Ozan K. profil resmi
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
CUMHURİYET - 1923
Erkek
63 okur puanı
13 Şub 2018 tarihinde katıldı.
  • Ozan K. paylaştı.
    Bu ileti #50011404 Samet Ö. nün Nietzsche etkinliği kapsamında yazılmıştır.

    Baştan söyleyeyim, Nietzsche hakkında bir uzman değilim, böyle bir iddiam yok; daha genel olarak da felsefe konusunda da bir uzman değilim, böyle bir iddiam yok. Sadece okuyorum, düşünüyorum ve sorguluyorum profilimde de yazdığı üzere. Bu iletide de Nietzsche'nin meşhur 'Tanrı öldü' sözü üzerinden bir sorgulama yapmak istiyorum.

    Bildiğim kadarıyla bilim dünyasında her şeyin teorisi arayışı hüküm sürüyor. Bunun da genel olarak da basit bir açıklama olmadı isteniyor. Aslında bunu binlerce yıl evvel insanlar zaten yapmış. Gayet basit bir açıklama, tabi başlarda. Buna ek olarak tek sorunu bilimsel olmamasıdır. Bu basit ama bilimsel olmayan açıklamanın adı Tanrı.

    Tabi, her şeyi bilen, her şeye gücü yeten, ezeli, edebi, sonsuz merhamet sahibi, sonsuz azab sahibi, sonsuz adalet sahibi... olan Tanrı'dan bahsediyorum. Platon nasıl devletini tüm insanların bir üyesi olduğu bir büyük insan olarak tasavvur etmişse adeta insanlık da Tanrı'yı tüm insanların olmasını isteyeceği ve olmak isteyecekleri ideal bir 'üst insan' tasavvur etmişe benziyor. Freud buna 'baba figürü' diyor haklı olarak. Ancak bana kalırsa başlarda bu Tanrı kavramı bu kadar karmaşık değildi. İnsanlar ihtiyaçları oldukça bu kavrama eklemeler yaptılar. Duydukları ihtiyaç da insanların doğayı her geçen daha iyi anlamaya başlamalarından, zihinsel olarak kendilerini her geçen gün daha da geliştirmelerinden kaynaklanıyordu. İnsan toplumsal bir varlık ve toplumun olduğu yerde de düzen gerekir. Bunu da tek başına Tanrı ile yapamaz insan, Tanrı'nın elcileri ve o elciler vasıtasıyla göndereceği dinlerle sağlayabilirdi. Elciler devamında onların adına işler yapan krallar, halifeler veya devleti yönetenler de kendi sözlerinin dinlenmesi ve kendi kralliklarinin meşruiyeti için Tanrıyı kullanmışlar. Onun adına yasalar yapmışlar. Pardon, Tanrı'dan yasalar gelmiş zaten elcilerle, krallar vb sadece o yasaları yorumlamislar.

    Bir sürü üzerine sözler edeceğimiz olaylar vuku bulmuş ve bir Tanrı ve onun yasalarindan oluşan dinler insanların hayatında tam merkezde yer etmiş. İnsan, geçmişin ve geleceğin farkında olan şimdide yaşayan bir varlık olarak oldum olası varoluşsal sorularla kafasını meşgul eden bir canlıdır. Ancak bir yandan da hayatta kalma ve yaşamını idame ettirme mücadelesinde çaba harcaması gerekiyor. Tanrı, din ile varoluşsal sorulara çözüm bulup insanlığın çoğu hayatını idame ettirmeye devam etmiştir. Lakin illaki aralarından bu sorularla haşır neşir olmaya devam eden Nietzsche gibi dik kafalilar çıkmıştır. Bu dik kafalilar genelde çağlarinda hak ettikleri değeri tam manasıyla bulamasalar da sonrasında insanlığı düşünceleri ile önemli ölçüde etkilemişlerdir. Diğer dik kafalilar da bilim insanlaridir. Onlar da yakilsalar da kaziga oturtulsalar da yollarına devam etmişlerdir. Bir de sanatçılar var dik kafalilar sınıfının içinde ve onlar da insanlığın ufkunu açmış ve Nietzsche gibi birçok filozofun da işaret ettiği ve beslendiği yol olmuşlardır. Tüm bu dik kafalilara ek olarak kralın ve din adamlarının zulmünde inleyip canına tak etmiş aç yığınlar vardır. Hepsi nihayet farkında olmadan Tanrı'yı öldürdüler. Evet koca Tanrı öldü, gitti. Yerine mi? Yerine bir şey koyamadik. Zaten Nietzsche de onun boşluğunu henüz insanlık onu öldürdüğünden habersizken doldurmaya çalıştı ancak buna vakıf olamadı. Binlerce yıllık bir tabu yıkıldı, her şeyin onun üzerine kurulu olduğu bir tabu. Günlük hayatın keşmekeşine kendini kaptirmis giden yığınlar binlerce yıl önce Tanrı deyip işin içinden çıktıkları varoluşsal sorunlarıyla bir anda yeniden karşılaşır oldular. Her şey çok basitti, kim, neden karıştırdı ki ortalığı dediler. Bir müddet ve halen bilimle doldurulmak istendi lakin eski üç aşağı beş yukarı her insanın anlayabileceği bir bilim yok ki ortalıkta; kimsenin anlamadığı bir kuantum var ve onun gibi işler. İnsanlar bilimden uzaklar ve bilim küçük bir zümrenin uğraştığı bir aktivite oldu. Bir dik kafalı daha vardı: Sanat.

    Tüm bu anlatı yoğun ve karmaşık bir akış gibi oldu belki veya sadece bir akış oldu. Nietzsche'nin etkilendiği Heraklietos'un akış felsefesini biraz da olsa animsatacak ölçüde olmuştur umarım. Bu akış içinde Nietzsche'nin her insanın kendisine koymasıni istediği hedef olan üst insanı bulma yolunda tutunacak dallar da sanat olacaktır. İnsanın her daim peşinde olduğu ölümsüzlüğünü sağlayan tek şey olan sanat.

    Nietzsche her şeyin üzerine bina edildiği Tanrı'nın öldüğünü başarılı şekilde ilan etti. İnsanı hapseden putlari da çekiciyle kırdı tek tek. Ancak bunların yerine sistematik bir felsefeyi tam manasıyla birakamadi. Tabi bunda akıl sağlığını kaybetmesi ve çalışmalarına devam edememesinin etkisi vardır. Nihayetinde günlük hayatı ve varoluşsal hayatı arasında kalan insanlığa tatmin edici yanıtlar verilemedi. Albert Camus'un fikirlerinin finallerinde oluşan bir tatminsizlik oluştu diyebilirim.

    Bununla birlikte belki de insanlar olarak çok tembeliz ve hazirciyizdir diye de düşünüyorum. Bu her şeyi Tanrı diye bir kavram ile açıklamaya çalışmakla ve ona atfedilen her doktrinle hayatımızı sorgulamadan idame ettirmemizden çıkarabiliyorum:

    Neden varız?
    Çünkü Tanrı öyle istedi.

    Hayatın anlamı nedir?
    Tanrı ve onun bize ilahi sınavı.

    Nereden geldik?
    Tanrıdan

    Nereye gidiyoruz?
    Tanrıya

    Pazardan ne istersin hanim?
    Domuz olmasın o yasak.
    Neden?
    Tanrı öyle diyor. Çift tirnaklilardan al.
    Peki.

    Kral vergilere neden sürekli zam yapıyor?
    Onu sorgulayamayiz.
    Neden?
    Çünkü o Tanrı'nın yeryüzündeki gölgesidir.

    Çocuklar neden ölüyor?
    Tanrı'nın sınavı nedeniyle.

    Kötülük neden var?
    Az önceki cevaba den den.

    Neden iyilik yapmalıyım?
    Çünkü Tanrı iyilik yaparsam cennete koyar seni.

    ...

    Uzar gider bu liste. Evet Nietzsche net ve tatmin edici cevaplar verememis olabilir ölen Tanrıdan sonra boşlukta kalan sorulara ama Nietzsche bu sorulara birer cevap bulmaya çalıştı. Bunun uğraşini verdi. Bu bile yeterlidir bazen, özellikle hiç kimse buna uğraşmiyorken.

    Hem Tanrının bunlara yeterli birer cevap olduğunu nereden çıkarıyoruz ki? Özellikle kabarık tanımıyla oldukça çelişkili ve insanı cikmaz sokaklara cikaran bir Tanrı kavramının...
  • Ozan K. paylaştı.
    Evcilleştirilebilen hayvanların hepsi birbirine benzer; her evcilleştirilemeyen hayvanın evcilleştirilememe nedeni farklıdır.

    Buna benzer bir cümleyi daha önce okudunuz gibinize geliyorsa, haklısınız. Cümlede birkaç küçük değişiklik yaparsanız Tolstoy'un büyük romanı Anna Karenina'nın o ünlü ilk cümlesini bulursunuz karşınızda: “Mutlu ailelerin hepsi birbirine benzer; mutsuz ailelerin mutsuzluğuysa kendine özgüdür."
  • Ozan K. paylaştı.
    Gece yarısına kadar zamanımız var
    Korktuğumuz gibi yalnızız yine
    Kırık bir sandalye günü buraya getiren
    Nefret, soğukluk, huzur
    Boşluk, yıkım, çaresizlik
    Aynı şehrin farklı yerleri
    Ve farklı insanlar artık
    Farklı zamanlarda gökyüzüne bakıp
    Aynı dumanı içine çekemeyen
    Gece yarısına kadar kalacağız
    İkimiz de camın kenarında
    Sonra götürecek ne varsa
    Rüzgarlar bizden kalanları
    Duyuyor musun sesleri
    Titriyor mu göz kapakların
    Ben kapattım çoktan
    Bırakacağım birden kendimi
    İnceliğinin denizine
    Gece yarısına kadar ama
    Daha vaktimiz var hala
    Her unutulan gibi tozlu ve soğuk
    Son kez seven her erkek kadar aptal
    Hüzünlü bir piyano melodisi olacak
    Hayatımızın devamı belki kalanlara
    Yüzümü hatırlıyor musun?
    Sesimi bitirdin mi parçalamayı?
    Hiç nefes kaldı mı bıraktığım??
    Gece yarısına kadar ölmeyeceğiz ama
    Her şeyini verenlere özgü bu
    Kaybedince ağlamak gizlice
    Hiçbir zaman kendisinin olmayana
    Akıyor tüm nehirler artık uzağa doğru
    Durmuyor dünya tek bir kişi için
    Bir şey çağırıyor yavaş yavaş
    İçimizde kalan o son şeyi de
    Hazırım ben de senin gibi olmaya
    Az kaldı, geliyor gece yarısı
  • "Bu ülkede sansüre karşı çıkarken, kendi kurumunuzda, kıskandığınız kişilere sansür uyguluyorsanız; onurdan, meslek ilkelerinden, namustan, erdemden, ahlaklı olmaktan, demokratlıktan, insan haklarından dem vurmanız, yüzünüze geçici olarak taktığınız bir maske anlamı taşır. Ama hiçbir küçük diktatör gerçeği sonuna kadar tersine çevirmek imtiyazına sahip değildir."
  • 408 syf.
    ·6 günde·Puan vermedi
  • "Hz. İsa'nın ölümü onda Tanrı'nın ölümüdür, sadece cisim olarak insan bedeninin değil."
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
CUMHURİYET - 1923
Erkek
63 okur puanı
13 Şub 2018 tarihinde katıldı.

Okuduğu kitaplar 52 kitap

  • Matrix ve Felsefe
  • Niteliksiz Adam 1
  • Baudolino
  • Düşünce ve Tartışma Özgürlüğü Üzerine
  • Oblomov
  • Ölüler Diyarı
  • Hırsızlar Cumhuriyeti
  • Rus Devrimi 1917
  • Semerkant
  • Marx Neden Haklıydı?

Okuyacağı kitaplar 8 kitap

  • Diyalektiğin Dansı
  • Modeste Mignon
  • Vahidettin, Mustafa Kemal ve Milli Mücadele
  • Şu Çılgın Türkler
  • ABD Tarihi
  • Felsefenin Kısa Tarihi
  • Gazi Mustafa Kemal Atatürk
  • Bibliyomani

Kütüphanesindekiler 8 kitap

  • Seçilen
  • Yeraltından Notlar
  • Satranç
  • Önceki Günün Adası
  • Geçmişe Yolculuk
  • Venedik'te Ölüm
  • Aldanan Kadın
  • Şer Saati

Beğendiği kitaplar 32 kitap

  • Niteliksiz Adam 1
  • Baudolino
  • Düşünce ve Tartışma Özgürlüğü Üzerine
  • Ölüler Diyarı
  • Hırsızlar Cumhuriyeti
  • Rus Devrimi 1917
  • Fırtına
  • Bilim Felsefesi Bilim ile Felsefe Arasındaki Bağ
  • Foucault Sarkacı
  • Görmek

Beğendiği yazarlar 6 kitap

  • Zülfü Livaneli
  • Gabriel Garcia Marquez
  • Oğuz Atay
  • Ian McEwan
  • Italo Calvino
  • Thomas Mann