Gürkal Aylan

Gürkal Aylan

Çevirmen
7.3/10
102 Kişi
·
283
Okunma
·
0
Beğeni
·
84
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
60 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Üç Kadın; acı, hayal kırıklığı, yalnızlık, mutsuzluk ve kadınlık hallerini anlatıyor bize. Bir doğum evinde karşımıza çıkan üç kadın, kendilerini anlatıyor bizlere, tüm kadınlarımız adına. Kadınlarımızın ne kadar mutsuz olduğunu gözler önüne seriyor her mısrasında Sylvia Plath.
Sylvia Plath, Amerikan edebiyatının, başarılı feminist yazarlarından biri olmasına rağmen, ne yazık ki yaşamında bu başarıyı çok görmüşlerdir ona. Önce babası sonra da anlayışsız kocası mutluluğu hep esirgemiştir şairimizden.
Üç Kadın, sade ve anlaşılır bir anlatımıyla okunmaya değer bir eser olarak ele alınmalıdır...
77 syf.
Retro'nun Gözünden Sylvia diyelim adına..

Hayatınızda daha önce hiç manik depresif bir hayata şahit oldunuz mu? Bu depresif bozukluk bir insanın hayatında neleri ne derece etkileyebileceğini hiç düşündünüz mü? Peki ya bu bozukluğun bir insanı şair yapabileceği gibi, aynı insanın intihar sebebi olabileceği geldi mi hiç aklınıza?

Tüm bu soruların cevabını düşündüğümde aklıma gelen iki insan oluyor; Nilgün Marmara ve Sylvia Plath. Manik depresif bir hayat süren, küçük kalplerinde dünyanın kirini taşıyamayacak kadar kırılgan ve naif olan, 29 ve 31 yaşlarında sevdiği ve güvendiği her şeyi arkalarında bırakıp dünyaya veda eden iki insan.

Sylvia...
Babasının ölümüyle ilk şiirini 8 yaşında yazan minik bir kalp. Şiiri:

"yumuyorum gözlerimi, yıkılıp ölüyor dünya,
yeniden doğuyor açınca gözlerimi,
kafamın içinde yarattım seni galiba."

Ne var ki o minik kalp büyüdüğünde bile hâlâ o küçük bir kızken ki kırılganlığını da beraberinde büyütüyor. Büyüdükçe hüznüne hüzün ekleniyor. Babasının eksikliğini hep bir yanında hissettiği anda İngiliz şair/yazar Ted Hughes ile karşılaşıyor ve hayatının aşkını bulduğu inancıyla evleniyorlar. Ne var ki aşk dediği bu şey onun en büyük acılarından biri haline dönüşüyor. Çünkü hayatının geri kalanını Ted'in onu aldatması ve iki çocuğu ile Ted'in eve gelmesini bekleyerek geçiriyor. Kocası ile birlikte yaşadığı evini, şiirlerinde diri diri gömüldüğü bir mezara benzetiyor.

Daha çocukluk yıllarında ortaya çıkan manik depresif bozukluğuyla hayatı boyunca yaşamaya devam eden Sylvia ilk intihar teşebbüsünde lisedeyken bulunmuştu. Ve son olarak da 1963 yılında bir sabah çocuklarına kahvaltı hazırladıktan sonra odaların kapı aralıklarını bantlarla kapatıyor ve fırının gazını açıp, kafasını fırına sokarak korkunç bir şekilde intihar ediyor ...

Ne yazık ki Sylvia'nın intiharı yalnızca kendisini ilgilendirmiyor. Yıllar sonra oğlu da annesinin izinden giderek kendini asarak intihar ediyor. Ve bununla da bitmiyor. Benim için en acısı, en beni parçalayan, mahvedeni ise şu ki benim iç yangınım olarak nitelendirdiğim;

Nilgün Marmara,
Üniversite bitirme tezini "Sylvia Plath’ın şairliğinin intiharı bağlamında analizi" konusu üzerine hazırlıyor. Ve tezini bitirdikten sonra 5. katta bulunan evinin yatak odası camından kendini boşluğa bırakarak intihar ediyor. Tam da burada durup yutkunuyorum. Kelimelerim tükeniyor sanki. Ölüyorum gibi hissediyorum. Öyle çok canımı yakıyor bu iki ismin bu vedaları ...

Tüm bu yaşanmışlıklardan bahsettikten sonra kitap üzerine artı bir şeyler söylemeye gerek var mı bilmiyorum. Manik depresif ve intiharla sonuçlanan bir hayatın, kaleme kağıda yansıması diyebilirim.

Keyifli okumalar diyebileceğim bir kitap değil, ben hüzünde boğuldum.

Hüzne batmak isterseniz bir gün, okuyun...
79 syf.
·2 günde·7/10
Ah şekerim şöyle ihtiras yüklü bir kitap okumaya hasret kalmışım. Boynuma kondurulmuş bir öpücük gibiydi okuduğum mısralar. kışkırtıcı davetkar ve arzulu. Böyle seven bir erkek olsa zaten kadın diye gözünüzde büyüttüğünüz canlının başka bir talebi yok inanın.

Hemcinslerime sesleniyorum; samimi, ne istediğini bilen ve istediği şeyle empati kurabilen bir erkek yoksa hayatınızda bu kitabı okumayın muhtemelen ilişkinizi gözden geçirip sonlandırırsınız benden söylemesi ;)
60 syf.
Kadın birçok rolün üstesinden gelir, bazılarını soyunur bir kenara bırakır bazılarını da göz rengi gibi üzerinde taşır.

Sylvia Plath tarafından kaleme alınmış üç kadın, üç doğum öyküsü, üç farklı ses, üç farklı şiir.
Bu kadınların doğum öncesinde, esnasında ve sonrasında yaşadığı ruhsal durumları, fiziksel değişimleri, kendileri ve bebekleri için gelecekten beklentileri, garipseme ve mutlu olma gibi karmaşık duygularını bazen gerçek bir incelikle bazen de daha keskin ve sert cümlelerle ifade ediyor.
Kadınlardan biri beklemediği bir anda çocuk sahibi oluyor, biri her şeyden çok onu bekliyor, biri ise bu çocuğu büyütebilecek durumda değil...
Genel itibariyle şiirler, şekil ve üslup açısından düz yazı sadeliğinde, fakat bu şekilde bile etkileyici.
Çünkü; çocuk ve kadın olan iki ayrı varlığın anne ve çocuk bağına dönüşümü yeterince şiirsel.

Doğumhaneden kadınlığa, çocuğa ve dünyaya açılan bir kapı aralanıyor. Kapıyı açın pişman olmayacaksınız.


Peki bu üç yeni hayat, bu yeni sesler de bir şeyler söylemek istiyor olamaz mı?

******

İlk hediyem, ilk gözyaşım, ilk mutluluğum Annem.

Beklenmeyen şeyler hep güzel olurmuş benim gibi,
bunu düşleyebilir miydin?
Çiçeklerden daha güzel kokan bir varlığa sahip olmak aklının ucundan geçmiş miydi?
Dünya kötü bir yerdi ve canın pahasına koruyacaktın beni, sen küçücük bir böcekten bile korkmaz mıydın önceleri?
Gözlerime her baktığında aynı heyecanı ve iç titremesini hissedeceğini bilebilir miydin?
Gerçek sevgi buymuş dedin mi?
Her gece uykumda öptün mü beni?

******

İlk umudum, ilk bağım, ilk can'ım Annem.

Beni bu kadar çok beklemekten yorulmadın mı?
Gelip gitmelerimden umutsuzluğa düşmedin mi?
Sonunda bir gün geleceğime ve seni bırakmayacağıma nasıl inandın böyle?
Başka bebeklere bakıp benim hayalimi kurmak seni üzmüyor mu?
Sesimin duvarlarda çınlamasını, gece uykusuz kalmayı, çayını hiçbir zaman sıcak içememeyi, saç diplerinden parmak uçlarına kadar yorulmayı, her şeyden çok benim için emek vermeyi nasıl göze aldın?

******

İlk hüznüm, ilk yalnızlığım, ilk güvensizliğim Annem.

Canından can çıkarken, pişman oldun mu varlığımdan ve keşke diye başlayan kötü cümleler kurdun mu?
Ellerim tutmasın, gözlerim görmesin istedin mi hiç?
Gözlerime baktığında — eminim bakmışsındır — kendini görebildin mi?
Gördüğüne eminim, çünkü sen bana içini açtın dokuz ay boyunca...
Sevdiğin birinden ayrılmak ondan vazgeçmek kolay değildir, değil mi?
Dur bitirmedim ki nereye gidiyorsun, sensiz soğuk olur bu hastane, herkesin yüzü birbirine benzer ama hiçbiri sana benzemez, gitmesen olmaz mı?
...

Keyifli okumalar.
Sevgiler.
77 syf.
·9/10
Bu şiirler soğuk kiraz şerbeti ile çok iyi gidiyordu, tabi ben böğürtlen şerbetiymişçesine içtim bu kirazlı şerbeti. Çünkü kitaptaki böğürtlen ağacına rastladım ve kirazın tadı kaybolana kadar hepsini tek tek bardağıma akıttım. Sanırım ev sinekleri şairi de çok rahatsız ediyor, tıpkı beni rahatsız ettiği gibi. Kitabı okurken sinir bozucu bir ev sineği ile oturuyorduk. Durmadan koku reseptörlerini temizliyordu, refleksleri benden katbekat daha güçlü olmasına rağmen üzerime konmasına hiç bir şekilde izin vermeden huzurumuzdan kovdum.

Artık kitaba daha çok yoğunlaşabileceğim dakikalar başlamıştı ve sizinle de paylaşmak istediğim bu güzel dizeler ile karşılaştım.

"Dağ kargaları geçiyor tepemden, siyah, 
başıbozuk sürüler halinde.
Yanmış kağıt parçaları dönüp duruyor, rüzgarlı gökyüzünde. 
Kınayan, kafa tutan tek ses anlarınki."

Kargaları yanmış kağıt parçalarına benzetmesi çok özel bir tasvirdi benim için. O yanmış kağıt parçalarında kınayan ve kafa tutan ne vardı? İnsan merak ediyor okurken. Belki de şairin gün yüzüne çıkmayan şiirlerinden biri, bu şiir kitabında ruh göçüne uğrayarak gök yüzüne çıkmıştı.

Şiirlerin bazıları yaşam heyecanını bize yansıtırken, bazıları monotonluğun suyunda durulandı. Ama her sevdiğim şair gibi Sylvia'nın da farklı bir tarzı var. O bu farklılığını bana nesneleri başka bir nesneye benzetmesiyle gösterdi, tıpkı kargaların yanmış kağıtlara benzetilmesi gibi.


Usta şair Salâh Birsel der ki;
Mecazlar olsun, benzetmeler olsun yani bir nesneyi başka bir nesneyle anlatmak sanatı zekânın aşağı değil yüce bir katını gösterir.

Sylvia da zekâsının yüce katını en azından beni tatmin ederek bana gösterdi.
Keyifli okumalar diler ve sevgili Neytiri arkadaşıma teşekkür ederim, başka bir şiir kitabı ile daha beni tanıştırdığı için.
80 syf.
·1 günde·10/10
Sylvia'nın okuduğum son şiir kitabı olduğu için biraz buruk bir şekilde uzun uzadıya bir inceleme yazmıştım ve ilk defa aksiliklerin etkisi olmadan kendi istediğimle yok ettim hepsini. Duygu seliyle yazılmış mide bulandırıcı bir etki yaratacak yazıyı gerekli bulmayarak kısa bir şekilde anlatmak istediklerimi aktarmaya çabalayacağım.
Hayatta her insan karşınıza çıkıp şaşaalı cümleler kurmaz. Yaşam, bu döngü, uyumdan ibaret değildir. Plath ve onun gibi kişiler anlatmak istediklerini çamurun, pisliğin, kusmuğun, parazitlerle dolu bir havuzun ve iğrenç solucanların içinden çıkarıp önünüze serer...
Birbirleriyle uyumlu kelimeler dizmezler. Bunlar tabii ki herkesin güzellik anlayışında yer almıyor olabilir ama bence bu şiirler bir sevgilinin tanrısal güzelliğine, gösterişli kelimeler düzen insanlardan çok ama çok daha gerçekçidirler...
Sylvia, gelinciklerle dolu bir tarlanın zarafetini betimlemez. Onun dizelerinde bu manzaranın dehşet yönü resmedilmiştir. Gelincikler; cehennemin minik alevleri, küçük kanlı etekler!
Plath onlar gibi kanamak ister.
Onların özsularını, afyonu duyumsamak ister.
Fakat bu tablo renksizdir. Renksiz...
Bu dizeler deli diye adlandırılmış bir kadının sayıklamalarıdır.
Beton kuyuya gömülmüş kediler ve onların bağırışlarını duymayan bir kadın...
Bir ses kedi yavrularını boğma emri verir ona ve Sylvia yüzünü söküp bir kedi maskesi takmıştır.
Kurban kimdir? Ne önemi var bunun?
Çerçevelerde gülümseyen bir sevgili ve erkenden ölüp gitmiş bir baba... Plath her ikisini de kan emici bir vampir olarak niteler. Babasının tombul siyah kalbine bir kazık saplamıştır.
" babacığım, babacığım, alçak herif,
seninle işim bitti..!"
dizelerini kurmuş olan biri size daha hangi cümlelerle anlatabilir sevgiyi?
İçinde öfkeyi ve iğrenmeyi barındıran bu ucube sevgiyi...
Ama bu kız kurusu artık vampirlere karşı bir barikat kurmuştur: #48477043

Tanrı ismini bile dile getirmeyi korkan o kadar insan varken Sylvia ve Artaud gibi şairler şiirlerinde tanrı hakkında sivri bir dille konuşmaktan çekinmemişlerdir.
Bir çukura layık gördüğümüz her şeyi varlığa yakıştırmışlardır...

"Ve pençe tehdidiyle soluğu kesilmiş
Büyük tanrılar: Taş-Kafa, Tırnak- Ayak"
(syf13)

1K'a katıldığımdan bu yana Plath'ı dilimden hiç düşürmedim. Daha fazla okunması için elimden geleni yapmaya çabaladım çünkü bu değeri hak ettiğini düşünüyorum.
Plath hakkında yazdığım iki incelememde onun sesine yer vermiştim fakat bu sefer bir farklılık yapıp hissettirmek istediğim şeyi anlatacak olan, başka bir şaire dair bir video ekleyeceğim:

https://youtu.be/2sK-elIex_E

İyi okumalar.
60 syf.
·Beğendi·9/10
Üç Kadın aslında Sylvia Plath tarafından radyo oyunu olmak üzere yazılmaya başlanmış bir şiir-öykü. Bir doğumhanede geçiyor ve üç farklı bakış açısından doğum süreciyle, acılarla, yaşamla, kadınlıkla, evlat sahibi olmak ile ilgili düşüncelerden oluşuyor.

Üç farklı bakış açısı, şiirde 3 ayrı kadının "sesi"nden anlatılıyor.

"1. ses" beklenmeyen hamileliğine rağmen doğumu hevesle bekleyen ve çocuğunu kollarına aldığında çok mutlu olan kadın.
"2. ses" daha önce de olduğu gibi yine düşük yapan, çocuk sahibi olamayan, yine hayal kırıklığına uğrayan kadın.
"3. ses" istenmeyen hamileliği sonucu çocuğunu doğurmak zorunda kalan, çocuğunu hastanede bırakıp çıkarken acısını da yanında götüren kadın.

Sylvia Plath yargılamadan bakarak her 3 kadının da sevincine ve acısına ortak olmamızı bekliyor bizden. Bizi kalıplardan kurtarıyor, empati kurmamızı sağlıyor, "insanlaştırıyor".

Okuyun derim.
60 syf.
Şu incecik kitap kendimi tekrar hissetmeme neden oldu. Gezdiğim sahaflar arasında uzun arayış sonu ilk basımını bulabildim. Işık almayan, alamayan ruhum biraz olsun iyileşti. Sayfalara dokundum tek tek ve gözlerimi kapattım. Yazarken yaşadığın kafa karışıklığını hissetmeyi denedim. İnsanların senin üzerine bıraktığı ağırlığı hissetim. Belki de hissettiğim kendi ağırlığımdı. Kim bilir?
''Bir vahşetin odak noktasıyım.
Hangi acılara, hangi üzüntülere analık etmem gerekiyor?''
Bu ne aralıkta bir iltifat bilemiyorum ama acıların güzelleştirdi seni sevgili Plath. Güzel kadın.
96 syf.
Okuduğum ilk şiir kitabı.Daha ilk dakikalardan yazara ısındım.İlk şiir çok güzeldi.Diğer şiirlerinde çoğunu beğendim.Sevdiğim bir kitap.Tek sorun dillerin farklı olmasından kaynaklı anlaşılamama o kadar.

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 283 okur okudu.
  • 4 okur okuyor.
  • 279 okur okuyacak.