Fakat asıl şaşkınlığım ikinci derste oldu. Daha ilk sual cevaplarda anlaşıldı ki, bu askerler yalnız hangi dinden olduklarını değil, hangi milletten olduklarını da bilmiyorlardı.
- Biz hangi milletteniz, deyince her kafadan bir ses çıktı:
- Biz Türk değil miyiz? deyince de hemen:
- Estağfurullah!... diye karşılık verdiler.
Düşman ve ölüm tehlikesini ileri sürmekle onu uykudan önlemeye çalışmanın hiçbir faydası yoktu. Çünkü bu askerler ölüme karşı cesur olmaktan ziyade, ölüm hakkında ilgisiz, bilgisizdiler. Ölümü, yaşamak gibi basit ve tabiî sayıyorlardı. Tehlike anlamına ise, şuurlarında hiç yer vermiyorlardı.
Anadolu ise birden sevildi. Eski devrin kasvetli Anadolu'su, "Kaba ve görgüsüz Türkü?", artık tarihe karışmıștı. Şimdi milletin adı Türk, konuștuğu dil güzel Türkçe idi. Türklük, şerefli bir ululuktu. Vatana ise artık, Osmanlı toprağı değil Türk yurdu deniliyordu.