Kadın birçok rolün üstesinden gelir, bazılarını soyunur bir kenara bırakır bazılarını da göz rengi gibi üzerinde taşır.
Sylvia Plath tarafından kaleme alınmış üç kadın, üç doğum öyküsü, üç farklı ses, üç farklı şiir.
Bu kadınların doğum öncesinde, esnasında ve sonrasında yaşadığı ruhsal durumları, fiziksel değişimleri, kendileri ve bebekleri için gelecekten beklentileri, garipseme ve mutlu olma gibi karmaşık duygularını bazen gerçek bir incelikle bazen de daha keskin ve sert cümlelerle ifade ediyor.
Kadınlardan biri beklemediği bir anda çocuk sahibi oluyor, biri her şeyden çok onu bekliyor, biri ise bu çocuğu büyütebilecek durumda değil...
Genel itibariyle şiirler, şekil ve üslup açısından düz yazı sadeliğinde, fakat bu şekilde bile etkileyici.
Çünkü; çocuk ve kadın olan iki ayrı varlığın anne ve çocuk bağına dönüşümü yeterince şiirsel.
Doğumhaneden kadınlığa, çocuğa ve dünyaya açılan bir kapı aralanıyor. Kapıyı açın pişman olmayacaksınız.
Peki bu üç yeni hayat, bu yeni sesler de bir şeyler söylemek istiyor olamaz mı?
******
İlk hediyem, ilk gözyaşım, ilk mutluluğum Annem.
Beklenmeyen şeyler hep güzel olurmuş benim gibi,
bunu düşleyebilir miydin?
Çiçeklerden daha güzel kokan bir varlığa sahip olmak aklının ucundan geçmiş miydi?
Dünya kötü bir yerdi ve canın pahasına koruyacaktın beni, sen küçücük bir böcekten bile korkmaz mıydın önceleri?
Gözlerime her baktığında aynı heyecanı ve iç titremesini hissedeceğini bilebilir miydin?
Gerçek sevgi buymuş dedin mi?
Her gece uykumda öptün mü beni?
******
İlk umudum, ilk bağım, ilk can'ım Annem.
Beni bu kadar çok beklemekten yorulmadın mı?
Gelip gitmelerimden umutsuzluğa düşmedin mi?