Oriana Fallaci

Oriana Fallaci

8.4/10
83 Kişi
·
237
Okunma
·
9
Beğeni
·
2.175
Gösterim
Adı:
Oriana Fallaci
Unvan:
İtalyan Feminist Kadın Yazar, Gazeteci ve Siyasi Gözlemci
Doğum:
Floransa, İtalya, 29 Haziran 1930
Ölüm:
Floransa, İtalya, 15 Eylül 2006
Oriana Fallaci, (29 Haziran 1929 - 15 Eylül 2006), İslam karşıtlığıyla bilinen İtalyan feminist kadın yazar, gazeteci ve siyasi gözlemci.

Gençliği

Oriana Fallaci, 29 Haziran 1929 tarihinde Floransa'da doğdu. Babası, Mussolini karşıtı mücadelede liderlik yapmış ve Floransa'nın Naziler tarafından işgali sırasında kaçırılarak işkence görmüş bir aktivistti.Hayatı daima hareket halinde olmakla geçen Fallaci 9 yaşında kısa hikayeler yazmaya başladı. Henüz 14 yaşındayken direnişe başladı. Bu dönemde İtalya'daki Giustizia e Libertà adlı faşizm karşıtı bir organizasyona katıldı. Fallaci, savaş sırasında yaptığı çalışmalar sebebiyle İtalya'da Müttefik Kuvvetler Komutanı tarafından ödüllendirildi.

Mesleki Yaşamı

Henüz 17 yaşındayken gazetecilik mesleğine adım atan Fallaci, aralarında röportajı sırasında üzerindeki çarşafı çıkarıp üzerine fırlattığı Ayetullah Humeyni olmak üzere Henry Kissinger, Muammer Kaddafi, Golda Meir, Ariel Sharon, İndira Gandhi, Zülfikar Ali Butto, Şah Rıza Pehlevi gibi pek çok ünlü liderle yaptığı çarpıcı röportajlarla dikkatleri üzerine toplayarak adını duyurdu. 1967 yılından itibaren savaş muhabirliği görevi üstlenendi. Başta 7 senesini geçirmiş olduğu Vietnam olmak üzere Güney Asya, Orta Doğu, Güney Afrika, Orta ve Güney Amerika'da sıcak çatışmaların yaşandığı savaş alanlarında gazetecilik yaptı. 11 Eylül 2001 tarihinde New York'ta ikiz kulelere saldırısından sonra Müslümanlara karşı yazılar yazdı. Bu eserlerden biri olan ve Müslümanlar'ı hedef alan "Öfke ve Gurur" adlı eseri İtalya'da 1 milyonu aşkın sattı. İtalyan gazetesi Corriere della Sera'da bir dönem yöneticilik yaptı. Fallaci, çeşitli biyografi ve romanlar yazdı. Fallaci'nin önemli kitapları arasında, "Doğmamış Bir Çocuğa Mektup" ve "İnşallah" yer alıyor. Corriere della Sera Gazetesi'nde yayımlanan ‘‘İslam en büyük tehlikedir’’ başlıklı makalesi tepkiyle karşılandı.

Ölümden dönüş

2 Ekim 1968'de Meksika Olimpiyatları sırasında polisle göstericiler arasında çıkan çatışma esnasında sırtından ve dizinden vurularak ağır yaralandı. Fallaci'nin öldüğünün sanılması üzerine morga kaldırıldı. Ancak morgda görevli bir rahibin nefes aldığını görmesiyle yaşadığı anlaşıldı ve tekrar hayata döndü.

Böylelikle Fallaci, üç yüz kişinin ölümüyle sonuçlanan Meksika’daki Tlatelolco katliamında hayatta kalan iki kişiden biri olarak kaldı.

Röportajları

Fallaci, sorularıyla sıkıştırdığı Humeyni'nin ağzından aldığı İslami kıyafetleri sevmiyorsanız giymek zorunda değilsiniz sözü üzerine İmam, çok naziksiniz. Madem öyle dediniz, bu saçma, Ortaçağ'dan kalma bez parçasından hemen kurtulacağım diyerek örtüsünü çıkarıp fırlattı.

Henry Kissinger ile yaptığı bir röportajda sorduğu sorularla sıkıştırdığı Kissinger'a medyatikliği sevdiğini itiraf ettirmeyi başararak Kissinger'ı zor bir duruma soktu. Kissinger daha sonra bu röportaj için Hayatım boyunca bir basın mensubuyla yaptığım en felaket söyleşi oldu dedi.

Müslüman kimliğini ön planda tutan Muhammed Ali'yle yaptığı röportajı yarım kesti.

Röportajı sırasında Federico Fellini'den hiç hoşlanmadığını belirtmesi üzerine Fellini de ona Pis yalancı, küçük arsız kaltak diyerek hakaret etti.

Özel Hayatı

İslam karşıtlığıyla bilenen Fallaci aynı zamanda Türkiye'nin Avrupa birliğine üyeliğine karşı radikal bir şekilde tavır aldı. İslam'ın Avrupa'yı istila edeceğini ve yakın bir gelecekte kıtada Avrupalı kalmayacağını öne sürdü. Bir Ateist ve Katolik Kilisesi'ne karşı olmasına karşın Fallaci hem Türkiye konusunda hem de Avrupa ile bütünleşmelerini ‘kabus’ olarak nitelendirdiği Müslümanlarla ile ilgili olarak Papa 16. Benedict ile gizlice bir görüşme ayarlamaya başardı.

Bush'un İslam barış dinidir demesi üzerine Bush'u eleştirdi.

Ayrıca doğduğu kent olan Floransa’da inşası planlanan cami için Oriana Fallaci:

"Leonardo Da Vincilerin, Raffaelloların, Giottoların sanat kenti Floransa'ya cami dikilirse kendi ellerimle havaya uçururum" diyerek hayatının son dönemlerini özellikle Avrupa'daki en büyük tehlike olarak gördüğü İslam dini üzerine söylemlerde bulunarak geçirdi.

Ölümü

Fallaci pek çok kez ölüm tehditi aldı. Hayatının son dönemlerini New York’ta geçiren Oriana Fallaci, 15 Eylül 2006 tarihinde kanser tedavisi gördüğü Floransa’da (76 yaşında) öldü.

Ödülleri

St. Vincent Gazetecilik Ödülü (İki kez)
1991 Bancerella Ödülü
Hemingway Edebiyat Ödülü
“Homeros kördü. Leopardi kamburdu. Spartalılar bunları uçurumdan atmış olsaydı ya da anaları onları taşımaktan sıkılmış olsaydı, tüm insanlık daha yoksul olurdu.
Bir olimpiyat şampiyonunun sakat bir ozandan daha değerli olduğu düşüncesini benimseyemem.”
Oriana Fallaci
Sayfa 90 - Can Yayınları, 12. Baskı, Çeviri: Pınar Kür
“Kadınla erkek arasında aşk dedikleri, bir mevsim. Ve bu mevsim çiçeklenme döneminde nasıl bir yeşillikler şöleniyse, solma döneminde de bir yığın çürüyen yapraktan başka bir şey değil.”
"Geri dönersem, daha beter! Aynı korkunç yollardan bir kez daha geçmem gerekecek. Oysa ilerlersem, yolun düzelebileceği umudu var..."
Erkek doğarsan, umarım hep düşlerimde kurduğum gibi bir erkek olursun; zayıflara karşı yumuşak, küstahlara karşı sert, seni sevenlere karşı cömert, seni kullanmak isteyenlere karşı acımasız... Bir de, İsaların, onları doğuran kadının değil de, Tanrı'nın, Kutsal Ruh'un oğulları olduğunu söyleyen herkesin düşmanı olasın.
"Yaşamın tadı tuzu mutluluktur ve mutluluk diye bir şey vardır; mutluluğun peşinden koşmaktır gerçek mutluluk."
Bir kitapta okumuştum, çektiğimiz acının derinliğinin bilincine ancak, o acı bittikten sonra varırmışız ve büyük şaşkınlıkla, nasıl dayanabildim böylesi cehennem azabına, dermişiz.
"Yaşam öylesine güç bir çaba ki, çocuk. Her gün yeni baştan başlayan savaş; mutluluk anıları ise kısacık ayraçlar, sonradan bedelleri acıyla, fazlasıyla ödenen..."
Savaşmak kazanmaktan çok daha iyi, yolculuk yapmak varmaktan çok daha güzel: Bir kez kazandın mı ya da gideceğin yere vardın mı, engin bir boşluktan başka bir şey duymazsın.
Şiddetin yanısıra adaletsizlikle de tanışacaksın yaşamında; karşılaşmaya hazırlanman gereken şeylerden biri de bu.
"... Düşünü gerçekleştirmiş olmak boşlukta bırakıverir seni."
Oriana Fallaci
Sayfa 116 - Can Yayınları, Çvr: Pınar Kür
Her kitap, onu okuyanın yaşamına dokunur. Kimi bunu usulca, ateşe yaklaşan bir kelebekmişçesine naifçe kanat çırparak yapar; kimi de avına tırnaklarını geçiren bir aslanın pençe vuruşlarıyla. Bu kitap benim için ikinci kategoride. Bu yüzden incelemem, zihnime vurulmuş pençe darbelerinin izlerini taşıyor.

Kitapta, gayri meşru bir ilişkiden doğacak olan bir çocuğa, annesi tarafından bir mektup yazılıyor. Sanmayın ki bu mektup yalnızca o her şeyden habersiz masum bebeğe yazılmış. Mektup bana, size, tüm insanlığa yazılmış bir açık mektup niteliğinde.

Dünyaya gelmeyi seçemeyerek başlıyor esaretimiz. Bu yüzden hayata 1-0 yenik başlıyoruz. Büyüdükçe özgürleşeceğimizi, özgür irademizle kendi yaşamımıza yön verebileceğimizi sanıyoruz.
Oysaki tam tersi, toplumun dayattığı tabularla, normlarla, bir de adaletin gereği olan yasalarla kuşatılıyoruz. Önce ailede başlıyor bu durum, sonra ve her daim toplumla iç içe sürüp gidiyor, tâ ki ölene dek.
Hep bir şey oluyoruz. Bize, “Sen çocuksun!”, “Sen kadınsın!”, “Sen erkeksin!” ve daha birçok şey diyorlar ve bize ne etiket biçmişlerse ona ayak uyduruyoruz. Haklar değil, görevler silsilesinin içinde, bir tek kendimiz olamıyoruz.
Elimizi, ayağımızı bağlayan kelepçelerimiz var. Zihnimizi tutsak edenlerin ise adını koyamıyoruz.

“Dünya, her geçen gün biraz daha ilerliyor.” masalına inandırılıyoruz. Küresel ısınma, açlık, şiddet, savaşlar yalnızca bir habere denk gelirsek ya da bir gazetenin ufak puntolarla basılmış bir köşesine göz gezdirirsek aklımıza geliyor. Tüm bunları unutmamız ve günlük meşgalelerimize kapılmamız ise çok sürmüyor.

Bahsettiklerimin hepsi zaten bildiğiniz şeyler değil mi? “Hepsi zırva bunların, bize bilmediğimiz bir şey söyle!..” diyeceksiniz belki bana.
Eğer öyle diyecekseniz bu kitaba hiç yaklaşmayın.
Çünkü bu kitap, babası, Mussolini ve Nazilerin faşist politikalarına maruz kalmış bir kadının açık mektubu. O, sizi rahatsız edecek şeyleri söylemekten çekinmiyor. Yaşamın anlamını, adaleti, özgürlüğü, cinsiyet eşitsizliğini, kürtajı, yaşam hakkını sorguluyor ve sizi de sorgulamaya davet ediyor.
Bir mektubunuz var. Bu mektubu doğmamış bir çocuk okuyamaz. Mektup, sizlerin onu okumasını bekliyor.

Herkese iyi okumalar dilerim.
Anne olmak...dünyada üstüne en çok anlam yüklenen olgu. Bir kadın içgüdüsel olarak mı anne olur?Anne olmak kadının kadınlığından bir şeyler alır mı?Peki baba olmak erkeğin erkekliğine bir şey katar mı?Hayatını çocuğu için yaşamayan kadın kötü bir kadın mıdır?Küçücük bir bebek annesinin bireyselliğini onun elinden nasıl olur da alır?İnsanı tehlikeli sorular sormaya sürükleyen ve cevaplarını aratan şiddetle tavsiye ettiğim bir kitap.
Bizde daha çok Doğmamış Çocuğa Mektuplar'la biliniyor Fallaci. Oysa o dünyaca ünlü bir gazeteci aynı zamanda. Özellikle de dünya liderleriyle yaptığı röportajlarla tanınıyor. Altmışlarda, yetmişlerde uluslarası siyaset arenasında önemli bir figür olup da Fallaci'ye konuşmayan yokmuş neredeyse. İşte Tarihle Söyleşiler kitabı da Fallaci'nin yaptığı söyleşilerin derlemesi. Vietnam Savaşı devam ederken hem Güney Vietnam Başkanı Nguyễn Văn Thiệu, hem de Kuzey Vietnamlı general Võ Nguyên Giáp'la röportaj yapabilmek her gazetecinin harcı olmasa gerek. Ayrıca hem FKÖ lideri Yaser Arafat'la, hem de İsrail Başbakanı Golda Meir'le söyleşisi var kitapta. Henry Kissinger'ı mı istersiniz Zülfikar Ali Butto'yu mu; sosyal demokrasinin efsane lideri Willy Brandt'ı mı İran Şahı Rıza Pehlevi'i mi? Röportaj kitabı değil Soğuk Savaş Liderler Antolojisi mübarek.

Konuştuğu liderlere sorduğu zor, kışkırtıcı sorularla biliniyor Fallaci. Yapıldığı tarihte Playboy'da yayımlanan röportajı için Kissinger "hayatımın bir medya mensubuyla yapılmış en berbat röportajıydı" demiş yıllar sonra. Türkiye'ye de değen bir konuğu var Fallaci'nin: Makarios. Röportajın 35 - 40 sene önce yapıldığını bilmeseniz, Kıbrıs gündemiyle de az çok ilgiliyseniz yeni yapıldığını sanabilirsiniz; o derece her şey aynı coğrafyanın bu kısmında.

Kitabın en sonunda yer alansa uluslararası bir lider değil. Alexandros Panagoulis isimli bir Yunan. Albaylar Cuntası sırasında korkunç işkencelerden, cezaevlerinden geçmiş, politik bir aktivist. Bir diğer özelliği ise Fallaci'nin sevgilisi olması. Panagoulis 1976'da bir trafik kazasında ölecek ve Fallaci olayın kaza olmadığını, cuntanın bir tezgahı olduğuna inandığını açıklayacaktır.

Kitap yeni baskı yapmıyor, ben de bir sahafta görüp almıştım. Uluslararası Siyaset, Soğuk Savaş, Ortadoğu gibi konular sizin de 'keyword'lerinizse siz de bir sahaflara bakının derim.
Hayat hakkındaki görüşlerim üzerinde düşündürücü ve etkileyici bir rol oynadı. Bence bu kitap kesinlikle okunması gereken kitaplar listesinde üst sıralarda yer almalı.
Nefes alan her kadının ve kadına değer veren her erkeğin mutlaka okuması gereken o kitap... Kadınlık ve annelik duygularının aralarındaki inanılmaz yarış, galip gelenin aslında var olan sonsuz kaybı... Derin kitaplardan.
Mektup bana, size, tüm insanlığa yazılmış bir açık mektup niteliğinde. Anne olmak... Dünyada üstüne en çok anlam yüklenen olgu. Bir kadın içgüdüsel olarak mı anne olur? Anne olmak kadının kadınlığından bir şeyler alır mı? Peki baba olmak erkeğin erkekliğine bir şey katar mı? Hayatını çocuğu için yaşamayan kadın kötü bir kadın mıdır? Küçücük bir bebek annesinin bireyselliğini onun elinden nasıl olur da alır? Yaşamın anlamını, adaleti, özgürlüğü, cinsiyet eşitsizliğini, kürtajı, yaşam hakkını sorguluyor ve sizi de sorgulamaya davet ediyor. Bir mektubunuz var. Bu mektubu doğmamış bir çocuk okuyamaz. Mektup, sizlerin onu okumasını bekliyor. İnsanı tehlikeli sorular sormaya sürükleyen ve cevaplarını aratan şiddetle tavsiye ettiğim bir kitap.
Unutulanları hatırlatması açısından çok iyi oldu. Uzundur, rahat yaşadığımızdan geçmişte gerçekleşenler hiç olmamış gibi değerlendiriyoruz dünyayı. Oysa Fallaci'nin, Yunanistan'da olanları anlattığı kitabını okurken çok benzer şeylerin Türkiye'de de olduğunu unutmamak gerek.

Alekos Panagulis'in yalnızlığı; görkemli, acınası ve korkunç... Alekos'u sevdim. Onun "insan" olma durumunu sevdim.
Evlilik dışı hamile kalan bir kadının,bebeğini doğurup doğurmamak konusunda ikilemde kalması,çevresindekilerin bu gayri mesru bebeğe ve kadına bakış açısı,kadının korkuları,kaygıları,heyecanı ve mutluluğunun karmakarışık olması anlatılıyor kitapta.
'
'
Kadının aldığı karar sonrasında ruhunda yaşadığı çalkantılar ve annelik duygusu harika bir dil ile anlatılmış.Kitap kısacık ama öyle öyle hemen bitmiyor çünkü okuyup geçmek imkansız.Altı çizilecek okadar çok düşündürücü cümleler var ki bir anne olarak gerçekten çok etkilendim
İlk olarak, belirtmesem kendimi kötü hissedeceğim bir şeyi söyleyip incelemeye geçmek istiyorum. Burada var olan ve sanırım artık hep o şekilde basılan kitap kapağı ancak bu kadar kötü olabilirdi. Benim elimdeki bu kapak değil, zaten kitabın kapağı bu olsa tercih etmezdim kitabı. Çünkü bu kapak yeni hamile kalmış ya da hamile kalmak isteyen kadınlara yönelik; hamilelik hakkında, anne-çocuk hakkında bir şeyler anlatan bir kitap kapağı gibi. Esasen kitap kapaklarını çok önemsemem ama bu kapak gerçek anlamda yanlış bir izlenim uyandırıyor. Ve nihayet incelemeye geçeyim, bunca dert yanmadan sonra.

Herkesin, zaman zaman annelik kavramı hakkında düşünenlerin özellikle okumaları gereken kitap. Beklemediği bir zamanda hamile olduğunu öğrenen bir kadının, bunu öğrenmesi -bunun hakkında da uzunca yazılabilir- ilk anlarda hissettikleri, zamanla bu durumun kendi üzerindeki etkisi ve devamını okuyoruz kitapta. Daha uzun bir cümle tam anlamıyla kitabı anlatmak olacağı için devam etmedim, kitap kesinlikle sadece kadınlara yönelik değil onun özellikle altının çizilmesi gerektiğini düşünüyorum. Empati hepimize lazım ve bu konuda kadın ya da erkek olmak bir fark yaratmıyor.

Kitapla ilgili şöyle bir yanılgı da olabilir, kitap hakkında hiçbir şey bilmeden okuyacak olanlar olur diye belirtmek istiyorum ki sayfa sayısıyla kitabı okurken kenara not almak ya da yapıyorsanız altını çizmek isteyeceğiniz kısımlar birbiriyle ters orantılı. Bu kitabı tamamen tesadüf eseri takas etmiş ve bir otobüs yolculuğu sırasında okumuş biri olarak, durup durup çok düşündüm ve beni öylesi yerlere götürdü ki bu yolculuk gerçekten anlamlı bir hale geldi. Yolculuğun her iki anlamıyla.

Akla getirdiği sorular, verdiği ya da veremediği cevaplarla ama en çok düşündürmesiyle anlamlıdır. Çocuk sahibi olmak hakkında, sahi her kadın anne olmayı istemek zorunda mı? İnsan olmakla ilgili güzel ve bir o kadar can acıtırak konuşur.

Algıda seçici bir şekilde, okuduğum zamandaki ruh halime uygun olarak hep "acı" üzerinden ilerlediğimi fark ettim. Bir farkındalık daha gelsin ve bu kitap benim için hep özel olarak kalsın o zaman.
"Gerçekten de bunca derinden, bunca uzun süre acı çektim mi? İnanamayarak soruyorum bu soruyu kendime. bir kitapta okumuştum, çektiğimiz acının derinliğinin bilincine ancak, o acı bittikten sonra varırmışız ve büyük bir şaşkınlıkla nasıl dayanabildim böylesi bir cehennem azabına, dermişiz. Gerçekten de öyle olmadı; yaşam olağanüstü bir şey. Yaralarımız şaşılası bir hızla kapanabiliyor. Kapanmış yaranın izleri üstümüzde kalmasa akıttığımız kanı bile anımsayamayız. Zamanla izler bile yok oluyor. Yavaş yavaş silikleşip sonunda hiç kalmıyor. Bana da öyle olacak."
Hatırladığım kadarıyla yazar İtalyan bir gazeteci. Gazeteci olduğu düşünülünce roman yazmaktaki başarısı göz alıcı. Lübnan' da bulunan yazar, oradaki iç savaşı son derece edebî bir üslupla müthiş anlatmış. Bir yandan tarihi verirken, diğer yandan insanların hayâtlarında savaşın etkisini vurucu bir şekilde anlatıyor. Roman bir de aşk öyküsü içeriyor ki bir başka okunası yan katıyor esere. Okuyalı uzun zaman geçmiş olmasına rağmen o zaman bıraktığı etkiyi hâlâ hatırlıyorum.

Yazarın biyografisi

Adı:
Oriana Fallaci
Unvan:
İtalyan Feminist Kadın Yazar, Gazeteci ve Siyasi Gözlemci
Doğum:
Floransa, İtalya, 29 Haziran 1930
Ölüm:
Floransa, İtalya, 15 Eylül 2006
Oriana Fallaci, (29 Haziran 1929 - 15 Eylül 2006), İslam karşıtlığıyla bilinen İtalyan feminist kadın yazar, gazeteci ve siyasi gözlemci.

Gençliği

Oriana Fallaci, 29 Haziran 1929 tarihinde Floransa'da doğdu. Babası, Mussolini karşıtı mücadelede liderlik yapmış ve Floransa'nın Naziler tarafından işgali sırasında kaçırılarak işkence görmüş bir aktivistti.Hayatı daima hareket halinde olmakla geçen Fallaci 9 yaşında kısa hikayeler yazmaya başladı. Henüz 14 yaşındayken direnişe başladı. Bu dönemde İtalya'daki Giustizia e Libertà adlı faşizm karşıtı bir organizasyona katıldı. Fallaci, savaş sırasında yaptığı çalışmalar sebebiyle İtalya'da Müttefik Kuvvetler Komutanı tarafından ödüllendirildi.

Mesleki Yaşamı

Henüz 17 yaşındayken gazetecilik mesleğine adım atan Fallaci, aralarında röportajı sırasında üzerindeki çarşafı çıkarıp üzerine fırlattığı Ayetullah Humeyni olmak üzere Henry Kissinger, Muammer Kaddafi, Golda Meir, Ariel Sharon, İndira Gandhi, Zülfikar Ali Butto, Şah Rıza Pehlevi gibi pek çok ünlü liderle yaptığı çarpıcı röportajlarla dikkatleri üzerine toplayarak adını duyurdu. 1967 yılından itibaren savaş muhabirliği görevi üstlenendi. Başta 7 senesini geçirmiş olduğu Vietnam olmak üzere Güney Asya, Orta Doğu, Güney Afrika, Orta ve Güney Amerika'da sıcak çatışmaların yaşandığı savaş alanlarında gazetecilik yaptı. 11 Eylül 2001 tarihinde New York'ta ikiz kulelere saldırısından sonra Müslümanlara karşı yazılar yazdı. Bu eserlerden biri olan ve Müslümanlar'ı hedef alan "Öfke ve Gurur" adlı eseri İtalya'da 1 milyonu aşkın sattı. İtalyan gazetesi Corriere della Sera'da bir dönem yöneticilik yaptı. Fallaci, çeşitli biyografi ve romanlar yazdı. Fallaci'nin önemli kitapları arasında, "Doğmamış Bir Çocuğa Mektup" ve "İnşallah" yer alıyor. Corriere della Sera Gazetesi'nde yayımlanan ‘‘İslam en büyük tehlikedir’’ başlıklı makalesi tepkiyle karşılandı.

Ölümden dönüş

2 Ekim 1968'de Meksika Olimpiyatları sırasında polisle göstericiler arasında çıkan çatışma esnasında sırtından ve dizinden vurularak ağır yaralandı. Fallaci'nin öldüğünün sanılması üzerine morga kaldırıldı. Ancak morgda görevli bir rahibin nefes aldığını görmesiyle yaşadığı anlaşıldı ve tekrar hayata döndü.

Böylelikle Fallaci, üç yüz kişinin ölümüyle sonuçlanan Meksika’daki Tlatelolco katliamında hayatta kalan iki kişiden biri olarak kaldı.

Röportajları

Fallaci, sorularıyla sıkıştırdığı Humeyni'nin ağzından aldığı İslami kıyafetleri sevmiyorsanız giymek zorunda değilsiniz sözü üzerine İmam, çok naziksiniz. Madem öyle dediniz, bu saçma, Ortaçağ'dan kalma bez parçasından hemen kurtulacağım diyerek örtüsünü çıkarıp fırlattı.

Henry Kissinger ile yaptığı bir röportajda sorduğu sorularla sıkıştırdığı Kissinger'a medyatikliği sevdiğini itiraf ettirmeyi başararak Kissinger'ı zor bir duruma soktu. Kissinger daha sonra bu röportaj için Hayatım boyunca bir basın mensubuyla yaptığım en felaket söyleşi oldu dedi.

Müslüman kimliğini ön planda tutan Muhammed Ali'yle yaptığı röportajı yarım kesti.

Röportajı sırasında Federico Fellini'den hiç hoşlanmadığını belirtmesi üzerine Fellini de ona Pis yalancı, küçük arsız kaltak diyerek hakaret etti.

Özel Hayatı

İslam karşıtlığıyla bilenen Fallaci aynı zamanda Türkiye'nin Avrupa birliğine üyeliğine karşı radikal bir şekilde tavır aldı. İslam'ın Avrupa'yı istila edeceğini ve yakın bir gelecekte kıtada Avrupalı kalmayacağını öne sürdü. Bir Ateist ve Katolik Kilisesi'ne karşı olmasına karşın Fallaci hem Türkiye konusunda hem de Avrupa ile bütünleşmelerini ‘kabus’ olarak nitelendirdiği Müslümanlarla ile ilgili olarak Papa 16. Benedict ile gizlice bir görüşme ayarlamaya başardı.

Bush'un İslam barış dinidir demesi üzerine Bush'u eleştirdi.

Ayrıca doğduğu kent olan Floransa’da inşası planlanan cami için Oriana Fallaci:

"Leonardo Da Vincilerin, Raffaelloların, Giottoların sanat kenti Floransa'ya cami dikilirse kendi ellerimle havaya uçururum" diyerek hayatının son dönemlerini özellikle Avrupa'daki en büyük tehlike olarak gördüğü İslam dini üzerine söylemlerde bulunarak geçirdi.

Ölümü

Fallaci pek çok kez ölüm tehditi aldı. Hayatının son dönemlerini New York’ta geçiren Oriana Fallaci, 15 Eylül 2006 tarihinde kanser tedavisi gördüğü Floransa’da (76 yaşında) öldü.

Ödülleri

St. Vincent Gazetecilik Ödülü (İki kez)
1991 Bancerella Ödülü
Hemingway Edebiyat Ödülü

Yazar istatistikleri

  • 9 okur beğendi.
  • 237 okur okudu.
  • 3 okur okuyor.
  • 113 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.