Günlükler (Bir Edebiyat Olayı)

·
Okunma
·
Beğeni
·
3.896
Gösterim
Adı:
Günlükler
Alt başlık:
Bir Edebiyat Olayı
Baskı tarihi:
Mayıs 2014
Sayfa sayısı:
540
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054927388
Orijinal adı:
The Journals of Sylvia Plath
Çeviri:
Merve Sevtap Ilgın
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kırmızı Kedi
"Sadece içimde susmak istemeyen bir ses olduğu için yazıyorum."
-Sylvia Plath-

"Benim hayatımın amacı ne ve onunla ne halt edeceğim? Bilmiyorum ve korkuyorum. Asla istediğim bütün kitapları okuyamayacağım; olmak istediğim bütün insanlar olamayacağım ve yaşamak istediğim bütün hayatları yaşayamayacağım. Kendimi istediğim bütün becerileri edinecek kadar eğitemeyeceğim. Bunları neden istiyorum? Hayatımda mümkün olan zihinsel ve fiziksel tecrübelerin tüm renklerini, tonlarını ve çeşitlerini tatmak ve hissetmek istiyorum. Ve korkunç derecede sınırlıyım… Uğrunda yaşayacağım çok şey var, yine de anlaşılması mümkün olmayacak kadar hasta ve üzgünüm."

Sadece otuz yıl yaşadı Sylvia Plath ve bu otuz yıla fırtınalı bir hayat ve unutulmaz eserler sığdırdı. 1963 yılında hayatına kendi eliyle son vermesinden sonra eşi Ted Hughes'un büyük kısmını sansürleyerek ilk kez yayımlattığı Günlükler, yıllar sonra özgün haliyle yayımlanmıştı. Elinizdeki kitap da bu ikinci versiyonun tamamına yakın kısmını içeriyor. Plath'ın hayatının son on iki yılını kapsayan günlükleri onun özelindeki ve edebi alandaki mücadelelerini veriyor ve okura onu tanımak için geniş pencereler açıyor. Günlükler, bu özgün yazarı tanımak ve yapıtlarını daha iyi anlamak isteyenler için eşsiz bir başvuru kaynağı, hayranları için vazgeçilmez bir başucu kitabı.
(Tanıtım Bülteninden)
540 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Nereden başlanır ki buna?
Kitap bitti. Bomboş duvara baktım. İzledim...
Müzik falan da yok bu sefer. Sessizlik istiyorum sadece. Gözyaşlarım ve sessizlik. Bu evde mümkün değil tabiki bu. Yazmak için geceyarısını bekleyeceğim dedim. Ama işkenceydi bu kendime. Ruhum bedenimden ayrılıyordu sanki. Nefes alamadım. Gerçekten alamadım. Tuvalete koştum. Elimi yüzümü yıkayıp bıraktım kendimi. Hıçkıra hıçkıra ağladım. Ağladığımı kimse görsün istemem ben. Birkaç kişi görmüştür. Hatta hiç ağlayıp ağlamadığımı soran arkadaşlarım olmuştu.

Al işte. Annem girdi odaya. Gece yarısını bekleyemeden yazmanın cezası. Kapıyı neden kapatmışım. Kafamı ona çevirmeden cevap verdim: "Ses geliyor" dedim. Bakarsam ağladığımı görür, binbir türlü soru sıralardı. Neyseki açıköğretim okuyan biriyim. "Ders mi çalışıyorsun?"dedi. " Evet. " dedim. Ve kapıyı kapatıp gitti. Rahatım artık, geceyi beklemeden yazabilirim.

Hep böyle oluyor işte. Onları düşünmekten, görmesinler diye bir şeyleri gizliyorum. Görüp de üzülmesinler diye. Sorarlarsa gizleyemem söylerim çünkü. Söylersem, anlatırsam üzülürler diye. Seviyorum ailemi, onlar beni ne kadar üzseler de seviyorum.

Sylvia nefret etmiş annesinden. Babasını uzaklaştırdı diye. Bu yüzden bir sürü flört edinmiş babayı bulmak için. Ayrıca annesi bakire olarak evlenmen gerek diye baskı yaptıkça, o daha çok erkekle birlikte olmuş evlenene kadar, annesine nefreti yüzünden.

Kuklayım bende. İplerim babamın elinde. Ne yana çekerse oraya doğru hareket halindeyim. Annemde sanardım ipler küçükken, babam her şeye izin verir annem vermezdi. Oysa annem için her şey netti. Ya var ya yok. Babam için öyle değil. " Bizden ayrı yaşaman doğru değil. Ailesiz bir hayatta yaşanmaz. Ailenden uzaklaşırsan mutlu olamazsın. Zaten gittiğin yerde sana destek olacağımızı sanma. Rizedeki gibi her ağladığında annen gelecek sanma. Zor zamanında bizi yanında bekleme. Ancak hayat tabiki senin hayatın. İstediğin yere tayin isteyebilirsin." diyen bir babam var şu günlerde. Bana gidemezsin dese benim bu kadar canım yanmaz. Ama yapayalnızsın Sema sen hep öyleydin demek değil mi bu?

Çocukken de yalnızdım. Ben hep yalnızdım. Yanlış anlaşılmasın çevrem geniş, çok arkadaşım vardı benim. Şu an herkesi uzaklaştırıyorum hayatımdan. Dayanamıyorum artık. Çünkü onların beni düşünüp umursuyormuş, beni seviyormuş gibi yapması canımı yakıyor. Çünkü gerçekten kimse sevmiyor beni. Hiç kimsenin umrunda değilim ben. Anne ve babamın bile umrunda değilim sanki... Hepsi bencil, herkes bencil... Ben bencil olamıyorum. Bencilce davranıp sadece kendimi düşünmek bana acı veriyor. Bunu yapamadığım için daha çok batıyorum bataklıkta sanki...

Kitabı okurken bugün evin yanındaki parka gittim. Çocukluğumun geçtiği parka... Kahve de aldım evden, kulaklık kulağımda okuyordum kitabı. Kafamı kaldırdım. Üstümde çam ağaçları... Kulaklığı çıkardım. Öten kargalar... Sesleri pek hoş olmasa da insana huzur veriyor. Az ileride çocuk parkı var. Çocuklar oynuyor. Ne kadar masumlar. Bende bir zamanlar oynardım o parkta. O zamanlar sevincim, mutluluğum vardı. Umutlarım vardı. Şimdi hepsi yok olmuş durumda. Umut kırıntıları ile yetiniyorum. Sürekli yok olmak için debelense bile ben onlar var olsun diye çırpınıyorum...

Sylvia'nın çığlıklarını duyuyorum. Hissediyorum. O; bir cinsel obje olarak görülmek istemiyor. Sevilmek istiyor. Ne kadar fiziksel olarak güzel olduğunu düşünmese de, bir sürü erkekle flört ediyor. Aradığını bulamıyor. Ta ki evlenene kadar...
Böyle birini bulmak zor. O kadar zor ki seni sadece sen olduğun için seven birini bulmak. Seni bedenen değil sadece ruhen de sevecek birini bulmak... Sylvia anne olmaktan korkuyor. Böyle bir sorumluluğu almaktan, çocuğuna iyi bir anne olamamaktan korkuyor. Ben de sürekli anne olamayacağımı düşünürüm. Bunun hayalini hiç kurmadım çünkü. Evlilik hayalim de hiç olmadı. Bunlar için sevilmek gerek. Karşılıklı olması lazım. Benim için böyle. Sevilmediğim için düşünmüyorum. Kaldı ki bu karmakarışık halimle biriyle olmak fikri bana yanlış geliyor. Kendi cehennemimde kimseyi beraberimde yakmaya hakkım yok benim.

Sylvia tutkuyla sevdiği bu adam tarafından defalarca aldatılmış. Aslında yaşama sarılma sebebiymiş Ted. Yok edilmiş... Neden aldatıyor ki ? Dürüst olsa ne olur? Yalvarıyorum herkese; karşınızdaki insan sizin gibi olmayabilir. Bir insana seviyorum seni derken, bu anne, baba, kardeş, dost, arkadaş bile olsa ki aşık olduğunuz kişiyi söylememe gerek bile yok, gerçekten hissediyorsanız bunu söyleyin. Değerli ise o kişi bunu yapın. Sevmiyorsanız da bunu dürüstçe söyleyin. Onu istemediğinizi deyin. Bu diğer türlü yalanlardan daha çok can yakar.

Defalarca arkadaşları tarafından aldatılmış, sahteliklerle dolu bir çevresi olan biriyim ben. Kimse tarafından bir önemi olmayan bir hayalet. Kimse tarafından farkedilip görülmeyen... Sevgilim oldu. Canımı yakan şeyler yaptı. Ama dostlarım kadar yakmadı canımı. Acıtmadı. O bile bir yerde dürüsttü. Seni hiç sevmedim ki diyebildi mesela. Ama dostum dediğim insanlar, gözümün içine baka baka yalan söylediler. Bu benim canımı daha çok yakmıştı. Şimdi bunlar benim zayıflıklarım. Onları yazıyorum buraya. Dışarıda zırhımı kuşanmış sert ve hiçbir şeyi umursamayan insan olmaktan yoruldum. Bunları yazdırıyor okuduğum Sylvia. İçimde bitmek bilmeyen yalnızlık korkusunu da yüzüme vurdu tekrardan...

İntihar etmeyi sıkça düşünürüm. Yapamayacağım bir şey bu. Anne ve babamı üzmemek için yine. Kardeşim de var tabiki. Tavsiyelerde falan bulunmasın kimse bana. Yeterince dinledim, kendi kendime de yaptım. 17 yaşından beri de yapıyorum. Bir işe yaramıyor. Korkak, güçsüz ve acizim. Kabulleniyorum...

Şimdi nefes alabiliyorum işte. Sylvia'yı anlayıp hissediyorum. Benzetiyorum biraz kendime. Onun gibi olmam elbet mümkün değil. Onu şimdi daha iyi anladım. Kitabı okurken gözümün önünde fırında yaşamına son verdiği fotoğrafı belirdi hep. Nasıl bir acıdaydı biraz olsun anladım. Yaşamının sonundaki notlar yok. Yok edilmiş bazıları. Onunla ilgili ve aldatılmasının sonuçları, nasıl olduğu ile ilgili yazılanlar da şunlar:
http://www.milliyet.com.tr/...-hayati-molatik-283/

http://www.kulturservisi.com/...n-kayip-son-mektubu/

O muhteşem, taparcasına sevdiği adam tarafından aldatılmasının yanında şiddet dahi gören bir insan. Annesine olan öfkesi, birçok şeyi sorgulaması, varoluşu benliği kafasında kurması ile son veriyor her şeye.

İnsan içten içe çığlık atar, kimse görmez. Çünkü umrunda değil kimsenin. Sadece suçlarlar birilerini. Şu an çok yoruldum. Daha fazla yazamayacağım. Yazmayım da zaten. Huzurluyum. Sizlerden özür diliyorum ve üzgünüm. Size kendimi yazdım gereksiz hassaslık biraz. Ancak rahatlamam için bu gerekliydi. Kusuruma bakmayın...

Ek bilgi: Sylvia Plath, Virginia Woolf'tan oldukça etkilenmiş.Virginia'nın intiharı ve yazdıkları büyülemiş onu. Sonunda kendisi de intihar ediyor ve bunun devamında, Nilgün Marmara'yı görüyoruz. O da sonunda intiharı seçiyor. Bu sanki zincir gibi... Umarım bu zincirin son halkasıdır.
540 syf.
·29 günde·6/10
Umutsuzluğunu da umutlarını da her bi hücrenize kadar hissedeceğinize eminim, genel manik depresif mod hakim ama eleştiriye açık değil çünkü bu Sylvia Plath'in dünyası
540 syf.
·9/10
Kitabı okumadan önce de Plath hakkında bilgim vardı... Neden bu kadar yalnızlığı seçti diye düşünürdüm... Okudum ve şunu anladım ki, böylesi içsel yolculuk tek başına yapılabilirdi... Bu kitap Plath'in dünyasını anlamama ve belki birazda kendimi bulmama yardımcı oldu...
540 syf.
·Beğendi·10/10
"Benim hayatımın amacı ne ve onunla ne halt edeceğim?" İşte bu kadar çaresiz, bu kadar derbeder ama bir o kadar gerçekçi Plath'in hayattan vazgeçmesinin özeti belki de bu sözcükler. Kafamda uzun zaman çınlayan, dönüp dolaşıp kendime aynı soruyu sordurtan kadın.. Bilemiyorum. Hayata neden tutunamadığını, aslında derin sancılarında nasıl çırpındığını, ve ne bu dünyayı, ne hayatına girenleri, ne de kendini asla bağışlayamamış olmasını Günlükler'i okuyunca keşfedebilirsiniz. Ben ise hala bu soruyla boğuşmakla meşgulüm: Benim hayatımın amacı ne ve onunla ne halt edeceğim???
540 syf.
·47 günde·Beğendi·8/10
Kendini kalabalıklar içinde yalnız ve çaresiz hisseden, bu sırada kaleme kağıda sarılan bir kadının muhteşem hikayesi. Kendimden çok şey bulduğum için kitabı çok beğendim. Umarım sonum Sylvia Plath gibi olmaz.
540 syf.
Plath ; Acı ile Mutluluk kavramları arasında kendine yer aramış bir kadın olmuştur hep , her cümlesinde bir nebze bunu hissettirir , acı ya daha yakın olduğumuzdan kaçırırız içindeki mutluluk özlemini , Acıdan mutsuzluklar dan olumsuzluklar dan beslendiğini hemen hemen sayfada göreceksiniz , kendine sorduğu sorular kavram mantığı ele alındığında Psikanalitik çıkarsamalara yahut yapısal öğretiyide farkında olarak yahut olmayarak göz önüne sermiştir ... Her hâlükârda okunulası bir kitaptı fakat kendine aşık ve tapan bir kadını okumak gerçekten zor ,
540 syf.
"sadece içimde susmak istemeyen bir ses olduğu için yazıyorum"
Tesadüfdür ki hiçbir zaman cümlelerim kısa olmadı her zaman konuşacak çok şeyim vardı susmak nedir bilmiyordum sessiz çığlıklarım içimde dinlenmekten bıkmışlardı.. Plath tam da bendi melankolik,umursamaz, mutlu gibi görünen ama bu dünyaya ayak uyduramayan bir kadın..Çok yakın daha da anlamak ve yakınlaşmak için her cümlesini kalbime kazımak istiyorum.Bir gün lazım olacak biliyorum.
540 syf.
Benim hayatımın amacı ne ve onunla ne halt edeceğim? Bilmiyorum ve korkuyorum. Asla istediğim bütün kitapları okuyamayacağım; olmak istediğim bütün insanlar olamayacağım ve yaşamak istediğim bütün hayatları yaşayamayacağım. Kendimi istediğim bütün becerileri edinecek kadar eğitemeyeceğim. Bunları neden istiyorum? Hayatımda mümkün olan zihinsel ve fiziksel tecrübelerin tüm renklerini, tonlarını ve çeşitlerini tatmak ve hissetmek istiyorum. Ve korkunç derecede sınırlıyım… Uğrunda yaşayacağım çok şey var, yine de anlaşılması mümkün olmayacak kadar hasta ve üzgünüm."

Plath'ın günlüklerini okuma gereksinimini duymadan okumaya kalkışmak faydalı olmayacaktır intihar düşüncesi ile uzun seneler yaşayan ve sonunda trajik bir intihar ile hayatı sona eren dikkat çekici özel hayat yansımaları ile dolu olan iç dünyasında gezinerek Sylvia Plath'ı tanımak isteyenler bu kitaba başvurabilir Sylvia'dan Nilgün Marmara'ya ulaşmıştım önce Marmara'dan günlükleri okudum sonra Marmara'nın etkilendiği ve hakkında kitap yazdığı Sylvia Plath'ın günlükleri ile devam ettim kendimce aralarında bulunduğunu düşündüğüm edebi intihar ilişkisine ulaşabilmek adına böyle bir yol seçtim.

Bu paragrafla direneceğine vurgu yapan fakat direnemeyen Sylvia Plath'ın Günlüklerini sonlandırıyorum.

"... şu anı oluşturan yegane şey olan geçmiş ya da gelecekten yoksunsan, neden şimdinin boş kabuğunu kırıp canına kıymıyorsun ki? Ancak kafatasımın içinde duran, "Düşünüyorum, öyleyse varım!" sözünü papağan gibi yineleyen, mantık yürütebilen, o soğuk, gri organ parçası her zaman bir sapak, bir yokuş, yeni bir çıkış olacağını fısıldıyor. İşte bu yüzden bekliyorum."
Neden böyle korkunç derecede hüzünlü olmam gerek bilmiyorum ama içimde o acınası “beni kimse sevmiyor” hissi var.
''Hedef: Arkadaş kazanmak ve insanları etkilemek
-Çok içme; ayık kal.
-İffetli ol ve kendini insanların kucağına atma.
-Canayakın ve sakin biri ol –gerekirse, ‘iffetli kadın’ı oyna– sessiz, hoş, renkli skandallarla hafifçe sarsılmış.
-İçdünyanla ilgilen –onu zenginleştirmek için-
-Çok fazla konuşma -daha çok dinle; insanları ‘anla’ ve yakınlık göster-
-Dertlerini kendine sakla.
-Adi dedikoduların ve hakaretlerin üzerinde durma ve bunları aş –herkese karşı iyi ve olumlu ol.
-Birinin yanında bir başkasını eleştirme –yanlış aktarım telefon oyunu gibidir.''
“Evet, körkütük sana âşıktım; hâlâ da öyleyim. Daha önce hiç kimse içimde böylesine şiddetli bir fiziksel coşku yaratmamıştı. Seni yüreğimden koparıp attım çünkü gelip geçici bir gönül eğlencesi olmaya katlanamazdım. Bedenimi ellerine teslim etmeden önce, fikirlerimi, zihnimi, hayallerimi teslim edebilmeliyim. Oysa senin bunlardan hiçbirini alacağın yok.”
Bırak artık çocuk. Kolay olması gereken şeyler için büyük engeller yaratıyorsun.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Günlükler
Alt başlık:
Bir Edebiyat Olayı
Baskı tarihi:
Mayıs 2014
Sayfa sayısı:
540
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054927388
Orijinal adı:
The Journals of Sylvia Plath
Çeviri:
Merve Sevtap Ilgın
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kırmızı Kedi
"Sadece içimde susmak istemeyen bir ses olduğu için yazıyorum."
-Sylvia Plath-

"Benim hayatımın amacı ne ve onunla ne halt edeceğim? Bilmiyorum ve korkuyorum. Asla istediğim bütün kitapları okuyamayacağım; olmak istediğim bütün insanlar olamayacağım ve yaşamak istediğim bütün hayatları yaşayamayacağım. Kendimi istediğim bütün becerileri edinecek kadar eğitemeyeceğim. Bunları neden istiyorum? Hayatımda mümkün olan zihinsel ve fiziksel tecrübelerin tüm renklerini, tonlarını ve çeşitlerini tatmak ve hissetmek istiyorum. Ve korkunç derecede sınırlıyım… Uğrunda yaşayacağım çok şey var, yine de anlaşılması mümkün olmayacak kadar hasta ve üzgünüm."

Sadece otuz yıl yaşadı Sylvia Plath ve bu otuz yıla fırtınalı bir hayat ve unutulmaz eserler sığdırdı. 1963 yılında hayatına kendi eliyle son vermesinden sonra eşi Ted Hughes'un büyük kısmını sansürleyerek ilk kez yayımlattığı Günlükler, yıllar sonra özgün haliyle yayımlanmıştı. Elinizdeki kitap da bu ikinci versiyonun tamamına yakın kısmını içeriyor. Plath'ın hayatının son on iki yılını kapsayan günlükleri onun özelindeki ve edebi alandaki mücadelelerini veriyor ve okura onu tanımak için geniş pencereler açıyor. Günlükler, bu özgün yazarı tanımak ve yapıtlarını daha iyi anlamak isteyenler için eşsiz bir başvuru kaynağı, hayranları için vazgeçilmez bir başucu kitabı.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 138 okur

  • özge
  • Nisa Kılıç
  • Gülşah Akyol
  • Gamze Tercan
  • Esra
  • Begüm Öz
  • Fatma Güngören
  • Aleyna
  • İclal
  • i.mert

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.8
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%36.1
25-34 Yaş
%38.9
35-44 Yaş
%22.2
45-54 Yaş
%0
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%77.1
Erkek
%22.9

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%42.9 (18)
9
%28.6 (12)
8
%16.7 (7)
7
%4.8 (2)
6
%2.4 (1)
5
%2.4 (1)
4
%2.4 (1)
3
%0
2
%0
1
%0