Celal Şengör

Celal Şengör

YazarÇevirmen
8.5/10
1.478 Kişi
·
3.630
Okunma
·
687
Beğeni
·
19,7bin
Gösterim
Adı:
Celal Şengör
Tam adı:
Prof. Dr. h. c. (mult.) Ali Mehmet Celâl Şengör
Unvan:
Türk Akademisyen, Yazar
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 24 Mart 1955
24 Mart 1955'te İstanbul'da doğdu. 1973 yılında Robert Kolej'i bitirdi. 1978'de State University of New York at Albany'den jeolog olarak mezun oldu ve aynı üniversiteden 1979'da yüksek lisansını bitirdi. 1981'de İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi, Genel Jeoloji kürsüsünde asistan olarak görev yapmaya başladı. 1982'de de State University of New York at Albany'den doktora aldı. 1984 yılında Londra Jeoloji Cemiyeti'nin Başkanlık Ödülü'nü, 1986'da TÜBİTAK Bilim Ödülü'nü aldı. Aynı yıl İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi Genel Jeoloji Anabilim Dalında doçent oldu. 1988'de Neuchâtel Üniversitesi Fen Fakültesi'nden şeref bilim doktoru (Docteur ès sciences honoris causa) pâyesi aldı. Academia Europaea'ya 1990 yılında kabul edildi ve cemiyetin ilk Türk üyesi oldu. Aynı yıl Avusturya Jeoloji Servisi muhabir üyesi, 1991 yılında ise Avusturya Jeoloji Derneği şeref üyesi oldu. Yine 1991 yılında Kültür Bakanlığı'nın Bilgi Çağı Ödülünü kazandı. 1992 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi Genel Jeoloji Anabilim Dalı'nda profesörlüğe yükseltildi. 1993 yılında Türkiye Bilimler Akademisi en genç kurucu üyesi oldu ve Akademi konseyine seçildi. Aynı yıl TÜBİTAK Bilim Kurulu üyesi oldu. 1994 yılında Rusya Doğa Bilimleri Akademisi üyeliğine, Fransız ve Amerikan jeoloji dernekleri şeref üyeliğine seçildi. Ayrıca kendisine Fransız Fizik Cemiyeti ve École Normale Supérieure Vakfı tarafından Rammal Madalyası verildi. Şengör 1997 yılında, Fransız Bilimler Akademisi tarafından yerbilimleri dalında büyük ödül (Lutaud Ödülü) ile taltif edildi. 1998 Mayıs ayı içerisinde Şengör, Collège de France'da misafir profesör olarak bir kürsü işgal etti. Burada "XIX. Yüzyılda Tektoniğin Gelişmesine Fransız Jeologlarının Katkısı" konulu bir ders verdi ve 28 Mayıs 1998'de Collège de France'ın madalyasını aldı. 1999'da Londra Jeoloji Cemiyeti kendisine Bigsby Madalyasını tevcih etti. 2000 yılının Nisan ayında Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Bilimler Akademisi yabancı üyeliğine seçilen ilk Türk oldu. Rus Bilimler Akademisi'ne Fuad Köprülü'den sonra seçilen ikinci Türktür. Ayrıca 2013 yılında Leopoldina Doğa Araştırıcıları Akademisi üyeliğine seçilmiştir.

Şengör, jeolojide bilhassa yapısal yerbilim ve tektonik dallarındaki çalışmaları ile ün yapmıştır. Şerit kıtaların dağ kuşaklarının yapısına etkisini ortaya koymuş ve Kimmer Kıtası adını verdiği bir şerit kıta keşfetmiştir. Orta Asya’nın jeolojik yapısını ortaya çıkarmış, Kıta-kıta çarpışmasının ön ülkeleri nasıl etkilediği meselesini çözmüştür. Yücel Yılmaz ile birlikte, Levha tektoniği içinde Türkiye'nin yerini değerlendiren ve atıf klasiği haline gelen bir makale yazmıştır. Jeoloji ve tektonik konularında 6 kitap, 175 bilimsel makale, 137 tebliğ özeti, pek çok popüler bilim makalesi, tarih ve felsefe ile ilgili de iki kitap ve 300’e yakın deneme yazısı yayınlamıştır. 86 ülkenin Bilimler Akademisine üye olan Şengör'ün yayınlanmış 1826 makalesi vardır ve bu makalelere 12658 atıf yapılmıştır. Bunların 1997-1998 yılları arasında Cumhuriyet Bilim Teknik dergisindeki "Zümrütten Akisler" köşesinde çıkmış olanları Yapı Kredi Yayınları tarafından 1999'da "Zümrütnâme" başlığı altında kitaplaştırılmıştır.

Fransa, İngiltere, Avustarya ve Amerika Birleşik Devletleri'nde misafir öğretim üyesi olarak çalışmalarda bulunan Şengör, Collège de France dışında İngiltere'de Oxford (Royal Society Araştırıcı bursuyla), ABD'de California Institute of Technology (Moore Distinguished Scholar olarak) ve Avusturya'da Salzburg Lodron-Paris Üniversitesi'nde misafir profesörlük yapmıştır. Şengör ayrıca pek çok uluslararası dergide editör, yardımcı editör ve yayın kurulu üyeliği yapmıştır ve yapmaktadır.

Özel hayatı
Jeolojiye olan merakının nasıl başladığı, "Bir Bilim Adamının Serüveni" adlı kitapta, Şengör'ün "Ben jeolojiyi küçük yaştan yani Jules Verne'in Arzın Merkezine Seyahatkitabını okuduğum günden itibaren sevmeye başladım. Hemen arkasından Denizler Altında Yirmi Bin Fersah 'ı okudum. Onu da okuduktan sonra kendi kendime, ‘Adam olmak demek, Jules Verne'in tarif ettiği gibi olmak demektir’ diye düşündüm. Bana jeolojiyi Jules Verne sevdirdi..." şeklindeki ifadeleriyle anlatılmıştır.[6] Bir röportajında kendisine ait kütüphanesinde 30000'in üzerinde kitabı olduğunu söylemiştir.

Şengör 1986 yılında Oya Maltepe ile evlenmiştir. Tek çocuğu olan oğlu H. C. Asım Şengör 1989 yılında dünyaya gelmiştir. "Şengör Gayrimenkul Yatırım Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi" adlı bir şirketi de vardır.

Çalıştığı üniversiteler
State University of New York At Albany, A.B.D - "Yüksek Lisans, Doktora"
Collège de France, Fransa - "Misafir Profesör"
Oxford Üniversitesi, İngiltere - "Misafir Profesör"
Caltech, A.B.D - "Misafir Profesör"
Salzburg Lodron-Paris, Avusturya - "Misafir Profesör"
İstanbul Teknik Üniversitesi - "Öğretim Üyesi"

Kitapları
Kendi yazdıkları:
"Zümrütname" (Yapı Kredi Yayınları, 1999)
"Hasan Ali Yücel ve Türk Aydınlanması" (TÜBİTAK Yayınları, 2001)
"Yaşamın Evrimi" (İstanbul Teknik Üniversitesi Yayınları, 2004)
"99 Sayfada İstanbul Depremi" (İş Bankası Kültür Yayınları, 2006)
"Zümrüt Ayna: Bilimsel Düşünce Üzerine Denemeler" (Yapı Kredi Yayınları, 2003)
''Bilgiyle Sohbet - Popüler Bilim Yazıları'' ( İş Bankası Kültür Yayınları, 2014)

Hakkında yazılanlar:
"Bir Bilim Adamının Serüveni - Celal Şengör Kitabı" (Söyleşi: Sefa Kaplan) (İş Bankası Kültür Yayınları, 2010)

Katkıda bulundukları:
"Pîrî Reis 1513 Dünya Haritası" (Boyut Yayıncılık, 2013)

Ödülleri
Yurtdışında birçok üniversitede bulunmuş olan Prof. Şengör, birçok uluslararası ödülün de sahibidir. Ayrıca, TÜBİTAK Bilim Ödülü'nü kazanan en genç bilim adamıdır.

Ödüllerinin bazıları:
Londra Jeoloji Cemiyeti, Başkanlık Ödülü [1984]
TÜBİTAK, Bilim Ödülü [1986]
Neuchâtel Üniversitesi Fen Fakültesi, Şeref Bilim Doktoru (Docteur ès sciences honoris causa) [1988]
Kültür Bakanlığı, Bilgi Çağı Ödülü [1991]
Fransız Fizik Cemiyeti ve École Normale Supérieure Vakfı, Rammal Madalyası [1994]
Collège de France Madalyası [1998]
Londra Jeoloji Cemiyeti, Bigsby Madalyası [1999]
Guztav-Steinman Madalyası [2010]
"Atatürk'ün amacı, Rumeli'de aldığı uygarlık terbiyesini tüm Türk vatandaşlarına verebilmekti: İcabında entelektüel, icabında şehit olabilmek için!"
Celal Şengör
Sayfa 87 - İnkılâp Kitabevi
Evet, Atatürk bir diktatördü diyoruz. Niçin bir diktatördü? Bu, ilaç almayı reddeden hastaya, tedaviyi reddettiği için ilacı zorla vermek gibidir.
Celal Şengör
Sayfa 51 - Ka Kitap
Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki üniversite(!) mezunu bir iktidar partisi milletvekili bir jeoloji profesörünü arayarak 'Ama evrim teorisi ispat edilmedi ki. Değil mi?' diye modern dünyada biraz lise mürekkebi yalamış hiçbir kimsenin sormayacağı kadar deli saçması, zırva, zır cahilâne bir soruyu sorup, sonra kendisinin ciddiye alınmasını bekleyebiliyor. Bu cehalet düzeyiyle yönetilen bir ülkede, işte bu nedenle bilimin insanlara bahşettiği, şaşırma, merak etme, hayran olma, ve haz duyma duyularından tamamen yoksun olarak, iğrenç televizyonlarla pespaye gazetelerin ittifakı neticesi hapsolduğumuz seks, şiddet ve sık sık mahkemelik olan rezil bir futbol üçgeninden çıkamaz bir haldeyiz. Tek ilgimiz cebimize girmesini istediğimiz para ve onu kullanarak ağzımıza bir şeyler tıkmak ve cinsel organımızdan çıkartmak istediklerimiz. Bu sınırlar arasında yaşayana 'insan' denebilir mi?
Bilim insanıyla, uygar insanla, yobaz burada ayrılır: Bilim insanı gerçekten bilmek ister ve bilimin tek kaynağının kendi aklı ve gözlemleri olduğunun farkındadır. Yobaz ise inanmak ister. Onun aklı ve gözleri gerçeğe kapalıdır.
150 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda Dahi Diktatör kitabının da içinde bulunduğu kitaplık turu videomu izleyebilirsiniz:
https://youtu.be/a3ctaLux8B4

Uzun bir inceleme geliyor sıkı durun! Kısa hayatına çok şey sığdırabilen insan uzun bir incelemeyi de hak ediyor bence.

Kitap Atatürk’ün hem dahi hem de diktatör yönünü nedenleriyle beraber anlatan güzel bir kaynak olmuş. Dahilik yönü bilimsel yöntemi hayatının birçok yerinde kullanmasıyla, diktatörlük yönü de ilaç içmeyi istemeyen bir hastaya ilacın iyi geleceğini bildiği için ilacı içirmesiyle anlatılmış. Çok yönlü bir kitap aslında ve bu yönlere kısaca değineceğim.

Öncelikle ilk 50 sayfada neredeyse Atatürk’le ilgili bir şey yok. Yazar Celal Şengör burada kendi inancı olan ateizmin propagandasını yapmış diyebilirim. Bu düşüncelerini de Atatürk’ün sekülerizmle bağlantılı düşünceleriyle bağdaştırmış. Atatürk’ün “Allah’ın bir lütfu” gibi görülmesine karşı çıkmış, dini ve özellikle de İslamı çok yönden eleştirmiş, “akıllı tasarımcı” tezini öne sürenleri aldığı esrar etkisiyle hayaller gören bir müptelanın sayıklamalarına benzetmiş. Bu tür düşünceleri de bilim dışı diye göstererek Atatürk’ün Samsun öğretmenleriyle 1924 yılında yaptığı konuşma vb. Gibi söylemleri Atatürk’ün dehasını oluşturan etmenlerden biri demiş. Kitabın başında böyle şeyler geçtiği için kitabı neredeyse bırakacaktım çünkü bu ve bunun gibi çok çeşitli konularda ateist söylemlere fazlasıyla yer verilmiş, Atatürk’ün bilimsel yöntemi hayatta kullanış şekli de hurafeler adı altında dini hayatına almamasıyla belirtilmiş.

Özellikle benim de kullandığım eleştirel akılcılık yönünü çok beğendim. Sürekli eleştirmek ve bir şeylerin yanlışlanabilir olduğunu düşünmek gerçekten de insanı çok konuda geliştiriyor. Bunun dışında savaşlarda bile bilimsel yöntemi kullanarak taktikler geliştirebilmesi de çok dikkat çekici.

İlk 50 sayfadan sonra da aslında akıllı insanın dini hayatına katmayan insan olduğu pek çok kez vurgulanmış ve yazar bunu örneklerle kanıtlamaya çalışmış. Atatürk’ün dinin getirdiği aksaklıklarla nasıl başa çıktığı anlatılmış. Bu bağlamda Osmanlı Devleti’nin dinle beraber yerinde sayması ve hiçbir gelişim gösterememesi bağdaştırılmış. Fakat kusurun dinde değil insanlarda olduğu vurgulanmamış. Örnek vermek gerekirse bazı terör örgütleri de kendini müslüman sayar fakat bu tür oluşumların bildiğiniz gibi İslamın öğrettikleriyle uzaktan yakından alakaları olamaz. İşte tam da aynı şekilde Atatürk’ün ideolojisi de, kendi geçmişindeki insanların kusurları yerine dinin kusurları gibi gösterilmiş. Aynı gündemimizde olan haberler gibi. Tabii bu benim kendi çıkarımım. Sekülerizm diktesini çok yoğun olarak hissettim kitapta.

Pozitif yönlerden bakacak olursak Atatürk’ün gizli kalmış anıları, taktikleri, inkılaplarını hayata hızlı bir şekilde geçiriş yöntemleri roman gibi aktarılabilmiş. Hattı müdafaa değil sathı müdafaa yapmanın önemi, fen metotlarını hayatında kullanış biçimi, Dil Devrimi vb. devrimlerde amaçladığı herkesin ortak bir çatı altında olması gerektiği gibi konular çok akıcı bir şekilde okunuyor ve Atatürk’ü gerçekten farklı, çağının ötesinde bir kişilik haline getiriyor. Aynı zamanda kitabın sonlarına doğru Atatürk’ün çeşitli hatalarından, batıl inançlarından da bahsedilmiş, bunlar da farklı ve ilgi çekici dipnotlar.

Yazarın özellikle üstüne basarak söylediği “Atatürk’ün önüne geçmeye çalıştığı şey cehalettir.” Cümlesinden kastının kendisine göre din kaynaklı bir cehalet olduğunu anlıyoruz. Fakat İslam dininde taklit inançtan tahkik inanca geçiş doğrultusunda hakikati her daim sorgulama ve araştırma, teslim olmanın ve kulluk görevinin verdiği durmak bilmeyen bir ilim öğrenme isteği vardır. Ki zaten bilim de İslamın içinde her daim olan bir olgudur. Aynı zamanda iki şekilde kader vardır. Izdirari kader yani bizim belirleyemediğimiz saç rengi, vücut özellikleri, göz rengi gibi özelliklerimiz, ihtiyari kader ise bizim yaptığımız tercihlerin kendi kaderimizi belirlemesi. Aslında bize bir bina yapılmış ve binadaki asansörün içindeyiz, tuşları bizim elimizde. Nereye istersek oraya gidebiliyoruz tercihlerimizce. İşte Atatürk gibi bir insan da Allah’ın Türk milletine verdiği ve bilim, sanat, eğitim vb. her alanda Türk milletinin gelişmesini istediği bir insan olmuş. Atatürk de ihtiyari kaderini kullanarak Türk milletini her daim bilimsel yöntemleriyle geliştirmeye ölene kadar devam etmiştir.

Kitap hakkında ve tabii ki Atatürk hakkında daha konuşacak çok konu var fakat ne olursa olsun kısa hayatlarına öz ve akılda kalabilen işleri sığdırabilenleri her zaman sevmişimdir.
136 syf.
·6 günde·10/10
Dünyaca ünlü jeolog Ali Mehmet Celâl Şengör'ün Türkiye'nin halaskârı ve banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü anlattığı bir dönem epey ses getirmiş kitabı.

Ataturk aşığı birinden evet diktatördü lafını duymak ilk başlarda şaşırttı beni doğrusu. Ama kitap ilerledikçe böyle diktatör dostlar başına diyesiniz geliyor. Yazarın diğer kitabı "aptali tanımak " da değerli bir eser tavsiye edilir ... Atatürk'ü tanımak isteyenlere ben her zaman Celal Hocayı önermişimdir. Çünkü o her zaman objektif anlatır ve bir kere daha Atatürk'e aşık eder.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
150 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
O “diktatör” neler neler ALDI?

Çok sevdiği yurdunu işgalcilerin kirli ellerinden çekip ALDI.
Milletinin huzur ve güvenliğini garanti altına ALDI.
Osmanlı İmparatorluğu’ndan kalan borç batağını devir ALDI.
Kurduğu fabrikalar ve sanayi hamleleri sayesinde memleket nefes ALDI.
İletişimden enerjiye, tüm hayati sektörleri düşmandan geri ALDI.
Şirketleri, kurumları satmadı; aksine mümkün mertebe geri ALDI.
Tarım ve sanayi, O’nun döneminde kurulan bankalarla kaybettiği canları geri ALDI.
Tarıma ve çiftçiye destek verdi; köylümüz “milletin efendisi” unvanını ALDI.
Sayesinde yurdu baştan başa demir ağlar ALDI.
Kadın, erkeğin gölgesinden çıkıp, toplumda hak ettiği yerini ALDI.
“Tenkit istiyorum. Methiye istemiyorum” diyerek halkının görüşünü ALDI.
Akılcı ve gözleme dayalı bir eğitimle Türk insanının geleceğini garanti altına ALDI.
( Bu liste buraya sığmaz, daha fazla yazmayayım.)

Evet, o bir diktatördür. Ancak, Atatürk söz konusu olduğunda, “zorba” ile diktatörün ayrımını yapabilenler zaten bağırıp durmazlar.

“Bir sürü harp kaybettik, ardı ardına, ama ne zaman ki padişahın esir olduğunu duyduk, işte o zaman dünya başımıza yıkıldı.” diyecek kadar hürriyet bilincinden uzak bir millete şöyle yaklaşmadığı için diktatördür:
—Buyrun size hürriyet getirdim. Acaba kabul edecek misiniz diye öyle heyecanlıyım ki!

Kalıcı bir başarı elde etmesi çok zordur. Çünkü karşısında iki farklı düşman vardır: İşgalciler ve “evdeki düşmanlar”…

Düşmanın içeriden olunca kapı da kilit tutmaz. Üstelik bu, düşmanın en tehlikelisidir. Fark ettiğinde iş işten geçmiştir.

Bir kez daha “Eyvah, iş işten geçti!” deme lüksümüz yoktur ve Atatürk bunu çok net görmüştür. Evet, o bir diktatördür!

“Evdeki düşman”, işgalcinin saflarına geçer, din propagandası yapıp isyancıları kendi askerine karşı azdırır.

Sana silahlı çetelerle bile işbirliği yaptırır, bu süreçte de savaş baronları türemesin diye ayrıca bir mücadele verdirir. Hem de yurt savunması yaptığın sırada.

“Bizi kurtarsın, sonra dinimize düşmandı deyip asarız, bildiğimiz yolda devam ederiz!” diyen evdeki düşmana rağmen, bağımsız bir ülke kurduğunda bunlara çiçek uzatamazsın, lütfen diyemezsin.

Anadolu çetin bir coğrafyadır. Hastalanmıştır. Üstelik ne hasta olduğundan haberi vardır, ne de ilaç almayı kabul etmektedir. Atatürk, halkını tedavi edecek ilacı zorla içiren bir diktatördür.


Tüm dahilerde olduğu gibi, zordur işi. Yalnızdır. Tektir…

Herkese karşı, her şeye karşı hamlelerini önceden hazırlamak zorundadır. Evet, Atatürk “Ben size hiçbir ayet, hiçbir doktrin bırakmıyorum, kafanızı kullanın. Probleminize göre çözüm getirin.” diyen “DAHİ BİR DİKTATÖRDÜR!”

Kendi fikirlerini dayatmayan, ortaya atıp tartışan, tartışmayı akıl yoluyla kabul ettiren, fikri galip gelince de oylanıp kabul edilen bir dehadır.

Dönemin şartlarına bakınca, iyi ki öyle yapmıştır. İttihatçıların kendisine suikast düzenlediği, padişah ve halife yanlılarının yoluna dikildiği, iç ve dış düşmanların isyanlar çıkardığı, gericilerin saldırdığı öyle bir dönem ki, hepsine karşı mücadele verirken bir yandan da bağımsızlık savaşını kumanda ediyordur. Ne yapmalıdır tüm bunların karşısında? İşleri oluruna bırakıp ricayla iş mi görmelidir?

Eleştirel düşünür, yol haritalarına bakar, seçici yöntemler izler. Aradığını bulamazsa yeni bir şey icat eder, toplumuna uymazsa vazgeçer. “Yenisini deneyelim” der.

Sahi, en son ne zaman onun yöntemleriyle hareket edilmiştir? DİKTATÖR’ün yaşamadığı bugün, her şey tamam ve yerli yerinde midir?
772 syf.
·23 günde
“Oscar Wilde'ın tecrübeyi hatalarımıza verdiğimiz isim olarak tanımlaması bilimdeki tecrübeler için de geçerlidir. Bütün bilimsel gözlemler ve deneyler kusurludur. Einstein'ın teorisi, diğerleriyle birlikte, Newton mekaniğinin bir eleştirisiydi, ve Newton'unki Aristoteles'in bir eleştirisi, Aristoteles'inki ise Platon'un biraz da ondan önceki fikirlerin çürütülmesiydi. Bu zincir, insanın doğuştan gelen genetik beklentilerinin, başka bir deyişle "teori"lerinin eleştirilmesiyle doğan mitolojiye kadar gidiyor. Bu yüzden, öncelikle, hiçbir hipotezi, hiçbir geleneği dokunulmaz olarak görmemeyi öğrenmeliyiz. İnsan zihninin bütün ürünleri şüphelidir ve bu sebeple hepsi akılcı bir şekilde tartışılmalıdır. İçinde yaşam mücadelesi verdiğimiz ama gayri şahsi bir doğada yaşıyoruz, ki burası bizim için mümkün olan tek yuvamız; dolayısıyla onunla başa çıkmayı öğrenmeliyiz.” sayfa/420

"Efendiler!
Dünyada her şey için, maddiyât için, maneviyat için, hayat için, muvaffakiyet için, en hakikî mürşit ilimdir, fendir; ilim ve fennin haricinde mürşit aramak gaflettir, cehalettir, dalalettir. Yalnız ilmin ve fennin yaşadığımız her dakikadaki safhalarının tekâmülünü idrâk etmek ve terakkiyâtını zamanında takip etmek şarttır.” M.Kemal ATATÜRK

Medeniyetini oluşturduğumuz toplumun istikbalinin vazgeçilmez olarak ilimde olduğunu her fırsatta belirten Atamızın sözlerine kulak vermemiz gerektiğini düşünerek başlıyorum. Ömrü boyunca bilim ve akılcı düşünceye büyük önem veren Atatürk, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak ve onu aşmak için izlenecek yolun bilim yolu olduğunu her zaman vurgulamıştır. İşte bir kez daha bilimin yolundan ayrılan medeniyetlerin geldiği noktayı gözlemlemek için bile bu kitabı okumak lazım gelir.

Yaşadığımız dünya üzerindeki her şey çok büyüleyici; tarihler boyunca merak, korku veya bilinmezliğiyle birçok şey bizi kendine çekmiştir. Ama birçoğumuz da bunu yeterince sık düşünmek için durmuyoruz, durup etrafımıza bir bakmıyoruz. Dünyamızda neler oluyor? İlk insanlar kimlerdir? Tarih öncesi çağlarda yaşam nasıldır? Evrim teorisi nedir? İlk teoriyi kim ortaya atmıştır? Yerbilimleri nelerdir? Doğa bilimleri nelerdir? En önemlisi bilim nedir? vs vs aklınıza gelebilecek veya gelmeyecek birçok konu hakkında yayımlanmış bilimsel makalelerden oluşuyor kitap. Okuduktan sonra beklediğimden çok daha fazlasını öğrendiğimi kesinlikle belirtmek isterim. Benim gibi biri için(korkarak başladım kitaba ya anlamazsam,anlatılanlara hakim olamazsam diye) bile zorlu olmayan çok keyifli bir okumaydı. Kitap hiç sıkmıyor gerçekten sohbet havasında harika bir okuma deneyimi sunuyor bize. Bir bakıma temiz hava gibi geldi şimdi yalan yok. :) Kitap sonrasında daha fazla okuma için yeni kapılar açıldığını hissediyorum. Özellikle Köy Enstitüleri ve ülkemizdeki geçmiş zaman eğitimleri konusunda birçok notlar aldım.

Fizik başta olmak üzere, kimya, matematik,astronomi ve yerbilimleri haricinde biyoloji ve felsefe burada bilimi anlamlandırmak için pek çok konuda daha detaylı bir şekilde biraraya geldi. Bunu diğer zihinlerin temaları üzerinde neredeyse tamamen cahil biri olarak söylüyorum ki kitap gerçekten anlamak isteyene her zaman kullanışlı örnekler ve anekdotlarla çok açık anlaşılır bir dil sunuyor.

Kitap boyunca öğrendiğim pek çok şeyi anlatmak isterdim fakat bunu kelimelerle anlatmam mümkün değil, kitabı okumak çok büyük bir keyifti.. Bilimsel değerler üzerine bu tür bir kitabı incelemeyi zaten çok zor buluyorum. Ben biyolog veya jeolog değilim, bilim insanı değilim bu yüzden analiz etmek için yeterli bilgiye sahip değilim. Sadece kitabı çok beğendiğim için fikrimi belirtmek istedim onu bilerek okursanız çok mutlu olurum.. tavsiyedir iyi okumalar herkese.

Sözlerimi Hasan Âli Yücel’in kitapta geçen bir pasajıyla kapatmak istiyorum;
"Gözlerimizi kapayıp mücerret yaşadığımızı farz edemeyiz. Memleketimizi bir çember içine alıp cihan ile alakasız yaşayamayız. ... Bilakis müterakki, mütemeddin bir millet olarak medeniyet sahasının üzerinde yaşayacağız. Bu hayat ancak ilim ve fen ile olur. İlim ve fen nerede ise oradan alacağız ve her ferd-i milletin kafasına koyacağız. İlim ve fen için kayıt ve şart yoktur.”
150 syf.
·11 günde·Beğendi·10/10
Zengin kaynaklarla dolu, bir bilgi ummanı olan bilim adamı, Prof. Celal Şengör’ün Atatürk ile ilgili yazdığı bu kitabı bilerek biraz ağırdan aldım çünkü kitap içinde geçen bazı isimleri, olayları ayrıca bilmek, tanımak istedim. (Onları biraz kendi kişisel merakım yüzünden araştırdım) Kitabın konusu tabii ki Atatürk! Dahiliğinin yanında diktatörlüğüne de genişçe yer vermiş Profesör. Kitabı çok beğendim herkese tavsiye ediyorum…
Evet diktatörlüğü sonuna kadar kullanmış olan Atatürk, her şeyden evvel topluma özgürlüğü öğretebilmek, akıllarını kullanmaya sevk etmek, bitmiş tükenmiş bir halkı tekrar küllerinden doğdurmayı amaç edinmiştir. Kitapta Cumhuriyetten önce bahsi geçen Ahmet Haşim’in Anadolu’daki izlenimlerini aktardığı mektubu içler acısıdır. İnsanlar, insanlık dışıdır, her yönleriyle… (O mektubu mutlaka okumanızı öneririm, tarihe meşale tutan gerçek bir dramdır.)
Peki Atatürk’ün merak edilen yöntemleri nelerdi? Kitapta anlatılanları şöyle derledim;
-Atatürk’ün sorun çözme yönteminin ilk basamağı mümkün olduğunca çok ve sağlıklı bilgi toplamaktı.
-Atatürk zamanının uluslararası toplumsal psikolojisini çok iyi tartmıştı.
-Her düşünce sisteminin gelişmeye ihtiyacı olduğunu biliyordu.
-Kendisini bir konu üzerinde ikna ettiği zaman onun peşine düşen bir insandı.
-Hiçbir zaman kendi isteğini doğrudan yapmadı. Ortaya fikrini sundu, tartışmaya her zaman açıktı.
-Savaşlarda, karşısındakini ve muhatap olduğu vaziyeti çok iyi biliyordu.
-Enkaz halinde aldığı bir ülkeyi medeniyet seviyesine çıkarmak için tüm bilim adamlarından ve eğitimin her türlüsünden olağanca yararlandı. (Hitler zamanında atılan Yahudi akademisyenlerin çoğuna Türkiye’de istihdam sağlamak gibi.)
-Enstitüler inşa etti, Üniversiteleri yapılandırdı, Batı-Doğu kaynaklarını kıymetli Hasan Ali Yücel’in sayesinde tercüme ettirdi.
-Din ve devlet işlerini birbirinden ayırdı ama hiçbir zaman dini yasaklamadı. Kuran’ı tercüme ettirdi.
-Herkesin birbirini anlayabilmesi için Dil devrimini gerçekleştirdi.
-Tevhid-i Tedrisat’ı hayata geçirdi. (eğitim -öğretim’in birleştirilmesi)
-Türkiye’de yaşayan herkesi TC vatandaşı kimliği altında topladı.
-Modern Hukuku ve Hukuk felsefesini esas aldı. Uluslararası camiada da geçerli olsun, kimse bize hukuk empoze etmesin diye.
-Soyadı Kanunu çıkartarak, her bireye bir kimlik vermiş oldu.
-Ticaret yapabilmemiz için metrik sistemini getirdi.
-İktisadi hedefler için fabrikaların kurulmasına çalıştı. (Atatürk zamanının müteşebbislerine ve büyük bürokratlara hizmet aşkını aşılamıştı.)
-Her şeyin başı Millettir, ülke için en iyisini yapacağız demişti.
-Her zaman Meclis olmalı, her kararın altında TBMM’nin imzasının ne kadar önemli olduğunu vurguladı.
Çok yazmış olabilirim ama bu yazdıklarım Atatürk’ü anlatmaya yetmez. Bizi yoktan var eden bu ölümsüz dâhinin başarılı olması için diktatör olması şarttı. Tabi ki hiçbir zaman zorba olmadı.
208 syf.
·1 günde·10/10
Celal Şengör eğitim ve bilimin genel gidişatından duyduğu memnuniyetsizliği ve kendince çözüm yollarını dile getirmiş bu kitapta. Bundan önceki okuduğum kitabı dahi diktatör eserinde oldugu gibi Atatürk sevgisini bu kitapta da göstermekten geri durmamış...

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
200 syf.
·Beğendi·9/10
uzun müddet evvel okuyup çokta kritikleyeyim istediğim kitaplarımdan biri de bu idi .. bugüne kısmet oldu. özellikle bu kitabı yorumlayayım diyordum çünkü ülkemizde övünç kaynağı haline gelen cahilliği , recep ivedikliği nedenleri ile ortaya koyan muazzam bir araştırmalar topluluğu bu kitap..

- KAVURMA - AYRAN -DOMATES LAVAŞ VE EZME KIVAMINDA BİR KİTAP MI LAZIM? SENDE GEL ÖLEYSE.. ( tortila ekmeği diye birşey yoktur lavaş vardır..herkes Türktür - medeniyeti biz yaydık!)

kitabı elinize aldığınızda yani ben kitapçıda gördüğümde açıkcası okuyan kesim için dahi irite olunabilirliğe kapı aralayabilecek bir başlığı var demiştim.. medyadan da takip ettiğim için Celal Şengör' ün üslubunu az buz biliyorum.. doğruyu dolandırmadan mitralyozu kurup size o doğruları fındık fıstık jelibon gibi yutturan bir büyüğümüz kendisi..pek çok universite de kürsüsü bulunan kendi kitaplığında 50000 (yazıyla ELLİ BİN - holy shit!!) kitabı bulunan inanılmaz bir bilgi topağı.. kitap safi tek bir konuya eğilmeden Cumhuriyet Bilim Teknik dergisindeki "Zümrütten Akisler" köşesinde yer alan yazılarından oluşuyor.. girizgaha ,başlığa bakıp sarstıktan sonra kafasında soru işaretleri bulunan okuyucuya APTAL kelimesinin anlamını açıklamakla başlıyor..
kitaptaki konular neler midir ? kabataslak bahsedecek olursak, osmanlıdan eğitim politikamıza ,özerkliği bulunmayan üniversitelerimizden bilime kılıç çekip kuşanmış cehalete , sosyolojiden yer yer üslupla sizi gülümseten mizaha ve hatta sibel kekilli ve porno endüstrisine kadar pek çok ayrı konu işlenmiş kitapta =D o yüzden araştırmayı seven aydın kesim mutlaka içinde kendisine dair birşeyler bulacaktır.. ha kendi adıma yazılan tüm konular bana hitap ediyormuydu ? hayır! arada tekelden alıp bir sevinçle eve koşup açıp masaya dizdiğim KAHVERENGİ ŞİŞELER İÇİNDEKİ "SÜTLERİN" yanına serdiğim zebellah gibi duran süper lüx kajulu efendime söyliyim antep fıstıklı bademli fındıklı jumbo boy kuruyemişimin içine bir iki tane LANET OLASI LEBLEBİ DE düşmemiş değildi ve hatta cennet bahçelerinde dolanırken gup gup ağzıma attığım bademlerden bir kaç tanesi bayat cıkıyordu..o ağızdaki müreffeh tadı berbat edenler de yok değildi..(sibel kekilliye TAKILMA !! ) herşey bittikten sonra onlar beni affettiler bende leblebileri ambalajlayan günde 12 saat çalıstırılıp asgari ücrete köle edilen zöhre teyzeyi affettim..

gelgelelim genele vurursak cidden sıkılmadan bir iki gün içinde rahatlıkla ve hiç bilmediğiniz şeyleri öğrenerek üstüne üstlük bundan da baya baya zevk alarak okuyup bitireceğiniz bir kitap..

BEN BUNU OKUDUM BENZER ŞEYLER ARIYORDUM ALlAH SENDEN RAZI OLSUN VAR MI BAŞKA BÖLESİ DİYENLER İÇİN NOT:
bunu sevenler bunuda beğendi " Celal Şengör - Newton Neden Türk Değildi? " ben daha napayım ?! =D
176 syf.
·17 günde·9/10
Bu kitap Ali Mehmet Celal Şengör'ün 2003-2007 yılları arasında Cumhuriyet Bilim Teknik dergisinde çıkan 39 adet makalesinden oluşuyor.

Dahi diktatör ve Aptali Tanımak'tan sonra okuduğum üçüncü kitabi. Diğer kitaplarında olduğu gibi belli bir sorun ortaya koyup okuyucu ile birlikte çözüm arıyor. Kitabın içeriği bilim ve bilimsel yaklaşım üzerine..

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Celal Şengör
Tam adı:
Prof. Dr. h. c. (mult.) Ali Mehmet Celâl Şengör
Unvan:
Türk Akademisyen, Yazar
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 24 Mart 1955
24 Mart 1955'te İstanbul'da doğdu. 1973 yılında Robert Kolej'i bitirdi. 1978'de State University of New York at Albany'den jeolog olarak mezun oldu ve aynı üniversiteden 1979'da yüksek lisansını bitirdi. 1981'de İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi, Genel Jeoloji kürsüsünde asistan olarak görev yapmaya başladı. 1982'de de State University of New York at Albany'den doktora aldı. 1984 yılında Londra Jeoloji Cemiyeti'nin Başkanlık Ödülü'nü, 1986'da TÜBİTAK Bilim Ödülü'nü aldı. Aynı yıl İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi Genel Jeoloji Anabilim Dalında doçent oldu. 1988'de Neuchâtel Üniversitesi Fen Fakültesi'nden şeref bilim doktoru (Docteur ès sciences honoris causa) pâyesi aldı. Academia Europaea'ya 1990 yılında kabul edildi ve cemiyetin ilk Türk üyesi oldu. Aynı yıl Avusturya Jeoloji Servisi muhabir üyesi, 1991 yılında ise Avusturya Jeoloji Derneği şeref üyesi oldu. Yine 1991 yılında Kültür Bakanlığı'nın Bilgi Çağı Ödülünü kazandı. 1992 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi Genel Jeoloji Anabilim Dalı'nda profesörlüğe yükseltildi. 1993 yılında Türkiye Bilimler Akademisi en genç kurucu üyesi oldu ve Akademi konseyine seçildi. Aynı yıl TÜBİTAK Bilim Kurulu üyesi oldu. 1994 yılında Rusya Doğa Bilimleri Akademisi üyeliğine, Fransız ve Amerikan jeoloji dernekleri şeref üyeliğine seçildi. Ayrıca kendisine Fransız Fizik Cemiyeti ve École Normale Supérieure Vakfı tarafından Rammal Madalyası verildi. Şengör 1997 yılında, Fransız Bilimler Akademisi tarafından yerbilimleri dalında büyük ödül (Lutaud Ödülü) ile taltif edildi. 1998 Mayıs ayı içerisinde Şengör, Collège de France'da misafir profesör olarak bir kürsü işgal etti. Burada "XIX. Yüzyılda Tektoniğin Gelişmesine Fransız Jeologlarının Katkısı" konulu bir ders verdi ve 28 Mayıs 1998'de Collège de France'ın madalyasını aldı. 1999'da Londra Jeoloji Cemiyeti kendisine Bigsby Madalyasını tevcih etti. 2000 yılının Nisan ayında Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Bilimler Akademisi yabancı üyeliğine seçilen ilk Türk oldu. Rus Bilimler Akademisi'ne Fuad Köprülü'den sonra seçilen ikinci Türktür. Ayrıca 2013 yılında Leopoldina Doğa Araştırıcıları Akademisi üyeliğine seçilmiştir.

Şengör, jeolojide bilhassa yapısal yerbilim ve tektonik dallarındaki çalışmaları ile ün yapmıştır. Şerit kıtaların dağ kuşaklarının yapısına etkisini ortaya koymuş ve Kimmer Kıtası adını verdiği bir şerit kıta keşfetmiştir. Orta Asya’nın jeolojik yapısını ortaya çıkarmış, Kıta-kıta çarpışmasının ön ülkeleri nasıl etkilediği meselesini çözmüştür. Yücel Yılmaz ile birlikte, Levha tektoniği içinde Türkiye'nin yerini değerlendiren ve atıf klasiği haline gelen bir makale yazmıştır. Jeoloji ve tektonik konularında 6 kitap, 175 bilimsel makale, 137 tebliğ özeti, pek çok popüler bilim makalesi, tarih ve felsefe ile ilgili de iki kitap ve 300’e yakın deneme yazısı yayınlamıştır. 86 ülkenin Bilimler Akademisine üye olan Şengör'ün yayınlanmış 1826 makalesi vardır ve bu makalelere 12658 atıf yapılmıştır. Bunların 1997-1998 yılları arasında Cumhuriyet Bilim Teknik dergisindeki "Zümrütten Akisler" köşesinde çıkmış olanları Yapı Kredi Yayınları tarafından 1999'da "Zümrütnâme" başlığı altında kitaplaştırılmıştır.

Fransa, İngiltere, Avustarya ve Amerika Birleşik Devletleri'nde misafir öğretim üyesi olarak çalışmalarda bulunan Şengör, Collège de France dışında İngiltere'de Oxford (Royal Society Araştırıcı bursuyla), ABD'de California Institute of Technology (Moore Distinguished Scholar olarak) ve Avusturya'da Salzburg Lodron-Paris Üniversitesi'nde misafir profesörlük yapmıştır. Şengör ayrıca pek çok uluslararası dergide editör, yardımcı editör ve yayın kurulu üyeliği yapmıştır ve yapmaktadır.

Özel hayatı
Jeolojiye olan merakının nasıl başladığı, "Bir Bilim Adamının Serüveni" adlı kitapta, Şengör'ün "Ben jeolojiyi küçük yaştan yani Jules Verne'in Arzın Merkezine Seyahatkitabını okuduğum günden itibaren sevmeye başladım. Hemen arkasından Denizler Altında Yirmi Bin Fersah 'ı okudum. Onu da okuduktan sonra kendi kendime, ‘Adam olmak demek, Jules Verne'in tarif ettiği gibi olmak demektir’ diye düşündüm. Bana jeolojiyi Jules Verne sevdirdi..." şeklindeki ifadeleriyle anlatılmıştır.[6] Bir röportajında kendisine ait kütüphanesinde 30000'in üzerinde kitabı olduğunu söylemiştir.

Şengör 1986 yılında Oya Maltepe ile evlenmiştir. Tek çocuğu olan oğlu H. C. Asım Şengör 1989 yılında dünyaya gelmiştir. "Şengör Gayrimenkul Yatırım Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi" adlı bir şirketi de vardır.

Çalıştığı üniversiteler
State University of New York At Albany, A.B.D - "Yüksek Lisans, Doktora"
Collège de France, Fransa - "Misafir Profesör"
Oxford Üniversitesi, İngiltere - "Misafir Profesör"
Caltech, A.B.D - "Misafir Profesör"
Salzburg Lodron-Paris, Avusturya - "Misafir Profesör"
İstanbul Teknik Üniversitesi - "Öğretim Üyesi"

Kitapları
Kendi yazdıkları:
"Zümrütname" (Yapı Kredi Yayınları, 1999)
"Hasan Ali Yücel ve Türk Aydınlanması" (TÜBİTAK Yayınları, 2001)
"Yaşamın Evrimi" (İstanbul Teknik Üniversitesi Yayınları, 2004)
"99 Sayfada İstanbul Depremi" (İş Bankası Kültür Yayınları, 2006)
"Zümrüt Ayna: Bilimsel Düşünce Üzerine Denemeler" (Yapı Kredi Yayınları, 2003)
''Bilgiyle Sohbet - Popüler Bilim Yazıları'' ( İş Bankası Kültür Yayınları, 2014)

Hakkında yazılanlar:
"Bir Bilim Adamının Serüveni - Celal Şengör Kitabı" (Söyleşi: Sefa Kaplan) (İş Bankası Kültür Yayınları, 2010)

Katkıda bulundukları:
"Pîrî Reis 1513 Dünya Haritası" (Boyut Yayıncılık, 2013)

Ödülleri
Yurtdışında birçok üniversitede bulunmuş olan Prof. Şengör, birçok uluslararası ödülün de sahibidir. Ayrıca, TÜBİTAK Bilim Ödülü'nü kazanan en genç bilim adamıdır.

Ödüllerinin bazıları:
Londra Jeoloji Cemiyeti, Başkanlık Ödülü [1984]
TÜBİTAK, Bilim Ödülü [1986]
Neuchâtel Üniversitesi Fen Fakültesi, Şeref Bilim Doktoru (Docteur ès sciences honoris causa) [1988]
Kültür Bakanlığı, Bilgi Çağı Ödülü [1991]
Fransız Fizik Cemiyeti ve École Normale Supérieure Vakfı, Rammal Madalyası [1994]
Collège de France Madalyası [1998]
Londra Jeoloji Cemiyeti, Bigsby Madalyası [1999]
Guztav-Steinman Madalyası [2010]

Yazar istatistikleri

  • 687 okur beğendi.
  • 3.630 okur okudu.
  • 151 okur okuyor.
  • 3.326 okur okuyacak.
  • 55 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları