olan huzursuzluk durumudur, huzur ise çok ender yakalanan geçici anlardır olsa olsa." Bunu iyi biliyor Hemingway.

Silahlara Veda yaklaşık 90 sene evvel yazıldı. Dünyada bir şey değişmedi. Hala ekonomik çıkarları için tüm dünyayı mutsuzluğa sürüklemek isteyenler var. Ortadoğu'ya bakınca tek diyebileceğim: Silahlara Merhaba.

Kitabın dili çok akıcı. Genelde diyalog şeklinde. Okumak isteyenlere şimdiden iyi okumalar.
296 syf.
·2 günde·9/10
Savaş ve Aşk gibi iki zıt kavram çok güzel harmanlanmış. Savaşın ne kadar kötü bir şey olduğunun sık sık dile getirildiği bir kitap. Savaşta yaşanan hüzünlü bir hikaye. Karakterleri ve betimlemeleri de çok beğendim. Fakat kitabı cem yayınevinden okudum ve çeviri biraz sıkıntılıydı. Yine de sıkılmadan keyifle okudum diyebilirim.
340 syf.
·5 günde
Ernest Hemingway ismini ve "Düşünen bütün insanlar ateisttir" sözünü çok duydum. Ancak onunla ilk tanışmamız Tutunamayanlar dizisi sayesinde gerçekleşti. Dizinin 7.bölümünde Hemingway karakterinin "Dünya herkesi kırar ve sonra bazıları işte o kırık yerlerinden güçlenir." cümlesi çok hoşuma gitti. Bu cümlenin geçtiği kitabı okumak istedim o anda. Bir insana bunu söyleten acıları görmek istedim. Açıkçası sadece bu cümleye bakarak kitaba yönelince her şeye ve herkese rağmen düştükten sonra yerden kalkmanın bir hikayesini okumayı umdum biraz da. Ama kitap pek de o konuda değilmiş. 1.Dünya Savaşını komutanların, hükümdarların gözünden çok gördük ama yazar bu kitabında askerin gözünden aktarmış bize. Kitabın başından sonuna kadar savaşın manasızlığına değinen, savaşın ne kadar kötü olduğunu bilen ama savaşmaya mecbur kalan askerler görüyorsunuz. Tabi bulunduğumuz coğrafyadan kan ve gözyaşı eksik olmadığı ve artık savaşlar çok olağan bir hale geldiği için karakterlerin hayata bu denli bağlılıklarını görünce "ne çok seviyorsunuz şu yaşamı be birader" diye seslenmeye başladım. Silahların arasında geçen bir aşk hikayesi de var tabi. Ama bana çok sulu ve cıvık bir aşk gibi geldi. Kahramanımızı da çok sevemedim zaten. Yazarın kalemi de betimlemeleri de çok güçlü değil. Daha da Hemingway okumam diye düşünüyorum.

Tutunamayanlar'da bahsettiğim sahne
https://youtu.be/VEjKBBzvTSk
434 syf.
·9/10
Hem savaş hem de aşk hikayesi.. Kitaptaki olaylar Italya'da geçiyor ve 1. Dünya savaşındaki durumlardan bahsediliyor. Ana karakterimiz bir teğmen ve savaşın tam ortasında; ölümler görüyor, arkadaşlarını kaybediyor ve bunun yanı sıra bir de aşık oluyor. Daha sonrasında savaşın ne kadar boş ve anlamsız olduğunu düşünüp acıyı, hüznü ve silahları arkasında bırakıp kaçmayı tercih ediyor.. Ernest Hemingway'in yaşam öyküsüne baktığımızda da aslında bu romanın yaşamından kesitler sunduğunu da görüyorsunuz. Savaş ve savaşın olduğu topraklarla ilgili o kadar ayrıntı, o kadar gözlem var ki sanki savaş birebir yaşanırken roman yazılmış gibi. Kitap çok sade, yalın, anlaşılır bir anlatıma sahip. İçindeki Aşk’ta oldukça etkileyiciydi. Savaş ve aşk; iki zıt kavram acının içinde yeşeren umutlar gibi. Okunması gereken bir Hemingway kitabı..
.
.
Sevgim üzerinize olsun.
296 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Savaş ve aşk bir arada... Savaşta yaşanan bir aşk hikayesi.. Konusu, güzel betimlemeri, akıcı anlatımı ve hüzünlü sonuyla keyif veren akıcı bir kitaptı. Savaş, kaçış, hastalık... Ve bunlara rağmen yaşanan masumca bir aşk hikayesini keyifle okudum.
434 syf.
"Savaşın iyisi, barışın kötüsü yoktur" der Benjamin Franklin. Hangi zamanda hangi savaşın kazananı oldu ki bu zamana kadar? Nasıl bir savaşın iyi olmasını bekleyebiliriz? Kim savaşı yaşayıp yüreğinden bir parçayı savaşta bırakmadı ki?


Ernest Hemingway, kendi yaşamından da esinlenerek aşk ve savaş konularını işlediği Silahlara Veda romanını kaleme alır. Savaşa karşı tepkisini yazarak gösterir. Kitabın ulaştığı okur, kitabın her bir yaprağında savaşın ne kadar karanlık ve acı bir yüzü olduğunun farkına varır:
"-Savaşı bir kenara bırakalım.
-Çok zor,bırakabileceğimiz bir yer yok."(syf:49)
"Savaş kadar kötü şey yok...insanlar ne kadar kötü olduğunu anlayınca da, durdurmak için artık hiçbir şey yapamazlar çünkü delirmiş olurlar." (syf:77)
"-Bazı insanlar vardır, savaş yaparlar...bir de ötekiler vardır:savaş yapmayanlar.
-Ama ilk saydıklarınız ikincileri savaşmaya zorluyor."(syf:100)
...


Ama hayatın getirdiği her zorluğa karşı insanın elinde güçlü bir duygu vardır:Aşk. Bu kimi zaman aile aşkı olur, kimi zaman bir kadın/adam aşkı, kimi zaman ise ilahi aşk. Romanın ana kahramanı Frederic Henry'i yaşama bağlayan ise Catherine Barkley'e duyduğu aşk olur. "Tanrı biliyor ya,ona aşık olmak istememiştim. Kimseye aşık olmayı istememiştim. Ama Tanrı biliyor ya olmuştum."(syf:122) satırlarıyla Henry'nin Catherine'e duyduğu aşka şahitlik ederiz.


Savaş ne kadar insanı hayattan koparırsa aşk o kadar yaşama bağlar. Savaş ne kadar kötüyse, kötülük getirirse aşk o kadar iyidir, iyilik getirir. Artık Frederic Henry'i yaşama bağlayan aşkı vardır. Henry'nin aşık olmasına bir de savaşın farklı biçimde seyretmesi eklenince Henry ordudan kaçar. "Savaş çok uzaktaydı artık. Belki de hiç yoktu savaş...sonunda anladım, benim için bitmişti savaş aslında." (syf:280)sözleriyle belirtir Henry savaşa bakışının değiştiğini.


Savaşın acımasız olduğu kadar hayat da acımasızdır Hemingway'e göre:"Ortasına atıverir, kuralları anlatır, yoldan çıktığı ilk anda da öldürüverirlerdi." (syf:368)Hemingway'e bunları yazdıran belki yaşadığı acı hayat tecrübeleri belki içinde barındırdığı kırk duygulardır ama kesin olan şu ki yazdığı eser birçoğumuza savaşın iç yüzünü gösterecek, ona farklı açıdan bakmamızı sağlayacaktır.


Kitabın değindiğim konuları Hemingway'in sade ve akıcı üslubu eşliğinde okura ulaşıyor. Süsten uzak ve duru anlatıma sahip kitap olayları okurun zorlanmadan anlamasına, romanı benimsemesine ve kitabın anafikrine kolaylıkla ulaşmasına katkıda bulunuyor.


Kitabı okurken Nazım Hikmet Ran 'ın şu sözleri geliyor insanın aklına:"Savaş;korku ve sefaletten başka bir şey veremez. Yakar, yıkar, öldürür, yok eder." Aşkı ise Molière' den hatırlıyoruz;"İnsanı, aşkın güzellikleri yaşatır."


Savaşın içinde yükselen Henry'nin Catherine 'e duyduğu aşka sizlerin de şahitlik etmeniz dileğiyle...Keyifli okumalar...
296 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
Savaş ve aşkın iç içe harmanlanmış halini çok güzel anlatmış. Kahramanımız bir teğmen ve savaşın tam ortasında; ölümler görüyor, arkadaşlarını kaybediyor ama bunun yanında bir de aşık oluyor. Daha sonrasında savaşın ne kadar boş ve anlamsız olduğunu düşünüyor. acıyı,hüznü arkasında bırakıp kaçmayı tercih ediyor. Bu kaçış onu mutluluğa götürüyor ama malesef bu mutlulukta kısa sürüyor. Kitap çok sade, yalın,anlaşılır bir anlatıma sahipti. İçindeki aşk ‘da oldukça etkileyiciydi. Savaş ve aşk; iki zıt kavram acının içinde yeşeren peyda olan mutluluk gibi.. keyifli okumalar dilerim.
340 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Amerikan edebiyatının en önemli isimlerinden biri Ernest Hemingway.
Hemingway’i bu kitapla tanıyacaksınız. Sade ve düz bir dille anlatımından dolayı okurken hikayeden kopamayacaksınız. Girdiği 1. dünya savaşını, savaşın şahidi olarak ve savaşların insanlar üstündeki etkisini anlatırken savaşı anlatmakla kalmıyor kendi fikirlerini görüşlerine de yer veriyor. İnsanların hayatları üzerindeki olumsuz etkilerinden bahsediyor.
Ve savaşın ortasında birbirlerini delice seven iki genç...
Yüzbaşı Henry, Catherine...
20. Yüzyıl ve sonrasını daha iyi anlamak isteyen herkesin okuması gereken gerçek bir başyapıt.

Silahlara Veda’yı okurken Hemingway’in şu sözlerini de akıldan çıkartmamak gerek: “Savaş eskiden olduğu gibi ekonomik güçlerin bir çatışması değil. Artık savaşlar, övündükleri reformlarla insanları mutlu etmeyi başaramayan diktatörlerin, insanların yurt sevgisini kötüye kullanarak, vatandaşlarını kirli bir savaşa yönlendirmeleriyle gerçekleşiyor.” Savaş ne kadar kötüyse aşk o kadar güzeldir. Savaş nasıl umutsuzluğa sürüklerse insanı, aşk öylesine yaşama döndürür.
296 syf.
·Puan vermedi
Savaş ortasında bir aşk... Betimlemeleri öyle sağlam ki kahraman sanki siz olmuşsunuz. Herkese tavsiye ederim. Olay İtalya'nın 1.dünya savaşındaki durumlarından bahsediyor. Bizde ki yakup kadri tadında , Yaban gibi sürükleyici.
"İnsanın kaybedecek bir şeyi olmayınca, yaşam o kadar güç değildir."
"Ne demek istiyorsun?"
"Hiç. Bir zamanlar öylesine büyük görünen engellerin, şimdi ne kadar küçük olduklarını düşünüyordum."
Ernest Hemingway
Sayfa 123 - Bilgi Yayınevi, 2017. 11. basım, Türkçesi: Mehmet Harmancı
-Demek, hiç umut yok öyle mi?
-Umut hiç bitmez. Ama, bazen umudum kalmıyor. Hep ümit etmeye çalışırım ama, bazen yapamıyorum işte.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Silahlara Veda
Alt başlık:
Bütün Eserleri 7
Baskı tarihi:
Ocak 2019
Sayfa sayısı:
434
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752202795
Kitabın türü:
Orijinal adı:
A Farewell To Arms
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bilgi Yayınevi
Silahlara Veda, Hemingway'in en önemli romanlarından biridir. Bu eserde sıcak savaşın ortasında iki genç insan hem kendi sevgi dolu dünyalarında, hem de savaşın her şeyi yerle bir eden acımasız dünyasında yaşarlar; bütün zorlukları aşarlar sevgileriyle. Bir yanda insanı yok eden savaş, bir yanda insanı insan yapan sevgi... Yaşama sevinci... Bu çelişkili yaşam içinde bu iki insanı çeke sürükleye götüren olaylar... Romanı en güzel savaş romanlarından biri yapan bir sonuç.

Tüm zamanların ilk yüz romanı arasında gösterilen Silahlara Veda savaşlara, aşklara, dünyaya bakışınızı değiştirecek bir roman.
***
Silahlara Veda'nın bu baskısında ilk defa alternatif sonlara, önemli bazı bölümlerin ilk taslaklarına ve el yazısı müsveddelerine yer verilmiş, Hemingway'in sanatına, yaratma sürecine ve yirminci yüzyılın en şahane romanlarından birinin evrimine ışık tutmaya çalışılmıştır. Ayrıca romanın 1948'de yayınlanan resimli baskısı için Hemingway'in yazdığı önsöz, yazarın oğlu Patrick Hemingway'in kişisel “giriş”i ve yazarın torunu Seán Hemingway'in yeni önsözü de ilk defa bu baskıda yer alıyor.

Kitabı okuyanlar 2.206 okur

  • İsmail ekilen
  • SavaşYıldırım
  • Aylola
  • Serkan
  • Deniz
  • sahir koray arslan
  • Ceren
  • Uehalfhauefh
  • Sergen Aydın
  • Nghn

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.3
14-17 Yaş
%2.6
18-24 Yaş
%16.3
25-34 Yaş
%33.8
35-44 Yaş
%26.1
45-54 Yaş
%11.7
55-64 Yaş
%4
65+ Yaş
%3.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%50.7
Erkek
%49.3

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%18.6 (114)
9
%12.7 (78)
8
%22.4 (137)
7
%13.7 (84)
6
%3.9 (24)
5
%2.3 (14)
4
%1.8 (11)
3
%1.3 (8)
2
%0.3 (2)
1
%0.2 (1)

Kitabın sıralamaları