nihal profil resmi
1242 okur puanı
20 Kas 2017 tarihinde katıldı.
  • Sabitlenmiş gönderi
    372 syf.
    ·7 günde·Beğendi·7/10
    Büşra Sanay, cesareti ve inancıyla yola çıkıp Türkiye’de ve dünyada da gözlerimizi kapatırsak, görmezden gelirsek geçecek sandığımız bir insanlık suçunu araştırmış. Kitaptaki ifadeler çoğu zaman öğretmen, avukat, psikologlara ait. Birinci ağızdan mağdurların anlatımı çok az. Sanay, olaya çeşitli açılardan bakabilmek için psikolog, psikiyatrist, din adamı, dernek başkanı, sosyal hizmet uzmanı, avukat, hakim gibi birçok kişiyle görüşmüş. Herkese benzer sorular sorulduğu için alınan cevaplarda çoğu zaman birbirine benziyordu. Hatta sanki aynı cümleleri tekrar okuyormuşum hissine kapıldım yer yer. Özellikle sonlara doğru kitap kendini çok tekrar etti. Bu da kitabın okunması için tek olumsuz yönüydü.

    Kitap içimizi acıtacak, insanlığımızdan utandıracak örneklerle doluydu. Bu kitabı her yetişkin okumalı. Özelikle tüm öğretmen adayları ve öğretmenler, anne - babalar okumalı.

    Kitabı okuyamayacak kadar hassas kişiler ve kitabı okumuş olsun olmasın bu yorumu okuyacak herkes için kitaptan altını çizdiğim önemli noktaları kendi cümlelerimle anlatmak istiyorum.

    *Toplumun cinsel eğitime ihtiyacı var. Cinselliğin ayıp, günah gibi ifadelerle bastırılması, bir tabu haline getirilmemesi gerekiyor. İnsan olmanın bir parçasını derinlere gömmek bize taciz, tecavüz ve ensest olarak geri dönüyor.

    *Ensest bir davranış bozukluğudur hastalık da diyebiliriz ama bu hastalık cezai ehliyeti engelleyecek bir nitelikte değildir. Ensest suçtur!

    *Çocuk yetiştirmek çocuğun sadece fiziksel ihtiyaçlarını karşılamak, eline para, telefon tutuşturmak değil. Çocuğun ruhsal ve zihinsel gelişimini takip etmeliyiz. Hayvan besler gibi çocuk yetiştirilmez.

    *Halk arasında heteroseksüellik dışındaki yönelimlerin hastalık olarak görülmesinin yanlışlığının yanında bir de bu yönelimlerin sebebinin istismar olduğuna dair fikirler var. Cinsel yönelimin cinsel istismarla bağlantısını kuramayız!

    *Bakım vericilerin çocuğun bakımına katılmasında azalma ile ensest arasında doğru orantı var.

    *Ensesti bilip ihbar etmemek de suçtur! Özellikle sağlık çalışanları ve öğretmenler bu konuda bilgisi olduğunda başıma iş gelirse diye ihbar etmiyor. Bilip de söylememenin 1 yıldan başlayan hapis cezası var!

    *İstismarcılar toplumdan dışlamak yerine yakınları tarafından korunuyor. Bu bizim temel problemimiz. Gittiği her yerde bunu yüzüne vurup, ifşa etmezsek sadece hapiste yatmakla cezalarını çekmiş olmuyorlar.

    *Çocuklar görmediği, duymadığı bir şeyi kurgulayıp anlatamaz. Eğer bir çocuk bilmesi gerekenden daha fazla cinsel bilgiye sahipse bir istismar söz konusudur!

    *Çocuk olayı sürekli herkese anlatıp tekrar tekrar travmatize olmasın diye ÇİM (Çocuk İzlem Merkezleri) kuruldu. İlgili olanlar bu merkezlerin işleyişini araştırabilirler.

    *Orta düzeyde mental geriliği olan çocuklar risk altında!

    *Eğitimli olmak sağlıklı bir kişilik göstergesi değildir. Ensestin sadece Doğu illerinde olduğu sadece bir ön yargıdır.

    https://www.instagram.com/...;igshid=ijt4u5m9wld3
  • Ama babasının o zamanlar annesine ve de kendisine şiddet uyguladığından söz etmişti. Çok sık olmamakla beraber... Şu işe bak, ben de ‘şiddet uygulamak’ diyorum. Ne fena alıştırdık ağzımızı: Dövüyordu demeye utanıyoruz ve bu sayede döven kişiyi de bir uzmana dönüştürüyoruz. Şiddet uygulamak
  • %49 (100/208)
  • nihal paylaştı.
    "İnsanın kalbi birine aitse başka hiç kimsenin ilgisi pek bir şey ifade etmez. Sevilen kişi ile ilgili olmayan her şey o kadar yavan, o kadar sıradan gelir..."
  • nihal paylaştı.
    Şu günlerde 1K’da “kadına şiddet” kapsamında öyle güzel şeyler okunuyor ki, bu farkındalığın kıvılcımlarını atan ve güzel bir etkinlik başlatan Adem Y. Bey’e ve O’nu destekleyen herkese teşekkür ediyorum. Ben bu etkinliğe sadece “İstanbul Sözleşmesi” ile katıldım, çünkü diğer kitapları okuyacak ve kaldırabilecek gücü kendimde görmedim. Çünkü şiddetin her türlüsünü en yakın çevremde görüyorum ve daha fazlasını okumaya yüreğim dayanmıyor. O yüzden ben de bu konuda hissettiğim ve gördüğüm şeyleri bu iletide toplamak istedim.

    Kadına uygulanan türlü türlü şiddet var, ben iş yerindeki şiddetten başlamak istiyorum. İş yerlerinde kadına mobbing ve ayrımcı davranış oldukça fazla. Daha geçen gün yönetici olan bir bey “kadınlar çok fazla izin kullanıyorlar, hamilelik vs.” Neymiş, kadınlar evde oturmalı, çocuklarına bakmalıymış, devlet bir düzenleme getirip ev hanımlarının eşlerine biraz daha fazla maaş verip kadınların evde olmaları yasallaştırılmalıymış mış mış… Yine bir kurum, 45 yaşında bir kadını yönetici yapıyor, kurumda tek kadın yönetici, reklamlar yapılıyor tabi, kadınları destekliyoruz falan… Arkasından bir kadın yönetici daha… Bilin bakalım bu iki kadının ortak özelliği nedir? Ben söyleyeyim, ikisi de bekar… Sadece bekar oldukları için. Eğer aksi olsaydı, kadroya alınan insanlara ilk olarak medeni halleri ya da çocuk yapmayı düşünüp düşünmedikleri sorulmazdı. Yine bir kurumda, çalışma süresi ve tüm istenen şartları sağlamasına rağmen bir kadın müşavir olamıyor da daha eksik vasıflara sahip olan bir erkek tercih ediliyor ve gerekçe olarak da kadının genç olduğu ve çocuğu olabileceği söyleniyor, şaka gibi… Diğer yandan işe yeni başlayan genç kadınlar. Bu kadınlar zekaları ile olsun, enerjileri ile olsun bir çok iş yapma potansiyeline sahip olmalarına karşın, tam aksi görselliğin ön planda olduğu yerlerde çalıştırılmak istenir. Düşündünüz mü, neden sekreterlerin hemen hemen hepsi kadın? Özel kurum ya da kamu kuruluşu fark etmiyor hemen hemen çoğu kurumda bu problemler var.

    Bize daha çocuk yaşta öğretiliyor değersizliğimiz ve ben bu anlamda kadınlara çok kızıyorum. Çünkü bir kadın kendine bile değer vermeyince, kimse de ona değer vermiyor. Çocukken kalabalık sofralarımız olurdu, misafirler sığmazdı masaya. “Önce erkekler yesin, sonra biz yeriz” deyip kadınlar mutfakta canla başla çalışırdı. Her seferinde sorardım ben de, “Neden erkekler önce yiyor?” diye. “Susss…” denirdi bana, çocuktum ya… Daha çocuk yaşta gelinliğe özendirilirdik biz, ne büyük bir şeydi bir kız çocuğu için gelinlik giyebilmek. Sanki dünyadaki en büyük başarımız bir gelinlik giymekti… Sonra bir gün köyde bir teyze dedi ki bana; “Baban daha seni satmadı mı?” Evlenmedin mi demek istiyor, çünkü maalesef ki dillerine bile öyle yerleşmiş ve bunu bir kadın diyor. Ben de “Ben bir eşya mıyım ki” diye çıkışmıştım kadına. Bizim zaten yeterince düşmanımız var bari kadınlar siz yapmayın! Bir arkadaşım sosyal medyada “İstanbul Sözleşmesi kabul edilmesin” diye imza kampanyasına destek topluyor. Neymiş efendim, bu sözleşme kadınlara fazla ayrıcalık tanıyormuş… Sen 31 yaşında iki üniversite mezunu evinde kös kös oturan, eğitimine rağmen iş bulamayan bir ülkedesin. Sahi hangi ayrıcalıktan bahsediyorsun sen? Uzun vadede bir çözüm arıyorsak buna biz kendimizden, kadınlardan başlamalıyız. Annelerden başlamalıyız, anne olacaklardan. Bir kadının anne olması için, bir erkeğin baba olması için evli olması yetmemeli, “anne olma, baba olma” ehliyetleri olmalı.

    Diğer yandan toplumsal şiddete maruz kalan kadınlar, eşlerinden boşanmış kadınlar, eşleri ölmüş kadınlar… Bunlar şiddete uğramıyor mu sanıyorsunuz? Beş sene önce hayatıma giren bir can dostum var, polis olan eşi yedi sene önce şehit olmuş ve o zaman oğlu bir buçuk yaşındaymış. İlk evine gittiğimde çok şaşırmıştım, çünkü evin her bir duvarında en az beş fotoğrafı vardı eşinin, buzdolabının üzeri fotoğrafları ile doluydu. Bir defasında çarşıda bir işi olmuş, beklemesi gerekiyormuş, gidip O’nun mezarında bekledim diye anlatıyordu. Ben tüm bunları anlayabiliyordum ama diğer yandan arkadaşımın O’na veda etmesini istiyordum, hayatına devam etmesini, tekrar mutlu olmasını, oğluna sağlıklı bir anne olabilmesini. Bunu denedi ve ilk tepkiyi eşinin ailesi gösterdi. Eğer tekrar evlenirse, çocuğunu ondan almakla tehdit ettiler. Arkadaşım hala bekar, hiç evlenmemesi gerektiğini düşünen insanlarla dolu etrafı. Çünkü o bir kadın! Zor şey eşini kaybetmiş bir kadın olmak…

    Boşanmış kadınlara gelince… İnanın abartmıyorum ama boşanmış bir kadından daha kötüsü yoktur şu toplumun gözünde. Bir sapıktan, bir hırsızdan, bir katilden daha kötüdür Onlar. Hepsi namussuzdur bir kere! Sevilmeye hakları yoktur, sevilemez o kadınlar. Namus kavramını sadece bacak arasında zanneden zihniyetlerin ulaşmak istedikleri bir canlıdırlar. Eğer kendi ayakları üzerinde duramayan biriysen hele, daldan dala savururlar seni, bir kocadan kurtulursun, toplum baskısına boyun eğmemek için başka bir kocaya boyun eğersin. Ya da kendi ayakları üzerinde durur, tek başına dimdik olarak devam edersin hayatına, o söylenenlere, Allah’ın belası elaleme kulaklarını tıkar gözlerini de kaparsın, ancak öyle devam edebilirsin çünkü hayatına. Bu toplumu çok da uzakta aramayın yeri gelir yanı başındaki annen, baban bile bu toplumun fertleri oluverirler. Gerçekten çok zor bir şey boşanmış bir kadın olmak…

    Ve şiddetlerin en kötüsü, hem ruhunda hem de bedeninde derin izler taşıyan kadınlarımız… Ben yetişkin bir kadınım ve kendimi korumak için kendimce önlemlerim oluyor, her kadının olduğu gibi. Tabi öldürülmemek için, cinsel tacize uğramamak için önlemler de yetmiyor. Otobüste giderken öldürülen Özgecan’da ve öldürülen binlerce kadın da olduğu gibi. Bir de çocuklar var ki onlar ne olduğunun farkında bile değil. Benim de bu anlamda çocukluk travmalarım var, ki 20 yıl öncesinden bahsediyorum. Yolda yürürken kulağıma eğilip iğrenç şeyler söyleyen adamlar, yardım etmeye çalıştığım 85 yaşlarında bir dedenin bana elle tacizde bulunmaya çalışması vb. şeyler… Ben henüz bir çocuktum ve korktuğum için bunları ailemden hiç kimseye anlatmadım. Yıllar sonra, şimdi bunları anlatabiliyorum. Eminim bu şeyleri bir çok kadın yaşamıştır ama anlatmıyoruz, anlatamıyoruz. Biz olayı hafif atlatanlarız, oysa kadınlarımız her gün ölüyor. 2014 yılında sevgilisi tarafından öldürülen 23 yaşındaki komşumuz Sevda Saylak gibi, Pınar gibi, Şule gibi, “Anne ne olur ölme” diye yanı başında feryat eden çocuğun annesi Emine Bulut ve binlercesi
    ( http://www.anitsayac.com ) gibi…

    Ben buraya gördüğümüz şiddetin daha bir sürü farklı şeklini yazabilirim ama bu yazdıklarımı düşünürken bile içime kocaman bir ağırlık çöktü. Son sözler olarak; narin vücutlarımızın altında aslında koskocaman yürekler taşıyan kadınlarız biz. Biz gerçekten çok güçlüyüz. Biz omuzlarımızda neler neler taşıyoruz, bizi öldürmedikleri sürece hepsi ile baş edebiliyoruz. Ece Temelkuran’ın da söylediği gibi, “Biz basbayağı kaya gibi şeyleriz.” Bizim hiç kimseye hiç bir borcumuz yok, biz güzel olmak zorunda değiliz, biz evlenmek zorunda değiliz, biz çocuk yapmak zorunda değiliz, biz öldürülmek zorunda değiliz. Biz sadece yaşamak istiyoruz, insanca yaşamak…
  • Bir yerin senin olması için oraya gömülmen gerekir.
  • Eskiden yaşanmış her şey çok yaşlı insanların başından geçmiş gibi geliyordu.
  • Öyle bir şeydi uygarlık: her şeyin hesaplandığı, tartıldığı, sınıflandırıldığı bir yer. İnsanlar istatistik tablolarında bir işaret, bir sayı, bir veriydi.
  • “Sevgilinin geciken adımları aşkı öldürür” gibi bir cümle geçti aklından.
  • Hayal kurmak gençken somut bir iş yapmak kadar ciddidir.
  • “İnsan hayattan ne istemeli Cem?”
    “Yalnızlığına bir çare...Herhalde.”
1242 okur puanı
20 Kas 2017 tarihinde katıldı.

İkinizin de okuduğu 2 kitap

  • Denemeler
  • Çocukluğun Soğuk Geceleri
2020
56/95
59%
56 kitap
11,7bin sayfa
22 inceleme
563 alıntı
4 günde 1 kitap okumalı.
En çok okuyanlar'da 1311. sırada.

Şu anda okudukları 2 kitap

  • Sevgilinin Geciken Ölümü
  • Edebiyat Nasıl Okunur

Okuduğu kitaplar 444 kitap

  • Yarınsız
  • Notos - Sayı 81
  • Ölü Doğanlar
  • Görkemli Ölüm
  • Çıplak Ölüm
  • Bence Katil Öldürdü - Bir Hercule de Potasse Polisiyesi
  • Baharda Yine Geliriz
  • Ruhumu Öpmeyi Unuttun
  • Rüya Günlüğü
  • Efsuncu Baba

Okuyacağı kitaplar 73 kitap

  • Ölümsüz Ölüm
  • Feneryolu Cinayetleri
  • Enigma
  • Çete
  • Aşıklar Delidir ya da Yazı Tura
  • Sus Barbatus
  • Şeytanla Savaş
  • Tarihte Toplumsal Cinsiyet
  • İstanbul Treni
  • Demir Ökçe

Beğendiği kitaplar 169 kitap

  • Uçurtmayı Vurmasınlar
  • Yarınsız
  • Bence Katil Öldürdü - Bir Hercule de Potasse Polisiyesi
  • Ruhumu Öpmeyi Unuttun
  • Buraya Bakarlar
  • İnsan Olmak
  • Baharda Yine Geliriz
  • Aşık Olmak
  • Efsuncu Baba
  • Şarkını Söylediğin Zaman

Beğendiği yazarlar 105 kitap

  • Harun Candan
  • Elif Batuman
  • Ayşegül Çelik
  • Hatice Meryem
  • Erendiz Atasü
  • Hakan Bıçakcı
  • José Mauro de Vasconcelos
  • Erlend Loe
  • Alain de Botton
  • Aldous Huxley