Sylvia’nın dizelerini okurken boğazımda bir düğüm, içimde tanıdık bir sızı hissettim.
“Bırakın, bir saksının içine oturayım, örümcekler fark etmesin beni.”
Bu cümle bile yeter…
Görünmemeyi istemek, saklanmak değil; hissedilmemekten yorulmak belki de.
“Sus pus olmuş bir sardunya, yüreğim.”
Kalbinin sesini bile kısacak kadar incinmiş bir kadının dizeleri bunlar.
Suya Geçiş, Sylvia’nın sadece suya değil, kendi içine, sessizliğine, kırılganlığına yaptığı bir yolculuk.
Ve onun her cümlesi, sanki yıllar önce yazılmış ama bugün hâlâ içimizde yankılanıyor.
Ben bu kitaba sadece bir okur olarak değil, sanki onunla aynı odadaymışım gibi yaklaştım.
Sadece kelimelerini değil, acılarını da hissettim.
Ve her satırı, sanki içimde bir yerlere dokundu...