Kitap
Dahi Diktatör

Dahi Diktatör

OKUYACAKLARIMA EKLE
8.6
727 Kişi
1.717
Okunma
608
Beğeni
13,8bin
Gösterim
150 sayfa · 
 Tahmini okuma süresi: 4 sa. 15 dk.
Basım
Türkçe · Türkiye · Ka Kitap · Kasım 2014 · Karton kapak · 9786058488830
Tür
Diğer baskılar
Dahi Diktatör
Dâhi Diktatör
Atatürk hâlâ önemli mi bizim için? Çok önemli. Peki akıl bizim için önemli mi, aklımızı kullanmak zorunda mıyız? Buna verilecek cevap neyse, Atatürk'ün bugün bizimle ilgili olup olmadığı, onun adını hatırlayıp hatırlamamız, onun yaptıklarından ders alıp almamamız gerektiği ortaya çıkacaktır. Kendisinin de söylediği budur. Atatürk bize aklın neler yapabileceğini göstermiştir. Bunun mümkün olduğunu göstermiş; ama "Ben böyle diyorum, böyle yapın" dememiştir. Bilakis, "Ben hiçbir şey söylemiyorum, sadece aklınızı rehber edinin" demiştir. Yaptığı bütün inkılapların gayesi de aklın rehberliğinde Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağa uygun, bütün mana ve biçimiyle uygar bir toplum haline dönüştürmektir. Atatürk bir diktatör mü, değil mi? Son yıllarda yazılmış en iddialı Atatürk kitabı olmaya aday bu eserde bu ve daha birçok sorunun cevabını bulacaksınız. (Tanıtım Bülteninden)
2 mağazanın 2 ürününün ortalama fiyatı: ₺15,4
8.6
10 üzerinden
727 Puan · 109 İnceleme
Oğuz Aktürk
Dahi Diktatör'ü inceledi.
150 syf.
·
2 günde
·
Beğendi
·
7/10 puan
Bir Diktatör Olarak Atatürk
YouTube kitap kanalımda Dahi Diktatör kitabının da içinde bulunduğu kitaplık turu videomu izleyebilirsiniz: youtu.be/a3ctaLux8B4 Uzun bir inceleme geliyor sıkı durun! Kısa hayatına çok şey sığdırabilen insan uzun bir incelemeyi de hak ediyor bence. Kitap Atatürk’ün hem dahi hem de diktatör yönünü nedenleriyle beraber anlatan güzel bir kaynak olmuş. Dahilik yönü bilimsel yöntemi hayatının birçok yerinde kullanmasıyla, diktatörlük yönü de ilaç içmeyi istemeyen bir hastaya ilacın iyi geleceğini bildiği için ilacı içirmesiyle anlatılmış. Çok yönlü bir kitap aslında ve bu yönlere kısaca değineceğim. Öncelikle ilk 50 sayfada neredeyse Atatürk’le ilgili bir şey yok. Yazar Celal Şengör burada kendi inancı olan ateizmin propagandasını yapmış diyebilirim. Bu düşüncelerini de Atatürk’ün sekülerizmle bağlantılı düşünceleriyle bağdaştırmış. Atatürk’ün “Allah’ın bir lütfu” gibi görülmesine karşı çıkmış, dini ve özellikle de İslamı çok yönden eleştirmiş, “akıllı tasarımcı” tezini öne sürenleri aldığı esrar etkisiyle hayaller gören bir müptelanın sayıklamalarına benzetmiş. Bu tür düşünceleri de bilim dışı diye göstererek Atatürk’ün Samsun öğretmenleriyle 1924 yılında yaptığı konuşma vb. Gibi söylemleri Atatürk’ün dehasını oluşturan etmenlerden biri demiş. Kitabın başında böyle şeyler geçtiği için kitabı neredeyse bırakacaktım çünkü bu ve bunun gibi çok çeşitli konularda ateist söylemlere fazlasıyla yer verilmiş, Atatürk’ün bilimsel yöntemi hayatta kullanış şekli de hurafeler adı altında dini hayatına almamasıyla belirtilmiş. Özellikle benim de kullandığım eleştirel akılcılık yönünü çok beğendim. Sürekli eleştirmek ve bir şeylerin yanlışlanabilir olduğunu düşünmek gerçekten de insanı çok konuda geliştiriyor. Bunun dışında savaşlarda bile bilimsel yöntemi kullanarak taktikler geliştirebilmesi de çok dikkat çekici. İlk 50 sayfadan sonra da aslında akıllı insanın dini hayatına katmayan insan olduğu pek çok kez vurgulanmış ve yazar bunu örneklerle kanıtlamaya çalışmış. Atatürk’ün dinin getirdiği aksaklıklarla nasıl başa çıktığı anlatılmış. Bu bağlamda Osmanlı Devleti’nin dinle beraber yerinde sayması ve hiçbir gelişim gösterememesi bağdaştırılmış. Fakat kusurun dinde değil insanlarda olduğu vurgulanmamış. Örnek vermek gerekirse bazı terör örgütleri de kendini müslüman sayar fakat bu tür oluşumların bildiğiniz gibi İslamın öğrettikleriyle uzaktan yakından alakaları olamaz. İşte tam da aynı şekilde Atatürk’ün ideolojisi de, kendi geçmişindeki insanların kusurları yerine dinin kusurları gibi gösterilmiş. Aynı gündemimizde olan haberler gibi. Tabii bu benim kendi çıkarımım. Sekülerizm diktesini çok yoğun olarak hissettim kitapta. Pozitif yönlerden bakacak olursak Atatürk’ün gizli kalmış anıları, taktikleri, inkılaplarını hayata hızlı bir şekilde geçiriş yöntemleri roman gibi aktarılabilmiş. Hattı müdafaa değil sathı müdafaa yapmanın önemi, fen metotlarını hayatında kullanış biçimi, Dil Devrimi vb. devrimlerde amaçladığı herkesin ortak bir çatı altında olması gerektiği gibi konular çok akıcı bir şekilde okunuyor ve Atatürk’ü gerçekten farklı, çağının ötesinde bir kişilik haline getiriyor. Aynı zamanda kitabın sonlarına doğru Atatürk’ün çeşitli hatalarından, batıl inançlarından da bahsedilmiş, bunlar da farklı ve ilgi çekici dipnotlar. Yazarın özellikle üstüne basarak söylediği “Atatürk’ün önüne geçmeye çalıştığı şey cehalettir.” Cümlesinden kastının kendisine göre din kaynaklı bir cehalet olduğunu anlıyoruz. Fakat İslam dininde taklit inançtan tahkik inanca geçiş doğrultusunda hakikati her daim sorgulama ve araştırma, teslim olmanın ve kulluk görevinin verdiği durmak bilmeyen bir ilim öğrenme isteği vardır. Ki zaten bilim de İslamın içinde her daim olan bir olgudur. Aynı zamanda iki şekilde kader vardır. Izdirari kader yani bizim belirleyemediğimiz saç rengi, vücut özellikleri, göz rengi gibi özelliklerimiz, ihtiyari kader ise bizim yaptığımız tercihlerin kendi kaderimizi belirlemesi. Aslında bize bir bina yapılmış ve binadaki asansörün içindeyiz, tuşları bizim elimizde. Nereye istersek oraya gidebiliyoruz tercihlerimizce. İşte Atatürk gibi bir insan da Allah’ın Türk milletine verdiği ve bilim, sanat, eğitim vb. her alanda Türk milletinin gelişmesini istediği bir insan olmuş. Atatürk de ihtiyari kaderini kullanarak Türk milletini her daim bilimsel yöntemleriyle geliştirmeye ölene kadar devam etmiştir. Kitap hakkında ve tabii ki Atatürk hakkında daha konuşacak çok konu var fakat ne olursa olsun kısa hayatlarına öz ve akılda kalabilen işleri sığdırabilenleri her zaman sevmişimdir.
Dahi Diktatör
8.6/10
· 1.717 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
7
179
Gökhan Mahadin
Dâhi Diktatör'ü inceledi.
136 syf.
·
2 günde
·
9/10 puan
Atatürk' ü anlamak için okunması gereken bir kitap. Akıcı bir dille yazılmış. Okumak gayet keyifli. Atatürk' ün hayata bakışı, olaylar karşısında izlediği yöntemler ve dehası. Celal Hoca güzel bir eser yazmış.
Dâhi Diktatör
8.6/10
· 1.717 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
5
Neşe
Dahi Diktatör'ü inceledi.
150 syf.
·
2 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
DOĞUŞTAN LİDER, BÜYÜK YURTSEVER
O “diktatör” neler neler ALDI? Çok sevdiği yurdunu işgalcilerin kirli ellerinden çekip ALDI. Milletinin huzur ve güvenliğini garanti altına ALDI. Osmanlı İmparatorluğu’ndan kalan borç batağını devir ALDI. Kurduğu fabrikalar ve sanayi hamleleri sayesinde memleket nefes ALDI. İletişimden enerjiye, tüm hayati sektörleri düşmandan geri ALDI. Şirketleri, kurumları satmadı; aksine mümkün mertebe geri ALDI. Tarım ve sanayi, O’nun döneminde kurulan bankalarla kaybettiği canları geri ALDI. Tarıma ve çiftçiye destek verdi; köylümüz “milletin efendisi” unvanını ALDI. Sayesinde yurdu baştan başa demir ağlar ALDI. Kadın, erkeğin gölgesinden çıkıp, toplumda hak ettiği yerini ALDI. “Tenkit istiyorum. Methiye istemiyorum” diyerek halkının görüşünü ALDI. Akılcı ve gözleme dayalı bir eğitimle Türk insanının geleceğini garanti altına ALDI. ( Bu liste buraya sığmaz, daha fazla yazmayayım.) Evet, o bir diktatördür. Ancak, Atatürk söz konusu olduğunda, “zorba” ile diktatörün ayrımını yapabilenler zaten bağırıp durmazlar. “Bir sürü harp kaybettik, ardı ardına, ama ne zaman ki padişahın esir olduğunu duyduk, işte o zaman dünya başımıza yıkıldı.” diyecek kadar hürriyet bilincinden uzak bir millete şöyle yaklaşmadığı için diktatördür: —Buyrun size hürriyet getirdim. Acaba kabul edecek misiniz diye öyle heyecanlıyım ki! Kalıcı bir başarı elde etmesi çok zordur. Çünkü karşısında iki farklı düşman vardır: İşgalciler ve “evdeki düşmanlar”… Düşmanın içeriden olunca kapı da kilit tutmaz. Üstelik bu, düşmanın en tehlikelisidir. Fark ettiğinde iş işten geçmiştir. Bir kez daha “Eyvah, iş işten geçti!” deme lüksümüz yoktur ve Atatürk bunu çok net görmüştür. Evet, o bir diktatördür! “Evdeki düşman”, işgalcinin saflarına geçer, din propagandası yapıp isyancıları kendi askerine karşı azdırır. Sana silahlı çetelerle bile işbirliği yaptırır, bu süreçte de savaş baronları türemesin diye ayrıca bir mücadele verdirir. Hem de yurt savunması yaptığın sırada. “Bizi kurtarsın, sonra dinimize düşmandı deyip asarız, bildiğimiz yolda devam ederiz!” diyen evdeki düşmana rağmen, bağımsız bir ülke kurduğunda bunlara çiçek uzatamazsın, lütfen diyemezsin. Anadolu çetin bir coğrafyadır. Hastalanmıştır. Üstelik ne hasta olduğundan haberi vardır, ne de ilaç almayı kabul etmektedir. Atatürk, halkını tedavi edecek ilacı zorla içiren bir diktatördür. Tüm dahilerde olduğu gibi, zordur işi. Yalnızdır. Tektir… Herkese karşı, her şeye karşı hamlelerini önceden hazırlamak zorundadır. Evet, Atatürk “Ben size hiçbir ayet, hiçbir doktrin bırakmıyorum, kafanızı kullanın. Probleminize göre çözüm getirin.” diyen “DAHİ BİR DİKTATÖRDÜR!” Kendi fikirlerini dayatmayan, ortaya atıp tartışan, tartışmayı akıl yoluyla kabul ettiren, fikri galip gelince de oylanıp kabul edilen bir dehadır. Dönemin şartlarına bakınca, iyi ki öyle yapmıştır. İttihatçıların kendisine suikast düzenlediği, padişah ve halife yanlılarının yoluna dikildiği, iç ve dış düşmanların isyanlar çıkardığı, gericilerin saldırdığı öyle bir dönem ki, hepsine karşı mücadele verirken bir yandan da bağımsızlık savaşını kumanda ediyordur. Ne yapmalıdır tüm bunların karşısında? İşleri oluruna bırakıp ricayla iş mi görmelidir? Eleştirel düşünür, yol haritalarına bakar, seçici yöntemler izler. Aradığını bulamazsa yeni bir şey icat eder, toplumuna uymazsa vazgeçer. “Yenisini deneyelim” der. Sahi, en son ne zaman onun yöntemleriyle hareket edilmiştir? DİKTATÖR’ün yaşamadığı bugün, her şey tamam ve yerli yerinde midir?
Dahi Diktatör
8.6/10
· 1.717 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
25
137