Sırça Fanus

8,2/10  (169 Oy) · 
434 okunma  · 
153 beğeni  · 
3.444 gösterim
"Neşeli, hüzünlü, yalın, parlak ve doğal. En üstün niteliğiyse şaşırtıcı derecede dolaysız oluşu, tıpkı güpegündüz çekilmiş bir dizi fotoğraf gibi."
-Time-

Parlak bir üniversite öğrencisi olan Esther Greenwood, 1950'lerde yayın dünyasında acımasız bir rekabetin sürdüğü New York'a büyük hayallerle gelir ve önemli bir moda dergisinde iş bulur. Kapıldığı beklentilerle karşısına çıkan fırsatların yoğunluğu, masumluğunu yitiren genç kızın zamanla kaldıramayacağı bir boyuta ulaşır ve Esther kendini tam bir karabasanın içinde bulur. Kimlik arayışı peşinde ürkütücü bir yola giren duyarlı ve hevesli bir genç kadının üniversite yılları, erkeklerle ilişkileri, yaşadığı çöküş, intihar girişimleri ve gördüğü psikolojik tedaviler mizahi bakış açısı unutulmadan son derece içtenlikle işlenmiş.

Sylvia Plath'ın kendi yaşamından yola çıkarak kaleme aldığı ve ilk kez 1963 yılında, ölümünden bir ay önce, başka bir isim altında yayımlatmayı başarabildiği Sırça Fanus, o günün olduğu kadar bugünün insanının da metropol yaşamındaki yabancılaşmasını anlatan modern bir klasik haline gelmiştir. 20. Yüzyıl Amerikan edebiyatının melankolik prensesi Sylvia Plath'ın başyapıtının, ölümünün ve kitabın yayımlanışının 50. yılında, gözden geçirilmiş baskısını okurlarımıza sunuyoruz.
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Ekim 2013
  • Sayfa Sayısı:
    256
  • ISBN:
    9786054764716
  • Orijinal Adı:
    The Bell Jar
  • Çeviri:
    Handan Saraç
  • Yayınevi:
    Kırmızı Kedi Yayınevi
  • Kitabın Türü:
Hesna S. 
 15 Tem 14:24 · Kitabı okudu · 4 günde

Nefes alamadığınızı hissettiğiniz oldu mu hiç? Sanki bir yerde sıkışıp kalmışsınız gibi.... Ciğerlerinize soluk alıp verseniz de boğulacakmış hissi yaşadığınız oldu mu? Ya da söyleyecek çok sözünüz varken tıkanıp kaldığınız, hani o kelimelerin de kifayetsiz kaldığı anlar? Ne kadar havayla doldursanız da ciğerlerinizi yetmiyormuş gibi, ne kadar anlatsanız da sözler az kalıyormuş gibi. İşte böyle bir durumdu Sylvia Plath'ın yaşadığı da. Belki de hayattaki ilk nefesini almaya fırsatı olmadan, yaşamın acı yüzüyle karşılaşmış bir ceninin cam fanusa tıkılıp kalmasıydı. Yaşamın ölümle nişanlı olmasıydı. Samuel Becket'in Sözsüz Oyun eserinde çok anlamlı bir ifadesi vardır. Annelerimizin bizleri bacaklarını iki yana açıp da mezarlara doğurduklarını söyler. Sonrası aniden parlayan bir ışıktır. Bir ışık parlaması kadardır. O kadar ki kısacık... Hayat sadece bir ışık parlaması kadar vakit verirken, ne kadar ağız dolusu gülebiliriz ki? Ne kadar nefes alabiliriz peki bu sırça fanustayken? Nereye gidersek gidelim boğulmayacak mıyız bizi hapseden camları kıramadıktan sonra? Kendimize tutunacak bir dal bulamadıkça savrulmayacak mıyız?

Savrulmuştu Sylvia... Ne eşine ne de çocuklarına tutunabildi. Belki de onlar bırakmıştı ilk elini. En yakınındakiler... Babası, annesi, eşi... Hep öyle olmaz mıydı? Olurdu elbet. Kendisi gibi bir karakter yarattı tutunamayan. Adı Sylvia değildi de Esther'di. Hatta adının da önemi yoktu. Yaşadıkları aynıydı. Kendi iç dünyasını, buhranlarını, babasını ve erkekleri anlattı. Onun küçücük omuzlarında kambur yaratacak ne kadar sorumluluk varsa onları anlattı. Sana Gül Bahçesi Vadetmedim' deki Deborah gibi akıl hastanesindeki acılarını anlattı.

Hepimizin içinde şeytani dürtüler vardır. Ya dizginleriz ya da su yüzüne çıkarırız. Birilerine zarar vermek isteriz mesela... Ya da birilerini korumaya çalışırken kendimize zarar veririz. Onları anlattı. Her şey bir deli cesaretine bakıyordu aslında. Cesaret etti Sylvia... Onun için bir zaferdi, kanıtlamak istiyordu, kanıtladı.

Sylvia Plath, ilk olarak şiirleriyle tanıdığım bir isimdi. Kendisi Amerikan şiirinin en ustalarındandır. Şiir İnceleme dersinde az çektirmedi bana. Tabii Edgar Ellan Poe'lar, William Blake'ler de cabası... Sırça Fanus (The Bell Jar) tek romanı zaten Sylvia' nın. Ilk defa düz yazısını okudum. Onu, hazin hayat hikayesiyle ve acı dolu şiirleriyle bildiğim için bu yarı otobiyografik romanında daha çok içindeki buhranı dökmesini bekledim... Tıpkı şiirlerindeki gibi... Belki daha farklısını beklemişti o da. Esther'e yazdığı gibi bir son beklemişti. Ama yok... Daha çok kusmalıydı. Daha çok lanet etmeliydi her şeye. Bağırsa, haykırsa, acıtsa belki böyle olmayacaktı. Ama her neyse... Ben anladım onu... Anladım ben...

Elif Kimya Salt 
 01 Eyl 2016 · Kitabı okudu · 3 günde · 8/10 puan

Slyvia Plath, yazarı, şairi Nilgün Marmara ' nın intiharını bir dergide okurken tanımıştım. 30 yaşında intihar etmiş olan Slyvia Plath ' ın , 29 yaşında hayatı hakkında tez hazırlayıp , etkilenen ve sonucunda intihar eden Nilgün Marmara dolayısıyla. Sırça Fanus üç yıldır okumayı ertelediğim bir kitap. Kendi manic depresyonundan kesitler verdiği yarı otobiyografik kitabı. Kitap başta sıradan liseli aşkları anlatacak eğlenceli bir kitap seyrinde gidecek sanıyorsunuz. Ama birdenbire Esther ' in darmadağın psikolojisi içerisinde buluyorsunuz kendinizi. Feminist kimliğiyle sıkça ismini duyduğumuz yazar, kendisi gibi feminist bir karakter oluşturmuş kitapta da. Karakter iflah olmaz bir akıl hastası diye düşündürtüyor. Yalnız kitaptaki ani duygu geçişi rahatsız etti beni. Bunun dışında akıcı, güzel bir kitaptı. Kendimden çokça parçalar buldum ve keşke okumayı bu kadar geciktirmeseydim. Tavsiye ederim...

Aykut 
21 Mar 21:07 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · 10/10 puan

Biliyorum, tüm incelemelerimde "çağımızda da öyle değil midir?" temalı yazılar yazıyorum ve bu temaya değinmeden duramıyorum. Sylvia'nın tabiri ile bir Sırça Fanus'tan sesleniyorum sizlere bu harflerin arasından. O güzel insana değinmeye çalışacağım naçizane yazımdan... Kendi Sırça Fanus'umdan... Gerçekten de (hadi bir kez daha yapalım şu klişeyi..) çağımızda da öyle değil midir? Yani, herkesin kendine ait bir Sırça Fanus'u yok mudur? Hayal perdemizi kısıtlayan, bizlere istemediğimiz şeyler yaptıran (zaten ne zaman istediği şeyi sırf istemiş olduğu için yaptı ki insanlar?), dışarının o 'metalik' ışığını bizlere keskin bir şekilde yansıtan o fanus. İçerisinde soluyabileceğimiz kadar hava kaldı mı o da belli değil, ne kadar oksijenimiz kaldığını bilmeden soluyoruz yalnızca. Yaşamak için değil, içerideki oksijeni bitirmek için soluyoruz belki de. Çünkü solumuş olmak bizleri rahatlatmıyor artık; şöyle derin bir nefes aldığımızda daha da boğulur hale geliyoruz. Çünkü ne kadar çok soluk alıp verirsek içerideki hava o kadar çabuk bitecek bundan eminiz. Tek emin olduğumuz şeyler bazı şeylerin 'sonlanabilirliği'. Bu düşünce insana ufacık bir ışık demeti yolluyor. Fakat kesiliyor hemen, çok uzaklardaki bir deniz fenerinin kesik ışığı gibi.

Evet, ben Sylvia ile böyle tanıştım. Belki çok uzaktan; yazdığı bir kitap aracılığıyla ama bu bile onun yoğun hislerini çok az da olsa anlamama yetti. Bir yazar ile okuru arasında herhangi bir 'uzaklık' olabilir mi hakikaten de? Zamansal anlamda bir uzaklıktan bahsetmiyorum, hayır. İnsanlar bilmese de birbirlerini yaşayabilir. İki insan aşağı yukarı aynı şeyleri yaşıyor ve düşünüyorsa kendi aralarında bir 'yaşanabilirlik' olgusu vardır. Yani, iki insandan biri diğerini, diğeri de onu kendi içinde yaşayabilir; bir nebze 'o' olabilir. Belki de bu biraz empati ile ilgili, ama bu empati kadar anlamlı fakat empatiden daha derin bir duygu. Fakat Sylvia bu 'uzaklığa' düşmüş bir insandı bana kalırsa. Bunu kötü anlamda söylemiyorum. Demek istiyorum ki, insanlar onu anlamaya çok uzaktı. İnsanların arasına girmeye çalışsa da zaman zaman (diğer insanlar böyle yaparak mutlu oluyorsa, o neden olmasındı?) bu çabalar onu insanlardan daha da uzaklaştırdı. O denli çaresiz hissetti ki yaşıtı olan kızlara baktı, onları gözlemledi umutsuzca. Belki de onlar gibi olursa insanlardan istemsiz uzaklaşmasına bir son verebilirdi? Yaşıtları gibi bazı erkeklerle birlikte olmayı denedi. Daha sonra o 'kadın düşmanları' onun hayatını yakıp kül eden, böylece karartan, durdurulamaz ateşi canlandıran kıvılcımı haksızca körüklediler.

Sırça Fanus, Sylvia'nın otobiyografik eserinden fazlası. Eserdeki Sylvia'nın ismi ise Esther Greenwood. Fakat isim önemli mi? Hayatı kül gibi kapkara hale gelen insanların ismi bir anlamda önemsizleşir bana kalırsa. Hepsinin adı ortak bir adda buluşur: İnsan. Esther kimdir peki; o 'insan' kimdi? Çoğu insandan (ve kadından) daha çok 'insan' olan kişi? Parlak bir üniversite öğrencisi, büyük hayalleri olan biri, haklı beklentilere sahip bir kadın. Fakat o günün dünyasında, günümüzde olduğu gibi olağanüstü bir rekabet hüküm sürmektedir. Kimi kimseler "Hayatı öğren, buna alış. Hayatta her daim rekabet vardır." derler. Bunu hitap ettiği kişi bu dünyaya alışık mı bakalım? Ya da güçlü bir nehirden ibaret olan 'gerçek hayat'a karşı dimdik ayakta durabilecek kadar dayanıklı mı? Bu iğrenç rekabet Esther'in hayatını değiştirecek ve kaldıramayacağı bir düzeye gelecektir. Bunun üzerine yukarıda bahsettiğim gibi çeşitli arayışlar içerisine bile girer. Kişiliğini kaybeder.

Bir insanın kişiliğini kaybetmesi yalnızca onun karakteristik özelliklerini yitirmesi anlamına gelmez. Kişilik kaybı bana göre insanın hayat denilen nehre kapılmasının yanı sıra kimsenin de ona yardım etmemesidir. Nehirde ne kadar ters yönde yüzmeye çalışırsa çalışsın kurtulamayacağının umutsuz bilincinde olmaktır. Bir nevi istemsiz ve umutsuz bilinçtir. Fanus'un havasının biteceğini bildiği halde hızlı hızlı solumasıdır. Esther de Sylvia gibi çeşitli intihar girişimlerinde bulunur. Kişilik arayışı çabalarının yararsız kaldığını gören Esther dünyaya daha fazla tahammül edemez hale gelir. Sahi, bizler nasıl tahammül ediyoruz bu hayata, pardon, yarışa? Esther'in karşılaştığı şeylerle biz de her gün karşılaşmıyor muyuz? Dersler, sorumluluklar, hayallere ulaşmanın güçlüğü, bir iş görüşmesine gittiğinizde karşınızdakinin kişiliğinize bakmadan "Kaç dil biliyorsunuz?" diye sorması (efsaneler böyle söylüyor.) ve daha birçok şey. Eğer bazı insanlar buna dayanamayıp Fanus'un dışına çıkamayacağına içeride ölmeyi tercih ediyorsa bu onların güçsüz olduğundan kaynaklanmaz. İntihar eden kişilere neden aynı şekilde bakıyoruz biz insanlar olarak? Güçsüz bir yapıları olduğunu sanıyoruz intihara meyilli olan insanların. Bu yanlış. Ya hayat, pardon, yarış dediğimiz nehir onların tarafında daha şiddetli akıyorsa?

Elbette ki kitapta bolca kadın-erkek eşitliği olgusuna da değinilmiş. Kimi erkeklerin kadına yalnızca çocuk doğuran, ona bakan, büyüten bir 'robot' gibi bakması, bazılarının daha da ileri gidip kadını insandan saymaması ya da erkeğin bekar kalabilmesine rağmen kadının bekar kalamayacakmış gibi bir toplum baskısının olduğu gibi kimi noktaların üstüne sert sert basmış Sylvia. Bekaret denen kavramın neden yalnızca kadına ait olduğu, erkeklerin (bazıarı) istediği şeyi yapabilirken, kadınların kısıtlanmasının saçmalığı gibi önemli bir konuya dikkat çekmekten geri kalmamış Plath. Bu konular geçmişte sorun olduğu kadar günümüzde de sorun oluyor. Bu bana göre çok hassas bir konu. Ayrıca yanlış anlaşılmaya çok açık bir konu, hem kadınlar hem de erkekler tarafından. Bu konuyu ben çok iyi biliyorum diyemem, aksine en az ben biliyorum dolayısıyla bu meselenin üstüne daha ince bir şekilde kafa yormam/yormak gerektiğini düşünüyorum. Plath ise bu konudaki kafa yorma eyleminin kıvılcımını atan önemli şahsiyetlerden yalnızca bir tanesi.

Son olarak da Plath'ın ironisine dikkat çekmek isterim. Kitapta gölge ile ilgili yaptığı bir anlatım var. Alıntı ise şu: "Dünyadaki en güzel şey gölge olmalıydı, gölgenin milyonlarca kımıldayan şekli ve çıkmaz sokakları. Büro çekmecelerinde, dolaplarda, bavullarda hep gölge vardı, evlerin, ağaçların, taşların altında ve insanların gözlerinin, gülümsemelerinin ardında gölge vardı ve dünyanın gece tarafında kilometreler boyunca gölge vardı.". Gölge dediğimiz fiziksel olgunun oluşumu için ne gereklidir? Işık. Alıntının sonlarına dikkat edin. "... dünyanın gece tarafında kilometreler boyunca gölge vardı." gece olan, yani ışık almayan bir tarafta gölge nasıl olur? İşte bunun cevabı Plath'ın mükemmel ironisinin içinde gizli. Bana göre Plath'ın görmüş olduğu gölgeler o denli koyu ki (geceden bile koyu) gecede dahi fark edilebiliyor. Yani bir nevi o gölgelerin yansıtma kaynağı gecenin ta kendisi. Gece ona göre öyle aydınlık ki, gecede dahi gölgeler görebiliyor. Onun kolay şeyler yaşamadığının en iyi kanıtı bence budur.

Bizlerin de (en azından benim) Sırça Fanus'umuzun havası hızla tükeniyor. Kırabilen var mıdır bu fanusu? En azından deneyelim. Kıramayacağımızı bilsek bile...

Nisa Nur 
10 Tem 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

"“Sadece içimde susmak istemeyen bir ses olduğu için yazıyorum!" Yazarın bu sözünden çok etkilendiğim için okumaya başladığım bir kitaptı. İyi ki de okumuşum.
( Dikkat inceleme spoiler içerir)

Esther Greenwood New York'ta staj yapmakta olan bir üniversite öğrencisidir. Öğrenim hayatı boyunca hep çok iyi bir öğrenci olmuştur fakat stajını yaparken gerçek hayatın içine girmiş ve fark etmediği bir çok şeyi fark etmeye başlamıştır. Ne yapacağını, geleceğe dair kararlarını bilmemekte, karar verememekte ve bu onu bunaltmaktadır. Zamanla kendisi ve hayatı hakkındaki detaylar yazarın deyişiyle onu 'Sırça Fanus'a hapseder.

"Bir erkeğin egemenliği altında olmanın düşüncesinden bile nefret ediyorum," demiştim Doktor Nolan'a. "Bir erkeğin dünyasında hiç bir kaygısı yokken, benim başımda, beni hizada tutmak için bir sopa gibi asılı duran bebek konusu var." s:228
Aynı zamanda bu roman, alıntıdan da anlaşılacağı gibi çağının ilk feminist romanıdır. Yazar kadın erkek eşitliğini savunur, erkek yapıyorsa kadın neden yapmasın ki diye düşünür ve bu görüşü kitabında baskın bir şekilde dile getirmiştir. Erkekler istediğini yapar ama kadın yapamaz görüşünde olan erkekleri de ikiyüzlü bulmaktadır.

Kitabın dili ve cümleleri sade, anlaşılırdı. Kitap yarı otobiyografik bir eserdir, yazar kitapta ilk depresyonunun nasıl üstesinden geldiğini anlatır. Ama yazar depresyonu yendiğinden hiç bir zaman emin olamamış ve her an 'Sırça Fanus'un tekrar üstüne çökebileceğini de bilerek yaşamaya devam eder. Yazarın bunalımlarını, düşüncelerini, kırılgan iç dünyasını okurlara net ve başarılı bir şekilde yansıttığını düşünüyorum.

Yazar kitapta depresyonunu atlatsa da gerçek hayatta bu depresyondan kurtulamaz ve intihar ederek hayatına son verir. http://listelist.com/sylvia-plath-kimdir/ Merak edenler için bu sitede yazarın hayatı kısa olarak yazılmış.

Son olarak bu psikolojik kitabı okuyup sevenlere 'Sanan Gül Bahçesi Vadetmedim' kitabını öneriyorum.

Keyifli okumalar.. :))

Hatice Köse 
22 Mar 15:27 · Kitabı okudu · Beğendi · 7/10 puan

Depresyon kelimesinin dilimizde ne kadar sık kullanıldığını pek ala hepimiz biliyoruz. Üzerine latifeler edilip, normalleştirilen bir durum olduğunun da farkındayız. Peki depresyonda olmak nasıl bir duygu açıklayabilir miyiz? Karanlığın içinden seslenmeye çalışmak, tüm hareketlerinin başkaları tarafından yönlendirilmesine karşı koyamamak ve sürekli ölmeyi istemek. Hikaye gibi görünse de bu bir gerçek. Sylvia Plath tüm hislerini, depresyona dair tüm düşüncelerini kaleme almış Sırça Fanus'unda. En önemli etkeni göz önünde tutarak hem de;"Kadın Olmak"!

Adını sıkça duyduğum ve intihar yönteminden çok etkilendiğim için okumak istediğim bir eserdi. Ve okudum, kendi hayatını kendi cümleleriyle başka bir insanmış gibi anlatıp yayınlayan bir yazar. Ve siz Sylvia'nın yazdıklarına inanın okudukça bağlanıyorsunuz. Kendisinin hayatı görüş açısı ve düşünce yapısı çok farklı. Pek farklı konuda aklımıza bile gelmeyen biçimlerde düşünüyor, yazıyor. İntiharından önce çocuklarının yanına bir bardak süt ve kurabiye koyup, mutfakta kafasını fırına sokarak hayatını sonlandırması aslında bize onun iç dünyasının ne denli kırılgan ve yıkılmış bir vaziyette olduğunu ve tedavi altında olduğu süre boyunca ne kadar denerse denesin başaramadığı şeyi, tedavisinin bitti sanılmasından kısa bir süre sonra yapması bana başka isimleri hatırlattı. Sanırım bazı insanlar dünyayı bizden çok farklı görüyor. Her insan kendi sırça fanusunu taşıyor ve bir gün o sırça fanus tıpkı Sylvia gibi bizi de götürecek buradan.

Beyza Türk 
04 Eyl 22:05 · Kitabı okudu · 36 günde · Puan vermedi

"Plath, hayatı boyunca ileri derecede manik-depresif bozuklukla boğuştu.1963 yılında daha 30 yaşındayken, ikinci kattaki odalarında uyumakta olan çocuklarının yanına süt ve kurabiye bıraktıktan sonra, odalarının kapısını da içeri gaz girmeyeceğinden emin olmak üzere bantlayarak kapattı ve kafasını fırının içine sokarak intihar etti."
Benim bu kitaba başlama sebebim Plath'in hayat hikayesinin beni etkilemesi ve Sırça Fanus'un aslında biraz da otobiyografi değeri taşıdığını ögrenmemle oldu. (Ayrıca kitap ilk Amerikan feminist romanı unvanını da taşıyor.)
Kitap sakin başlayıp Esther'in intihar girişimlerinden sonra bambaşka bir tempoya giriyor benim için. Kahraman bakış açısı ile yazıldığı için mi bilmiyorum fakat Esther'le fazlasıyla bağ kurdum -Esther benim için çok güçlü, dayatılanı reddeden inanilmaz bir kadın- ve kitabı bitirmemle boşluğa düştüm bu her kitabın başarabildiği bir şey değil fikrimce. Kitap diğer yandan da ağır depresyon hastası bir insanın olaylara tepkisi, bakışı nasıl olur bunu gösterdiği için de çok ilgi çekiciydi. Betimlemeleri ile şair kişiliğini de zaman zaman gün yüzüne çıkarmasıyla Plath beni kendine hayran bıraktı diyebilirim. Ruhunun şad olması dileğiyle.

Reina 
 03 Oca 2015 · Puan vermedi

Sylvia Plath ' ın hayatıyla yarı-otobiyografik bir romandan daha fazlasıdır bana göre Sırça Fanus . Kitapta Ladies Day ismiyle geçen şirketten çıktıktan sonra kendini küvete atan Esther ile gerçekte Mademoiselle’de staj yapan Sylvia’nın düşünceleri ortaktır: “New York eriyor, hepsi eriyip kayboluyor ve artık hiçbiri rahatsız etmiyor beni. Onları tanımıyorum, onları hiç tanımadım ve tertemizim ben. Bütün o içkiler, gördüğüm o yapışkan öpüşler ve dönüş yolunda derime yerleşen kir, hepsi, hepsi tertemiz, dupduru bir şeylere dönüşüyor.”

50 li 60 lı yıllardaki kadınların erkekler yüzünden bir sırça fanus içinde olduğunu düşüne Sylvia, Esther karakteriyle bu konuda şöyle der: “Bir erkeğin egemenliği altında olmanın düşüncesinden bile nefret ediyorum. Bir erkeğin dünyada hiçbir kaygısı yokken, benim başımda, beni hizada tutmak için bir sopa gibi asılı duran bebek konusu var.”
Sylvia Plath okumaya başlamadıysanız bu kitap iyi bir başlangıç olur diye düşünüyorum .

mei 
08 May 01:36 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Evet her kitaba yazılır güzel yorum, peki ya en sevdiğiniz kitaba? Kitabı okudukça hayran kaldım Sylvia Plath'e. Ne şahane kadın ne güçlü kadın. Kitap Esther ismindeki genç kızın hayatından bir kesiti konu alıyor. Anlatılan Esther mi yoksa Sylvia'nın ta kendisi mi tartışılır fakat bilinen gerçek Sylvia gerçekten acı çekiyordur. Ve o acıyı tam olarak yansıtır okuyucuya. Buruk bir tebessümle okunan kitaptır, okuyacaksanız yavaş yavaş, sindire sindire okuyun; hissedin Esther'in duygularını en derinlerde..

HÜLYA BİLGİN 
22 May 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Sadece otuz yıl yaşayan bir kadının (Plath'in) hayata sadece acılardan doğru tutunması çok acı... Plath'in kendi hayatı olarak gördüğüm kitap tabi ki en az onun hayatı kadar müthiş..Kitabının kahramanı aslında ta kendisi.. Slyvia Plath...mutlaka okunmalı..

5 /

Kitaptan 112 Alıntı

Reina 
08 Eki 2014 · İnceledi · Puan vermedi

''Bir kadının bir tek temiz yaşantısı olması gerektiği, oysa bir erkeğin biri temiz öteki kirli iki yaşantısı olabileceği düşüncesi beni çileden çıkarıyordu.''

Sırça Fanus, Sylvia Plath (Sayfa 85)Sırça Fanus, Sylvia Plath (Sayfa 85)
a leaf 
09 Oca 2015 · Kitabı okudu · 6/10 puan

Nefret ettiğim bir şey daha varsa, o da insanların kendinizi berbat hissettiğinizi bildikleri halde neşeyle hatırınızı sorup,"iyiyim,"demenizi beklemeleridir.

Sırça Fanus, Sylvia Plath (Sayfa 183)Sırça Fanus, Sylvia Plath (Sayfa 183)
Nisa Nur 
04 Tem 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

"Ne zaman dikkatimi toplamaya çalışsam, kafam bir patenci gibi kayıp kocaman bir boşlukta dalgın dalgın dönüp duruyordu."

Sırça Fanus, Sylvia Plath (Sayfa 151)Sırça Fanus, Sylvia Plath (Sayfa 151)
Nisa Nur 
04 Tem 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

"Kendimi koşu yolu olmayan bir dünyada yaşayan bir yarış atı gibi hissediyordum."

Sırça Fanus, Sylvia Plath (Sayfa 80)Sırça Fanus, Sylvia Plath (Sayfa 80)
Reina 
08 Eki 2014 · İnceledi · Puan vermedi

''Bir milyon yıllık evrim diyordu acı acı ve hâlâ hayvandan farkımız yok.''

Sırça Fanus, Sylvia Plath (Sayfa 83)Sırça Fanus, Sylvia Plath (Sayfa 83)
Nisa Nur 
03 Tem 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

"Yer inanılmaz güvenli gelmişti. Zaten düştüğüm ve daha fazla düşmeyeceğimi bildiğim için rahattım.''

Sırça Fanus, Sylvia Plath (Sayfa 50)Sırça Fanus, Sylvia Plath (Sayfa 50)
Reina 
08 Eki 2014 · İnceledi · Puan vermedi

''Başımdan hiç aşk macerası geçmemişken, hiç çocuk doğurmamışken, ölen birini bile görmemişken, yaşam hakkında nasıl yazabilirdim? Tanıdığım bir kız yakın zamanda, Afrika'da pigmeler arasındaki maceralarıyla ilgili bir kısa öyküsüyle bir ödül kazanmıştı. Bu tür şeylerle nasıl rekabet edebilirdim? ''

Sırça Fanus, Sylvia Plath (Sayfa 127)Sırça Fanus, Sylvia Plath (Sayfa 127)
Reina 
 02 Kas 2015 · İnceledi · Puan vermedi

“…üç haftadır ellerimi yıkamıyordum… Yedi gündür hiç uyumuyordum. Annem uyumam gerektiğini söylüyordu, ama uyusam da, gözlerim açık uyuyordum, başucumdaki saatin akrep ve yelkovanının daireler çizmesini izleyerek yedi gece geçirmiştim, ne bir saniyeyi ne bir dakikayı ne de bir saati kaçırmıştım. Saçımı ya da giysilerimi yıkamamam da çok anlamsız görünmesindendi. Ertesi gün yine yıkanacaksam, bugün yıkanmamın hiçbir anlamı yoktu. Bunu düşünmek bile beni yoruyordu…”

Sırça Fanus, Sylvia PlathSırça Fanus, Sylvia Plath

Bir kadının bir tek temiz yaşantısı olması gerektiği, oysa bir erkeğin biri temiz, ötekisi temiz olmayan iki tane yaşantısı olabileceği düşüncesi çileden çıkarıyordu beni...

Sırça Fanus, Sylvia PlathSırça Fanus, Sylvia Plath

Kitapla ilgili 2 Haber

‘Sırça Fanus’ yeniden beyazperdeye uyarlanıyor
‘Sırça Fanus’ yeniden beyazperdeye uyarlanıyor Trajik yaşamıyla bilinen Sylvia Plath’in yarı otobiyografik romanı Sırça Fanus, ikinci kez sinemaya uyarlanıyor.
Edebiyat Tarihinin En İyi 100 Giriş Cümlesi
Edebiyat Tarihinin En İyi 100 Giriş Cümlesi Bazı romanları elimize aldığımızda, daha kapağını açtığımız anda, ilk cümleleri okurken biri sarıp sarmalamaya başlar. Bazılarında ise 50. sayfaya geldiğimiz halde okumakta zorlanırız. Özellikle sıradışı girişler bizi daha çok etkisi altına alır. Ve elbette romanı okuyup tamamadıktan sonra ilk sayfaya dönme isteği uyandıran romanlar.