Eskici ve Oğulları

·
Okunma
·
Beğeni
·
8.782
Gösterim
Adı:
Eskici ve Oğulları
Baskı tarihi:
Ekim 2017
Sayfa sayısı:
378
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752896468
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Baskılar:
Eskici ve Oğulları
Eskici Dükkanı
Eskici ve Oğulları (Eskici Dükkanı)
Türk edebiyatının büyük ustası Orhan Kemal, en yetkin kitaplarından biri olan Eskici ve Oğulları'nda ekonomik koşulların nasıl da aile bağlarını zorladığını ele alıyor. Edebiyatımızda her zaman emeğin, umudun, aydınlığın yanında tavır almış olan Orhan Kemal, insan eliyle kurulan çarpık düzenin nasıl da insanın kendini yozlaştırdığını en iyi dile getiren yazarlarımızdan biri. Eskici ve Oğullan, ekonomik zorluklar nedeniyle çözülmenin eşiğine gelmiş aile ilişkilerini tüm canlılığıyla gözler önüne seriyor.

Orhan Kemal'in kitapları bir okurun hayatta rastlayabileceği o çok nadir hazineler arasında yer alır. Çok az yazar okurunun dünyasında onun kadar iz bırakır, okurunu onun kadar biçimlendirir. Orhan Kemal umudu ve iyimserliği yeniden kazanmamız için yol gösterir bize. Edebiyatımızın en değerli ustalarından biri olan Orhan Kemal'in kitaplarını yayımlamaktan onur duyuyoruz.
(Tanıtım Bülteninden)
Sinema veya televizyona uyarlanan eserlerini saymazsak, Orhan Kemal ile gerçek anlamda bir tanışma oldu bu kitap... Genelde bunu dedikten sonra 'Orhan Kemal'le geç kalmış bir tanışmaydı' şeklinde bir mahcubiyet cümlesi kurmam beklenebilir ama ben iyi ki de bu kitaplar bu yaşlarıma denk gelmiş diye büyük bir memnuniyet duyuyorum açıkçası.

Zaten Klasik Türk Edebiyatı ile ilgili kitaplar genelde ortaokul, lise yıllarında Türkçe öğretmenleri tarafından zorla okutulur ve o yıllarda bir defa okununca sanki bu kitaplar gençlik kitaplarıymış gibi bir daha el sürülmez... Pek çoğumuz düşüyoruz bu yanlışa... Ne zaman Orhan Kemal, Reşat Nuri, Peyami Safa gibi büyük yazarlardan bir bahis açılsa hemen arkasından 'ben onu lisede okumuştum ama aklımda hiçbir şey kalmamış' gibi cümlelerle karşılaşıyorum. Bu yazarlar lisede okunmasın gibi bir anlam çıksın istemem ama Klasik Türk Edebiyatı'nın lise yıllarına sıkıştırılmasını da doğru bulmuyorum kendi adıma... Neyse ki, Kürk Mantolu Madonna sayesinde kendi edebiyatımızı, kendi yazarlarımızı yeniden keşfetmeye başladık ki, bu durum zamanla edebiyatımızın her yaşta, her dönemde daha geniş bir kitle tarafından sahiplenileceği yönünde iyimser bir tablo ortaya koyuyor.

Eskici ve Oğulları, İkinci Dünya Savaşı'nın etkilerinin yavaş yavaş silinip de Amerikan kapitalizminin dünyaya iyiden iyiye el atmaya başladığı dönemi ve bu dönemin ülkemizdeki ekonomik etkilerini, bir ayakkabı tamircisi ve ailesinin yaşadıkları üzerinden, toplumsal gerçekçi bir bakış altında başarılı bir şekilde ortaya koyan bir kitap...

Koca bir ömrü ayakkabı tamirciliği ile geçiren, rızkını bu zanaat üzerinden kazanan Topal Eskici'nin işleri, 'MAKİNELEŞME'nin etkisiyle sekteye uğrar ve kazancı günden güne erimeye başlar. Tabii bu ekmek teknesinden beslenenler sadece kendisi ve karısı değildir. Aile genişlemiş, çocuklar ve torunlar da eklenmiştir... Daralan gelir tüm aileyi geçindirmeye yetmez. Ekonomik sorunlar, aile içi sorunları da beraberinde getirir. Herkes daha öfkeli, daha tahammülsüz olmuştur. Kalpler daha kolay kırılmaya, ağza alınmayacak laflar da yavaş yavaş ağza alınmaya başlamıştır... Ailenin önünde artık çok fazla seçenek kalmaz. Eldeki seçenekler de açıkçası çok cezbedici seçenekler değildir... Yine de ortak bir karar alınır ve zor bir yola çıkılır...

Kitabı kısaca bu şekilde özetleyebiliriz. Bundan sonrasını kitabı okumak isteyenlere bırakıyor ve ufak ufak sözü günümüze, kendi dünyamızın eskicilerine getirmek istiyorum...

******************************
Bugün televizyon karşısında kahvemizi yudumlarken nostaljik bir nazar ile seyrettiğimiz 'nesli tükenen meslekler, yok olan zanaatler' temalı belgesellerin, yakın bir zaman içinde baş rolünde oynayabileceğinizi hiç düşündünüz mü?

Açıkçası böyle bir durum olursa benim için çok şaşırtıcı olmaz. Bunun için de geçerli sebeplerim var kendime göre... Sizinle de dilim döndüğünce paylaşmak isterim bu sebepleri... Buyrun o halde...

Makineleşmenin bugünkü karşılığı DİJİTALLEŞMEDİR. Dijital dönüşüm adını verdiğimiz süreç günden güne pek çok sektör üzerinde etkisini göstermeye başladı bile... Buna yeni bir sanayi devrimi de diyebiliriz. Bu dönemde üretim anlayışı sil baştan değişiyor. Robotlar ve 3D yazıcılar sahneye çıktıkça insana olan ihtiyaç da aynı ölçüde azalıyor. Çünkü 3 boyutlu baskı teknolojisi kullanan yazıcılar, katmanlı bir yapı oluşturarak birçok hammadde katmanını üst üste koyabiliyor ve bunları birbirine ekleyerek dijital tasarımları fiziksel ürünlere dönüştürmeyi sağlıyor. Bu üretim modeli şimdiden milyarlarca dolarlık pazarların %20'sini ele geçirmiş durumda... Bu teknoloji, beraberinde 'mikro fabrikaları' getirecek. Yani, tasarım artık direkt olarak yazıcıda ürüne dönüştüğü için devasa üretim bantlarına ve tonla makineye ihtiyaç duyulmayacak...

Şu an bu ve buna benzer gelişmeler bizim için biraz karmaşık görünse de artık hepsinin hayatın bir gerçeği olduğunu kabul etmek durumundayız... Konuyla bir dönem yakından ilgilendiğim için buna benzer sayısız örnek gösterebilirim. Ancak bu incelemeyi bir teknoloji makalesine çevirmek de istemem.

Sadece şunu söyleyebilirim ki, gelecekte sınırlı sayıdaki 'geçerli meslekler', bilgisayar teknolojileri, yazılım ve programlama dilleri, tasarım ve benzeri alanlarda eğitim alabilen insanların meslekleri olacak. Buradan hareketle, son yıllarda uluslararası şirketler başta olmak üzere pek çok finans kuruluşu (Türkiye'de Garanti Bankası ve Finansbank'ı biliyorum) inanılmaz bütçeler ile 5-6 yaşındaki çocuklara ücretsiz kodlama eğitimi vermeye başladı. Eskiden özel kolejler 'çok iyi İngilizce eğitimi veriyoruz' diye rekabet ederken şimdi hepsi müfredatına kodlama dersleri koymaya başladı. Hangisinin internet sitesine girerseniz girin en tepede bu kodlama derslerinden bahsedildiğini göreceksiniz.

Hadi son bir örnek de tıp sektöründen verelim. Çünkü 'çocuğum inşallah doktor olsun' diye her gün el açıp dua eden anne-babaların sayısı az değil... General Electric (GE) başta olmak üzere pek çok teknoloji şirketi, bu alanda da inanılmaz yenilikler getirmeye hazırlanıyorlar. GE'nin geliştirdiği ameliyat yapan robotun videosunu kendi gözlerimle seyrettim:) Bir kadavra üzerinde yapılan ameliyatta robot, baya kadavranın ameliyat edilecek bölgesini kesti, yapılması gereken işlemi yaptı ve sonra bir güzel dikti o bölgeyi. Ve tüm bu operasyonu SIFIR HATA ile tamamladı. Bu robotların test süreci devam ediyor. Ancak hastanelerde görev almaya başlayacakları gün, çok uzak bir gelecekte olmasa gerek.

Belki bundan on yıl sonra doktorlar da ameliyat masasında değil, ameliyatı yapacak robotu kontrol edecekleri bilgisayarın başında olacaklar... Kısacası kodlama dili, yakın bir zamanda tüm dünyanın, hayatın ortak dili haline gelecek...

Örnekleri elimden geldiğince büyük sektörlerden vermeye gayret ettim ki, hal böyleyse, küçük sektörleri konuşmaya bile değmez deyip işin içinden rahatça çıkabileyim:) Yani artık kağıt gazetelerin yerini dijital gazetelerin, televizyon kanallarının yerini Netflix benzeri dijital kanalların alacağını, o kanallarda yayınlanacak dizilerde oynayacak oyuncuların da %70'nin gerçek değil, sanal oyuncular olacağını falan uzun uzun yazmaya gerek yok sanırım...

******************************
Kısacası hayat böylesine baş döndürücü bir hızla akmaya devam ettiği sürece, bizler de topal eskicinin nefesini ensemizde hissetmeye devam edeceğiz.

Teknolojik gelişmelere her zaman olumlu bir gözle yaklaştık, bu gelişmelerin her zaman hayatımızı daha da kolaylaştırmak için olduğuna kolayca ikna olduk. Buna karşın teknolojinin, üretimde insana olan ihtiyacı neredeyse sıfıra indirmekte olduğunu görmezden gelmeye devam ediyoruz. Bir makinenin ayakkabı tezgahını yıkabileceğine inanıyor ama başka bir makinenin de gelip bizi oturduğumuz Bürosit koltuktan yıkabileceğine nedense inanmak istemiyoruz. Belki de bu bizim başımıza gelene kadar bizim çoktan emeklilik yaşımızın geleceğini falan düşünüyoruz... Oysa topal eskici de dükkana kepenk vurup yollara düştüğünde 65 yaşındaydı... Belki de bir Ege kasabasına yerleşip bahçesinde domates yetiştirmeyi düşünüyordu o da herkes gibi... Ancak evdeki hesap maalesef çarşıya uymadı.

Siz siz olun hesabınızı iyi yapın... Yok olan zenaatler belgeselini seyrederken de acı kahvenizi ve soğuk suyunuzu sehpanızdan eksik etmeyin...

Herkese keyifli okumalar dilerim...
Okumaktan haz aldığım kitaplara inceleme yazısı eklemek ayrı bir güzel benim için. Orhan Kemal'in Eskici ve Oğulları isimli eseri de okumaktan haz aldığım, yer yer meraktan kıvrandığım kaliteli bir eser deneyimiydi. Bu eser beni neden bu denli etkiledi, anlatayım.

Eserde iki oğlu ile ayakkabı tamiri üzerine bir dükkân işleten topal eskicinin hayatı konu ediliyor. Bu eskici öyle düşündüğünüz gibi halim selim, beyefendi bir adam değil ne yazık ki. Dükkânda iki oğlunu da sürekli azarlayıp hor gören, hatta dükkânın gelirinin hepsine yetmediğini ileri sürerek ve torunlarını dahi düşünmeyerek, büyük oğlunun artık kendi başının çaresine bakması gerektiğini sürekli ima eden; evde karısına ve kızına her fırsatta kızıp ardından pişman olan garip mi garip bir adam. Bu aksi ve küfürbaz adamın dengesiz hâllerine tanık oldukça kızmaktan kendimi alamadım. Karakterleri bu denli okuyucuya hissettirmesi kitabın kaliteli yönlerinden biri.

Bu durumun yanı sıra yoksulluk, zengin olma tutkusu, fakirliğin bir ailenin iç huzurunu olumsuz yönde nasıl etkilediği de kitabın ana temalarından. Topal eskici çok da işlemeyen bir dükkânla dokuz kişiyi nasıl doyuracağını düşünüp, sürekli kötü kaderini sorgular. Büyük oğlu Mehmet başının çaresine bakıp, babasına yük olmamak için kendince yollar arar. Küçük oğul Ali ise böyle bir babaya her fırsatta kızarak, abisinin yolundan gitmeye çalışır. Kız kardeş Zeliha'ya gelince, gelinlik kız olduğundan zengin ve itibarlı bir eş bulma derdindedir. Anne ise hayalindeki şaşaalı konağa kavuşup mahalledeki kadınları çatlatma peşindedir. Sayfaları çevirirken yeri geliyor Mehmet, Ali, yeri geliyor Zeliha oluyorsunuz. Hepsinin kendi açılarından farklı emelleri vardır fakat kader hepsine bir yol çizmiştir. İşte eser okuyucuyu bu uzun yolculuğa davet ediyor.

Orhan Kemal'in kaleminden ilk okuduğum eserdi Eskici ve Oğulları. Başlangıç için isabetli bir eser seçtiğimi düşünüyorum. Zira okurken bir an olsun sıkılmadım, devamında ne gelecek diye heyecana kapıldım, son sayfaya gelince 'Biraz daha uzasa ya' diye düşündüm. Velhasılı kelâm ruhun şad olsun Orhan Kemal, ne güzel bir eser bırakmışsın ardında. Bana da okumayı düşünenler için bir alıntı bırakmak düşer. :)

"Herkes yalnız kendi çıkarını düşünüyordu. Varsa oğlanlar, yoksa oğlanlar. Dünyada sanki yalnız oğlanları vardı. Oğlanlar ne derse eninde sonunda o oluyordu. Kız geleceğine keşke bir kalıp sabun gelseydi. Elde, çamaşırda eriyip gider, dünyaya rezil olmazdı."
Okuduğum ilk Orhan Kemal eseri. Kitaba başlarken ön yargıyla başladım doğrusu. Ama sayfaları çevirdikçe ön yargım kırıldı ve kitabı beğendim.
Kötü ekonomik şartların bir aileyi nasıl etkilediği, zorladığı, edebiyatımızda emeğin yazarlarından biri olan Orhan Kemal tarafından çok iyi bir dille anlatılmış.
“Sanat sanat için midir,” yoksa “sanat toplum için midir,” çekişmesi en az yüzyıllık bir sorunsaldır. Ferit EDGÜ Tüm Ders Notları eserinde bu sorunsal için, küçük bir çocuğa anneni mi daha çok seviyorsun yoksa babanı mı, sorusunu sormaya benzediğini söyler. Yine aynı eserinde, sanat ile uğraşanlar iktisat ve felsefe çalıştıklarını söylüyorlar, acaba yazın sanatını da çalışmaya vakitleri oluyor mu, tespitinde de bulunur.

Bu sorunsal çok boyutlu bir konudur. Öncelikle sanatçının anlattıklarını yoldan geçen birisi gibi anlatmaması gerekir. Bu sanata olan saygının bir gereğidir. Sanata saygı duyulmazsa her yer kendini sanatçı olarak nakledenlerle dolar ki bu da sanatın ve sanat eserlerinin niteliğini düşürür. Konunun diğer bir boyutu ise, sanat eserinin her kesim tarafından anlaşılabilirliği ve toplumu ilgilendiren konuları işlemesidir. Bu konuda gözardı edilirse sanat sadece belirli bir zümrenin tek elinde olmaktan öteye geçemez.

Bir esere hem sanat niteliği kazandırmak hem de toplumsal konuları anlaşılabilir bir dille işlemek kolay değildir. Bunu başarabilenler yok mudur, elbette vardır. İşte yarınlara kalacak olan bu sanatçılardır. Dostoyevski, Jack London, John Steinbeick, Gogol, Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Aziz Nesin gibi. Kısacası toplumsal gerçekçiler.

Toplumsal gerçekçiler ile tanışmam rus edebiyatı okumalarıma dayanır. Özellikle Gogol’a. Bizde de Gogol etkisinde, etkisinde değil ise bile çizgisinde yazar çoktur. Aziz Nesin gibi. Bürokrasiye eserlerinde çok yer vermeyen daha çok toplumun en alt kesimin anlatan yazarlarımızda vardır. Bu yazarlardan en başta aklıma gelecek olan Orhan Kemal’dir.

Orhan Kemal’in şu zamana kadar üç eserini okudum, Murtaza, Önce Ekmek, Eskici ve Oğulları. En beğendiğim eseri ise Önce Ekmek’tir. Nitekim Sait Faik öykü ödülünü de kazanmıştır. Bu ödül kesinlikle hak edene ve toplumsal gerçekçi hikayelere verilir. Sonra aklıma gelecek olan ise Eskici ve Oğulları’dır.

Orhan Kemal Eskici ve Oğulları eserinde ağırlıklı olarak geçim sıkıntısı içerisinde olan insanın ruhsal bunalımlarına yer vermiştir. Hepimiz zaten bu konuyu az çok biliyoruz. Yaşadık, yaşamadıysak bile gördük şahit olduk. İnsan kapalı bir kutudur içinde bir yangın kopar, uykuları bölünür uyku dahi uyuyamaz da dışarıdakiler sadece bunun etkilerini görür.

Daha çok anlatmak isterdim ama geçim sıkıntısı mevzusuu çok ince bir mesele. Üzerinde konuşurken bile insan bunalıyor. İşte benim burada anlatamadığımı yazar kitabında sonuna kadar anlatmış.

Türk edebiyatı okuyalım okutalım..

Herkese keyifli okumalar dilerim..
Töreler ne yapması gerektiğini bilmeyen kitleye ,ne yapması gerektiğini anlatan kurallar bütünüdür diye düşündüğümde, cahillik olmasa "töre yaşar mıydı " diye de düşünmeden edemiyorum. Irgatlık zor , yaşam zor, cehalet zor, fakirlik zor,konu zor, bize yalnızca kolayca okumak kalıyor. Teşekkürler Orhan Kemal.
Bu tarz kitaplara hep ön yargıyla yaklaşırdım yarım bırakmaktan korkardım açıkçası o yüzden hiç başlamazdım eskici ve oğullarını defalarca kütüphaneden alıp okuyamadan geri veriyordum. Ama bu kez okudum ve daha önce okumadan verdiğime bin pişman oldum herkesin okuması gereken ders çıkarması gereken bir kitap. 60 lı yılların ortasında bir ailedeki geçim sıkıntısını ve insanın çocukları için neler yapabileceğini nelerden vazgeçebileceğini anlatan gerçek bir hikayeydi benim en beğendiklerim arasına girdi bile bu eser.
Yıllar önce okuduğum ve Orhan Kemal'in en sevdiğim kitaplarından bir tanesi.Bir aile dramı iflas etmiş bir aile reisi ve ailesinin etrafında dönen dram; okurken duygulanmamak mümkün değil...
Türk edebiyatının en önemli isimlerinden biri olarak kabul edilen Orhan Kemal'den okuduğum ilk kitap Eskici ve Oğulları oldu. 100 temel eser (saçmalığı) listesine giren tek Orhan Kemal eseri olma özelliği taşıyan kitabı açıkçası çok merak etmedim ve fiyatı uygun görünce kütüphanemde bulunsun belki bir şans veririm diyerek almıştım. Okuduktan sonra bu kararımdan pişman olmadım ve böyle kaliteli bir yazarı geç okumuş olmama üzüldüm. Orhan Kemal gerçekten akıcı ve sade bir dil kullanıyor, anlatılan kötü bir hadise de olsa size kendini okutturuyor bir şekilde. Yazar kişiler hakkında detay çok uzatmadan direkt anlattığı için sıkmıyor fazla. Kitapta oldukça argo ve küfür mevcut ancak Everest Yayınları anlamsız bir şekilde sansür uygulayarak beni delirtme noktasına getirdi. Sanki araya nokta koyunca biz aptalız ya anlamıyoruz hangi küfür olduğunu, yayınevinin okuru böyle aptal yerine koymasından hiç hoşlanmadığımı belirteyim. RTÜK kitaplara bulaşmaz diye umarak hikayeye geçiyorum. Zengin dedesiyle sık sık övünen Topal Eskici adında, ağzı bozuk Trablusgarp gazisi bir ayakkabı tamircisi ile biri evli üç çocuklu, diğeri bekar iki oğlunun arasında yaşanan sert çatışmaları okuyoruz eserde. Olaylar ellili yılların Adana'sında geçiyor ve yerel halkın konuşma tarzını görüyoruz. Ben o yöreyi az çok bildiğimden kelimelerde fazla zorlanmadım, bir bölgenin halkını olduğu gibi yansıtmak çok önemli. Topal Eskici olacak baş kahramandan aşırı derecede nefret ettim gerçekten, okudukça küfrettim yeminle böyle baba olmamalı. Kendisi karaktersizin ve iki yüzlünün önde gideni, oğlum dediği kişiye demediğini bırakmaz sonra üzüldüm diye barışmaya geliyor utanmadan ya böyle pişkin bir tipe değil baba demek küfretmeye değmez. Oğullarına karşı geçmişte çok hata yapmış ve yapmaya devam etmektedir. Bir yandan aile ekonomik sıkıntılarla boğuşmaktadır ve oğlanlar Çukurova'da kütlü toplamaya bile gitmiştir. Eskici dükkanının çevresindeki esnaflar sürekli şaka yaparlar bu bizim eskiciye ancak kendisi sövmekten geri kalmaz. Düşünün böyle birinin oğulları nasıl olur, yazar bunu gerçekten güzel aktarmış. O dönemin sosyal yapısı hakkında bilgi edinmek mümkün. Bildiğiniz üzere Orhan Kemal hapis yatmıştır, acaba ülkenin bu gerçeklerini yazınca devlet gıcık mı oldu diye aklıma geldi yer yer. Kitabın ortalarında Ünal diye bir karakter geliyor ki yılışığın teki kendisi. Fakat eskiciyle çok iyi anlaşır iki pislik birbirini buldu diye düşündüm. Sonra eskicinin karısı tam bir kaynana, sanki kendisi Buckingham Sarayı'nda nedimeymiş gibi gelinini uğursuz diye aşağılamaktan geri kalmaz. Bol sinirli ve entrikalı bir kitaptı benim için. Bütün bu olumsuzluklara rağmen olayları merakla okudum ve beğendim. Keşke daha önce okusaydım diyorum fakat o zaman bu tadı alır mıydım emin değilim. Kısacası demek istediğim; Nazım Hikmet iyi ki kodeste Orhan Kemal'i roman yazmaya teşvik etmiş. Everest Yayınları senin bu yaptığını unutmadım bilesin.
Orhan Kemal'in okuduğum ilk eseri... Çok çarpıcı bir kitap. Yokluk içinde yaşayan Eskici ve Oğulları'nın yaşam mücadelesi. Umutlar, çaresizlikler, pişmanlıklarla harmanlanmış bir dram var kitapta. Dram dedim ama kitap tebessüm ettiren bölümler de içeriyor; özellikle eskici ve esnafın atışmaları çok keyifliydi. Ana karakter eskici belki de görebileceğiniz en farklı roman karakteri.
Orhan Kemal'in bu kitaptan sonra okuduğum 3 kitabında da halkın fakir kesiminin hayatlarına, dertlerine değindiğini gördüm. Yazarların halka inmeleri, onların arasında var olmaları gerektiğini düşünüyorum. Bu yüzden Orhan Kemal çok sevdiğim yazarlar arasında artık.

Kitabı kesinlikle tavsiye ediyorum. Okuyun, okutun.
Orhan Kemal'in kalemini çok sevmeme rağmen, Eskici ve Oğulları romanını oldukça geç okuduğumu düşünüyorum. Keşke daha önce okuyan okurlar kervanına ben de katılabilseydim demekten kendimi alamıyorum. Yazar; güçlü, etkileyici, hayatın gerçeklerini yansıtan üslubuyla, kendine has özgün kalemiyle bir ailenin ekonomik açıdan sıkıntılarını yürek burkan bir işleyişle kaleme almış. Romandaki aile betimlemesi çok gerçekçiydi. Aynı zamanda ailenin fakirlikten dolayı kütlü toplamaya gidip orada da tutunamayışlarını, hastalıkla mücadele edişlerini çok etkileyici bir şekilde kitaba dökmüş yazar. Eskici ve Oğulları romanı iyi ki okumuşum dediğim kitaplar arasında bile değil çünkü, Orhan Kemal'in okuduğum romanları benim için her zaman ayrı bir kategoride olacak. Romanda ders çıkarılabilecek bir sürü dokunuşlar var.
Adana'da o dönemde eskicilik yaparak geçimin sağlayan bir Baba ve çocukları ile olan ilişkiler eşsiz bir anlatımla sunuluyor. Pamuk işçiliğinin merkezde olduğu bir dönemde belki de bir yok oluş ile işçiliğe mecbur kalan bir aile fotoğrafı.
MEB tarafından tavsiye edilen 100 temel eserden biri olan #eskiciveoğulları #orhankemal in okuduğum ilk kitabıdır.
Kitap geçim sıkıntısı çeken bir ailenin yaşamış olduğu zorlukları anlatıyor.
Çekmiş olduğu geçim sıkıntısı yüzünden olur olmaz şeylere sinirlenip kalp kıran sonra pişman olan bir baba, fakirlikten kurtulmak isteyen, güzel bir konakta yaşama hayali kuran anne, fabrikadan çıkartılan ve babasının eline bakan bir oğul, babası ile anlaşamayan ama huyu aynı babasına benzeyen küçük oğul, küçük masum hayalleri olan genç bir kız, ve tüm zorluklara, hor görülüp dışlanmalara boyun eğen sabır taşı bir gelin.
Fakirlik bir ailenin bağlarını ne kadar zorlayabilir. Ve bir baba ailesine neler yapabilir | ailesi için neler yapabilir?
Gülmenin, ağlamanın, merakın ve daha bir çok duygunun bir arada hissedilebileceği bir kitap...
Bozuldu ağa bozuldu, dünya kökünden bozuldu. Üstüne bastığım toprak ayaklarımın altından kayıyor sanki. Bugün dünü arıyoruz, yarın da bugünü arayacağımızdan şüphen olmasın.
Orhan Kemal
Sayfa 44 - Everest Yayınları 39.Baskı Mayıs 2016
“Sana Hasan Ağa’yı anlatıyorum ki ibret al. Herif beş çiftlik, yetmiş bin dönüm tarla sahibiydi ölürken!

Ünal’ın bildiği bir şeyler yok değildi.
“Neye yarar?” dedi. “Öldükten sonra mezarından çıkardılar, kellesini kesip kıçının yanına koydular!”

“Biliyorum. Ağzından da altın dişlerini sökmüşler tekmil...”

“Tamam. Neye yarar yetmiş bin dönüm tarla? Beş çiftlik?”

“Canım o haksız, ekmeksizin biriydi, bakma. Esasına bakarsan din min de hak getireymiş... Hasan Ağa’ya yüz dönüm tarla feda et, eşşeği nikâhlasın. Babam böyle derdi.”
Orhan Kemal
Sayfa 223 - Everest Yayınları, Cep boy, 26.Basım

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Eskici ve Oğulları
Baskı tarihi:
Ekim 2017
Sayfa sayısı:
378
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752896468
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Baskılar:
Eskici ve Oğulları
Eskici Dükkanı
Eskici ve Oğulları (Eskici Dükkanı)
Türk edebiyatının büyük ustası Orhan Kemal, en yetkin kitaplarından biri olan Eskici ve Oğulları'nda ekonomik koşulların nasıl da aile bağlarını zorladığını ele alıyor. Edebiyatımızda her zaman emeğin, umudun, aydınlığın yanında tavır almış olan Orhan Kemal, insan eliyle kurulan çarpık düzenin nasıl da insanın kendini yozlaştırdığını en iyi dile getiren yazarlarımızdan biri. Eskici ve Oğullan, ekonomik zorluklar nedeniyle çözülmenin eşiğine gelmiş aile ilişkilerini tüm canlılığıyla gözler önüne seriyor.

Orhan Kemal'in kitapları bir okurun hayatta rastlayabileceği o çok nadir hazineler arasında yer alır. Çok az yazar okurunun dünyasında onun kadar iz bırakır, okurunu onun kadar biçimlendirir. Orhan Kemal umudu ve iyimserliği yeniden kazanmamız için yol gösterir bize. Edebiyatımızın en değerli ustalarından biri olan Orhan Kemal'in kitaplarını yayımlamaktan onur duyuyoruz.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 1.040 okur

  • Hüsne ARTIKARSLAN
  • Ayşegül
  • Zafer Sakacı
  • feraydemiray
  • Gökçe
  • Hatice Akca
  • Hilal Oral
  • Ayşegül Bakıcı
  • Çiğdem BAHADIR
  • Zehra Akyol

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.5
14-17 Yaş
%6.6
18-24 Yaş
%23
25-34 Yaş
%29.6
35-44 Yaş
%20
45-54 Yaş
%11.9
55-64 Yaş
%3
65+ Yaş
%1.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%61.5
Erkek
%38.4

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%23.5 (75)
9
%25.1 (80)
8
%23.5 (75)
7
%14.4 (46)
6
%6.3 (20)
5
%3.4 (11)
4
%1.3 (4)
3
%0.3 (1)
2
%0
1
%0.3 (1)

Kitabın sıralamaları