Körlük

8,8/10  (236 Oy) · 
571 okunma  · 
210 beğeni  · 
4.866 gösterim
Körlük, 1998 yılı 'Nobel Edebiyat Ödülü' sahibi Portekizli yazar Jose Saramago'nun son yıllarda yazdığı en etkileyici kitap. Araba kullanmakta olan bir adam, yeşil ışığın yanmasını beklerken ansızın körleşir. Körlüğü, başvurduğu doktora da bulaşır. Bu körlük, bir salgın hastalık gibi bütün kente yayılır; öldürücü olmasa da tüm ahlaki değerleri yok etmeyi başarır. Toplum, görmeyen gözlerle cinayetlere, tecavüzlere tanık olur. Ayakta kalabilenler ancak güçlü olanlardır. Koca kentte körlükten kurtulan tek kişi, göz doktorunun karısıdır. Portekiz'in yaşayan en önemli yazarı olan Jose Saramago, bu çarpıcı romanında körlük olgusunu bir metafor olarak kullanmış, basit imgelere, sıradan sözcük oyunlarına başvurmadan, yoğun bir anlatımla, anlatıcının ve kahramanların konuşmalarını ortaklaşa bir monologa dönüştürerek, kurgunun evrenselleşebilmesi açısından kişilere ad vermeksizin liberal demokrasinin insanları sürüklediği sağlıksız ortamı olağanüstü bir ustalıkla yaratmıştır. Çağdaş dünya edebiyatının bu ünlü adının öteki yapıtlarını da yakında Can Yayınları arasında bulacaksınız.
  • Baskı Tarihi:
    Mayıs 1999
  • Sayfa Sayısı:
    368
  • ISBN:
    9789755109282
  • Orijinal Adı:
    Ensaio Sobre a Cegueira
  • Çeviri:
    Aykut Derman
  • Yayınevi:
    Can Yayınları
  • Kitabın Türü:
mithrandir21 | Uğur D. 
27 Nis 20:31 · Kitabı okudu · 9 günde · Beğendi · 10/10 puan

“Başka bir gezegene, oradaki kayaların yapısını incelemek için araç gönderebilecek kapasiteye sahip bu şizofrenik insanlık, milyonlarca insanın açlıktan ölmesini umursamayabiliyor. Mars’a gitmek, yanı başındaki komşuya gitmekten daha kolay görünüyor.” Demiş Jose Saramago 1998 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldıktan sonraki konuşmasında. Aslında bu anlamlı cümlesinde bile bu Körlük kitabındaki karakterler gibi bizlerin körleşmeye başladığını değil, aksine hepimizin kör olduğunu, kör olup baktığımızı, bakabilen ama görmeyen kör insanlar olduğumuzu belirtmiş. İnsanların yanındakini görmeden, umursamadan hayatlarına devam etmesine, iktidarların, baştakilerin bir yaşamı değersizleştiren tutumlarına karşı ettiği mücadelesinde yazar her daim kitaplarında da devam etmiştir hatta bu mücadelesinde kiliseden bile aforoz edilip ülkesini terk etmek zorunda kalmıştır.

Körlük bir post apokaliptik roman, ama en güzel tarafı da alışageldiğimiz nükleer savaş, sebebi bilinmeyen veya bir deney sonucu zombileşme vs. gibi bilindik bir konu olmaması, aksine daha gerçekçi, herkesin hayatında en az bir kere kendi açısından düşündüğü, belki de en çok korkulan engellerden biri olarak görülen, tüm insanların çok net olarak rahatlıkla hissedebileceği şekilde bir kıyamet sonrası, ama bu sefer kıyamete sebep olan ise bulaşıcı olan “körlük”. İnsandan insana geçen, tedavisi olmayan daha doğru tanım yapmak gerekirse körlük ama nasıl bir körlük olduğu da bilinmeyen bir körlük. Kitabın güzel bir başka tarafı ise direkt bir şekilde kıyamet sonrası durum ile başlamayıp, salgının en başından daha ilk vakasından başlayıp her bir kısmı yavaş yavaş en başından okuyabilmemiz. Kitap kıyamet sonrası bir hikâye olmasının yanında da bir distopik eser. Kitabın geçtiği yerin ismini bilmiyoruz ama bu ülke pek çok ülkenin temsil edilmiş olabileceği gibi yaşadığımız ülke de olabilir; çünkü ülkede her bir şey o kadar ama o kadar tanıdık geliyor ki, ve sıradan diyebileceğimiz insanların bu çok bilindik ülkedeki akışı değiştirebilecek duruşlarını, davranışlarını gözlemliyoruz.

Saramago, farklı tarzını bu romanında artık zirveye çıkarmış. Çarpıcı, korkutucu, düşündürücü hatta bu üçü kadar da mide bulandırıcı bir kıyamet senaryosu. Yazar bir gün bir kafede oturup siparişini beklerken “ya hepimiz bir anda kör olsak” diye düşünüyor ve devamında da ortaya bu eserini çıkartıyor. Körlük betimlemeleri, ışığın sönmesi değil de beyaz bir ışığın yanması, süt denizinin içindeymiş gibi körlüğün betimlenmesi gibi okuduğumuz her bir cümleyi görüp de okuyabilmemize yarayan gözlerimizin kıymetini sayfaları okuyup anladıkça, kitaptaki her bir cümle de artık okundukça insanı ürpertiyor. Ürperten bu cümleleri okurken, kitabın güzelliği ile beraber tek bir şey düşünüyoruz, okuduğumuz sayfaları okuyabilmemizi sağlayan organlarımız olan gözlerimizi. Kitabı çıplak gözle okuyun veya okumayın hiç fark etmez ama sürekli olarak aklınızda gözleriniz olacak, eminim ki sayfaları okurken, Saramago’nun birçok körlük betimlemesinde gözlerinizi kapatacak ve o hissedilen ya da hissedilemeyen duyguyu yaşamak ve en azından tatmak için o korkunuzla yüzleşmek isteyeceksiniz.

Yazar roman içinde en çok beğendiğim yöntemlerden birini kullanmış, körlük salgınının geçtiği ülkenin ismini bilmediğimiz gibi kitap içindeki karakterlerin hiçbirinin de isimlerini bilmiyoruz, belki de Saramago’nun dediği gibi hiçbir karakterin isimleri bize lazım değildir. Peki yazar bize karakterleri nasıl anlatıyor, fiziksel özelliklerine ve mesleklerine göre yani sıfatlar takarak, ilk kör adam, koyu renkli gözlüklü genç kız, şehla çocuk, doktor, doktorun karısı, taksi şoförü, albay ve polis gibi, ve bu durum karakterleri tanımamız için bence daha iyi bir yöntem olmuş. Çok karakterli romanlarda özellikle de romanın başlarında karakterlerin isimleri verildikten sonra genelde kim kimdi diye karıştırırız ama Körlük’te karakterler fiziksel özellikleri ve meslekleri üzerinden tanıtıldığı için bu tarz herhangi bir sorun olmuyor. Bir diğer farklılık ise diyalogların sadece virgül ile ayrılması, aynı cümle içinde verilmesi, çok ilginçtir ki okurken hiçbir şekilde sorun oluşturmadı. İlk başlarda biraz şaşırtıcı gelse de bu üsluba alıştıktan sonra tadı alınmaya başlanıyor. Saramago yazı dilinde imla kurallarına, noktalama işaretlerine tabir-i caizse kafa tutmuş, diklenmiş diyebiliriz. Diyaloglarını tek bir cümle içinde sadece virgülle ayırarak uzatması hatta bazı yerlerde bir sayfayı kaplaması hatta ikinci sayfaya kadar sürdürmesine rağmen akıcı üsluptan en ufak bir azalma olmuyor. Bir yandan düşününce de hem noktalama işaretlerine karşı yazarın tavrı olsun hem de kurgunun ilginçliği, alışagelmişin ötesindeki temeli olsun kitabı ve yazarı büyülü gerçekliğin en güzel örneklerinden yapıyor.

Kitap bir post apokaliptik roman ama daha da öncelikli olarak bir sistem eleştirisi. Zaten Saramago kitabı olup da sistem eleştirisi olmazsa olmaz. Sıradan olan her bir unsuru çok vurucu bir şekilde, vurucu ve düşündürücü metaforlarla sunmuş, insanın kör olduktan sonra nasıl da bir zavallıya dönüştüğünü, sadece gözlerinin mi yoksa insanlığın mı kör olduğunu bizlere sorduruyor. Kitap boyunca körlük üzerinden siyasete, devlet felsefesine, dine, varsa da genel ahlak kuramlarına dair birçok konuyu barındırıyor, bu kuramlara eleştirisi metaforlar üzerinden yaparken de bir yazar ve okur ilişkisi gibi değil de iki arkadaş havasında okura sunuyor, örnek olarak mesela bir konu üstünde yazar yorum yaparken bunu böyle değil de şu şekilde de düşünebiliriz tarzında cümleler kurması kitabın gerçekliğini daha da vurucu yapmış. Körlük metaforu üzerinden tecrübelerimizden, yaptığımız gözlemlerden, farkında olup düşündüğümüz ya da farkında olmayıp düşünmediğimiz tüm kara gerçeklere parmak basan, aslında bir yandan da son derece rahatsız edici, düşündüren bir roman. Post apokaliptik duruma sebep olan “körlük” bir çözüm bulunmadıkça insanlığı tamamen etkileyecek bir salgın mı yoksa gökyüzüne, çok yükseğe fırlatılan, en yüksek noktasına ulaştıktan sonra askıda kalmış gibi bir an duran, yerçekimiyle ve Tanrı’nın kayırıcılığıyla hemen sonra kaçınılmaz olarak düşmeye başlayan, böylelikle de beyaz, süt denizi içinde körlüğe düşen insanları üzücü, yıkıcı ve korkunç karabasandan çıkmasına sebep olabilecek bir ok gibi geçici mi? (Cümle yazara ait) Okurken hem sistem eleştirisine tanık olurken hem de bu şekilde salgının cinsi merak ediliyor. Yaşanılan bu süreç içinde insanların vazgeçemediği ve olmazsa olmaz duyguları ve dürtülere de kitap içinde sürekli vurgu yapılmış. Açlık ve cinsellik. İşin içinde bir yaşam mücadelesi var ise tabii ki de açlık ve yemek yeme duygusu insanın vazgeçemediği bir dürtü olmasından ziyade vazgeçemeyeceği bir davranıştır, ortada bir yaşam var ise nefes alıp vermek ne kadar olması gereken bir şey ise yemek yemek de bir o kadar olması gereken yani vazgeçemediği değil vazgeçemeyeceği bir harekettir, buna ikinci örnek olarak da dışkılamanın verilmesi de son derece gereksizdir. Yemek yeniyorsa o da haliyle olacaktır sonuçta. Bence yemek yemek değil de burada yazarın vermek istediği yiyecek bulma davranışlarıdır. Bence esas soru bu şartlar altında olmazsa olmaz, insanın vazgeçemeyeceği bir davranışı, dürtüsü cinsellik midir? Üreme hatta zevk ve haz için olması gereken cinsellik post apokaliptik bir yaşamda vazgeçilmez midir yoksa alışkanlık mıdır veya bu kötü durumdan bir an olsun kaçış mıdır? Bana göre bu senaryoda insanın vazgeçemediği davranışı olarak hangisi olduğu konusunda bulunması gereken cevap bu olması gerek diye düşünüyorum. Sonuçta artık ortada alışagelen insanca yaşam artık mevcut değil, insanlık kör gözlerle, bu şartlarda yaşamayı elbet öğrenebilir ama maalesef o zaman da acaba insanlıktan çıkılmış mı olunuyor? Şüphesiz insanlarla yaşamak zor değildir, zor olan onları anlamaktır. İnsanlığı düzeltecek bir otorite var mı, insanlık bariz bir şekilde körlük sonrası duyguları ve davranışları yüzünden hiçliğe sürüklenmişken ve hiçliğin içinde yaşamaya başlamış durumda iken de maalesef hiçliği düzenlemek isteyen bir hiçlik yönetime hâkimdir ve bu durum da kitabın bana göre en karanlık havasıdır.

Kitap boyunca kitabın içeriğinden burnuma çok pis kokular geldi ama şu da bir gerçek ki kitabın kendisi çok güzel kokuyordu.

Kaan Ö. 
 29 Mar 2015 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Kitap bir adamın trafikte durduk yere kör olmasıyla başlıyor. Daha sonra bilimsel açıklaması olmayan bu vakaların hızla artmasıyla durumun bulaşıcı olduğu anlaşılıyor ve hükümetin durumu kontrol altına alma çabaları sonuçsuz kalıyor. Devamında ise körlüğün bir kişi hariç herkesi ele geçirmesiyle ortaya çıkan kaosun neden olduğu olayları okuyoruz. Yazar körlük metaforu üzerinden yaptığı sistem eleştirisiyle okuru devlet otoritesi, hiyerarşi, düzen, kaos, bireysel ve toplumsal ahlak gibi konularda düşünmeye sürüklüyor.

Kitabı okurken yer yer William Golding - Sineklerin Tanrısı ve Albert Camus - Veba kitaplarından izler taşıdığını düşündüm. Oldukça etkileyiciydi ama yine de bir "Veba" değil benim için. Ama mutlaka okunmalı.

Diyalogların sadece virgülle ayrılmış olması okurken biraz zorluk yaratabiliyor.

Nesli 
12 Mar 21:34 · Kitabı okudu · 10 günde · 10/10 puan

Kütüphanemde uzun zamandır olmasına rağmen görmeyip ötelediğim bu kitap,başka gözlerin görüp ‘aaaa körlük ’’ demesi ile ilgi çekici hale geldi ve o kişi ‘’aaa körlük’’ diye tepki verdiyse kesin okumalıyım diyerek tüm heyecanımla okumaya başladım.Ve şimdi de diyorum ki ah Nesli nasıl oldu da okumadın bu kitabı.
Trafik ışıklarında bekleyen bir adamın yeşil ışığın yanmasını beklerken aniden kör olması ile başlayan bu serüvende ,süt denizi içinde boğulacağımız körlüğü hissetmeye başlıyoruz.Bu körlüğü isimsiz kahramanlarımızla yaşamak daha bir ilgi çekici.Yazarın betimlemelerinin beni benden aldığı öyle noktalar var ki birden kendimi gözlerimi sık sık açıp kaparken saçma bir halde bulmaya başladım ve sanki bu kitabı okuduktan sonra ben de kör olacağım diye düşüncelere daldım.Geçirmiş olduğum kaza sonucu geçici görme kaybı yaşadığım döneme yeniden ışınlandım. Kitap akmaya başladıkça insanlardaki ruhsal körlüğün fiziksel körlükten çok daha yaygın olduğunu görmekteyiz.Kimsenin görmediği bir şehirde tek gören olabilmenin verdiği kolaylığın içindeki zorluk müthiş anlatılmış.Güçlü görünmenin altında yatan güçsüzlüğün tanımı tam da burada yatıyor.Ve insanlığın hangi durumda olursa olsun yok sayamadığı iki durum var açlık ve cinsellik.
Mutlaka ve mutlaka okuma önceliğinizde olması gereken bir kitap.

kitapları seven 
30 Ara 2016 · Kitabı okudu · 5 günde · Puan vermedi

Okuduğum türlere benzemeyen bir kitap. Ağır ilerleyen ve cok dikkatli okumak isteyen romanda, ne olay gerçekleştiği ülke belli nede karakterlerin isimleri. Aslında doğru isimler olsa ne değişir sonuçta yazar büyük ustalıkla iletebildi düşüncelerini. Kitap dört günde ancak bitirebildim diyalogları sadece virgule ayırıyor anlatıcı bu biraz zorladı beni. Kitap bittiğinde tek öğrenmek istediğim konu kaldı aklıma, neden doktorun karısı kör olmadı? Onu başkalarından ayran neydi? Madem hastalık bütün ülkeye bulaştı hatta bütün dünya kör olmuşsa, ve madem hastalık bulaşıcı ise bu kadına neden bulaşmadi?

Çok kitap okuyan bilir, bazen okuduğunuz kitaplardan sadece kitabın adı kalır aklımıza, kitapta gerçekleştirilen olayları bazen unutabiliriz, bu kitabı okuyan böyle bir sorun yaşamayacağından eminim.

Sizlere Keyfli okumalar dileğiyle.

Mâsiva 
05 Şub 2016 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bu kitabın hakkını verebilecek bir yorum yapabilecek miyim bilmiyorum. Kitabın yarısına geldiğimde artık dayanamayacağımı düşündüm. Merakıma yenildim.
Spoiler içerir!..
Olay,trafikte bir adamın aniden görme duyusunu kaybetmesiyle başlar. Tüm kente yayılır. Hastalığın yayılmaması için körlerin akıl hastanesinde karantinaya alınması ile gelişiyor. Ne yazık ki burada yaşanılan kaosu yüreğim kaldırmadı ve bir çok kez kitabı bırakmanın eşiğinden döndüm.Sıkı denetimde olan karantina bölgesinde askerlerin ve yöneticilerinde kör olmasıyla serbest kalan kahramanlarımız yaşam mücadelesine başlıyor.
Doktorun karısına övgü dolu sayfalar yazsam yine de ona duyduğum hayranlığı anlatamam sanırım. Doktorun ve koyu renk gözlüklü kızın ihanetine bile sessiz kalıp yine onlara yardım edebilmiş (en üzüldüğüm yer) ve altı kişinin sorumluluğunu alabilmiş kocaman yürekli bir kadın.
Yazacak ve söyleyecek öyle çok şey var ki ama biliyorum kimse okumadan ne hissettiğimi anlayamayacak.
Okunması için yaş sınırlaması olması gerektiğini düşünüyorum.
Mutlaka okuyun derim.

KeMâL 
16 Kas 2015 · Kitabı okudu · 5 günde · 9/10 puan

Kitabın başlangıcı ve olayların temeli bir salgınla bütün kentin kör olmasına dayanıyor ama bu sadece bir araç olmuş. Yazar bütün değerler, yargılar, düşünceler, ilkeler, inançlar bir olay olur da yok olmaya yüz tutarsa ne olurun cevabını aramaya çalışmış.
İçlerindeki hayvanı ortaya çıkartmak için onları körleştirmiş ve bu salgını, normal olan körlükten ayırmak için de ona farklı bir ad takmış: Beyaz körlük.
Bunu yaparken hikayenin geçtiği ülke, yaşayan millet belli edilmemiş çünkü okuyucunun bir yargıya varması istenmemiş. Yine de her türlü insandan karakterler koyulmaya çalışılmış. Küçük bir çocuk da var yaşlı bir göz doktoru da, inançlısı ve inançsızı da. Karakterler sıfatlarla belirtilmiş. Gözyaşı yalayan köpek gibi. Bu yüzden her kesime hitap etmiş; evrenselleşmiş.
Anlatım ise okumaya alıştığımız türlerden biraz daha değişik. Öncelikle paragraf yok, romanlarda alışık olduğumuz konuşma çizgileri yok, noktayla biten cümleler nadir ve hep virgülle bitirmiş. Böyle olunca da okuyucudan dikkatli okuma istiyor kitap. Konuşmaların virgülle birbirinden ayrılması ve paragrafların fazla uzun olması başta kitaba alışmamı zorlaştırsa da alışınca kitabı okumak daha kolay ve zevkli oldu. Okurken öyle bir tokat yiyorsunuz ki yazmak için ille de gösterişe gerek olmadığını aslında yorulmadan bir hikayenin nasıl da güzel anlatılabileceğine şaşırıyorsunuz.
Onca felaketten sonra bile insanın asla vazgeçemediği şeylerin yemek yeme, dışkılama ve cinsellik gerekliliği olduğunu çarpıcı bir şekilde anlıyorsunuz. Bazen yazar bizimle konuşmaya başlıyor. Dikkatli okumazsanız neredeydim nereye geldim sorusunu sorabiliyorsunuz kendinize. Yine karakterlerin başına acaba ne gelecek, sonrasında ne olacak gibi sorular sorabildiğiniz için ve sizi biraz felsefe biraz bilgi gibi sürprizlerle karşılaştırdığı için okuma zevkli geçiyor. Sonu dışında bir distopya gibi.(1984 ,Fahrenheit451, Cesur Yeni Dünya) Son bölümde duygusallaştığımı da itiraf etmeliyim.
Son alıntım ile yorumumu bitiriyorum.
“Ne düşündüğümü söylememi ister misin, Söyle, Sonradan kör olmadığımızı düşünüyorum, biz zaten kördük, Gören körler mi, Gördüğü halde görmeyen körler.”
Kesinlikle okunulup, ders alınması gereken bir klasik eser.

Dilanur 
22 May 23:05 · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · 9/10 puan

Bu kitap hakkında ne yazsam, kitabı nasil anlatsam bilmiyorum. Çünkü ne söylesem yetersiz, eksik kalır bu kitabın mükkemmelliğinin yanında.

Öncelikle şunu söylemeliyim, son zamanlarda okuduğum en etkileyici, en çarpıcı kitaplardan biriydi benim için. Yazarın üslubuna, fikirlerine, kurgu gücüne, sanki olayları yaşıyormuşuz gibi anlatışına hayran kalarak okudum. Kitapta yer ve kişi isimleri olmamasına rağmen bu hiç sıkıntı oluşturmuyor. İlk başta garipsesemde bazı yerlerde böyle olmasına sevindim bile çünkü fazla karakter var isimler olsaydi yorabilirdi okuyucuyu. Karakterler nasıl ifade ediliyor derseniz, meslekleriyle bazı sosyal vasıflarıyla ve fiziksel özellikleriyle.

Araba kullanmakta olan bir adam kırmızı ışıkta beklerken aniden kör oluyor. Ama bu bizim bildiğimiz körlükten birazcık farklı. Çünkü bu bir beyaz körlük. Hastalığın pençesine düşenler sanki bir süt denizindeymiş gibi bembeyaz görmeye başlıyorlar. Ve bu körluk felaketi hızla artan bir ivmeyle tüm şehre yayılmaya başlıyor. Halk korku içinde ve büyük bir kaos ortamı var. Devlette korku içinde tabi ve mantıklı bir çözüm üretmek yerine çareyi bütün körleri ve yakınlarını eski boş bir akıl hastanesine kapatmakta buluyor. Bana göre kitabın en güzel yerleri burdan itibaren başlıyor. Bir akıl hastanesinde mahsur kalan yüzlerce kör ne kadar sağlıklı, huzurlu, güvende bir yaşam sürebilir hayal edelim ? İşte yazarın o insanı derin derin düşündüren, toplumsal eleştirileri bu kısımlarda yoğunlaşıyor. Daha önce de söylediğim gibi sizde adeta akıl hastanesinde yaşayan  o körlerden biri oluyorsunuz farkında olmadan. Onların yaşadıkları korkuları, hüzünleri, dehşet verici olayları sizde yaşıyorsunuz. İşte böyle düşündürücü etkileyici bir kitap.
 Tek sevmediğim yanı diyalogların virgüllerle ayrılmış olması. O yüzden biraz daha dikkat gerektiriyor okurken.1 puanımı bunun için kırdım :). Daha fazla uzatmak istemiyorum kesinlikle okunması gereken kitaplardan...

"Sonradan kör olmadığımızı düşünüyorum, biz zaten kördük, Gören körler mi, Gördüğü halde görmeyen körler... "

Anıl 
20 May 2016 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Jose Saramago, her ne kadar dünyanın sonunu körlük üzerinden getirmese de genel olarak umutsuzluk hissi ile kıyamet senaryosu oluşturmayı başarıyor. Kitabı okuduktan sonra bazı olaylarını kaç defa arkadaşlarıma büyük bir heyecanla anlattım hatırlamıyorum. Bilmiyorum dizi takip edeniniz var mı ama kitabı okurken, sık sık "Walking Dead" dizisinin bir sahnesini izliyormuşum hissine kapılıyordum. Sanırım kaos, açlık ve hayatta kalma temalarının ortak olmasından kaynaklanıyor.

Arkadaşlarıma büyük bir heyecanla anlattığım olaylardan, benim için en dikkat çekici olanını sizlerle paylaşmak istiyorum. Zaten kitabın kapağında da bahsedilen olay şöyledir; Araba kullanmakta olan bir adam, yeşil ışığın yanmasını beklerken ansızın körleşir, bu esnada başka bir vatandaş, kör olan adamın arabasını alır ve onu eve götürür. Vatandaş, kör olan adama, karısı gelene kadar kendisine eşlik edebileceğini teklif eder, fakat bu ana kadar körlüğün verdiği panik ile, kendisini eve getiren adama güvenip güvenemeyeceği konusunda tereddüde düşer ve adama teşekkür edip gitmesini söyler. Basit olarak anlatmaya çalıştığım olayda, gerçekten yardım etme amacı ile gelen vatandaş, kör olan adamın arabasının anahtarlarını istemediğini fark etmesi ile arabayı alarak gider. Velhasıl sorguladığım, içimizde barındırdığımız iyilik ve kötülük için bazı dürtülerin gerekli olduğudur ve bu dürtülerden sonra içimizde neyin (iyilik mi kötülük mü) ağır basacağını görürüz. Başka bir pencereden baktığımızda ise karanlık karanlığı doğurur şöyle ki vatandaşa güvenmeyip gitmesini söyleyen kör adam, farkında olmadan kendisine yardım eden vatandaşı, hızsızlığa teşvik eder.

Okumanızı şiddetle tavsiye ederim.

Seyid Ahmet GÜLTEKİN 
 12 Oca 2016 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 9/10 puan

Kitapta insanların birden körleşmesi Franz Kafka' nın Dönüşüm' ünü, sonrasında salgının yayılmaması yönünde hasta ve şüpheli kişilerin akıl hastanesinde karantinaya alındıklarında ki maruz kaldıkları acı durumlar da Viktor E. Frankl' ın İnsanın Anlam Arayışı kitaplarını hatırlattı bana. Yazarın kitapta mekan ve isim belirtmemesi dikkat çekiyor. Kurgusu ve anlatımı ile okuyana oradaymış ve kitap kahramanlarından biriymiş hissi veriyor. Okuduğum süre içerisinde J.C. Watts' ın ''Kişilikli olmak, kimse görmediği zaman da doğru olanı yapmaktır.'' Sözü mıh gibi çakıldı hafızama, sonrasında da şu soru oluştu beynimde; İnsanlık, öz demi yoksa göz demidir? Okuyanın pişman olmayacağı güzellikte bir roman…

Nur. 
 19 Şub 19:56 · Kitabı okudu · 7 günde

Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Portekizli yazar Jose Saramago ile "Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş" eseriyle tanışmıştım. "Körlük" okuduğum 5.kitabı. Okuyan bilir,noktalama işaretlerinde sadece nokta ile virgülü kullanır. Herkesçe kayıtsız kalınamayacak konuları akıcı bir dille , sarkastik zekasını ortaya koyarak anlatması hayranlık uyandıracak türden. Haddim olmayarak bir genelleme yapmış olacağım belki ama , belli olguları metafor olarak kullanıp okuyucuyu kitaplarına bağlamayı başaran bir yazardı Saramago. Noktalar ,virgüller ,şahıslar birbirine karışacak endişesi taşımadan kitaplarında kaybolmak mümkün.
Bu kitapta da daha önce okuduğum Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş'ta olduğu gibi, isimsiz bir ülkede olaylar geçiyor. İşlenen konu evrensel olunca ülke ya da insanların isimlerinin pek önemi kalmıyor.

Trafikte arabasıyla bekleyen bir adamın birdenbire kör olmasıyla başlıyor olaylar. Bu körlük kısa sürede tüm ülkeye hakim oluyor. İnsanların kör oluşu karanlığa bürünmekten ziyade beyaz bir körlüktür. Zamanla yaşanan olaylar öyle iç acıtıcı hale geliyor ki kitapta anlatılanlara ara verip gerçek İle yüzyüze geldiğinizde ,beyaz körlüğün insanlığı zaten sarmış olduğunu görürsünüz.
Yakınlarımıza karşı kör oluşumuz, toplumsal olaylara kör oluşumuz, bizi yönetenlere karşı kör oluşumuz ayrıca onların bize karşı kör oluşu , sorgulamadığımız her şey aslında bu kitabın bütünüdür. Ve bakmak ile görmek arasındaki o ince çizgiyi yüzümüze çarpan bu kitap tüm övgüleri hakediyor kanaatimce. Kitabın içinde geçen ,vicdani körlüğümüzü en güzel şekilde anlatan cümlelerden biriyle yorumu sonlandırıyorum. Sevgiyle kalın :)

"Gözlerimizle görmemeye başlamadan önce bizler zaten kör olmuştuk, korku bizi kör etmişti, aynı korku yüzünden körlüğümüz sürüp gidecek."

Kitaptan 216 Alıntı

Murat Sezgin 
26 Tem 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Papaz giysisi giymekle papaz olunmadığı gibi, eline asa almakla da kral olunmaz.

Körlük, José Saramago (Sayfa 233)Körlük, José Saramago (Sayfa 233)
Sadettin TANIK 
08 Eyl 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Hiçbir mutluluk sonsuza kadar sürmediği gibi, mutsuzluk da geçicidir.

Körlük, José SaramagoKörlük, José Saramago
Murat Sezgin 
 26 Tem 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Kitaplardan öğrendiğimiz, daha çok da deneyimlerimizden edindiğimiz bilgilere göre, zevk için ya da zorunlu olduğu için erken kalkan biri, çevresindekilerin horul horul uyumasına öyle pek rahat katlanamaz.

Körlük, José Saramago (Sayfa 111)Körlük, José Saramago (Sayfa 111)
Sadettin TANIK 
08 Eyl 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Kurbanın kendi celladı üzerinde hiçbir hakkı yoksa adalet yok demektir.

Körlük, José SaramagoKörlük, José Saramago
Murat Sezgin 
25 Tem 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Kendisine saygısı olan bir erkek, karşısına çıkan ilk kişiye özel yaşamını anlatmazdı.

Körlük, José Saramago (Sayfa 104)Körlük, José Saramago (Sayfa 104)
Sadettin TANIK 
08 Eyl 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Felaket herkesin başına aynı anda çöktüğünde bile bazı insanlar ötekilerden her zaman daha kötü koşullarda yaşar.

Körlük, José SaramagoKörlük, José Saramago

“Ve ağlama yeteneğimizin olması bizim için şanstır, gözyaşları çoğu kez bizi huzura kavuşturur.”

Körlük, José Saramago (Sayfa 113)Körlük, José Saramago (Sayfa 113)
Nur-AL 
02 Eki 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

...ölüm geldiğinde herkes aynı körlüğe bürünmüş olacaktı.

Körlük, José SaramagoKörlük, José Saramago
şule demir 
03 Ara 2014 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

"İnsanın düşüncelerini değiştirebilmesi için sağlam bir umuda bel bağlaması yeterli…"

Körlük, José SaramagoKörlük, José Saramago