Berf

@Siyajin21·
·
sabitlendi
“Bir sabah kar yağarken rüyalarımdan o yetişkin kadın olarak uyandığım zaman, saat kulesinin altındaki şehre yerleştiğim zaman; işte, hüzün hikayecileriyle birbirimizi aramaya böyle başladık. Harita diye birbirlerimizin yüzüne bakıyor, hikaye diye ruhlarımızı ortaya koyuyoruz.”
“Ayakta, şaşkın, kalakaldım; gidişine ses çıkarmıyor, onu seyrediyordum, hep soylu, ağır, mağrurdu, o zamana değin gördüğümden daha aktı, ama alnında en acı hüznün sarı izi vardı, fazlasıyla yağmur yüklü bir zambak gibi başını eğiyordu. Ölmek üzere olduğunu sezen bir adamın taşkınlığıyla, "Henriette!" diye bağırdım. Geriye dönmedi, durmadı, adını benden geri aldığını, artık bu ada yanıt vermediğini söylemeye gönül indirmedi, hep yürüyordu. Şimdi ruhlarıyla kürenin yüzeyini canlandıran, toz olup gitmiş milyonlarca insanın yattığı bu tüyler ürpertici vadide, onu şanlarıyla aydınlatacak ışıklı sonsuzlukların altında sıkışmış bu kalabalık ortasında küçücük kalabilirim; ama o zaman bile, bir kentin sokaklarında yükselen, yenilmez bir su basması gibi ilerleyen, düzgün bir yürüyüşle Clochegourde Şatosu'na çıkan bu ak gölgenin karşısında, bu Hıristiyan Dido'nun şanı ve işkencesi karşısında ezildiğim oranda ezilmeyeceğim!”
Çocukken sabah beşte, daha güneş tam olarak doğmadan uyanırdım; anneannemin peşine takılıp bahçe sulamasına katılabilmek için. O saatlerde havanın serinliğinin tenimde uyandırdığı hissi bir daha hiç
Sizi en iyi anlayabilecek ve gerçekten görebilecek insan çoğu zaman size en yabancı olandır. Çünkü asıl yabancılaşma yakınlaşmaya başladığınız anda başlar. Zira her şey biraz da tüketme eylemi üzerine kurulmuştur. Bu, insana dair en acınası bulduğum şeylerden biridir; daha çocukken bile fark edip kederle seyrettiğim bir gerçek. Hepimiz aynı gökyüzünün altında, kendi sırça fanusumuzun içindeki havayı soluyoruz. Yani yan yana yürüyor olmamız büyük bir yanılgı. :)