Çivisi Çıkmış Dünya (Uygarlıklarımız Tükendiğinde)

·
Okunma
·
Beğeni
·
10521
Gösterim
Adı:
Çivisi Çıkmış Dünya
Alt başlık:
Uygarlıklarımız Tükendiğinde
Baskı tarihi:
Ocak 2019
Sayfa sayısı:
216
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750816185
Orijinal adı:
Le Dereglement Du Monde
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Türk okurunun daha çok tarihsel romanlarıyla tanıdığı Maalouf, bu kez “medeniyetler çatışması” adı altında kuramsallaşıp yasallaşan ve dünyadaki bütün kültürler ve halklar için felakete yol açacak politikaları eleştiriyor.

Yazar, yaşamın devamlılığının olmazsa olmazı olarak gördüğü hoşgörü çığlığını yeniden duymaya davet ediyor insanlığı...

"Çivisi Çıkmış Dünya" bir yandan küresel ısınma, enerji kaynakları ve doğal felaketlerle, bir yandan da yanlış ve çıkarcı politikaların doğurduğu ekonomik ve siyasal krizlerle mücadele eden insanlık için bir yol haritası... Kitabın satır aralarında Amerikan politikaları, Avrupa Birliği, 20. yüzyıl Arap siyasi tarihi ve Türkiye’den bahsediliyor.

Maalouf’un bu eseri, her şeye rağmen birbirimize saygı duymayı ve birlikte yaşamayı başarmak isteyenler için bir tür pusula.
216 syf.
20. yy'da insanlık, peş peşe iki dünya savaşı geçirdi. Bunlar; milyonlarca insanın ölümüne, imparatorluklarin yıkılıp yerlerine ulusal devletlerin oluşmasına, dini aidiyetin yerini milli kimliklere duyulan aidiyete birakmasina ve dünyanın iki kutuplu bir hale gelmesine neden oldular, diğer pek çok sonuçla birlikte.

Soğuk Savaşın ABD ve Batı lehine sona vermesinin ardından, artık insanlığın her alanda hızla ilerleyeceğine inanıldı hatta yazarın da vurguladığı üzere "tarihin sonuna" gelindiği bile dillendirildi. Gerçekten de hızla teknolojik gelişmeler neticesinde insan hayatı oldukça kolaylaştı, dünya birbirine bağlandı. Tıptaki gelişmelerle insan ömrü giderek uzamaya devam ediyor. Soğuk Savaş'ta başlayan uzay yarışında geldiğimiz nokta Mars'ta koloni kurma hayallerine dek vardı. Belli bir refah düzeyi sağlandı. Gıda konusunda tarihte hiç olmadığı kadar ilerleme katedilerek atalarımızın en temel sorunu olan beslenme/açlık, önlendi. Dünya genelinde diktatörlükler ve totaliter rejimler yerini demokrasilere bıraktı. Kapalı, baskıcı ve insanı partinin veya devletin bir uzvu haline getiren sistemler yok olup, her açıdan daha bireysel özgürlüklere ve insan haklarına önem veren anlayışlar yerleşmeye başladı. Tabi genel olarak konuşursak, yoksa dünya bu şekilde toz pembe değil.

Bundan dolayı yazar çizilen bu dünyayı "Aldatacı Zaferler" adıyla açtığı bir bölümde işliyor. Sovyetlerin birçok hatasını kabul ediyor ve bunları da dile getiriyor. Ancak Sovyetlerin yıkımının yarattığı birçok sorunun da olduğunu gözden kaçırmıyor. Bunlardan birkaçını; ABD'NİN Sovyetlerle mücadele ederken dini kullanmasının yarattığı sonuçlar, ABD'nin tüm dünyaya birçok açıdan hakim bir güç olarak tek kalması ve rakipsiz kalan gücün girdiği kendini dengeleyememesi, dünya halklarının artık düşünsel açıdan yeni akımlara karşı isteksizligi, bu isteksizligin dünyaya egemen tek kültürün istemli veya istemsiz şekilde dayatiliyor olması, gelir dağılımında giderek artan dengesizlik, gıdadan sağlığa her alanda hakim ekonomik sistemin insanı ve canlıları önemsemeyen salt ticari kâr üzerinden yapılanmasi, hakim sistemin doğayı göz ardı etmesi sonucunda ve insanlığı halihazırda etkileyen ve gelecekte daha ciddi etkileyecek küresel ısınma gibi doğa merkezli sorunlar, beklenildigi gibi demokrasinin, insan haklarının her ülke ve her toplum için aynı uygulanmadigi ve sonucunda yeni totaliter yapıların meydana gelmesi şeklinde sıralayabiliriz.


_____________________



Eski Mısır'da Firavun bir Tanrı-Kral'dır. Bu yüzden tanrısal soyunu korumak için kendi kardeşleriyle evlenirdi. Çin'de, Arabistan'da, Avrupa'da ve dünyanın geri kalanında da uzun bir süre benzer anlayış hakim oldu. Yani yönetici erkin meşruiyetini Tanrı'dan alması... Tanrı pek çok şeydir ama en çok da siyasi bir erktir denilebilir. Bir toplumda yer alan insanlar neden aralarından birinin kendilerini yönetmesine, emirler vermesine müsaade etsin veya onu dinlesin? Bunun eskiden en basit yoldan cevabı; Kral, padişah, bey, firavun veya adı her neysenin gücünü ve meşruiyetini doğrudan Tanrı'dan alması şeklinde olmuştur. Ancak bu anlayış zaman içinde yerini başka mesruiyetlere bıraktı. Bu durum, insanın gelişiminde doğal bir sonuçtur. Bilindiği üzere insanın merkeze alındığı anlayışla birlikte toplumsal sözleşmeler meşruiyetin temelini oluşturmaya başladılar. Sonra da sistemler gelişmeye devam ettiler.

Tarihte öyle ya da böyle bu meşruiyet sorunu bir şekilde çözüme kavuşturuldu. Ancak yazara göre, günümüz dünyası "Yoldan Çıkmış Meşruiyetler" adını verdiği bölümde bir meşruiyet krizi yaşamaktadır. Öncelikle bu bölümde yazar, Atatürk'ün daha önce İslam dünyasında örneği olmamış bir şekilde bir rol oynadığının altını çiziyor. Atatürk, büyük harpten mağlup çıkmış, peşine ağır anlaşmalar imzalayarak ölüm fermanını imzalamış devletine ve anlaşmanın tarafı Batılı güçlere karşı halkıyla birlikte silahlı bir mücadeleye girip bundan muzaffer çıktığını ifade etmiş. Bu sayede Atatürk, "savaşçı meşruiyeti" sağlayarak, normalde başkasının halkına asla kabul ettiremeyecegi noktalarda, onların da desteğini alarak köklü devrimler yapabilmistir. Sonuçta da tüm İslam dünyasına bir örnek olmuştur.

Onu örnek alan birçok lider olmuştur. Ancak bunlar büyük ölçüde başarısız olmuşlardır. Bunun temel bir nedeni Atatürk'ün, ulusunu acziyetten, haysiyetini kaybetmekten kurtararak kazandığı savaşçı meşruiyetine, ona öykünen liderlerin sahip olmamasıdır. Bunlara birkaç örnek verdikten sonra yazar, bu bölümde özellikle Mısır lideri Nasır'a değinmiştir. Nâsır'ın Arap dünyasında kazandığı meşruiyeti başka kimsenin kazanamadığinı ifade etmiştir. Bunun nedenlerini uzun uzun açıklayan yazar, nihayetinde Nâsır'ın izlediği yanlış politikalarla tüm Arap dünyasının kaderini değiştirebilecek fırsatı kaçırdığını söylemiş. 6 Gün Savaşları ile de tarihte yerini olumsuz şekilde almıştır. Onun mağlubiyeti, tarihte görkemli bir yer işgal etmiş Arap toplumunun itibarını yeniden kazanarak asırlardir süren Batı karşısındaki her alanda duyulan eziklik hissini üzerinden atabilmesini ve onlara yetişme şansını kaybetmesini önlemiş. Bununla birlikte ise hissedilen eziklik, aşağılanmışlık hislerinin artarak öfke ve nefrete dönüşmesine neden olmuştur. Bu öfkenin Batıya olduğu kadar kendi kimliklerine de yöneldigini ifade eden yazar, bu durumun dünyamıza derinden zarar verdiğini ifade etmiş.

Avrupa'nın değerlerine saygı duyan ve onları benimseyen yazar, buna karşın Avrupa'nin tarih boyunca dünyaya egemen olmakla daha çok kendi içine kapanik halde bulunmak arasında ikilem yaşadığını; bu ikilemin, Avrupalılarin ulaştıklari olumlu değerleri başka milletlere kendilerine uygulandiklari gibi uygulamamalarina neden olduğunu ifade etmiş. Sovyetlerin dağılmasindan sonra tek güç olan ABD'nin ise kullandığı dengesiz gücünün başta Arap dünyası olmak üzere tüm dünyada nefretle karşılanır hale geldiğini ve temelde kimlik krizinin olduğu derin sorunlara neden olduğunu söyleyerek, bu durumun dünyamızın çivisini çıkardığını vurgulamıştır.


____________________



Yazar son bölümüne "Hayali Gerçeklikler" adını vererek, günümüz dünyasının artık bir şafağın eşiğinde olduğunu ve bir an önce buna göre davranarak gelecekteki bizi beklerken felaketlerden kurtarmasi gerektiğini anlatmıştır. Bunun için her şeyin yeniden yaratılması gerektiğini, "temel değerlerin evrenselliği" ve "kültürel ifadelerin çeşitliliği"nin temel alınacağı "ortak bir uygarlık" oluşturulması gerektiğini çözüm olarak sunuyor. Tabiki, bunun denildiği kadar kolay bir şey olmadığının o da farkında ancak insanlığın freni patlamış şekilde uçurumdan aşağıya doğru giderken bu duruma en azından dikkat çekmek istemiş.

Yazar, "Bu yüzyılda artık yabancı diye bir şey yok, yalnızca 'yol arkadaşları' var," diyerek dili, dini, rengi yani kimliği ne olursa olsun her insanın birbirine baktığında öteki'ni değil, aynı yolun yolcusu biz'i görebilmesini arzuluyor. Bu doğrultuda özelliklere göçmenlere "Kendiniz olmaktan çıkmadan, tamamen bizden biri olabilirsiniz," mesajı verilmesi gerektiğinin altı çiziliyor.

Yazarın en çok bilginin insanların beslenecegi ve sorunlarına çözümler bulacağı engin bir olgu olduğuna yönelik vurgusu hoşuma gitti. Bilmek istemek insanın en temel güdülerinden bence ve insan bu güdüsünün peşinden gitmelidir. Bu sayede hayat görüşünü zenginleştirecek ve dinamiklestirecektir.



______________________



Yazara birkaç olumsuz eleştiri yöneltmek istiyorum. Kültürlerin korunmasının, farklı renklerin bir arada yaşayacağı bir dünya oluşturulması gerektiğinin altı ısrarla çizilmiş. Buna da ben de katılıyorum. Buna yönelik Kuran'dan, Tevrat'tan ve İncil'den sözleri de örnek vererek dinlerin de buna olur verdiğini söylüyor. Ancak aynı dinlerin başka dinlere mensup insanlara karşı, özellikle dinsiz insanlara, eşcinsellere ve genel olarak kendinden olmayanlara karşı takındıği olumsuz tutumu ama en çok da bu tutumları besleyen temel paradigmalarini es geçiyor. Tabiki, kitapta metinlere yüklenen anlamların tarih boyu değiştiğini, onlara insanlar ne anlam yüklerse onların yürürlüğe girdiğini ifade ediyor. Yani dinlerin olumsuz yanlarını da bildiğini belli ediyor lakin sonunda biraz Pollynanna'ci bir iyimserlik gösteriyor. Herkes tabiki istediğine inanacak veya inanmayacak lakin bu iki durumun özgürce birlikte yaşamasının önündeki en büyük engellerden birisi, kendisini reforme etmeyen dinlerin kendisidir. Laikliği şeytanlaştıran, mutlak gerçeği elinde bulundurduğunu düşünerek insanlara kendi inancınin iyi veya kötü(tabi onlar için hepsi iyi) tum doktrinlerini empoze etmeye çalışan, kabul etmeyenlere şiddet yolunu açan; tevazu, Tanrıya inanç tüm metalardan iyidir, hoştur deyip öte yandan ise siyasetten ekonomiye her alanda yetke olmaya çalışan bir olgudur mevzubahis olunan dinler. Avrupa'daki gibi kültürel bir olgu olarak kalmasi (yazar Atatürk'le birlikte Türkiye'deki İslamı da böyle değerlendiriyor) veya laik bir yapı içinde kişilerin kendi vicdanlarinda veya topluluklarinda inançlarını yaşamasına kimsenin itirazı yok.
Ancak devletin her kademesinde yapılanip, tüm topluma 'kendi mutlak gerçek'lerini dayatmalari, başka 'gerçek'lerin olmadığını, tek ahlaki değerlerin kendilerinin dediği olduğunu ve buna zıt olan herkesi istedikleri gibi ahlaksız olarak niteledikleri bir yerde yazar gibi Pollynanna iyimserliginde bulunamayacagim.

Bununla birlikte aidiyetlerin en kalıcı olgu olduğu ve inancın da aidiyetlerin üstünde sürekli yeniden yapılandıgi yorumuna olsun veya dinlerin gücünün insanlara sığınacak bir liman hissi verdiği gibi pek çok din hakkındaki düşünce ve yorumuna katılıyorum yazarın.

Ayrıca papalik kurumu hakkındaki fikirleri ise çok farkı geldi. Papalik kurumunun tarih boyu başta gelişime mani olmasıyla birlikte daha iyi tetkik edildiğinde gelişimin istemli veya istemsiz kontrolünü sağladığını ifade etmiş. İslam dünyasının da en büyük eksikliğinin ve içinde bulunduğu birçok sorunun temelinde böyle bir üst yetkenin olmaması olduğu şeklinde bir düşüncesi var. İslam dünyasında insanların yaşanılan değişimin kalıcı olacağına guvenemediklerini, çünkü yarın farklı bir mecradan gelecek fetva ile durumun tam tersine seyredilecegi algısının yerleşik olduğu savı ile üst yetke konusundaki bu görüşünü temellendirmeye çalışmış. Tartışmaya oldukça açık bir sav sonuç olarak.



İyi okumalar
216 syf.
·Beğendi·8/10
Kitabın ilk elli sayfasına kadar okuduğum da yazar ve kitap ile ilgili aklıma şunlar takıldı:
Amin Maalouf'un tarihsel süreçteki bakışı ile ele aldığı alışa geldiğimiz tarzın çok dışında bir eserle karşı karşıyayım.
Bu elbette kendisinin de ifade ettiği üzre bir "Deneme" çalışması.
Bir "Afrikalı Leo"- bir "Semerkant"- bir Doğunun Limanları" yok elimizde.
Dünya yakın tarihinin girift ve çalkantılı olayları ile gidişatını (ekonomik- siyasal- uluslar arası güç dengeleri v.s.) kendi yorum ve düşüncesi çerçevesinde dile getirmiş.
Fikirlerinin doğruluğunu, yanlışlığını, geçerliliğini, red edilebilirliğini tartışmak niyetinde de değiliz.
Bizler sadece okur kitlesiyiz. Okuduğumuzu anlamak, yorumlamak, bilgi dağarcığımıza doğru bilgileri yükleyecek fikirler, görüşler bekleriz yazarlardan.
Demem o ki!
Sayın maalouf'un ele aldığı bu çok ciddi, çok önemli konu bir gazetecini köşe yazısı dili ile, bir siyaset bilimcisi gözlemi ile, bir toplum bilimci yöntemiyle kaleme alsaydı çok daha hızla okunabilir, çok daha kolay kavrana bilir, çok daha kolay zihinlerde yer edebilir eser sunmuş olabilirdi okurlarına.
Lakin bir roman yazarı mantalitesiyle edebi değeri ön plana çıkarınca yukarıda bahse konu ettiğim (bence) sakıncaları beraberinde getirmiş gibime geldi.
Çok sayıda ki okurun yarım bırakma sebebi bu olabilir mi? diye sorguladım.
Dünyanın çok değişik ülkelerinden okuru bulunan ve sevilen bir yazarın bu hususu dikkat etmesi gerekir mi? diye düşledim.
Her toplumun, kültür yapısı, dünya olaylarını algılayışı, ilgisi hatta menfaatleri, altında kaldığı tehditlerinin çok farklı olacağı doğallığına olan inancımı bir kere daha hatırladım.
Bu anlatım tarzıyla,konuyu, olayları,anlama ve hafızada tutma zorluklarını bertaraf etmeden algılama engellerinin aşılamayacağını düşündüm.
AMMA...sayfalar ilerledikçe işin renginin öğle olmadığının farkına vardım. Yinede bu düşüncelerimi yorumum um dışında tutmamam gerekliliğini bir dürüstlük göstergesi olarak gördüm.
Aslın da Sayın Maaluf muhteşem ve çok önemli bizleri de çok yakından ilgilendiren reel bir konuyu hassasiyetle ele almış.
Soğuk savaşın bitişi ve şimdiki sonuçları,
Berlin Duvarının yıkılması, ardı sıra beklenenler ve olanlar,
Dünyada ki güç dengelerinin nasıl değiştiği,
Doğu- Batı sorunu,
11 Eylülü,
Büyük Orta Doğu dan Yeni Orta Doğuya geçişin panoramasını
ABD'nin giriştiği bir çok müdahalenin "Yönetme Yönetimi" ni aşıp "Örnek olsun diye" yaparak yönetimi altındaki halkların yüreklerine korku operasyonu olarak nakşettiğini,
Yazar zaten bu kitabın kendi değimi ile " Bağıra bağıra geliyorum diyen gerilemenin kökenlerine savaş açtığını" iddia ediyor.
Ve kitap çok güzel bir tümce ile son buluyor. "....Evet, haklı olanların yaman öfkesi ile...."
Ve son NOT olarak bu kitabı bitirmediğini devamını gelişmeleri internet'e yayıncının sitesine koyacağını ve herkese acık olacağını düşerek sonlandırmış.
Bir kaynakça, bir döküman, bir el altı kitabı olarak ilgili olan kişilerin kütüphanesinde hatta baş ucun da bulunmalı derim.
216 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
İnsanlar arasındaki çeşitliliğe günbegün daha çok saygı gösterildiği, her insanın seçtiği dilde kendini ifade edebildiği, inançlarının gereklerini huzur içinde yerine getirebildiği ve yetkililer ya da halk tarafından düşmanlıkla karşılaşmadan, yerilmeden serinkanlılıkla kökenlerini üstlenebildiği bir dünya, ilerleyen, gelişen, yükselen bir dünyadır.
#çivisiçıkmışdünya #aminmaalouf
Bana bu kitabı birkaç cümlede özetle deseler, tereddütsüz bu manevî duyguları aktarırdım. Maalouf' un dini görüşü, toplumla modern bir çatının altında başka ulusları da eleştirip, geçmişte ve gelecekte çöküntüye uğrayan-uğrayacak olan şiddeti ve çöküşü yaşadığı toplumla irdelemesi; dünya görüşünü farklı bir figürle harmanlıyorLübnan' da doğan, ardından Fransa' da yaşayan biri olarak okuyucusunu karşısına alıyor. O kadar çarpıcı detaylar var kiyaşadığımız bu günleri sanki öncesinde yaşamış da, bir rüyadan uyanmış gibi irkilerek dünya sahnesinde seyirci karşısında göğsünü gere gere izleyiciyle buluşturuyor. İçinde yaşadığımız dünyanın refleksleri, süper güçlerin hâkim olduğu; ekonomi, siyasi alanlarını da ele geçirdikleri toplumların hiçbir kurumu, manevi değerleri hiçe sayarak tüm dünyayı ele geçirme politikalarını şaşkınlıkla okudum
Bilginin sonsuz olduğu bu dünyanın nasıl bu kadar hızlı bir şekilde tüm kaynaklarını tükettiği de gerçekten şaşılası
Size sadece şunu söylemek isterim. 21.yüzyıl kültürle ya kurtarılacak, ya da elimizden kayıp yok olup gidecek. Bu sadece ama sadece bizim elimizde. Kesinlikle okumanızı isterim. Ama öncelikle bu kitabın ilk ayağı olan, #ölümcülkimlikler i okumanız, daha sonra #çivisiçıkmışdünya ve son olarak bu üçlemenin son kitabı (mayıs ayında okuyacağım)#uygarlıklarınbatışı kitabını da ekleminizi tavsiye ederimSatırların
altino çize çize okursunuz artık
"Gelecek önceden yazılmadı, onu yazmak, düzenlemek, kurmak bize düşüyor; bunu yüreklilikle yapmalıyız, çünkü çok eski alışkanlıklardan kopmayı göze almak gerekiyor; gönül yüceliğiyle yapmalıyız, çünkü bir araya getirmek, güçlendirmek, dinlemek, içine almak, paylaşmak gerekiyor; her şeyden önce de bilgelikle yapmalıyız bunu."
216 syf.
·8 günde·Beğendi·Puan vermedi
Yazarın tahlilleri, iyi niyeti ve samimi tavsiyeleri etkileyici. Tüm dünyada insanlığın sonunu hazırlayan politikalardan tutun da küresel ısınmaya kadar değindiği bütün konular ve yaptığı yorumlar insanlığın nereye gittiğini görmemize farklı bir bakış açısı getirmiş. Okumalısınız.
216 syf.
·9/10
Amin Maalouf-Çivisi Çıkmış Dünya (Uygarlıklarımız Tükendiğinde)


#alıntı
“Avrupa için başka, Afrika, Asya ya da islam alemi için başka insan hakları yoktur. Yeryüzündeki hiç bir halk kölelik, despotluk, zorbalık, cahillik, karanlıkçılık için ya da kadınların köle olması için yaratılmamıştır. Bu temel gerçeklik ne zaman yadsınsa, insanlığa ihanet edilmiş olur, kendine ihanet edilmiş olur. “


“Ben Mandela, ırkçı rejim döneminde bilindiği üzere işkencelere uğradım, şimdi devlet başkanı olarak, beni hapse atan adamın evine misafir olmak ve dul eşiyle çay içmek istiyorum. Bundan böyle, halkım arasından hiç kimse militanca vaatlerde bulunmayı ya da intikam peşinde koşmayı kendine hak görmesin!”


Dünyanın çivisinin çıkmasına sebep nedir sizce ? Yanlış yönetilen ülkeler olabilir mesela. Aslında doğru karar verdiğimizi düşündüğümüz bir konuda sonucunu görünce ne kadar yanlış bir karar verdiğimizi anlarız. Bazı yöneticilerin yaptıkları tam olarak bu. Sebepsiz savaşlar mesela. Sorun çözme kısmında savaş yerine çok daha farklı çözümler üretilebilirdi. Halk olarak yapılan hatalarda var tabiki mesela yanlış kişiyi yönetici olarak seçmek, çözüm odaklı olmayan yollar izlemek ve düşünce yapımızı değiştirememek gibi.. Tüm bunlar adım adım Dünyanın çivisini çıkarmaya sebep olmuş. Ama bundan sonrası için ne yapılabilir ? Merak etmeyin çok geç değil.. Geçmişten daha üst düzeye çıkmayı hedeflersek bunu başarabiliriz..


Yazar doğduğu dönem ve sonrasındaki gözlemleriyle ; dünyanın eskiden nasıl bir durumda olduğunu, şu an ne duruma geldiğini ve nasıl düzelebileceğiyle alakalı olarak düşüncelerini bir deneme şeklinde yazıyor. Ve bize aslında göremediğimiz şeyleri gösteriyor. Mutlaka okunması gereken bir eser, keyifli okumalar Çivisi Çıkmış Dünya Amin Maalouf
216 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Keşke her şey istediğimiz gibi olsa. Ama genelde istenilen durum ile ortada olan durum arasında uçurumlar oluyor. İnsan; içinden çıkılmaz haller alan durumlar içinde yıpranıyor, bunalıyor. Sonrasında da her şey üzerine gelmeye başlıyor. Sonunda kişi kişiliğinden, psikolojisinden, ruhundan, bedeninden soyutlanıp robotik bir cisme dönüşüyor...
216 syf.
·9/10
Maalouf'un fikirleri tek bir kelime ile izah edilecek olursa "ılımlı" kelimesi akılda zuhur ediyor. Onun Batıyı ve Doğuyu aynı pota içerisinde eriterek sunduğu fikirleri gayet ılıman bir şekilde okura veriliyor. Zira Batının küçümseyici Doğunun geçmişiyle mağrur hamaset kokan söylevlerini yazdıklarında görmek mümkün değil. Yine fikirlerinden geniş bir tarihi birikime sahip olduğu aşikar. Bana kalırsa günümüzü en iyi okuyan yazarların başında da Amin Maalouf'un olduğunu söylemek pek yanlış olmaz. Böylelikle geçmiş ve günümüz ekseninde geleceğe dair yaptığı tespitlere kulak vermek gerekiyor. Özellikle dünyanın çivisini çıkaracağını düşündüğü sorunların emarelerinin zaman geçtikçe daha belirgin ortaya çıkması onun basiret sahibi olduğunu ortaya çıkarıyor. Dünyayı bekleyen felaketlere sunduğu çözüm önerileri ile devletlerin üstlenmesi gerekecek yükümlülükleri belirtmesi ise söylediklerini fazlasıyla makul kılıyor. Fakat geçtiğimiz son iki yüzyılda entelektüel camianın laf arasında söyledikleri ile Maalouf'un çözüm önerilerinin kesişmesi bazı fikirlerin, evrensel bir söylevin devamı olarak sürdüğünü kanıtlıyor. Geçmişte olduğu gibi günümüzde de devrin kanaat önderlerinin entelektüel dimağlarının dinlenmediği gerçeğine, Maalouf'un da maruz kalacağını tahmin etmek güç değil. İnsanın hırsı ve kapitalist ruhu her türlü felaketin ön koşulu olmasına karşın, cebinin refahına bakan dünyanın kaymak tabakasının Maalouf'u dinleyebileceğini düşünmek fazlasıyla saflık olur. Ama öngörülebilecek bir gerçek var ki Maalouf söylemeden de bunu görmek mümkün; hakikaten dünyanın çivisi çıkıyor ve insanlar hala birbirlerini yemekle meşgul.
216 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Amin Maalouf'un sistemli bir araştırma, düşünme ve analiz sonucu meydana getirdiği bu eserde hoşgörü pusulası ön plana çıkıyor. Yazar, yabancısı olmadığı doğu ve batı uygarlıklarına dışarıdan bakabilme ve üzerinde düşünme imkanı sağlıyor. Dünyanın hepten çivisinin çıktığını düşündüren kaygı verici olayların meydana geldiği son dönemlerde okunası bir deneme.
216 syf.
·17 günde·9/10
Kitap hakkında ağır olduğunda dair yapılan yorumlara istinaden şunu söyleyebilirim ki; kitaptan keyif alınabilmesi için dünya tarihine ve Ortadoğu’da yaşanan sorunların tarihçesi ve içeriğine hakim olunması gerekiyor. Yazar bu konuları derinlemesine işlemiyor çok fazla örnek sunarak düşüncelerini sizinle paylaşıyor. Daha insancıl bir dünya profilini hayal ederken; farklılıkların yok sayılmasını değil, saygı ile karşılanmasını, medeniyetler arasındaki çatışmaların bitmesini, kültür-din-düşünce düşmanlığının sona ermesini, farklılıklardan bir bütün olunabileceğini, ötekileştirmenin ve yabancı düşmanlığının vardığı sonuçları örneklerle vurguluyor. Kendisi de bir göçmen olarak; göç eden bir kişinin aslında iki kişi olarak varlığını sürdürdürdüğünü iki kültüre de aidiyetini kanıtlaması gerektiğini, bunun zorluğunun yanında toplumsal ve siyasi engellerle karşılaştığını açıklıyor. Bu nedenle dünya medeniyetlerinden göçmen politikalarını güncellemelerini istiyor, bunun da insancıl ve hoşgörü dünyasının bir adımı olduğunu söylüyor. Tarihsel süreçte yaşanan olumsuzlukları ve kitleleri etkileyen politikaları bir kez daha yorumlarken; daha güzel bir dünya için geç kalındığını ancak çok geç kalınmadıığını belirterek insanlığı kurtarmaya, yeni bir dünya anlayışı icat etmeye davet ediyor. Özellikle üçüncü bölümde düşüncelerini genel olarak sonuca bağlarken yaptığı tespitler önemlidir.
216 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Amin Maalouf’un daha önce kaleme aldığı deneme kitabı olan ölümcül kimliklerde olduğu gibi çivisi çıkmış dünyada da başarılı olduğunu söyleyebiliriz.

Yazar bu kitabında gerek üslup gerekse içerik bakımından oldukça gerçekçi fikirlerle çözüm önerileri, kıyaslamaları muhteşem bir şekilde anlatmış. Yakın tarihte Ortadoğu’da yaşanan yine Ortadoğu’dan çıkan bir yazardan okumak çok çarpıcı...

Ayrıca yazar kitabı bugün kaleme almış olsaydı günümüz Ortadoğu’suyla ilgili daha fazla konuya değinmiş olabilirdi...
216 syf.
·8 günde·Beğendi·Puan vermedi
Olaylara tarafsız bakan -elinden geldiğince-, başkalarının değerlerini aşağılamadan yorum yapan değerli bir inceleme olmuş. Aradığım tarafsızlığı ve insani değerlere verilen önemi buldum bu kitapta. Okurken biraz zorlandım açıkçası ilk 30 sayfa yazarın üslubuna ve olayların akışına alışmakla geçti. Ama alışınca da yavaş yavaş altını çizerek, biraz da Google’dan yardım alarak okudum. Tavsiye ediyorum özellikle Orta Doğu’yu değerlendirmek için güzel bir kitaptı.

https://www.instagram.com/...igshid=1ev23mn1wicur
216 syf.
·118 günde·Beğendi·9/10
Maalouf bu kitabında 21. yüzyıla ilişkin öngörülerini paylaşıyor ve bu yüzyılın başında sinyali verilen çeşitli olaylar nedeniyle işler çığırından çıkmadan ve insanlık kendi kendini yoketmeden önce entellektüelleri konuyu incelemeye ve tartışmaya davet ediyor.

Siyasi ve ekonomik anlamda tek kutuptan yönetilmeye başlayan dünyanın, aslında ciddi bir denetim rolü üstlenen diğer kutbunun kaybolmasıyla denetimden çıktığını; paraya ve güce endeksli uluslararası politikaların hep kaybeden uluslarda (ki özellikle Arap halkları) hem bugüne, hem de geleceğe dair umutları yok ettiğini ve bunun bir sonucu olarak kaybedecek bir şeyi kalmayan insanların hayatlarını ortaya sürdüklerini savunuyor.

Benzer şekilde ABD'nin tek erk sahibi olmasından çekincelerini belirtiyor. Tarihte çeşitli dönemlerde tek güç olan çok sayıda imparatorluk var; ancak bunlardan farklı olarak ABD'nin gelişen teknoloji sayesinde dünyanın her noktasına istediği anda çok hızlı müdahale edebilmesi ve kıyas kabul etmez askeri gücü nedeniyle, ister cumhuriyetçi, isterse demokrat yönetimler olsun, ABD çıkarlarına aykırı düşecek politikaları (çevre politikaları, Ortadoğu barışı, nükleer silahsızlanma gibi) kabul etmeyeceklerini vurguluyor.

Maalouf'a göre eğer entellektüeller farklı yönetişim modelleri bulamazlarsa ezilen dünya uluslarında biriken öfkenin dünyanın sonunu getirebileceğini varsayıyor. Dünyanın gerek siyasal, gerekse ekonomik olarak bu kadar birbirine bağlandığı noktada aslında ulus ayrımlarının artık ihtiyacı karşılamadığını ve ABD Başkanını sadece 150 Milyon ABD vatandaşının seçmesinin anlamsızlığını da bir örnek olarak vurguluyor.

Artan yoksul nüfus ve gelir dengesizliğinin Maalouf'un bahsettiği şekilde geri dönüşsüz zarar yaratacak savaşlara yol açıp dünyanın sonunu getirme olasılığı var mı? Kitabı okurken çok düşündüm; belki duygusal yaklaştığımdan, ama bence düşük olasılık. İnsanlığın, kimi zaman ne kadar zalim ve acımasız olsa da böyle bir saçmalığa koşmayacağını düşünüyorum. Öte yandan teknolojinin gelişimine paralel olarak sermayenin çok kolay hareket edebilmesi sayesinde ülke sınırlarının, hem de çok yakın gelecekte, ortadan kalkacağına yürekten inanıyorum.
Dünyanın hepten çivisinin çıktığını düşündüren kaygı verici olaylar meydana geliyor; üstelik bunlar birçok alanda birden gerçekleşiyor - entelektüel dünyanın, finans dünyasının, iklimin, jeopolitiğin, etiğin çivisi çıkmış durumda...
Gerçek niyetlerini soylu maskelerin altına gizlemek propagandacıların işidir, onların yalanlarını ortaya çıkarıp maskelerini düşürmek amacıyla eylemleri değerlendirme rolü de özgür yurttaşlara düşer.
Amin Maalouf
Sayfa 45 - Yapı Kredi Yayınları 14. Baskı
Asıl dikkate değer ölçüde hızlanması gereken ahlaki gelişimimizdir ve teknolojik gelişimimizin düzeyine acilen ulaştırılmalıdır; ancak bu, davranışlarda gerçek bir devrim yapılmasını gerektirir.
Amin Maalouf
Sayfa 59 - Yapı Kredi Yayınları 14. Baskı
Bir ülke çökerken,her zaman başka bir ülkeye göç etmeyi deneyebilir insan;buna karşılık,bütün dünya tehdit altındaysa,gidecek başka bir yer kalmaz.
Şu ya da bu şekilde, dünyadaki halkların tümü bir karışıklık yaşıyor. Zengin ya da yoksul, küstah ya da uysal, işgalciler, işgal altındakiler, kısacası hepimiz aynı dayanıksız sala binmişiz, hep birlikte suya gömülmek üzereyiz...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Çivisi Çıkmış Dünya
Alt başlık:
Uygarlıklarımız Tükendiğinde
Baskı tarihi:
Ocak 2019
Sayfa sayısı:
216
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750816185
Orijinal adı:
Le Dereglement Du Monde
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Türk okurunun daha çok tarihsel romanlarıyla tanıdığı Maalouf, bu kez “medeniyetler çatışması” adı altında kuramsallaşıp yasallaşan ve dünyadaki bütün kültürler ve halklar için felakete yol açacak politikaları eleştiriyor.

Yazar, yaşamın devamlılığının olmazsa olmazı olarak gördüğü hoşgörü çığlığını yeniden duymaya davet ediyor insanlığı...

"Çivisi Çıkmış Dünya" bir yandan küresel ısınma, enerji kaynakları ve doğal felaketlerle, bir yandan da yanlış ve çıkarcı politikaların doğurduğu ekonomik ve siyasal krizlerle mücadele eden insanlık için bir yol haritası... Kitabın satır aralarında Amerikan politikaları, Avrupa Birliği, 20. yüzyıl Arap siyasi tarihi ve Türkiye’den bahsediliyor.

Maalouf’un bu eseri, her şeye rağmen birbirimize saygı duymayı ve birlikte yaşamayı başarmak isteyenler için bir tür pusula.

Kitabı okuyanlar 1.348 okur

  • Emel Çınar
  • Kübra Nur
  • Gülşah Karaca
  • Mia
  • Eda Işıkoğlu
  • Mihriban yanar
  • Tayfur Akdeniz
  • Ekrem Toprak
  • Münevver Göken
  • Havva

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.5
14-17 Yaş
%1
18-24 Yaş
%11.6
25-34 Yaş
%36.2
35-44 Yaş
%32.2
45-54 Yaş
%13.1
55-64 Yaş
%1.5
65+ Yaş
%1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%49.7
Erkek
%50.3

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%12.9 (44)
9
%19.7 (67)
8
%29.7 (101)
7
%22.6 (77)
6
%8.2 (28)
5
%4.4 (15)
4
%0.9 (3)
3
%0.9 (3)
2
%0.3 (1)
1
%0.3 (1)

Kitabın sıralamaları