Berf

@Siyajin21·
·
sabitlendi
“Bir sabah kar yağarken rüyalarımdan o yetişkin kadın olarak uyandığım zaman, saat kulesinin altındaki şehre yerleştiğim zaman; işte, hüzün hikayecileriyle birbirimizi aramaya böyle başladık. Harita diye birbirlerimizin yüzüne bakıyor, hikaye diye ruhlarımızı ortaya koyuyoruz.”
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
“Ayakta, şaşkın, kalakaldım; gidişine ses çıkarmıyor, onu seyrediyordum, hep soylu, ağır, mağrurdu, o zamana değin gördüğümden daha aktı, ama alnında en acı hüznün sarı izi vardı, fazlasıyla yağmur yüklü bir zambak gibi başını eğiyordu. Ölmek üzere olduğunu sezen bir adamın taşkınlığıyla, "Henriette!" diye bağırdım. Geriye dönmedi, durmadı, adını benden geri aldığını, artık bu ada yanıt vermediğini söylemeye gönül indirmedi, hep yürüyordu. Şimdi ruhlarıyla kürenin yüzeyini canlandıran, toz olup gitmiş milyonlarca insanın yattığı bu tüyler ürpertici vadide, onu şanlarıyla aydınlatacak ışıklı sonsuzlukların altında sıkışmış bu kalabalık ortasında küçücük kalabilirim; ama o zaman bile, bir kentin sokaklarında yükselen, yenilmez bir su basması gibi ilerleyen, düzgün bir yürüyüşle Clochegourde Şatosu'na çıkan bu ak gölgenin karşısında, bu Hıristiyan Dido'nun şanı ve işkencesi karşısında ezildiğim oranda ezilmeyeceğim!”
Çocukken sabah beşte, daha güneş tam olarak doğmadan uyanırdım; anneannemin peşine takılıp bahçe sulamasına katılabilmek için. O saatlerde havanın serinliğinin tenimde uyandırdığı hissi bir daha hiç yaşayamadığımı fark ediyorum. Üzerime geçirdiğim hırkaya sarılarak bahçedeki otların arasından geçiyorum. Suyun sesiyle birlikte örümceklerin yuvalarından uyanışını izliyorum. Bacaklarıma sürtünerek yükselen domates kokusu iştahımı kabartıyor. Sabah ezanıyla birlikte ağaçlar salınıyor; yüzüme yelpaze gibi çarpan saçlarımın arasından turuncuya dönen gökyüzünü seyrediyorum. Doğanın uyanışında yükselen uğultu bir anlığına içimi ürpertiyor. Karıncaların çizdiği yolu takip ediyorum. Güzel bir kelebeği sırtlarında taşıyorlar. Bu sahne her zaman dokunaklı geliyor bana. Yırtık kelebek kanatlarının içimde bıraktığı sızıyla yoluma devam ediyorum. Kapalı gelinciklerin rengini tahmin ediyorum; yırtık çeperlerinin arasından beliren renge göre zafer çığlıkları atıyorum. Sana bunun gibi anılar dışında anlatabileceğim başka ne var ki? Yaban güllerinin tadını bilir miydin acaba ya da oyuk taşların içini dolduran yağmur suyunda kaderinin gizli olduğunu. Sinir otlarını dizlerine bağlayan yaşlı kadınları gördün mü? Derelerde köpüren suyun damarlarında kabaran arzundan öte olmadığını. Büyük kayaların üzerine dizilen küçük çakıl taşlarının genç kızların dilekleri olduğunu biliyor musun? Çeşmelerin içini dolduran sülüklerin, peygamberin kalbini yarıp içinden söküp attıkları siyah kan pıhtısı olduğunu düşündün mü hiç? Her şeyden bihaber çocukluğumun ayak izlerine basarak geçiyorsun şehrin dar sokaklarından. youtu.be/tfPyGO-TKFk?si=...
Sizi en iyi anlayabilecek ve gerçekten görebilecek insan çoğu zaman size en yabancı olandır. Çünkü asıl yabancılaşma yakınlaşmaya başladığınız anda başlar. Zira her şey biraz da tüketme eylemi üzerine kurulmuştur. Bu, insana dair en acınası bulduğum şeylerden biridir; daha çocukken bile fark edip kederle seyrettiğim bir gerçek. Hepimiz aynı gökyüzünün altında, kendi sırça fanusumuzun içindeki havayı soluyoruz. Yani yan yana yürüyor olmamız büyük bir yanılgı. :)