Celal Şengör

Celal Şengör

YazarÇevirmen
8.6/10
846 Kişi
·
1.954
Okunma
·
467
Beğeni
·
14794
Gösterim
Adı:
Celal Şengör
Tam adı:
Prof. Dr. h. c. (mult.) Ali Mehmet Celâl Şengör
Unvan:
Türk Akademisyen, Yazar
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 24 Mart 1955
24 Mart 1955'te İstanbul'da doğdu. 1973 yılında Robert Kolej'i bitirdi. 1978'de State University of New York at Albany'den jeolog olarak mezun oldu ve aynı üniversiteden 1979'da yüksek lisansını bitirdi. 1981'de İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi, Genel Jeoloji kürsüsünde asistan olarak görev yapmaya başladı. 1982'de de State University of New York at Albany'den doktora aldı. 1984 yılında Londra Jeoloji Cemiyeti'nin Başkanlık Ödülü'nü, 1986'da TÜBİTAK Bilim Ödülü'nü aldı. Aynı yıl İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi Genel Jeoloji Anabilim Dalında doçent oldu. 1988'de Neuchâtel Üniversitesi Fen Fakültesi'nden şeref bilim doktoru (Docteur ès sciences honoris causa) pâyesi aldı. Academia Europaea'ya 1990 yılında kabul edildi ve cemiyetin ilk Türk üyesi oldu. Aynı yıl Avusturya Jeoloji Servisi muhabir üyesi, 1991 yılında ise Avusturya Jeoloji Derneği şeref üyesi oldu. Yine 1991 yılında Kültür Bakanlığı'nın Bilgi Çağı Ödülünü kazandı. 1992 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi Genel Jeoloji Anabilim Dalı'nda profesörlüğe yükseltildi. 1993 yılında Türkiye Bilimler Akademisi en genç kurucu üyesi oldu ve Akademi konseyine seçildi. Aynı yıl TÜBİTAK Bilim Kurulu üyesi oldu. 1994 yılında Rusya Doğa Bilimleri Akademisi üyeliğine, Fransız ve Amerikan jeoloji dernekleri şeref üyeliğine seçildi. Ayrıca kendisine Fransız Fizik Cemiyeti ve École Normale Supérieure Vakfı tarafından Rammal Madalyası verildi. Şengör 1997 yılında, Fransız Bilimler Akademisi tarafından yerbilimleri dalında büyük ödül (Lutaud Ödülü) ile taltif edildi. 1998 Mayıs ayı içerisinde Şengör, Collège de France'da misafir profesör olarak bir kürsü işgal etti. Burada "XIX. Yüzyılda Tektoniğin Gelişmesine Fransız Jeologlarının Katkısı" konulu bir ders verdi ve 28 Mayıs 1998'de Collège de France'ın madalyasını aldı. 1999'da Londra Jeoloji Cemiyeti kendisine Bigsby Madalyasını tevcih etti. 2000 yılının Nisan ayında Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Bilimler Akademisi yabancı üyeliğine seçilen ilk Türk oldu. Rus Bilimler Akademisi'ne Fuad Köprülü'den sonra seçilen ikinci Türktür. Ayrıca 2013 yılında Leopoldina Doğa Araştırıcıları Akademisi üyeliğine seçilmiştir.

Şengör, jeolojide bilhassa yapısal yerbilim ve tektonik dallarındaki çalışmaları ile ün yapmıştır. Şerit kıtaların dağ kuşaklarının yapısına etkisini ortaya koymuş ve Kimmer Kıtası adını verdiği bir şerit kıta keşfetmiştir. Orta Asya’nın jeolojik yapısını ortaya çıkarmış, Kıta-kıta çarpışmasının ön ülkeleri nasıl etkilediği meselesini çözmüştür. Yücel Yılmaz ile birlikte, Levha tektoniği içinde Türkiye'nin yerini değerlendiren ve atıf klasiği haline gelen bir makale yazmıştır. Jeoloji ve tektonik konularında 6 kitap, 175 bilimsel makale, 137 tebliğ özeti, pek çok popüler bilim makalesi, tarih ve felsefe ile ilgili de iki kitap ve 300’e yakın deneme yazısı yayınlamıştır. 86 ülkenin Bilimler Akademisine üye olan Şengör'ün yayınlanmış 1826 makalesi vardır ve bu makalelere 12658 atıf yapılmıştır. Bunların 1997-1998 yılları arasında Cumhuriyet Bilim Teknik dergisindeki "Zümrütten Akisler" köşesinde çıkmış olanları Yapı Kredi Yayınları tarafından 1999'da "Zümrütnâme" başlığı altında kitaplaştırılmıştır.

Fransa, İngiltere, Avustarya ve Amerika Birleşik Devletleri'nde misafir öğretim üyesi olarak çalışmalarda bulunan Şengör, Collège de France dışında İngiltere'de Oxford (Royal Society Araştırıcı bursuyla), ABD'de California Institute of Technology (Moore Distinguished Scholar olarak) ve Avusturya'da Salzburg Lodron-Paris Üniversitesi'nde misafir profesörlük yapmıştır. Şengör ayrıca pek çok uluslararası dergide editör, yardımcı editör ve yayın kurulu üyeliği yapmıştır ve yapmaktadır.

Özel hayatı
Jeolojiye olan merakının nasıl başladığı, "Bir Bilim Adamının Serüveni" adlı kitapta, Şengör'ün "Ben jeolojiyi küçük yaştan yani Jules Verne'in Arzın Merkezine Seyahatkitabını okuduğum günden itibaren sevmeye başladım. Hemen arkasından Denizler Altında Yirmi Bin Fersah 'ı okudum. Onu da okuduktan sonra kendi kendime, ‘Adam olmak demek, Jules Verne'in tarif ettiği gibi olmak demektir’ diye düşündüm. Bana jeolojiyi Jules Verne sevdirdi..." şeklindeki ifadeleriyle anlatılmıştır.[6] Bir röportajında kendisine ait kütüphanesinde 30000'in üzerinde kitabı olduğunu söylemiştir.

Şengör 1986 yılında Oya Maltepe ile evlenmiştir. Tek çocuğu olan oğlu H. C. Asım Şengör 1989 yılında dünyaya gelmiştir. "Şengör Gayrimenkul Yatırım Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi" adlı bir şirketi de vardır.

Çalıştığı üniversiteler
State University of New York At Albany, A.B.D - "Yüksek Lisans, Doktora"
Collège de France, Fransa - "Misafir Profesör"
Oxford Üniversitesi, İngiltere - "Misafir Profesör"
Caltech, A.B.D - "Misafir Profesör"
Salzburg Lodron-Paris, Avusturya - "Misafir Profesör"
İstanbul Teknik Üniversitesi - "Öğretim Üyesi"

Kitapları
Kendi yazdıkları:
"Zümrütname" (Yapı Kredi Yayınları, 1999)
"Hasan Ali Yücel ve Türk Aydınlanması" (TÜBİTAK Yayınları, 2001)
"Yaşamın Evrimi" (İstanbul Teknik Üniversitesi Yayınları, 2004)
"99 Sayfada İstanbul Depremi" (İş Bankası Kültür Yayınları, 2006)
"Zümrüt Ayna: Bilimsel Düşünce Üzerine Denemeler" (Yapı Kredi Yayınları, 2003)
''Bilgiyle Sohbet - Popüler Bilim Yazıları'' ( İş Bankası Kültür Yayınları, 2014)

Hakkında yazılanlar:
"Bir Bilim Adamının Serüveni - Celal Şengör Kitabı" (Söyleşi: Sefa Kaplan) (İş Bankası Kültür Yayınları, 2010)

Katkıda bulundukları:
"Pîrî Reis 1513 Dünya Haritası" (Boyut Yayıncılık, 2013)

Ödülleri
Yurtdışında birçok üniversitede bulunmuş olan Prof. Şengör, birçok uluslararası ödülün de sahibidir. Ayrıca, TÜBİTAK Bilim Ödülü'nü kazanan en genç bilim adamıdır.

Ödüllerinin bazıları:
Londra Jeoloji Cemiyeti, Başkanlık Ödülü [1984]
TÜBİTAK, Bilim Ödülü [1986]
Neuchâtel Üniversitesi Fen Fakültesi, Şeref Bilim Doktoru (Docteur ès sciences honoris causa) [1988]
Kültür Bakanlığı, Bilgi Çağı Ödülü [1991]
Fransız Fizik Cemiyeti ve École Normale Supérieure Vakfı, Rammal Madalyası [1994]
Collège de France Madalyası [1998]
Londra Jeoloji Cemiyeti, Bigsby Madalyası [1999]
Guztav-Steinman Madalyası [2010]
Evet, Atatürk bir diktatördü diyoruz. Niçin bir diktatördü? Bu, ilaç almayı reddeden hastaya, tedaviyi reddettiği için ilacı zorla vermek gibidir.
Celal Şengör
Sayfa 51 - Ka Kitap
Bilim insanıyla, uygar insanla, yobaz burada ayrılır: Bilim insanı gerçekten bilmek ister ve bilimin tek kaynağının kendi aklı ve gözlemleri olduğunun farkındadır. Yobaz ise inanmak ister. Onun aklı ve gözleri gerçeğe kapalıdır.
“Kaç paket sigara içiyorsunuz?” diye soran doktora: “Üç paket” diye cevap vermişti. Doktor da bunu tek pakete indirmesini söyleyip gittikten sonra Salih Bozok, “Ama Paşam siz zaten her gün bir paket içiyorsunuz” dedi. Atatürk gülerek: “Enayi miyim ben? Bir paket içiyorum desem, herif paketi üçte bire indir diyecekti.”
Rahmetli dedem anlatırdı; “Herkes Atatürk içkiden öldü zanneder. Hayır. Kahrından öldü.” Derdini anlatacak adamı yoktu. Arkada bıraktıklarından Atatürk’ün gerçekten ne dediğini anlayabilmiş sadece bir kişi var, o da Hasan Ali Yücel’di. Tek bir adam. Onu da nihayetinde İsmet İnönü, Amerika’nın, Rusya’nın, ağaların baskısıyla harcamıştır.
Şu anda Türk üniversitelerinin verdikleri diplomalar ciddiye alınacak belgeler değildir. Bunun nedenleri; görülmemiş bir öğrenci kalitesizliği, buna paralel olan bir hoca kalitesizliği ve çoğu aptalca politik kaygılarla açılan üniversitelerin alt yapı imkânlarının gerekenin çok altında olmasıdır.
Türk halkı geleneksel olarak ordusunu canından çok sever çünkü o ordunun mensupları kendi çocuklarıdır.
Celal Şengör
Sayfa 120 - kakitap
İnönü Atatürk'e, ''Gazeteciler dedikodu yapıyorlar. Bu memleketi daha ne kadar on bir sarhoş idare edecek'' diyorlar. Atatürk şöyle cevap veriyor: ''Pardon? On bir sarhoş mu? Halt etmişler. Bu memleketi sadece bir sarhoş idare ediyor'' diyor.
150 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda Dahi Diktatör kitabının da içinde bulunduğu kitaplık turu videomu izleyebilirsiniz:
https://youtu.be/D5hFSk0ntRM

Uzun bir inceleme geliyor sıkı durun! Kısa hayatına çok şey sığdırabilen insan uzun bir incelemeyi de hak ediyor bence.

Kitap Atatürk’ün hem dahi hem de diktatör yönünü nedenleriyle beraber anlatan güzel bir kaynak olmuş. Dahilik yönü bilimsel yöntemi hayatının birçok yerinde kullanmasıyla, diktatörlük yönü de ilaç içmeyi istemeyen bir hastaya ilacın iyi geleceğini bildiği için ilacı içirmesiyle anlatılmış. Çok yönlü bir kitap aslında ve bu yönlere kısaca değineceğim.

Öncelikle ilk 50 sayfada neredeyse Atatürk’le ilgili bir şey yok. Yazar Celal Şengör burada kendi inancı olan ateizmin propagandasını yapmış diyebilirim. Bu düşüncelerini de Atatürk’ün sekülerizmle bağlantılı düşünceleriyle bağdaştırmış. Atatürk’ün “Allah’ın bir lütfu” gibi görülmesine karşı çıkmış, dini ve özellikle de İslamı çok yönden eleştirmiş, “akıllı tasarımcı” tezini öne sürenleri aldığı esrar etkisiyle hayaller gören bir müptelanın sayıklamalarına benzetmiş. Bu tür düşünceleri de bilim dışı diye göstererek Atatürk’ün Samsun öğretmenleriyle 1924 yılında yaptığı konuşma vb. Gibi söylemleri Atatürk’ün dehasını oluşturan etmenlerden biri demiş. Kitabın başında böyle şeyler geçtiği için kitabı neredeyse bırakacaktım çünkü bu ve bunun gibi çok çeşitli konularda ateist söylemlere fazlasıyla yer verilmiş, Atatürk’ün bilimsel yöntemi hayatta kullanış şekli de hurafeler adı altında dini hayatına almamasıyla belirtilmiş.

Özellikle benim de kullandığım eleştirel akılcılık yönünü çok beğendim. Sürekli eleştirmek ve bir şeylerin yanlışlanabilir olduğunu düşünmek gerçekten de insanı çok konuda geliştiriyor. Bunun dışında savaşlarda bile bilimsel yöntemi kullanarak taktikler geliştirebilmesi de çok dikkat çekici.

İlk 50 sayfadan sonra da aslında akıllı insanın dini hayatına katmayan insan olduğu pek çok kez vurgulanmış ve yazar bunu örneklerle kanıtlamaya çalışmış. Atatürk’ün dinin getirdiği aksaklıklarla nasıl başa çıktığı anlatılmış. Bu bağlamda Osmanlı Devleti’nin dinle beraber yerinde sayması ve hiçbir gelişim gösterememesi bağdaştırılmış. Fakat kusurun dinde değil insanlarda olduğu vurgulanmamış. Örnek vermek gerekirse bazı terör örgütleri de kendini müslüman sayar fakat bu tür oluşumların bildiğiniz gibi İslamın öğrettikleriyle uzaktan yakından alakaları olamaz. İşte tam da aynı şekilde Atatürk’ün ideolojisi de, kendi geçmişindeki insanların kusurları yerine dinin kusurları gibi gösterilmiş. Aynı gündemimizde olan haberler gibi. Tabii bu benim kendi çıkarımım. Sekülerizm diktesini çok yoğun olarak hissettim kitapta.

Pozitif yönlerden bakacak olursak Atatürk’ün gizli kalmış anıları, taktikleri, inkılaplarını hayata hızlı bir şekilde geçiriş yöntemleri roman gibi aktarılabilmiş. Hattı müdafaa değil sathı müdafaa yapmanın önemi, fen metotlarını hayatında kullanış biçimi, Dil Devrimi vb. devrimlerde amaçladığı herkesin ortak bir çatı altında olması gerektiği gibi konular çok akıcı bir şekilde okunuyor ve Atatürk’ü gerçekten farklı, çağının ötesinde bir kişilik haline getiriyor. Aynı zamanda kitabın sonlarına doğru Atatürk’ün çeşitli hatalarından, batıl inançlarından da bahsedilmiş, bunlar da farklı ve ilgi çekici dipnotlar.

Yazarın özellikle üstüne basarak söylediği “Atatürk’ün önüne geçmeye çalıştığı şey cehalettir.” Cümlesinden kastının kendisine göre din kaynaklı bir cehalet olduğunu anlıyoruz. Fakat İslam dininde taklit inançtan tahkik inanca geçiş doğrultusunda hakikati her daim sorgulama ve araştırma, teslim olmanın ve kulluk görevinin verdiği durmak bilmeyen bir ilim öğrenme isteği vardır. Ki zaten bilim de İslamın içinde her daim olan bir olgudur. Aynı zamanda iki şekilde kader vardır. Izdirari kader yani bizim belirleyemediğimiz saç rengi, vücut özellikleri, göz rengi gibi özelliklerimiz, ihtiyari kader ise bizim yaptığımız tercihlerin kendi kaderimizi belirlemesi. Aslında bize bir bina yapılmış ve binadaki asansörün içindeyiz, tuşları bizim elimizde. Nereye istersek oraya gidebiliyoruz tercihlerimizce. İşte Atatürk gibi bir insan da Allah’ın Türk milletine verdiği ve bilim, sanat, eğitim vb. her alanda Türk milletinin gelişmesini istediği bir insan olmuş. Atatürk de ihtiyari kaderini kullanarak Türk milletini her daim bilimsel yöntemleriyle geliştirmeye ölene kadar devam etmiştir.

Kitap hakkında ve tabii ki Atatürk hakkında daha konuşacak çok konu var fakat ne olursa olsun kısa hayatlarına öz ve akılda kalabilen işleri sığdırabilenleri her zaman sevmişimdir.
150 syf.
·11 günde·Beğendi·10/10
Zengin kaynaklarla dolu, bir bilgi ummanı olan bilim adamı, Prof. Celal Şengör’ün Atatürk ile ilgili yazdığı bu kitabı bilerek biraz ağırdan aldım çünkü kitap içinde geçen bazı isimleri, olayları ayrıca bilmek, tanımak istedim. (Onları biraz kendi kişisel merakım yüzünden araştırdım) Kitabın konusu tabii ki Atatürk! Dahiliğinin yanında diktatörlüğüne de genişçe yer vermiş Profesör. Kitabı çok beğendim herkese tavsiye ediyorum…
Evet diktatörlüğü sonuna kadar kullanmış olan Atatürk, her şeyden evvel topluma özgürlüğü öğretebilmek, akıllarını kullanmaya sevk etmek, bitmiş tükenmiş bir halkı tekrar küllerinden doğdurmayı amaç edinmiştir. Kitapta Cumhuriyetten önce bahsi geçen Ahmet Haşim’in Anadolu’daki izlenimlerini aktardığı mektubu içler acısıdır. İnsanlar, insanlık dışıdır, her yönleriyle… (O mektubu mutlaka okumanızı öneririm, tarihe meşale tutan gerçek bir dramdır.)
Peki Atatürk’ün merak edilen yöntemleri nelerdi? Kitapta anlatılanları şöyle derledim;
-Atatürk’ün sorun çözme yönteminin ilk basamağı mümkün olduğunca çok ve sağlıklı bilgi toplamaktı.
-Atatürk zamanının uluslararası toplumsal psikolojisini çok iyi tartmıştı.
-Her düşünce sisteminin gelişmeye ihtiyacı olduğunu biliyordu.
-Kendisini bir konu üzerinde ikna ettiği zaman onun peşine düşen bir insandı.
-Hiçbir zaman kendi isteğini doğrudan yapmadı. Ortaya fikrini sundu, tartışmaya her zaman açıktı.
-Savaşlarda, karşısındakini ve muhatap olduğu vaziyeti çok iyi biliyordu.
-Enkaz halinde aldığı bir ülkeyi medeniyet seviyesine çıkarmak için tüm bilim adamlarından ve eğitimin her türlüsünden olağanca yararlandı. (Hitler zamanında atılan Yahudi akademisyenlerin çoğuna Türkiye’de istihdam sağlamak gibi.)
-Enstitüler inşa etti, Üniversiteleri yapılandırdı, Batı-Doğu kaynaklarını kıymetli Hasan Ali Yücel’in sayesinde tercüme ettirdi.
-Din ve devlet işlerini birbirinden ayırdı ama hiçbir zaman dini yasaklamadı. Kuran’ı tercüme ettirdi.
-Herkesin birbirini anlayabilmesi için Dil devrimini gerçekleştirdi.
-Tevhid-i Tedrisat’ı hayata geçirdi. (eğitim -öğretim’in birleştirilmesi)
-Türkiye’de yaşayan herkesi TC vatandaşı kimliği altında topladı.
-Modern Hukuku ve Hukuk felsefesini esas aldı. Uluslararası camiada da geçerli olsun, kimse bize hukuk empoze etmesin diye.
-Soyadı Kanunu çıkartarak, her bireye bir kimlik vermiş oldu.
-Ticaret yapabilmemiz için metrik sistemini getirdi.
-İktisadi hedefler için fabrikaların kurulmasına çalıştı. (Atatürk zamanının müteşebbislerine ve büyük bürokratlara hizmet aşkını aşılamıştı.)
-Her şeyin başı Millettir, ülke için en iyisini yapacağız demişti.
-Her zaman Meclis olmalı, her kararın altında TBMM’nin imzasının ne kadar önemli olduğunu vurguladı.
Çok yazmış olabilirim ama bu yazdıklarım Atatürk’ü anlatmaya yetmez. Bizi yoktan var eden bu ölümsüz dâhinin başarılı olması için diktatör olması şarttı. Tabi ki hiçbir zaman zorba olmadı.
208 syf.
·1 günde·10/10
Celal Şengör eğitim ve bilimin genel gidişatından duyduğu memnuniyetsizliği ve kendince çözüm yollarını dile getirmiş bu kitapta. Bundan önceki okuduğum kitabı dahi diktatör eserinde oldugu gibi Atatürk sevgisini bu kitapta da göstermekten geri durmamış...
176 syf.
·17 günde·9/10
Bu kitap Ali Mehmet Celal Şengör'ün 2003-2007 yılları arasında Cumhuriyet Bilim Teknik dergisinde çıkan 39 adet makalesinden oluşuyor.

Dahi diktatör ve Aptali Tanımak'tan sonra okuduğum üçüncü kitabi. Diğer kitaplarında olduğu gibi belli bir sorun ortaya koyup okuyucu ile birlikte çözüm arıyor. Kitabın içeriği bilim ve bilimsel yaklaşım üzerine..

Keyifli okumalar dilerim..
200 syf.
·Beğendi·9/10
uzun müddet evvel okuyup çokta kritikleyeyim istediğim kitaplarımdan biri de bu idi .. bugüne kısmet oldu. özellikle bu kitabı yorumlayayım diyordum çünkü ülkemizde övünç kaynağı haline gelen cahilliği , recep ivedikliği nedenleri ile ortaya koyan muazzam bir araştırmalar topluluğu bu kitap..

- KAVURMA - AYRAN -DOMATES LAVAŞ VE EZME KIVAMINDA BİR KİTAP MI LAZIM? SENDE GEL ÖLEYSE.. ( tortila ekmeği diye birşey yoktur lavaş vardır..herkes Türktür - medeniyeti biz yaydık!)

kitabı elinize aldığınızda yani ben kitapçıda gördüğümde açıkcası okuyan kesim için dahi irite olunabilirliğe kapı aralayabilecek bir başlığı var demiştim.. medyadan da takip ettiğim için Celal Şengör' ün üslubunu az buz biliyorum.. doğruyu dolandırmadan mitralyozu kurup size o doğruları fındık fıstık jelibon gibi yutturan bir büyüğümüz kendisi..pek çok universite de kürsüsü bulunan kendi kitaplığında 50000 (yazıyla ELLİ BİN - holy shit!!) kitabı bulunan inanılmaz bir bilgi topağı.. kitap safi tek bir konuya eğilmeden Cumhuriyet Bilim Teknik dergisindeki "Zümrütten Akisler" köşesinde yer alan yazılarından oluşuyor.. girizgaha ,başlığa bakıp sarstıktan sonra kafasında soru işaretleri bulunan okuyucuya APTAL kelimesinin anlamını açıklamakla başlıyor..
kitaptaki konular neler midir ? kabataslak bahsedecek olursak, osmanlıdan eğitim politikamıza ,özerkliği bulunmayan üniversitelerimizden bilime kılıç çekip kuşanmış cehalete , sosyolojiden yer yer üslupla sizi gülümseten mizaha ve hatta sibel kekilli ve porno endüstrisine kadar pek çok ayrı konu işlenmiş kitapta =D o yüzden araştırmayı seven aydın kesim mutlaka içinde kendisine dair birşeyler bulacaktır.. ha kendi adıma yazılan tüm konular bana hitap ediyormuydu ? hayır! arada tekelden alıp bir sevinçle eve koşup açıp masaya dizdiğim KAHVERENGİ ŞİŞELER İÇİNDEKİ "SÜTLERİN" yanına serdiğim zebellah gibi duran süper lüx kajulu efendime söyliyim antep fıstıklı bademli fındıklı jumbo boy kuruyemişimin içine bir iki tane LANET OLASI LEBLEBİ DE düşmemiş değildi ve hatta cennet bahçelerinde dolanırken gup gup ağzıma attığım bademlerden bir kaç tanesi bayat cıkıyordu..o ağızdaki müreffeh tadı berbat edenler de yok değildi..(sibel kekilliye TAKILMA !! ) herşey bittikten sonra onlar beni affettiler bende leblebileri ambalajlayan günde 12 saat çalıstırılıp asgari ücrete köle edilen zöhre teyzeyi affettim..

gelgelelim genele vurursak cidden sıkılmadan bir iki gün içinde rahatlıkla ve hiç bilmediğiniz şeyleri öğrenerek üstüne üstlük bundan da baya baya zevk alarak okuyup bitireceğiniz bir kitap..

BEN BUNU OKUDUM BENZER ŞEYLER ARIYORDUM ALlAH SENDEN RAZI OLSUN VAR MI BAŞKA BÖLESİ DİYENLER İÇİN NOT:
bunu sevenler bunuda beğendi " Celal Şengör - Newton Neden Türk Değildi? " ben daha napayım ?! =D
136 syf.
·6 günde·10/10
Dünyaca ünlü jeolog Ali Mehmet Celâl Şengör'ün Türkiye'nin halaskârı ve banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü anlattığı bir dönem epey ses getirmiş kitabı.

Yazarın diğer kitabı "aptali tanımak " da değerli bir eser tavsiye edilir ...
192 syf.
·7 günde·Beğendi·8/10
Ülkemizin ünlü yazarı ve yerbilimcimiz Prof. Dr. A. M. Celal Şengör’ün titizlikle hazırladığı, Hasan Ali Yücel ve Türk Aydınlanması eseri onu tanımak isteyen ve eğitim sistemine yapmış olduğu altın hizmetlerini öğrenmek için faydalı bir kaynak olmuş. Kitabı okurken Hasan Ali Yücel’in bugün bile güncel olan kültür hizmetinin yanı sıra, unutulan bir değer olarak kalması insanı burkuyor. Kitabı okumaya başladığınızda, yazılan bir çok önsöz bile içinizde bir şeyleri kırmaya yetiyor.

Hasan Ali’nin kendisi liberal ve demokrat birisiydi ama zamanında komünistlikle suçlandı. Şüphesiz bunda Türkiye’nin o dönemdeki güttüğü politik davranışla ilgiliydi. İsmet İnönü nazizmin ve faşizmin önlenmesi için Amerikan başkanı Roosevelt gibi Rusya’ya yakınlık göstermeyi politik bir gereklilik olarak görüyordu. Yücel’de bu davranışı yerinde bulmuştu.

Bunun haricinde Hasan Ali Yücel’i, mental, özgürlükçü bir gözlemci, seçkin bir ozan, örnek bir eğitimci, gerçekçi bir devlet adamı olarak yorumlayan Celal Şengör, 1997 yılında UNESCO kendisini saygı ile anılması kararını almış ve Türk aydınları tarafından başarıyla yerine getirildiğini dile getirmiştir.

Atatürk’ün başlattığı eğitimi güçlendirme çabalarının hiç sekteye uğramadığı 1939-1946 dönemi Hasan Ali’nin bakanlık yaptığı dönemde meydana gelmişti. Ve istifaya zorlanıp bakanlıktan uzaklaştırılması da İsmet İnönü’nün kararıyla olmuştu. Sebep olarak ise bu adım isteyerek atılmamış, milletin emniyetini tehdit edecek olayların ve devletin bekasını düşünerek büyük bir hassasiyetle verilmiştir! Türk Aydınlanma hareketi o tarihlerden sonra tabir-i caizse rölantiye alınmıştır. Bu olayın nedenleri konusunda çok şey çizilip yazılabilir. Nerede güzel gelişmeye bir oluşum varsa, insanların bunu mutlaka yok etme arzuları sanırım tarihte her olayda karşımıza çıkabilir. Geçmiş ile günümüz, bir su damlasının diğerine benzediği derecede birbirlerine benzerler.

Hasan Ali insansever ve alçakgönüllü bir eğitimci olup, canlı bir kişiliğe sahip olmasına rağmen yalnız bir insandı. Hayatı boyunca kalemi, kağıdı ve kitaplarını hiç yanından ayırmadı. Kendi fikirleriyle yoğrulup, içindeki parlak düşüncelerinin alevini paylaşacak doygun çıralar bulamayınca alevi gene kendi kabuğu içine saklayan insanlardandı. Felsefeyle ilgilenir, bilimle haşır neşirdi, tarih ummanıyla ilgili bir çok çalışmayı yürütürdü. Akıllı, yenilikçi, çağdaş bir neferdi.

Mustafa Kemal Atatürk ile hiçbir zaman arkadaşlık edememiş olmasına rağmen, Onun ilkeleri ve eğitim öğretim perspektifi neredeyse Ulu Önderle birebir örtüşüyordu. Öyle ki tek bir defa omuz omuza gelmek bir kez nasip olmuştu. TBMM’de Atatürk’ün naaşını taşımak üzere, 12 milletvekilinden birisi olacaktı. Bununla ilgili Ata’ya yazdığı hislerini mutlaka okumalısınız. Gerçekten çok içten bir üzüntüydü. “Taşı!... Taşı O’nu…Bir cihan götürüyorsun. Cihanlar yaratan bir insan götürüyorsun. Korkma, ezilmezsin. O kendini ezilmeden taşıtmak için sana kendi kudretinden vermiştir…”

Kitapta bilimsel akademik karşılaştırmalara çokça yer verilmiş. Tarihteki aydınlanma filozoflarından, bilim adamlarından, yazarlardan bahsediliyor. Konudan bazen koptuğum hissini yaşasam da anlam bütünlüğü çerçevesinde pek bozulma olmadığını söyleyebilirim. Şengör yararlandığı kaynakların listesini de okuyucusuyla uzun uzun paylaşmayı ihmal etmemiş.

Yaşamında felsefeciliği, sanatkarlığı, bilim adamlığını, eğitimciliği, Milli Eğitim ve Kültür bakanlığını, gazeteciliği yapabilmesi takdire şayan olmakla birlikte, Coğrafyamızda bir zamanlar Onun gibi bir değerin nefes alıp verdiğini bilmek, kendi ışığını başkalarına hesapsızca dağıtmasını hayranlıkla okudum. Okuduğumuz dünyaca ünlü yazarların eserlerini Onun sayesinde kitlelerin bugünkü okuma alışkanlıklarını bile etkilediğini düşünüyorum.

Sonsöz olarak kesinlikle Celal Şengör ile hemfikir olduğum acı ama gerçek bir realiteyi paylaşmak istiyorum. İdollerini Yiyen Türkiye adlı Bilim Teknik dergisinde yayımlanan makalesinde dem vurduğu gibi;

“Ne Milli Eğitim ve Kültür bakanlıklarının önünde Hasan Ali Yücel’in, ne de İstanbul Üniversitesi’nin önünde Fuad Köprülü’nün heykelleri yükselir bu garip ülkede… En az altı yüzyılı birey olarak değil de kul olarak geçirmiş, yaptıklarını kendi keyfi için değil, sahibinin beğenisi için yapmış bir toplum, işte böyle kişinin yaptıklarıyla övünmeyi değil, sahibinin gözüne girme yarışında kendi dışında her yapılanı yermeyi huy edinir…

Ulusumuzun ihtiyacı olan büyük idollerdir, cep sultanları şeklindeki liderler değil.”

Ayrıca biyografisi hakkında daha ayrıntılı bilgi için http://www.meb.gov.tr/...ti/halibiyografi.htm adresinden de faydalanabilirsiniz.

Kitaplarla aydınlanmanız dileğiyle.
183 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Anadolu kasabasında bir kadıncağız yoldan geçerken susayan olur diye, camının önüne bir testi suyla bir bardak bırakırmış. Her normal insan gibi 'böyle insanların arttığı bir dünyada yaşamak' isteriz. Ancak Celal hoca olaya çok farklı bir açıdan bakarak düşündürecek sizi, toplumun değer yargılarının ne kadar doğru ne kadar yanlış olduğunu sorgulatacak. "Kadıncağız mikrop dağıtmak için ideal bir yöntem bulmuş. Her susayanı aynı bardaktan içmeye mahkûm edeceğine, kapısına' isteyene su' diye yazsaydı iyi bir iş yapmış olurdu. Şimdi yaptığı, iyilik yapayım derken cehaletinden ötürü, kötülük yapmak olmuş." diye düşünmedi kimse. Yazar da tabii ki teyzeyi suçlamıyor bunun için ancak olayın sanıldığı kadar yüzeysel olmadığının farkına varmamızı istiyor.

Şengör aslında tam olarak bundan şikayetçi: Sorgulamadan, gerçeğini öğrenmeye çalışmadan en kısa yoldan inanmamız her şeye. Bu sitede, bu incelemeyi okuyan birçok kişi, zaten bunların bilincinde. Okuyor, soruyor, merak ediyor, araştırıyor. Hocamız da mikrobun doğasını bilmeme cehaleti için su veren kadıncağızı değil, ona bu imkanı vermeyen eğitim sistemini suçluyor.

Üniversitelerin, eskisi gibi değerli bilim insanları yerine itibarı yüksek kişilerce yönetilen ticarethanelere dönüştüğünü, Türkiye'de bilim değil; bilim kıyımı yapıldığını, dünya ülkeleri arasındaki yerimizi çok çok cesur ve biraz da mizahi bir dille anlatıyor.

Celal Şengör, kendisini televizyondaki bir programdan tanıdığım, o tatlış papyonundan vazgeçmeyen, sadece ülkemiz değil dünya için çok değerli bir bilim insanı, jeolog. Evrimle, tarihle, felsefeyle, dinlerle, bilimle ilgili pek çok makalesi bulunmaktadır. Bu kitap da seçilmiş olanların derlenmesinden oluşuyor.
Yurtdışında da tanınan ve birçok bilimsel çalışmaya imza atan Şengör, ne yazık ki bizlerce çok tanınmıyor. Ülkesini yurtdışında da bu kadar güzel temsil eden -hem de bilimsel konularda- bir profesörün kitaplarının okunması gerektiğini düşünüyorum. Sırada 'Newton Neden Türk Değildi?' var :)

Hocamızın deyimiyle, 'zır cahil' olmayın. Okuyun, okutun, merak edin, sorgulayın, araştırın, eleştirin.
250 syf.
·3 günde·Beğendi·6/10
Prof.Dr Celal Şengör, ülkemizin en entelektüelleri arasında yer alan ve en elit kuşaklarından olan ve elitizmi sürekli öven, ilmi bilgileri ve düşünceleriyle okudukça ve dinledikçe ufkumuzu genişleten ve aydınlatan bir bilim insanıdır.Kitapta Celal Hocanın daha önce dinlediğimiz birçok konuşmalarında da olduğu gibi bu konulardan bahsediyor.Eski gazete köşe yazılarından oluşan ve Osmanlının Dağılışı ve Denizciliğiyle ilgili 50 sayfalık resimli ve birçok dipnotlu makalesi de bulunur.Ben severek hemen iki günde okudum.Anlatımın tarzının ne kadar ilgi çekici olduğunu zaten okuyucular biliyordur.Neden Amerika veya başka bir avrupa ülkesinde yaşamadığını ve hala ülkemizde bilim yapmaya devam eden bir entelektüel olduğununda cevabını kitapta veriyor.Hukuk üzerine anlatımları benim çok ilgimi çekti,amerika ve diğer avrupa ülkeleri üzerine eleştirileri ve ülkemizin malum durumunu,eğitim ve türkiye de uzay araştırmaları nasıl yapılmasıyla ilgili tecrübe ettiği yazıları da mevcuttur.Ben seve seve okudum, okurken ufkunuzun genişleyeceği ve farkındalığınızı arttırarak düşündüreceği kesindir.
189 syf.
Yazarın kitapta ele aldığı konular üzerinden giderek bir toplumun nasıl intihar edebileceğini inceleyelim.

Yazar, dönemlere göre nüfus artış verilerini vererek, dünyanın önündeki en büyük sorunlardan birisinin nüfus artışı olduğunu söylüyor. Aynı şekilde ülkemizin sorunlarının temeline inilirse buradan da nüfus artışının çıkacağını ekliyor. Bir devletin on yıllık yirmi yıllık ve daha uzun yılları kapsayan planları olur. Bu planlarında da beklenen ve hedeflenen nüfus miktarı vardır. Bu verilere göre sosyal, ekonomik, teknik, sağlık ve eğitim konularında stratejiler geliştirilir. Hükümetler değişse de bu stratejiler esas alınarak yola devam edilir. Buna ek olarak, günümüz toplumlarında ekonominin ana odağı tarım değil. Öyle diye kabul etsek dahi artık modern tarım için insan gücüne duyulan ihtiyaç önceki devirlere göre oldukça azaldı. Bu durum diğer alanlar için de geçerlidir. Gelecekte yapay zekanın hayatımıza daha doğrudan etkilerini hissedeceğimiz düşünülecek olursa, insan gücüne ihtiyacın ne ölçüde olacağını biraz olsun hayal edebiliriz diye düşünüyorum. Benzer şekilde gelişen teknoloji ve yine yapay zeka ile gelecekte ülkelerin asker noktasinda insan gücüne duydukları ihtiyacın azalacaği öngörülüyor. Zaten artık aslolan sayı değil yüksek teknolojiye sahip askeri güçlerdir. Bütün bunları alt alta koyduğumuzda ülkenin geleceği için nüfusumuzu artirmaliyiz demek gerçekten büyük bir öngörüsüzlüktür diye düşünüyorum.

Celal Şengör, İTÜ'den Profesör bir arkadaşına, üniversitenin kalitesinin düşme nedenini soruyor. Aldığı cevap "Bizi sayılar mahvetti!" oluyor. Devam ediyor Celal Şengör ve bölümdeki öğretim için gerekli olan teknik cihaz sayısının 25 olduğu bir bölüme 70 kişinin alınmasının akıl ve mantık işi olmadığını söylüyor. Aynı şekilde her şehre üniversite açmanın oldukça yanlış olduğunu kendine has üslubu ile anlatıyor. Üniversitelerin araştırmayı seven insanların yeri olduğunu söylüyor. Buna yönelik bir düzenin kurulmasını istiyor. Ayrıca üniversitelerin 1950'lerden itibaren dağların başına taşınmasını ve yapılmasını da yanlış buluyor. Araştırmanın merkezi olması gereken üniversitelerimizin birçoğunda nitelikli kütüphanelerin olmadığını söylüyor. Ardından da bütçe kısıtlaması peydah olduğunda yetkililerin ilk aklına gelenin kütüphaneler olduğunu ekliyor. Üniversitelerin diploma yuvaları haline geldiğini hatta akademik çalışmaların dahi göstermelik ve salt mevkilerde yükselme amacıyla yapıldığını dile getiriyor.

Bunun dışında çağımızın bilgi çağı olarak nitelemesinin yanlış olduğunu, bilgiyi her zamankinden daha hızlı depolama, saklama imkânlarının olduğu bir çağ olarak nitelemenin doğru olacağını söylüyor. Ancak bu durumun insanları rehavete kaptirdigini ve teknolojik şekilde depolamanin olası zararlı sonuçlarının hiç hesaba katılmadığıni ve kütüphane ediminin artık eski değerini görmediğini hatta halihazirdaki kütüphanelerin de tahribata uğradığını üzülerek ifade ediyor.

Mevcut dünyamızda en iyi yönetim şekli demokrasidir. Ancak her şeyin bir tehlikeli boyutu olduğu gibi demokrasinin de böyle bir boyutu vardır. Bu da halkın nitelik bakımından aşağıda olduğu bir toplumdur. Buradaki nitelikten kasıt bilimsel düşünemeyen bireylerin fazla sayıda ve seslerinin daha yüksek çıktığı veya bilimsel düşünebilen insanları bastirdiklari toplumlardir. Bilimsel düşünmek, bilim yapmak değildir. Bilimsel düşünmek, yeni bir şeyle karşılaşınca buna şüpheyle yaklaşmak ve hemen inanmamaktir. Bunun üzerine varsayımlar üretip bunları teste ve mantıksal tutarliliga tabi tutmaktır. Fanatizmle ve herhangi bir unsura aidiyet duymakla irrasyonel hale gelmemektir. Bununla birlikte tabiki bir toplumda herkes rasyonel olamaz. Ancak irrasyonel olan insanlar, rasyonel insanlar tarafından ikna edilebilecek düzeyde olmalilardir veya rasyonel insanlara uymalilardir. Aksi takdirde ülkenin yönetimine gelecek insanlar irrasyonel ve bilimsel düşünmeden uzak insanlar olacaktır. Haliyle böyle bir toplumun nihai varacağı nokta uçurumun dibidir.

Celal Şengör, medeniyeti birbirleriyle kavga etmeden tartışabilme kültürü olarak tanımlıyor ve bunun için de yine bilime ve bilimsel düşünmeye ihtiyacın olduğunu ekliyor. Çünkü bir şeyleri tartışılmaz doğru olarak kabul edip ve bunlar üzerinde de tüm hayat bina edilirse, bu tip bireylerin olduğu bir toplumda tartışmalar boks maçına döner. Herkes kendisine göre bir kırmızı çizgi çizer ve bunu bir adım geçeni alninın ortasından vurur. İnsanlar huzurumuz bozulmasın, halihazırda anlaşılmayacağim, küfür ve hakaret ile karşılanacagim diyerek sessizliğe bürunürler. Dünyanın üzerinde nasıl aslında olmayan enlem ve boylam çizgileri hayal ediyor bununla coğrafyada birtakım işleri görüyorsak; benzer şekilde böyle bir toplumun üzerinde de kırmızı çizgiler bulunur. İnsanlar bu kırmızı çizgiler içinde sessizliğe hapsolmus durumdadır. Biri bir şey dese hemen bu dediği, birinin kırmızı çizgisine çarpar ve infaz edilir. Bu açıdan Coğrafya için faydalı olan hayali çizgiler, toplum için zararlı olurlar.

Bu konu üzerine şunu eklemem gerekiyor: İnsanları susturma yolunun başında fiziksel linç yer almaz. Daha etkili yolu 'saygı' ve 'sevgi' pıtırcıklığıdır. Bunlar kullanılarak suni 'saygısızlıklar' ve 'sevgisizlikler' oluşturularak fikrini söyleyen kişi baskı altına alınır. Bununla birlikte toplumun birçok kesimi buna destek verir. Haliyle farklı düşünen insanlar bu pitırcıkliklar ile susturulur. Sonra toplumda içlerinden birbirlerine kufreden açıktan birbirlerine gülen insanların sayısı artar. Her an birbirlerini bir kaşık suda boğacak gerginlikle dolu insanlar, bu gerginliklerini başka başka yollarla çıkarırlar.

Tüm bunların sonucunda(başka unsurlar de eklenebilir) bir toplum uçurumun dibine gelir. Çaresizce arkasına bakar ve kendisini kurtaracak bir kahraman arar. Eldeki kahramana ettiği küfürler aklına gelir ve pismanlik ve vicdan azabı kalbini deler geçer. Artık yapacak bir şey kalmamıştır.

Ve aşağı atlar..



Keyifli okumalar.

Yazarın biyografisi

Adı:
Celal Şengör
Tam adı:
Prof. Dr. h. c. (mult.) Ali Mehmet Celâl Şengör
Unvan:
Türk Akademisyen, Yazar
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 24 Mart 1955
24 Mart 1955'te İstanbul'da doğdu. 1973 yılında Robert Kolej'i bitirdi. 1978'de State University of New York at Albany'den jeolog olarak mezun oldu ve aynı üniversiteden 1979'da yüksek lisansını bitirdi. 1981'de İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi, Genel Jeoloji kürsüsünde asistan olarak görev yapmaya başladı. 1982'de de State University of New York at Albany'den doktora aldı. 1984 yılında Londra Jeoloji Cemiyeti'nin Başkanlık Ödülü'nü, 1986'da TÜBİTAK Bilim Ödülü'nü aldı. Aynı yıl İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi Genel Jeoloji Anabilim Dalında doçent oldu. 1988'de Neuchâtel Üniversitesi Fen Fakültesi'nden şeref bilim doktoru (Docteur ès sciences honoris causa) pâyesi aldı. Academia Europaea'ya 1990 yılında kabul edildi ve cemiyetin ilk Türk üyesi oldu. Aynı yıl Avusturya Jeoloji Servisi muhabir üyesi, 1991 yılında ise Avusturya Jeoloji Derneği şeref üyesi oldu. Yine 1991 yılında Kültür Bakanlığı'nın Bilgi Çağı Ödülünü kazandı. 1992 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi Genel Jeoloji Anabilim Dalı'nda profesörlüğe yükseltildi. 1993 yılında Türkiye Bilimler Akademisi en genç kurucu üyesi oldu ve Akademi konseyine seçildi. Aynı yıl TÜBİTAK Bilim Kurulu üyesi oldu. 1994 yılında Rusya Doğa Bilimleri Akademisi üyeliğine, Fransız ve Amerikan jeoloji dernekleri şeref üyeliğine seçildi. Ayrıca kendisine Fransız Fizik Cemiyeti ve École Normale Supérieure Vakfı tarafından Rammal Madalyası verildi. Şengör 1997 yılında, Fransız Bilimler Akademisi tarafından yerbilimleri dalında büyük ödül (Lutaud Ödülü) ile taltif edildi. 1998 Mayıs ayı içerisinde Şengör, Collège de France'da misafir profesör olarak bir kürsü işgal etti. Burada "XIX. Yüzyılda Tektoniğin Gelişmesine Fransız Jeologlarının Katkısı" konulu bir ders verdi ve 28 Mayıs 1998'de Collège de France'ın madalyasını aldı. 1999'da Londra Jeoloji Cemiyeti kendisine Bigsby Madalyasını tevcih etti. 2000 yılının Nisan ayında Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Bilimler Akademisi yabancı üyeliğine seçilen ilk Türk oldu. Rus Bilimler Akademisi'ne Fuad Köprülü'den sonra seçilen ikinci Türktür. Ayrıca 2013 yılında Leopoldina Doğa Araştırıcıları Akademisi üyeliğine seçilmiştir.

Şengör, jeolojide bilhassa yapısal yerbilim ve tektonik dallarındaki çalışmaları ile ün yapmıştır. Şerit kıtaların dağ kuşaklarının yapısına etkisini ortaya koymuş ve Kimmer Kıtası adını verdiği bir şerit kıta keşfetmiştir. Orta Asya’nın jeolojik yapısını ortaya çıkarmış, Kıta-kıta çarpışmasının ön ülkeleri nasıl etkilediği meselesini çözmüştür. Yücel Yılmaz ile birlikte, Levha tektoniği içinde Türkiye'nin yerini değerlendiren ve atıf klasiği haline gelen bir makale yazmıştır. Jeoloji ve tektonik konularında 6 kitap, 175 bilimsel makale, 137 tebliğ özeti, pek çok popüler bilim makalesi, tarih ve felsefe ile ilgili de iki kitap ve 300’e yakın deneme yazısı yayınlamıştır. 86 ülkenin Bilimler Akademisine üye olan Şengör'ün yayınlanmış 1826 makalesi vardır ve bu makalelere 12658 atıf yapılmıştır. Bunların 1997-1998 yılları arasında Cumhuriyet Bilim Teknik dergisindeki "Zümrütten Akisler" köşesinde çıkmış olanları Yapı Kredi Yayınları tarafından 1999'da "Zümrütnâme" başlığı altında kitaplaştırılmıştır.

Fransa, İngiltere, Avustarya ve Amerika Birleşik Devletleri'nde misafir öğretim üyesi olarak çalışmalarda bulunan Şengör, Collège de France dışında İngiltere'de Oxford (Royal Society Araştırıcı bursuyla), ABD'de California Institute of Technology (Moore Distinguished Scholar olarak) ve Avusturya'da Salzburg Lodron-Paris Üniversitesi'nde misafir profesörlük yapmıştır. Şengör ayrıca pek çok uluslararası dergide editör, yardımcı editör ve yayın kurulu üyeliği yapmıştır ve yapmaktadır.

Özel hayatı
Jeolojiye olan merakının nasıl başladığı, "Bir Bilim Adamının Serüveni" adlı kitapta, Şengör'ün "Ben jeolojiyi küçük yaştan yani Jules Verne'in Arzın Merkezine Seyahatkitabını okuduğum günden itibaren sevmeye başladım. Hemen arkasından Denizler Altında Yirmi Bin Fersah 'ı okudum. Onu da okuduktan sonra kendi kendime, ‘Adam olmak demek, Jules Verne'in tarif ettiği gibi olmak demektir’ diye düşündüm. Bana jeolojiyi Jules Verne sevdirdi..." şeklindeki ifadeleriyle anlatılmıştır.[6] Bir röportajında kendisine ait kütüphanesinde 30000'in üzerinde kitabı olduğunu söylemiştir.

Şengör 1986 yılında Oya Maltepe ile evlenmiştir. Tek çocuğu olan oğlu H. C. Asım Şengör 1989 yılında dünyaya gelmiştir. "Şengör Gayrimenkul Yatırım Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi" adlı bir şirketi de vardır.

Çalıştığı üniversiteler
State University of New York At Albany, A.B.D - "Yüksek Lisans, Doktora"
Collège de France, Fransa - "Misafir Profesör"
Oxford Üniversitesi, İngiltere - "Misafir Profesör"
Caltech, A.B.D - "Misafir Profesör"
Salzburg Lodron-Paris, Avusturya - "Misafir Profesör"
İstanbul Teknik Üniversitesi - "Öğretim Üyesi"

Kitapları
Kendi yazdıkları:
"Zümrütname" (Yapı Kredi Yayınları, 1999)
"Hasan Ali Yücel ve Türk Aydınlanması" (TÜBİTAK Yayınları, 2001)
"Yaşamın Evrimi" (İstanbul Teknik Üniversitesi Yayınları, 2004)
"99 Sayfada İstanbul Depremi" (İş Bankası Kültür Yayınları, 2006)
"Zümrüt Ayna: Bilimsel Düşünce Üzerine Denemeler" (Yapı Kredi Yayınları, 2003)
''Bilgiyle Sohbet - Popüler Bilim Yazıları'' ( İş Bankası Kültür Yayınları, 2014)

Hakkında yazılanlar:
"Bir Bilim Adamının Serüveni - Celal Şengör Kitabı" (Söyleşi: Sefa Kaplan) (İş Bankası Kültür Yayınları, 2010)

Katkıda bulundukları:
"Pîrî Reis 1513 Dünya Haritası" (Boyut Yayıncılık, 2013)

Ödülleri
Yurtdışında birçok üniversitede bulunmuş olan Prof. Şengör, birçok uluslararası ödülün de sahibidir. Ayrıca, TÜBİTAK Bilim Ödülü'nü kazanan en genç bilim adamıdır.

Ödüllerinin bazıları:
Londra Jeoloji Cemiyeti, Başkanlık Ödülü [1984]
TÜBİTAK, Bilim Ödülü [1986]
Neuchâtel Üniversitesi Fen Fakültesi, Şeref Bilim Doktoru (Docteur ès sciences honoris causa) [1988]
Kültür Bakanlığı, Bilgi Çağı Ödülü [1991]
Fransız Fizik Cemiyeti ve École Normale Supérieure Vakfı, Rammal Madalyası [1994]
Collège de France Madalyası [1998]
Londra Jeoloji Cemiyeti, Bigsby Madalyası [1999]
Guztav-Steinman Madalyası [2010]

Yazar istatistikleri

  • 467 okur beğendi.
  • 1.954 okur okudu.
  • 96 okur okuyor.
  • 2.034 okur okuyacak.
  • 24 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları