Atatürkçü Düşünce Sistemi, tarihsel bağlamda insan uğraşının aydınlanmaya yönelme dürtüsünün ve uygarlaşma katsayısıyla genişletilmiş toplumsal hareketlerin, yerel eskimiş yapıdan dünya standartlarına geçişte oraya çıkardığı sosyal problemlere tabiat bilimleri yöntemi ile yaklaşmayı hedefleyen Atatürk’ün uygulamalarına verilen addır. Bu sistem, eğitime ve halk egemenliğine dayalı devrimsel bir alt kümeden yola çıkarak, problemlere göre kategorize edilmiş sayısız parçayı da bilimsel metotla yaklaşılmış çözüm kümeleri dizisiyle kapsayan bir bütüne ulaşmayı amaçlar. Her ne kadar bütünsel bağlamda bir kısmı Avrupa Aydınlanmasının temellerinden esinlenen ve doğa bilimlerinin deneme-yanılmacı yöntemine dayanan evrensel bir yaratıcılık ürünü olsa da bu sistem, tıpkı adlandırıldığı gibi Atatürk’e has bir düşünce sistemidir; taklitçiliğin kesinlikle yeri olamaz. Atatürk’ün kurumları ve ilkeleri, “Kemalizm” gibi siyasi faaliyetlerin ürünü olmayıp tam aksine, değişen dünya standartlarına bulunmuş yerel ama özünde evrensel çözümlerdir ve yanlışlandıkları durumda geçerliliklerini yitirmeyen geleneksel inanç yapılarına dönüşmezler.
Atatürk’ün tek miras olarak akıl ve bilimi bırakması, başardıklarını ve yapmak istediklerini bilimsel yöntemden koparmamasının bir neticesidir. İnsanın doğal fenomenleri gerekçelendirmekte yararlandığı akıl ve ulaştığı sonuçları metafiziğe kaymadan deney ve gözlemle test etmesiyle yürüttüğü bu ikili sistem, bilgide sürekli değişmeyi ve kesin bilgiden tümüyle kaçınmayı kabul ederek donmuş ve geçerliliğini yitirmiş düşünce kalıntılarının derhal terk edilmesine dayanır. Tabii ki bu da özgür ve laik bir eğitim almış, karşılaştığı problemler karşısında sızlanmakla değil çözüm bulmakla zaman harcamayı öğrenmiş, karanlık faktörlerin zincirlerine tutsak olmaktan