Berf

Ama Orcher'deki kasvetli yürüyüşümüzün sessiz sedasız bittiğini görünce ve ellerimiz birbirinden ayrılıp umutsuzca ayrı düştüğünde kalbimin bu kedere ve acıya dayanamayacağını anladım. Ve beni en çok üzen, elinin elimden kayıp gidişi değildi; beni en çok üzen, benim de aynı şeyi yapacak oluşumdu, çünkü o da elinin varlığından artık hoşnut değildi.
Reklam
"Ay parçaları hep laboratuvarlarda ya da aya gitmeyi bilimsel bir olaydan teknolojik bir başarıdan başka şey saymayan kişilerin masaların üstünde kaldı. aptal adamlardı çünkü, ruhsuz kişilerdi."
Sayfa 79·Kitabı okudu
Dünya üstünde, çeşitli kılıklar içerisinde gördüğümüz kötülük, Tanrı'dan uzak oluşumuzun bir işaretidir. Lakin mesafenin kendisi aşktır ve aşka âşık olunmalıdır. Kötülüğe âşık olamayız ama Tanrı, işte bu kötülükler arasından geçilerek sevilir. Bir çocuk, değerli bir vazoyu kırdığında, annesi bu vakadan hoşnut olmaz. Gelgelelim bir zaman sonra, çocuk uzaklara gittiğinde yahut öldüğünde, anne bu vakayı şefkat ile anımsar. Zira bu anıya artık çocuğunun varlığı sinmiştir. İşte bu sebeple, iyi ve kötü olan tüm şeylerin arasında, ayrım gözetmeksizin Tanrı'yı sevmeliyiz. Yalnızca iyilik etrafında bir aşk kurarsak sevdiğimiz şey Tanrı'nın kendisi olmaz, adına Tanrı dediğimiz bir dünyeviliği sevmiş oluruz. Kötü'yü, İyi'ye indirgeyip, onun aslında iyiliğe tekabül ettirmeyi de denememeliyiz. Tanrı'yı yaratılmış olan kötülükler arasında da bulmalı ve sevmeliyiz zira onlar da hakikattir ve tüm hakikatlerin ardında Tanrı vardır. Bazı hakikatlerde daha açık seçik bazılarında daha örtülü yahut muğlak olsa da yaratılmış ve gerçek olanın ardında fark olmaksızın Tanrı vardır.
“En tatlı şeyler ekşir kötü işler yaparak ; Ottan çok daha iğrenç kokar çürüyen zambak.” Shakespeare, 94. Sone
Batı Avrupa'da on altıncı ve on yedinci yüzyıllarda cinsellik, evlilik, zina ve üremeyi düzenleyen yönetmenliklerden anlaşıldığı kadarıyla buna verilecek ilk cevap, kadın cinselliğinin hem toplumsal bir tehdit olarak hem de eğer iyi yönlendirilirse ekonomik bir güç olarak görüldüğüdür. Kilise Babaları ve Malleus Maleficarum'un(1486) Dominikli yazarları gibi, yeni oluşmaya başlayan kapitalist sınıf da kadın cinselliğini ve hazlarını aşağılama gereği duydu. Eros, cinsel cazibe, politik elitlerin gözünde denetlenemez bir güç olarak her daim bir şüphe uyandırmıştır. Platon'un Şölen'de aşkın etkilerine dair açıklaması bu bakışa ontolojik bir boyut kazandırır. Aşk büyük büyücüdür, yeryüzü ve gökyüzünü birleştiren iblistir, insanları kendi varlıklarında bütünleştirir ve bir kez birleştiklerinde onları yenilmez kılar. Milattan sonra dördüncü yüzyılda şehir yaşamının yozlaşmasından ve muhtemelen Eros'un cazibesinden kaçmak için Afrika çöllerine giden Kilise Babaları, yalnızca Şeytan'ın onlara verebileceğini düşündükleri bir arzu tarafından işkenceye uğrayınca onun gücünü kabul etmek zorunda kaldılar. O zamandan beri ataerkil, eril bir klan olarak kilisenin bütünlüğünü koruma ve ruhban sınıfının kadınlar karşısındaki zayıflığı yüzünden özelliğini kaybetmesini engelleme ihtiyacı, dişi cinsiyeti Şeytan'ın bir aracı olarak, göze hoş görünen ama ruh için ölümcül şekilde resmetmelerine sebep oldu. Bu, gelmiş geçmiş en mizojinist metin olan Malleus Maleficarum başta olmak üzere bütün şeytan biliminin ana motifidir. İster Katolik, ister Protestan isterse de Püriten olsun, yükselen burjuvazi bu geleneği bir değişiklikle de devam ettirir: Erkeklerin cinsel ihtiyaçlarının tatmin edilmesi ve daha da önemlisi verimli bir iş gücünün üretimi gibi faydacı hedefler ile kadının arzusunun
Reklam