Berf

Masadaki Tanrı
Puan vermedi
Dört yıl önce okuduğum Kumarbaz ile yeniden, bir tren yolculuğunda bir araya geliyorum. Beş saat süren bu yolculukta kitabı bitiriyorum. Çark dönüyor ve minik beyaz küre, beşin kırmızısının avucuna düşüyor. Bugün 5 Ekim. Beni tanıyanlar, çift sayılara olan düşkünlüğümü ve tek sayılara karşı duyduğum nefreti bilir. Yine de 1, 5 ve 9’a karşı garip bir sevecenlik beslerim. 5 Kasım’da doğdum; bu sayı, benim için her zaman bir başlangıcın, bir dönüm noktasının simgesi oldu. Çift sayılar kızılın tonlarıdır; tek sayılar ise soğuk mavi. Çift sayılar arasında 8’i ayırmam gerekir çünkü o, koyu sarı tonuyla farklılığını belli eder. Yine de, aralarında en çok bağ kurduğum her zaman 8 olmuştur. Belki de öğrenmekte en çok zorlandığım sayı olmasındandır bu yakınlık. Kitaba başlamadan şunu söyleyeyim kumarbaz zero’dur aşk ise rouge… Ama bırakalım şimdi sayıların gizemli yüzlerini. Dönelim bizim kumarbaz Aleksey İvanoviç’in çehresine. Aleksey, genç ve yoksul bir Rus öğretmenidir; General’in çocuklarına ders vermek üzere Roulettenburg’a gelir ve hikâyemiz, onun General’in üvey kızı Polina’ya duyduğu sarsıcı aşkla başlar. Aleksey, Polina için her şeyi yapabilecek kadar tutkulu bir hâldedir. Ne var ki, sevdiği kadının gözünde bir hiç olduğunu da bilir. Aralarındaki ilişki, neredeyse bir köle–sahip ilişkisine benzer. Aleksey, bu bağı kendisi de böyle tanımlar: ona duyduğu aşk, onu bir köleden farksız kılmıştır. Kimi zaman Polina’ya karşı nefret duyar; öyle bir nefrettir ki bu, içimize işleyen şu sözlerle anlatır: “Yüzüncü kez ‘Nefret ediyorum ondan,’ dedim kendi kendime. Evet, nefret ediyorum ondan. Onu boğabilmek için ömrümün yarısını seve seve verebileceğim anlarım oluyor bazen. Yemin ederim, bir hançeri göğsüne yavaş yavaş batırmama izin verseler, sevinçle kapardım hançeri.
KumarbazFyodor Dostoyevski · Can Yayınları · 202588,4bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Kalplerin Uğultusu
Puan vermedi·408 syf.··
2024 18. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 03 Ağustos 2024 19:12
Bu zamana kadar okuduğum kitaplar arasında tanıdığım karakterlerden bana aşkı ve öfkeyi iliklerime kadar hissettirmiş tek karakter Heathcliff oldu diyebilirim. Mezarın içine uzanıp Catherine'nin kemiklerine sarılırken dehşetini içimize kadar yaklaştırır. Dünyadaki yapayalnızlığını tek bir insanı yitirirken kazanmıştır. Her şeyiyle tek bir insana bağlı olabilmek korkunç bir saplantıyla sadece onun yüzünde varlığını soluğunu hissetmek ve ona benzeyen herşeyde korkunç bir acı içinde kaybolmak ve tiksinmek...İnsani tüm yanlarını kendi elleriyle parçalamak. Aralarına girmiş herkesten diğer kuşağa kadar herkesten intikam almayı kendine görev biçen ve ne yaparsa yapsın kalbindeki ağırlıktan kurtalamayan... Aşkıyla nefretiyle ve tüm kiniyle ve tüm iğrençliğiyle dimdik duran ve tüm bu duyguların gerçekliğini bize derinden hissettirmiş olan Heathcliff ! Sen gerçekten denildiği gibi saf kötülük müsün? Evlatlık getirildiği andan ölünceye kadar Cathy dışında kimse ondaki iyi yanı açığa çıkaramamış görememiştir. İnsanlar iblis dediği canavarı maalesef kendi elleriyle yaratmıştır. Heathcliff'in gözlerini öyle bir nefret bürümüştür ki bu nefret diğer kuşağa kadar yıkım acı getirmiştir. Uğultulu tepeler bu iki aşığın cennetidir. Catherine şu sözlerle aşkını ve benzerliklerini itiraf eder: "Önemli bir şey değil," dedi, "yalnızca şunu diyecektim: Cennet benim yerim değil gibi geldi bana. Yeniden dünyaya dönmek için ağlaya ağlaya bir hal oldum. Melekler o kadar kızdılar ki, beni yakaladıkları gibi Uğultulu Tepeler'in üst yanındaki kırın ortasına fırlattılar. Orada sevinçten ağlarken uyandım. Bu da öteki düş kadar benim sırrımı anlatmaya yeter. Cennette bulunmak bana göre bir iş değilse, Edgar Linton'la evlenmek de öyle. Şu odadaki o hain, Heathcliff'i bu kadar bayağılaştırmasaydı,
Uğultulu TepelerEmily Brontë · Can Yayınları · 202557,8bin okunma
Aşkın boyutları
Puan vermedi·144 syf.··
2024 14. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 13 Temmuz 2024 00:43
Tam üç yıldır hiçbir kitap için inceleme yazmadım ve tek bir karalamaya bile yeltenmedim. Peki bugün gecenin bu saatinde beni dar kapıya dair yazmaya iten şey nedir? Yıllar önce tek bir sayfa bile okumaktan aciz olduğum vakitlerde oturduğum bir mekanda menü diye önüme pastoral senfoni'yi koyduklarında nasıl afalladıysam yine aynı şekilde zihnim afallıyor ve içim yazma arzusu ile dolup taşıyor. Kitabın girişinde tanımaya başladığımız baş karakterimiz Jerome aslında bize hiç de yabancı gelmiyor. Erken yaşta babasını keybetmesi ve kuzeni Alissa'ya duyduğu aşk ile akıllara Andre Gide'nin ta kendisini getiriyor dersem hiç de yanılmış olmam çünkü bu ikili arasındaki umutsuz aşk Gide'nin kuzeni Madeleine ile ilişkilerinden derin izler taşıyor. Eser İsa'nın dikkat çekici şu sözleriyle başlıyor: "Dar kapıdan girin. Çünkü yıkıma götüren kapı geniş ve yol enlidir. Bu kapıdan girenler çoktur. Oysa yaşama götüren kapı dar, yol da çetindir. Bu yolu bulanlar azdır." İsa'nın bu öğüdü kiliseye vaaz dinlemeye gittikleri gün genç Jerome ve Alissa'yı derinden etkiler. Jerome bu sözleri sürekli Alissa'ya duyduğu aşk ile bütünleştirir. Ona göre dar kapı Alissa'dır. Ona ulaşmak çaba gerektirir. Alissa'ya duyduğu tutku ve bağ o kadar derinleşir ki annesinin ölümünde bile derin bir acı duymadığını itiraf eder çünkü bilir ki bu ölüm ikisini daha da yakınlaştıracaktır. Andre Gide eserlerinde okumaktan en zevk aldığım şey kesinlikle karakterlerin anlatımı özellikle kadınları saatlerce okuyabilirim bana göre bu kadınlar dünyaya ait değiller ve büyülü bir yanları var. Alissa da öyle bir karakter benim için bu nedenle onun erken ölümünü kitabın başında sezinlemiştim. Jerome gibi sürekli dilimizde olan kişi ne kadar Alissa olsa da aslında onun kadar önemli olan bir kişi daha vardır ki bu kardeşi
Dar KapıAndré Gide · Can Yayınları · 20244,517 okunma
Delirerek ölenlere...
Puan vermedi·176 syf.··
2021 30. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 06 Ekim 2021 11:27
Kadındı pek de deliydi çok da delice bir kedisi vardı kedinin de pek delice dönen gözleri gözlerini de pek delice örten kirpikleri vardı. Olur elbet neden olmasın kirpikli kedi de olur peh inanmıyormuş sanki çok bakmış da bir kedinin gözlerine hepsi aynı bunların. Bir kadın varmış aşağı mahallede dediklerine göre baktı mı elinize bir kuyu görürmüş derince bir kuyu sonra atı verirmiş bir taş, bulandı mı su beliri verirmiş kader. Bir kadın varmış yukarı mahalleden pek de güzel uzunca saçları varmış herkes onu saçından tanırmış bir gün nedendir bilinmez kesivermiş saçlarını kulaklarına dek annesi görünce elinde makası gözleri yuvasından çıkacak olmuş atlayı vermiş de son anda kız kulağını kesmeden alıvermiş makası elinden amma dediklerine göre annenin bir parmağı kopuverecek olmuş da kopmamış kanayan elini umursamadan tutmuş kızın elinden götürüvermiş aşağı mahallenin delisine. Kadın okşamış kızın elini belivermiş derince derince derince bir kuyu atıvermiş bir taş sonra bir taş daha ardından bir taş daha... delilik bu diye bağırıvermiş aşağı mahallenin delisi. Eli kanlı anne dövüvermiş dizlerini. Kimsecikler cesaret edip de eğilip bakmamış derince derince derince kuyunun içindeki kedere. "Hepimiz derince kuyular taşıyoruz ellerimizle içi taş dolu kuyular... Görüyor musun ellerimi? Görüyor musunuz ellerimizi? Bu ellerle bu kuru parmaklarla oyacağız gözlerinizi..." Kadındı pek de deliydi ya hani araladı mı ağzını delice dizeler saçılıverirdi etrafa görenler medusanın dili bu derdi Ah evet o bir şairdi. Dinlemeyin bu delinin sözlerini dedi aşağı mahallenin ak sakallı dedesi. Buna pek bozulan kadın tükürüverdi ak sakallarına dedenin Tükürmekle de kalmayıp oyuverdi gözlerini Anlatılanlara göre gözler bizim Kör Cengiz'in evine dek yuvarlanıvermiş de o da kaptığı gibi
Deli Kadın HikayeleriMine Söğüt · Yapı Kredi Yayınları · 201911,7bin okunma
Kayıp Kedi Portresi
Puan vermedi·182 syf.··
2021 13. kitabı
·
45 günde okudu
·
Okunma: 09 Mayıs 2021 21:27
youtu.be/_vfEzrbG-bk Lorca'nın el vito parçasıyla uyandırıyorum misafirlerimi... Picasso her zamanki gibi huysuzluğunu koruyup atılıyor "Ne misafiri mahkumlar gibi kapatıldık buraya!" diye söylenip duruyor. John Perse biraz daha nazik olmasını rica ediyor Picassodan. İşte diyorum bu şairler de olmasa... Sayın Kafka ise masamın hemen yukarısına astığım kırmızı kurdele ile oynamaya devam ediyor. Kendisini dansa kaldırmak istiyorum bugün pazar az neşelenmek yakışır bize diyorum. Ressam ile şairin alkışları eşliğinde dönüp duruyoruz. Picasso hemen heycanlı bir şekilde boyalarını hazırlıyıp bizi resmetmeye koyuluyor. Eteğime kırmızı çiçekler eklemesini rica ediyorum. İşine karışmamdan pek rahatsız olduğunu bakışlarıyla belli ederek çiçek istiyorsam çiçekli etek giymem gerektiğini söylüyor. Neden çiçekli bir etek almadığımı düşünmeye başlıyorum. İstediğim şey yapılmadığında her zamanki gibi devreye giren inadımla Sayın Kafka'nın kolundan ayrılıp Perse'yi yerleştiriyorum. Buyrun Sayın Picasso o zaman bir şairle yazarın dansını resmedin. Ne dersiniz? Kafka gergin havayı dağıtmak için dans etmeye başlıyor Perse ile. Kim demiş bu beyfendi melankolik bir umutsuz diye? Bu kadar eğlence yeter dercesine aramızda bulunmayan... hayır adını anmayacağım bir hayalet müziği değiştiriveriyor. Benim kestiğimi düşünüyorlar sesi... oysa müthiş bir uyum içinde ellerim alkış tutuyordu size. Şair atlıyor: "Gizemli bir hava dolduruyor ciğerlerimi..." Ben ise: "Mavi boyanız dökülmüş sayın Pablo Picasso..." Kafka kaşlarını çatıp yere saçılmış boyaya bakarak düşünüyor. 'Beyler' diyorum kimin bize eşlik ettiğini biliyorum ama üzgünüm bu adı sizinle paylaşmam pek zor... bunu beklemeyin benden yapmamız gereken tek şey asıl amacımız doğrultusunda yola çıkmamızdır. Kafka: " Ne yolu? Ne
Picasso - Saint-John Perse - KafkaRoger Garaudy · Payel Yayınları · 199118 okunma